not: 07. 01. 2005 akşamı aşağıdaki metnin cümlelerini düzeltip bazı eklemeler yaptım!

Yaşananlardan çocuklarla ilgili bazı küçük kareler, ya da geleceğimizi kurşunlarken

- Hans Christian Andersen yaşasaydı…Eğer şimdi dirilip yaşanmış olan 2004 yılına yukarıdan bir baksa idi, yazmış olduğu ”Kibritçi Kız” masalının çoktan unutulduğunu, ya da hiç okunmadığını anlardı. Doğal dengeleri yapay müdahalelerle hızla bozulup hastalanan küçük mavi gezegenin ateşi yükselirken, üzerinde yaşayan büyüklerin yüreklerinin ise aynı hızla soğuduğunu farkederdi. Ve büyüklerin kurbanlarının çoğunun çocuklar olduğunu,

- Tekrarında yarar olan bazı gerçekler; tsunami, zenginler, yoksullar…Birleşmiş Milletler, ulusal gelirlerinin yüzde 0.7’si kadar bir miktarın yardım olarak verilmesi hedefini zengin ülkelerin önüne koymuştur ve bu kabuledilmiştir. Buna karşın, 1960- 65 yıllarında yüzde 0.48 ile en yüksek  düzeyine ulaşan bu yardım, 2003 yılında yüzde 0.24’e dek düşmüştür. En düşük yardımı yapan ülke ise yüzde 0.14 ile dünyanın en zengin ülkesi ABD’dir.

- Toplumsal eşitsizliğin, doğal felaketlerin en büyük kurbanı çocuklar…Bunların bazı çeteler tarafından köle işçi olarak satıldıkları, zengin Batı’nın pedofilleri için seks köleleri olarak kullanılmak üzere kaçırıldıkları yönünde bilgiler gelmektedir. Sadece ölen insanların değil, yaşayan sahipsiz çocukların organları da alınıp zengin ülkelere satılmaktadır. Sonuçta herşey alabildiğine karanlık bir kabus gibidir ve kabusun asıl kaynağı doğal felakette değil, sosyal düzenin bozukluğunda, adaletsizliğinde gizlidir. Tsunami olmasa dahi, 2004 ve önceki yıllar, insanlığın geleceği olan çocuklar için bir felaket olmuştur.

- Türkiye’de çocuklar…Dünya çocuklarının yüzde 30'u, Türkiye'deki çocukların ise yüzde 15'i hertürlü kötülüğün kapanına yakalanma, hapse düşme, aç kalma, seks pazarında satılma, eline silah verilerek savaşa sürülme ve benzeri riskleri taşıyarak büyümektedirler

Kaynaklar

 

 

Yaşananlardan çocuklarla ilgili bazı küçük kareler, ya da geleceğimizi kurşunlarken

 

Yusuf Küpeli

 

- Hans Christian Andersen yaşasaydı…

 

Hans Christian Andersen (1805- 1875), sadece Danimarka halkının değil tüm insanlığın vicdanı olabilmiş ender kişiliklerden birisidir. Onun masalları aynızamanda büyükler içindir. Eğer şimdi dirilip yaşanmış olan 2004 yılına yukarıdan bir baksa idi, yazmış olduğu ”Kibritçi Kız” masalının çoktan unutulduğunu, ya da hiç okunmadığını anlardı. Doğal dengeleri yapay müdahalelerle hızla bozulup hastalanan küçük mavi gezegenin ateşi yükselirken, üzerinde yaşayan büyüklerin yüreklerinin ise aynı hızla soğuduğunu farkederdi. Ve büyüklerin kurbanlarının çoğunun çocuklar olduğunu, ”Kibritçi Kız”ların sayılarının milyarlara ulaştığını görürdü. Sayıları iki elin parmakları kadar olan uluslarüstü tekellerin azami kâr hırsının ağına düşmüş olan insanlığın, yalanlarla, demagojilerle, cinayetlerle geleceğini yoketmekte olduğunu, acılı bir intehar girdabına sürüklendiğini farkederdi. Ve herhalde yaşanmakta olan koşullara göre ”Kralın yeni Giysileri” masalını baştan yazmaya girişirdi… Aslında gerçekler çırılçıplak ortadadır ama, sınırsız açgözlülükler, doymak bilmez kazanç hırsları, kısa vadeli küçük hesaplar insanların önemli bir kısmının gözlerini ve ruhlarını karartmıştır.

 

- Tekrarında yarar olan bazı gerçekler; tsunami, zenginler, yoksullar…

 

Gezegenimiz canlılığını sürdürdüğü, üzerinde durduğumuz yerkabuğu altındaki ateşin üzerinde devindiği sürece depremler kaçınılmaz olarak tekrarlanacaktır. Bizlere göre çok uzun, evrenin, galaksilerin yaşına göre ise çok kısa süreçler içinde coğrafyalar, kıtaların şekillenişleri yeniden ve yeniden oluşacaklardır... Bilimin günümüzdeki verilerine göre, -eğer doğruysa- bu süreç en az 4.5 milyar yıl daha, güneş genişleyip üzerimize gelinceye, organik yaşamı yokedinceye dek sürecektir…

 

Depremler kaçınılmazdırlar ama, depremlerin ve diğer doğal afetlerin yaratmakta olduğu toplumsal felaketlerden, trajedilerden kaçınmak mümkündür. Doğal felaketlerin insanlar üzerindeki etkilerini en aza indirmek ve yaratmış oldukları yıkımları hızla tamir edebilmek olasıdır. Ve eğer sınırsız kazanç hırsı ile son 60 yıl içinde tekeller doğal dengeleri bu ölçüde bozmamış olsa idi, birbiri ardına yaşanan amansız sel baskınlarından, milyonların ölümüne yolaçan kuraklıklardan ve muhtemelen yer sarsıntısı süreçlerini de etkileyen ani iklim değişikliklerinden kaçınmak önemli ölçüde mümkün olacaktı.

 

Örneğin, aynı şiddette depremler Japonya gibi hazırlıklı ülkelerde çok az yıkıma, maddi zarara ve en çok bir elin parmakları ile sayılabilecek ölümlere neden olurlarken, Türkiye, İran ve benzeri ülkelerde onbinlerce kişinin ölümlerine ve hesapsız maddi zararlara yolaçabilmektedirler…

 

Yine örneğin, 2004 yılı biterken merkez üssü Endenozya açıklarında, Hint Okyanusu’nun dibinde olan 8 ölçeğinden daha büyük bir depremin yaratmış olduğu tsunami (liman dalgası), aynı okyanusun Asya kıyılarını, adalarını ve bir ölçüde Doğu Afrika kıyılarını ölümlere ve yasa boğmuştur. Buna karşın, zelzelenin merkezine Doğu Afrika kıyılarından çok daha yakın olan küçük Diego Garcia ”koral atoll”ünde bulunan stratejik ABD hava üssünde hiçbir zarar ve ölüm olayına rastlanmamıştır… Çünkü, zelzele olurken tesbit edilmiş ve dev dalgalar kıyıya ulaşıncaya dek gerekli önlemler alınmıştı. Ve basındaki haberlere göre, aynı uyarı Asya ülkelerine yapılmamıştır... Şüphesiz bu yaşanmakta olan insani trajedinin iç karartan bir boyutudur.

 

Sadece Irak’ı yıkmak için -yaklaşık iki yıl içinde- 200 milyar Dolar’dan çok fazlasını harcamış olan ve son askeri bütçesi 400 milyar Dolar’ı hayli aşan ABD yönetiminin, W Bush’un, felaketin hemen ardından 35 milyon Dolar gibi komik bir yardım miktarını telaffuz etmesi, ABD yönetiminin gelmekte olan tsunami felaketini bilinçli olarak haber vermediği iddialarını güçlendirmektedir… Olay bununla da sınırlı kalmamaktadır. Basındaki haberlere göre, doğal felaketleri bir silah, savaş aracı olarak kullanmak, doğadaki potansiyel felaket odaklarını, özellikle tsunami gibi felaketleri tetikleyebilmek amaçlarıyla ABD’deki militarist merkezler araştırmalar yapmaktadırlar.

  

Olayın içkarartan diğer toplumsal boyutu ise, milyarlarla ölçülen yoksullar ile sadece birkaçyüz milyon ile ölçülen varlıklılar arasındaki gelir uçurumunun hızla artıyor olmasına karşın, daha da zenginleşenlerin bencilliklerinin de aynı ölçüde derinleşmesi, yapmakta oldukları yardımların giderek azalmasıdır… Sayıları iki milyara ulaşan insan veya tüm insanlığın üçte biri günde 1- 2 Dolar gibi bir gelirle açlığın, barınaksızlığın, susuzluğun, ilaçsızlığın, eğitimsizliğin, savaşların ve kriminalitenin pençesinde kıvranırken, tsunami ve benzeri felaketlerin yaratmakta oldukları ölüm olayları ve maddi zararlar katlanarak büyümektedir. Zaten terkedilmiş insanların bu doğal felaketlerden korunabilmeleri neredeyse olanaksızdır. Yoksul halkların varlıklı ve işbirlikçi yöneticileri kendilerine ihanet etmektedir. Bu insanların haklarına elkoyarak zenginleşen dünyanın azınlığı ise, ne kararlaştırmış olduğu gibi ulusal gelirinin yüzde 0.7’si kadar düşük bir miktarını yardım olarak vermektedir ve ne de bozmuş olduğu doğal dengenin sonucu olarak artan doğal felaketlerin yoksul kurbanlarına gereken yardımı yapmaktadır.

 

Birleşmiş Milletler, ulusal gelirlerinin yüzde 0.7’si kadar bir miktarın yardım olarak verilmesi hedefini zengin ülkelerin önüne koymuştur ve bu kabuledilmiştir. Buna karşın, 1960- 65 yıllarında yüzde 0.48 ile en yüksek düzeyine ulaşan bu yardım, 2003 yılında yüzde 0.24’e dek düşmüştür.

 

Örneğin, 2004 yılı biterken yaşanan tsunami felaketinin verdiği maddi zarar 14 milyar Dolar’ın üzerinde hesaplanırken, dünyanın en zengin ülkesi ABD’nin bölgeye yollamış olduğu yardım henüz 400 milyon Dolar’ı bile bulmamıştır. Yaşanan felaketin büyüklüğü karşısında tüm zengin ülkelerin şimdiye dek yaptıkları yardımlar komik denecek düzeydedir. Avustralya 764, Almanya 670, Japonya 500, ABD 350, Norveç 180, İngiltere 95, İsveç 75 milyon Dolar yardım yollamışlardır. Bunların toplam yardımları ancak 2 milyar 600 milyon Dolar gibi komik bir sayıya ulaşmaktadır. Aynı ülkelerin insanları köpek maması için yılda 17 milyar, kozmetik maddeler veya güzelleşmek için 18 milyar, güzel kokmak için 15 milyar Dolar harcamaktadırlar. Tsunami felaketzedelerine sadece 350 milyon Dolar yollamış olan ABD’de, sayıları artan şişmanlar, zayıflayabilmek için yılda 30 milyar Dolar harcamaktadırlar.

 

Senelik petrol geliri 80 milyar Dolar’ı aşan ve sadece ABD’deki yatırımları trilyonlarla ölçülen koyu “Müslüman” Suudi Arabistan’ın yaptığı yardım ise bazı kaynaklara göre 10, diğerlerine göre 30 milyon Dolar civarındadır. İslam Konferansı Örgütü’nün başkanlığını aldığı için övünen ve sıkmabaşlı “İslamcı” bir iktidara sahibolan 70 milyonluk Türkiye’nin şimdiye dek yolladığı yardım ise sadece 1.3 milyon Dolar kadar birşeydir. Felaketin en ağırına uğrayanlar ise, dünyanın en kalabalık Müslüman nüfusunu oluşturan Endenozya halkıdır. Bilmem, ayrıca yoruma gerek varmıdır?

 

Ve şüphesiz komik olan sadece bu yardım miktarları değildir... Daha çok kendi ölen turistleri için ayağa kalkan zengin Batı, aynı duyarlılığın binde birini iki yıldır yakılıp yıkılan Irak'ın halkı, çocukları için göstermemiştir ve göstermemektedir. Yine aynı duyarlılığı Filistin halkı için de göstermemektedir. Yoksul filistinlilerin yaşamakta oldukları mülteci kampları İsrail roketleri, tankları, buldozerleri ile yıkılırken, küçük çocuklar ırkçı İsrail askerleri tarafından avlanırken, bilinçli biçimde hedef alınarak öldürülürlerken, Batı, sadece kendi kaza kurbanı turistleri için gözyaşı dökmektedir ve bunun bile ne ölçüde içtenlikli olduğu belli değildir. Ve birleşmiş Milletler Genel Sekreteri olan kişi, tsunami felaketinin yaşanmış olduğu bölgeleri TV kameraları karşısında dolaşırken, gözlerine yaşlar getirerek, "böyle bir felaket görmediğini", söylemektedir. Doğru, bu sonderece acı verici bir felakettir ama, planlanmış, bilinçli olarak gerçekleştirilmiş bir saldırı değildir. Irak'ta ise insanların kafalarına 1991 yılından beri bombalar yağarken ve 2003'den beri bu saldırı dünyada eşi görülmemiş bir yıkıma ulaşırken, acaba aynı kişi bir de Irak'a gidip TV kameraları karşısında etrafına bakarak şimdiye dek böyle bir felaket görmediğini ifade edecek dürüstlüğe ve cesarete sahipmidir? Dünyanın en eski, yedi bin yıllık medeniyeti tahribedilirken, dünyanın en tarihi zengin kentleri halkının kafasına yıkılırken, acaba aynı kişi bir de Irak'a gidip TV kameraları karşısında etrafına bakarak şimdiye dek böyle bir felaket görmediğini ifade edecek dürüstlüğe ve cesarete sahipmidir? Küçük Irak'ta öldürülenlerin sayıları onlarca ülkeyi vuran tsunami felaketinde ölenler kadarken ve bu planlı ve bilinçli cinayetler halen kesintisiz olarak sürerken, acaba aynı kişi bir de Irak'a gidip TV kameraları karşısında etrafına bakarak şimdiye dek böyle bir felaket görmediğini ifade edecek dürüstlüğe ve cesarete sahipmidir? Irak'ta dünyanın en eski yerleşim merkezleri planlı saldırılarla hayalet kentler haline getirilirken, yaralılar bilinçli olarak camilerde- evlerde öldürülürlerken, satılmak amacıyla organları alınıp insanlar öldürülürlerlerken, çocuklar ve kadınlar tecavüze uğrayıp katledilirlerken, en sapığından cinsel işkenceler günlük işler haline gelirken, acaba aynı kişi bir de Irak'a gidip TV kameraları karşısında etrafına bakarak şimdiye dek böyle bir felaket görmediğini ifade edecek dürüstlüğe ve cesarete sahipmidir? Batı'nın politik patronları ve işlerliklerini çoktan yitirmiş uluslararası örgütlenmelerin yöneticileri, tsunami felaketi karşısında timsah gözyaşları dökerken, ne ölçüde "iyi yürekli demokratlar" olduklarını göstermeye çalışmaktadırlar. Gerçekte ise, bu "krallarımız artık çırılçıplaktır"lar ve kimseyi aldatacak durumda değillerdir. Irak, Filistin ve diğerleri gözler önündedir.

 

Emperyalist savaşların, saldırıların, yıkımların, soygunların ve yaşanmakta olan derin yoksullukların, açlıkların sorumluları olan zengin emperyalist ülkeler dünyamızda yaşanmakta olan doğal felaketlerin de asıl sorumlularıdırlar. Ve bu sorumlulukları giderek daha da artmaktadır. Çünkü, dünyanın kaynaklarından en çok onlar yararlanmakta ve dünyamızı da en çok onlar kirletmektedirler. Ekolojik dengeyi bozarak doğal felaketlerin kapısını açmaktadırlar ve bu kapıdan fırlayan canavar ise yine yoksulları yutmaktadır... Dünya nüfusunun yarısını oluşturan en düşük gelir düzeyindeki ülkeler dünyada üretilen toplam değerlerin sadece yüzde 6'sı kadarını paylaşırlarken, dünya nüfusunun altıda birini oluşturan zengin ülkeler üretilen tüm değerlerin yüzde 80'i kadarını elde etmektedirler. En zengin yüzde yirmi ile en yoksul yüzde yirmi arasındaki fark 2000 yılına dek 74 misli artmıştır. USA Tarım Bakanlığı'nın verilerine göre, ülkede yenilen tüm gıdaların dörtte biri çöpe atılırken, toplam nüfusu altı milyar kadar olan dünyamızda bir milyar kadar insan günde 1 US- Doları'ndan düşük gelirle yaşamaya çalışmaktadır. Sözkonusu bir milyar insan açtır ve her yıl sadece açlık nedeniyle 30 milyonu aşkın insan ölmektedir... Yapılan hesaplara göre, USA'da çöpe atılan gıdaların sadece yüzde 5'i ile günde dört milyon insanı doyurmak mümkündür. Yoksullar ile zenginler arasındaki uçurumun hızla büyüdüğü dünyamızda, 1990 yılında en az gelişmişler kategorisinde 36 ülke varken, aynı sayı 1995'de 42'ye, 2000'de ise 48'e yükselmiştir. 

 

Atmosfere salmakta olduğu endüstri artığı zehirli gazlarlarla, taşıt araçlarının ve savaş uçaklarının egzoslarından çıkanlarla ve bazı ürünlerle dünyamızı en çok kirleten ABD'nin yönetimi, bu kirliliği sınırlamaya yönelik ”Kyoto protokolü”nü imzalamaktan kaçınmaktadır. Atmosferin kirlenmesi sonucu oluşan camekan etkisi ile dünyamızın ortalama ısısı hergeçen gün artmakta ve bu süreç doğal felaketleri görülmemiş boyutlara ulaştırmaktadır. Yine aynı kirlilik atmosferin ozon tabakasının delinmesine ve gün geçtikçe bu deliğin büyümesine yolaçmaktadır. Böylece uzaydan gelen öldürücü ışınlara karşı canlılar korumasız bırakılmaktadır. Doğanın bu tahribatı özünde insan soyuna ve diğer tüm canlı organizmalara yönelik bir saldırı niteliğindedir ve ABD yönetimi ”Kyoto protokolü”nü imzalamayarak tüm insanlığa ve canlılara yönelik saldırısını sürdüreceğini ilanetmektedir.

 

- Toplumsal eşitsizliğin, doğal felaketlerin en büyük kurbanı çocuklar…

 

Sondan başlayalım… Aradan geçen 10- 12 gün içinde tsunami felaketi nedeniyle ölenlerin sayıları 200 bine yaklaşırken, yaralananların sayıları ise 500 bini çoktan aşmıştır. Ölenlerle ilgili sayının giderek artacağı ve bölgeyi salgın hastalıkların beklediği bildirilmektedir. Eğer yeterli yardım vaktinde ulaşmazsa, bu verilen ölü sayısı kısa sürede ikiye katlanacaktır… Temiz su yetersizliği, diğer tüm temizlik gereksinimlerinin karşılanamaması, ölülerin vaktinde gömülememeleri, barınaksızlık, gıdasızlık, ilaçsızlık nedenleriyle başlayacak salgın hastalıkların ise ölüm olaylarını katlayarak artıracağı öngörülmektedir…

 

Aynı felaket nedeniyle ölenlerin üçte birinden fazlasının küçük çocuklar olduğu şimdiden bellidir. Gelecek olan salgın hastalıklar ise, zaten yeterli beslemedikleri için bünyeleri normalden çok daha zayıf olan bu güney Asya çocuklarını vuracaktır asıl olarak…

 

Tsunami nedeniyle çocukların başlarına gelenler yukarıda özetlenenlerle sınırlı değildir. Bir de, henüz tam sayıları belirsiz onbinlerce anasız- babasız yapayalnız kalmış çocuklar vardır. Ailelerini kaybeden onbinlerce çocuk vardır. Bunların bazı çeteler tarafından köle işçi olarak satıldıkları, zengin Batı’nın pedofilleri için seks köleleri olarak kullanılmak üzere kaçırıldıkları yönünde bilgiler gelmektedir. Çocukların başındaki bu bela yeni değildir ve bu köle pazarı ”hür Batı”nın, ABD’nin sistemi içindeki bazı güney ve güneydoğu Asya ülkelerindedir zaten…

 

Trajedinin boyutu alabildiğine büyüktür... Sadece ölen insanların değil, yaşayan sahipsiz çocukların organları da alınıp zengin ülkelere satılmaktadır. Kazanç amacıyla organları alınarak öldürülen çocukların yaşanan kaos içinde ölüm nedenlerini ve katillerini bulabilmek neredeyse olanaksızdır... Tsunami felaketinin ardından güney Asya’da yaşanmakta olan kaos, çocukları vicdansız organ mafyasının en büyük kurbanları haline getirmiştir. Sonuçta herşey alabildiğine karanlık bir kabus gibidir ve kabusun asıl kaynağı doğal felakette değil, sosyal düzenin bozukluğunda, adaletsizliğinde gizlidir.

 

Tsunami olmasa dahi, 2004 ve önceki yıllar, insanlığın geleceği olan çocuklar için bir felaket olmuştur. UNICEF’in ve diğer ilgili kurumların verileri, dünya çocuklarının en az yarısı için bir gerçek olan sözkonusu felaketi tüm çıplaklığı ile yansıtmaktadır… 1991 yılından beri aralıksız bombalanan, ambargo uygulamaları ile ilaçsız ve gıdasız bırakılan, 2003 başından beri korkunç bir yıkıma uğratılan Irak'ta çocukların yaşamakta oldukları trajedi tsunami felaketinin yaratmış olduğundan kat kat fazladır. Ve ayrıca bu, insan eliyle sürdürülen bilinçli bir işkencedir, cinayettir. Aynışekilde Filistin'de çocuklar ırkçı siyonist katiller tarafından "hür dünya"nın gözleri önünde hergün avlanmakta, öldürülmekte, evsiz ve yetim bırakılmaktadırlar.

 

Dünyamızda iki milyar civarında çocuk yaşamaktadır ve UNICEF’in verilerine göre bir milyar çocuk, savaşlar, HIV virüsü, Aids, derin bir yoksulluk, eğitimsizlik nedenleriyle, büyük acılar çekmektedirler. Dünyanın her köşesinden duyarlı ve düşünebilen insanların bu üzücü gerçek üzerine tepkili sözleri vardır. Örneğin, ABD, Oklohoma, Stillwater’den John Harris, ”Bir milyar çocuk derin acılar içinde iken, biz halen ’terörizme karşı savaş’ denen şeyle ilgilenmekteyiz…”, demekte ve dengeli mutlu bir dünyanın yaratılabileceğini ifade etmektedir.

 

UNICEF’in verilerine göre 121 milyon çocuk okula gidememektedir ve aynı kuruma göre istatistiklerin yetersizliği nedeniyle gerçek sayı çok daha yüksek olabilir. Bunun yanında sadece 2003 yılı içinde 150 milyon çocuk temel eğitimini yarım bırakmış, tamamlayamamıştır. Oxfam’a göre 2015 yılına dek gelişmekte olan ülkelerde fazladan 97 milyon çocuk daha okula gidemeyecektir. Gözlerden ırak ev içi işlerinde kullanılan 10 milyon çocuk, özellikle kız çocukları okulsuzdurlar. Bu çocuklar arasında AIDS yetimlerinin sayıları giderek artmaktadır. Ev içi işlerinde kullanılan çocukların çoğunun yaşları çok küçüktür. ILO’nun Haiti ile ilgili verilerine göre çalışan çocukların yüzde 10 kadarı, 10 yaşından daha küçüktür. Fas’ta (Morocco) evlerinin dışında çalışan çocukların yüzde 70’inin yaşları 12’nin altındadır. Birçok Latin Amerika ve güney Asya başkentlerinde yüzbinlerce çocuk evlerde hizmetçi olarak kullanılmaktadırlar. Bunlar, tuvaletleri, banyoları, mutfakları temizlemek gibi pis ve ağır işler yapmaktadırlar.

 

Oxfam’ın verilerine göre, eğer Birleşmiş Milletler’in koymuş olduğu yardım hedefine uyulmazsa, 2004 yılının sonundan 2015 yılının başına dek, gelecek 10 yıl içinde gelişmekte olan ülkelerde fazladan 45 milyon çocuk daha ölecektir. Aynı kuruma göre, 2002 yılında gelişmekte olan ülkelerde 5 yaşın altında 10.5 milyon çocuk ölmüştür. Eğer Birleşmiş Milletler’in yardım hedefine uyulsa idi, aynı yıl iki milyon daha az çocuk ölecekti. Aslında Birleşmiş Milletler’in koyduğu hedef olan ulusal gelirin sadece yüzde 0.7’lik kısmının yardım olarak verilmesi bile sorunu çözemeyecek kadar azdır ama, buna bile uyulmamaktadır. En düşük yardımı yapan ülke ise yüzde 0.14 ile dünyanın en zengin ülkesi ABD’dir. Buna karşın, bilindiği gibi, ABD’nin askeri bütçesi, tüm NATO ülkelerinin, Japonya’nın ve Güney Kore’nin toplam askeri bütçelerinden onmilyarlarca Dolar daha fazladır. Ve ABD yönetimleri, insanların, özellikle çocukların yaşamlarını kurtaracak yardımları yapmaktan kaçındığı ölçüde, yıkmak, sadece yıkmak için alabildiğine cömert davranmaktadır. ABD'nin 2003 baharından 2004 sonuna dek Irak'ı yıkmak için, sadece yıkmak için yapmış olduğu masraf çoktan 200 milyar Dolar'ı aşmıştır. Ve orada'da insanlar, yaşlılar, kadınlar, çocuklar, özellikle çocuklar derin acılar çekmekte, işkence görmekte ve bilinçli olarak öldürülmektedirler... Irak halkı kısa süreli kaçınılamaz doğal bir tsunami felaketi ile değil, 1991 yılından beri aralıksız süren ve 2003 yılında görülmemiş boyutlara ulaşan bilinçli, planlı bir emperyalist saldırı ile, dünyanın en büyük militarist gücünün kesintisiz ağır bombardımanı ile tüm "hür dünya"nın gözleri önünde yokedilmektedir.

 

Bilindiği gibi aşı, çocukları sıradan hastalıklardan koruyabilmektedir ve maliyeti ise çok düşüktür. Buna karşın Dünya Sağlık Örgütü’nün ve UNICEF’in verilerine göre, dünyadaki çocukları 20’de 1’inden daha azı aşılanabilmektedir. Aynı rapora göre, dünyamızdaki çocukların dörte biri korunulabilir hastalıklara karşı savunma olanaklarından tamamen yoksundurlar. Gelişmekte olan ülkelerde yılda sadece Hepatit B (birçeşit sarılık) nedeniyle 520 bin, Haemophilus iltehabı tip B (mikroorganizmaların, streptococcus vs. gibi bakterilerin etkisiyle küçük dilin iltihaplanıp şişmesi, yüksek ateşe, solunum zorluğuna neden olması veya halk dilindeki adıyla boğmaca) nedeniyle 450 bin çocuk ölmektedir. Halbuki temizlik kurallarına uyulması, aşı ve sıradan antibiyotiklerle bu hastalıkları kolayca önlemek mümkündür. Buna karşın gelişmekte olan ülkelerin kişi başına yıllık ortalama sağlık harcamaları 6 Dolar’dan daha düşüktür. Ve neyazıkki sıtma gibi önlenebilir bir hastalık, yılda, -çoğu Afrikalı çocuk olan- bir milyon insanı öldürmektedir. Çaresi çoktan bulunmuş verem (tüberküloz) ise, sadece 2000 yılında çoğu yoksul ülkelerden 1.7 milyon insanın ölümüne neden olmuştur.

 

Doğu Avrupa’nın ve Orta Asya’nın 27 ülkesini kapsayan UNICEF raporuna göre, bu ülkelerde sayıları 44 milyona ulaşan çocuk derin bir yoksulluk içinde yaşamaktadır. Anlaşılan ”özgürlük” ve NATO üyeliği Doğu Avrupa’nın çocuklarına aynen Filipinler’de olduğu gibi çöplüklerde gıdalarını arama olanağı vermiştir. Bunlarla ilgili fotoğrafları edinmek zor değildir.

 

UNICEF’in 2004 yılı Aralık ayı verilerine göre bir milyar çocuk derin bir yoksulluğun, AIDS’in ve savaşların pençesindedir. London School of Economics’in ve Bristol University’nin araştırmalarına göre, 640 milyon çocuk yeterli barınaktan, evden yoksundur. Aynı araştırmaya göre 400 milyon çocuk temiz, güvenlikli sudan, 270 milyon çocuk sağlık hizmetinden ve çoğu kız olan 140 milyon çocuk ise eğitim hizmetinden tamamen yoksundur. Bunun yanında 700 milyon çocuk ayrılıkların, terkedilmişliklerin en az bir çeşidinin acısını yaşamıştır. Ve 1990 yılından günümüze dek savaşlarda ölen 3.9 milyon kişinin yarısını çocuklar oluşturmaktadır. Son iki yıl içinde, 2001- 2003 yıllarında 15 milyon çocuk sadece Aids nedeniyle ana ve babasını veya en az bunlardan birini yitirmiştir. Dünyamızda hergün beş yaşın altında 29 bin çocuk korunulabilir hastalıklar nedeniyle ölmektedir. Bunların çoğunluğu Sahra’nın güneyindeki Afrika ülkelerinin ve ”hür dünya”ya katılan eski Sovyet Cumhuriyetleri’nin çocuklarıdır.

 

- Türkiye’de çocuklar…

 

Basındaki son bilgilere göre Türkiye’de 40 bin çocuk sokaklarda yaşamaktadır ama, daha güvenilir kaynakların ifadeleri ile bu sayı aslında yüzbinleri bulmaktadır. TBMM Sokak Çocuklarını Araştırma Komisyonu’nun raporuna göre, mafya örgütlenmeleri bu çocukları uyuşturucuya alıştırmakta, fuhşa zorlanmakta ve bunların porno filmlerini çekerek yüksek kazançlar elde etmektedir. Aynı örgütlenmenin içinde olmaları mümkün görülen Kuşadası otelcileri bu gerçekçi rapora büyük tepki göstermişlerdir. Buna karşın, özellikle İstanbul gibi büyük kentlerde alabildiğine artan ve hergün TV ekranlarına dahi yansıyan çocuk suçları olayın hiçte uydurma olmadığının en somut kanıtıdır.

 

Gelir uçurumlarının derinleştiği, kırsal alanlardan kentlere amansız bir göçün yaşandığı Türkiye’nin giderek daha fazla Filipinler’e veya Tayland’a benzemeye başladığı ortadadır… Üç yıl önceki verilere göre Türkiye'de istatistiklere girebilen 600 bine yakın kimsesiz çocuk vardır ve bunların 200 bine yakını sokaklarda yaşamaktadır. Filipinlerde olduğu gibi Batı'nın varlıklı pedofilleri için turistik yerlerde çocuk fuhşu çoktan başlamıştır. Dünya çocuklarının yüzde 30'u, Türkiye'deki çocukların ise yüzde 15'i hertürlü kötülüğün kapanına yakalanma, hapse düşme, aç kalma, seks pazarında satılma, eline silah verilerek savaşa sürülme ve benzeri riskleri taşıyarak büyümektedirler. UNICEF’in raporuna göre 2002 yılında Türkiye genelinde 1056 çocuk cinsel istismara maruz kalmıştır. Ve yine basındaki haberlere göre artan yoksullaşma ile koşut olarak fuhuş sektöründeki kadınların sayıları yüzbinlerle ifade edilmeye başlanmıştır ve 30 bini çok aşkın kadın resmi fuhuş izni alabilmek için sırada beklemektedir.

 

Bundan üç yıl önceki verilerle Türkiye genelinde 7- 13 yaş grubundaki kız çocuklarının yüzde 32 kadarı, aynı yaş grubundaki erkek çocuklarının ise yüzde 21'den biraz fazlası okula gidememektedir. DİE'nin son verilerine göre, okul masrafları pahalı olduğu için kız çocuklarının yüzde 25.5'i, erkek çocukların ise yüzde 21.1'i aileleri tarafından okula gönderilmemektedir. Kız çocuklarının okula gitmeme oranındaki rekor yüzde 61.5 ile Kürt halkının yaşadığı Diyarbakır ilindedir. Yine UNICEF’in 2004 yılı Eylül ayı verilerine göre, Türkiye’de kızların okula gitme oranları İran ve Suriye’nin gerisindedir ve 640 bin kız çocuğu okula gitmemektedir. Yine aynızamanlı haberlere göre ülkede 60 bin okul hizmet dışındadır...  

 

Günümüzden üç yıl önceki verilere göre Türkiye'de yaşayan 6- 14 yaş arasındaki 12 milyon kadar çocuğun 4 milyon kadarı çalışmaktadır. Günde 10- 14 saat çalıştırılan bu çocuklar ayda 80 milyon TL (117 US- Doları) kazanmaktadırlar ve bunların yaklaşık yarısı işyerlerinde dayak yemekte, şiddete maruz kalmaktadır. Devlet İstatistik Enstitüsü DİE'nin 2001 başında basına yansıyan verilerine göre, Türkiye'de 6- 17 arasında 16 milyon kadar çocuk vardır. Bunların 1 milyon 635 bini ailelerinin geçimini sağlamak amacıyla sokaklarda çalışmaktadır. Çocukların yüzde 34 kadarı kentlerde, yüzde 66 kadarı ise kırsal kesimde çalışmaktadır. Yaklaşık 14 milyon insanın günde 1 Dolar civarında gelirle yaşamak zorunda kaldığı Türkiye’de yoksulluğun ve açlığın en ağır darbesini çocuklar yemektedirler. Büyük kentlerde çöplerin içinden gıda artıkları toplayıp karınlarını doyurmaya çalışan ve çoğunluğu çocuk olan insanların görüntüleri artık TV ekranlarına yansımaktadır... İçinde olduğumuz 2005 yılına girilirken basına yansıyan bir habere göre, çöplükten aldıkları gıdalar nedeniyle 12 kişi zehirlenmiştir.

 

Üç yıl önceki verilere göre, Kürt halkının çoğunlukta olduğu doğu illerindeki çocukların yüzde 30'u, batı illerindekilerin ise yüzde 10 kadarı kronik beslenme yetersizliği ile karşı karşıyadır. Beş yaşın altında 1,5 milyondan fazla çocuk nüfus kayıtlarına geçmemiştir. Derinleşen ekonomik krizle birlikte hergün daha fazla çocuğun sokaklarda çalıştığı veya küçük hırsızlık olaylarına karıştığı basın organlarında yazılmaktadır. Ve artık 2004 yılı sonunda çocukların kullanıldıkları kapkaç olayları, aynı olaylarda işlenen cinayetler toplumu sarsmaya başlamıştır. Bu iş için hızlı koşabilen çocukların yoksul ailelerinde kiralanarak İstanbul’a getirildikleri ortaya çıkmıştır... En acıklısı, bilindiği kadarıyla 100 binin çok üzerinde çocuk ucuz elde edilebilen uçucu uyuşturucular kullanmaktadırlar ve sokaklarda çalışma yaşı 3’e dek düşmüştür. Yine üç yıl önceki verilere göre, Türkiye'de bebek ölümlerinin toplam ölümlere payı yüzde 34'e yakındır... Türkiye nüfusunun yüzde 19 kadarının, yaklaşık 15 milyon kişinin evlerinde temiz içe suyu yoktur. Ülkedeki evlerin yüzde 35 kadarının kanalizasyon bağlantıları yoktur. Ve bu oran doğudaki illerde yüzde 85’e dek yükselmektedir.

 

Ve 2004 yılının son ayında Türkiye, 21 Kasım 2004 günü Mardin- Kızıltepe’de evinin önünde otururken babası ile birlikte kurşunlanarak öldürülen 12 yaşında bir çocuğun haberi ile sarsılmıştır. Meclis İnsan Hakları Komisyonu’nun ve CHP heyetinin raporlarına göre, herhangi bir çatışma belirtisine rastlanmadan çocuğun çelimsiz gövdesine 13 kurşun saplanmıştır. Kimlikleri gizlenen ve korunan görevlilerin nasıl hastalıklı bir psikoloji ile bu cinayeti işlemiş oldukları bilinemese de, sözkonusu cinayetin özellikle Kürt halkı arasında devlete duyulan güveni iyice sarsacağı ortadadır. Aslında hastalıklı düşünce yapıları ile ve belki de PKK militanları tarafından öldürülmüş olan arkadaşlarının intikamını aldıklarını sanarak o çocuğu kurşunlamış olanlar, aslında bağlı oldukları devleti ve Türk halkı ile Kürt halkı arasında kurulması zorunlu kardeşliği kurşunlamışlardır.

 

Ve neyazıkki insanlar yalnız Türkiye’de değil tüm dünyada geleceklerini kurşunlamakta, yoketmektedirler. Azami kâr hırsı ile işlenen cinayetlerin, yapılan tüm ahmaklıkların ağırlıkları giderek daha da büyümektedirler. Hem bu nesiller ve hem de gelecek nesiller işlenen tüm suçların bedellerini fazlasıyla ödemek zorunda kalacaklardır. “Kibritçi Kız”ların sayıları artıkça, dünya daha zor yaşanır bir gezegen olacaktır.

 

yusuf@comhem.se

6 Aralık 2005

 

Kaynaklar:

 

http://www.unicef.org/  

http://news.bbc.co.uk/2/hi/europe/3737282.stm

http://news.bbc.co.uk/2/hi/talking_point/4081987.stm

http://www.commondreams.org/headlines04/1206-06.ht...

http://www.smh.com.au/news/World/Rich-nations-let-children-die-Oxfam/2004/12/06/1102182227771.html?oneclick=true

http://www.unwire.org/Features/Columns/522_25222.asp

http://www.news24.com/News24/World/News/0,,2-10-1462_1631796,00.html

http://www.commondreams.org/headlines02/1120-02.htm 

http://www.cnn.com/2003/EDUCATION/11/18/education.aid.reut/

http://www.theatlantic.com/foreign/unwire/crossette2004-06-28.htm
http://www.truthout.org/docs_04/120304K.shtml

http://timesfoundation.indiatimes.com/articleshow/518973.cms

http://www.worldrevolution.org/newsfeature/21

http://www.worldrevolution.org/article/1689

http://www.worldrevolution.org/newsfeature/22

http://www.worldrevolution.org/article/1692

http://www.europaworld.org/week195/poor81004.htm

http://www.cnn.com/HEALTH/9807/04/aids/

http://www.milliyet.com.tr/2004/12/28/

http://www.milliyet.com.tr/2005/01/01/guncel/axgun01.html

http://www.milliyet.com.tr/2005/01/01/guncel/axgun01.html

http://www.ozgurpolitika.org/2004/12/29/hab13.html

Yusuf Küpeli GÜNDELİK ALIŞILMIŞ İŞLER

http://www.sinbad.nu/