ABDyi YargılamakEmrah Göker
Geçen hafta Cumartesi günü, 8 Mayıs, New Yorktaki savaş karşıtları için heyecanlı bir gündü: ABD ve işbirlikçilerinin Irak halkına ve tüm dünyaya karşı işlediği suçların hesabını sormak ve savaşa karşı radikal bir toplumsal hafıza yaratmak amacıyla yola çıkan Irak Dünya Mahkemesi (World Tribunal on Iraq, WTI) hareketinin en son oturumu köklü bir sanat ve bilim okulu olan Cooper Unionın 1000 kişilik tarihî Büyük Salonunda toplandı. Bir çok anaakım ve alternatif medya ekibinin ve yüzlerce insanın izlediği oturumun 10 yorucu ama öğretici ve meydan okuyucu saati boyunca Irak savaşı ve işgali sırasındaki kanunsuzluklar ve adâletsizlikler belge ve tanıklıklarla ifşâ edildi. Suç unsuru teşkil eden pratikler avukatlar tarafından 3 kısımda ele alındı: Savaş-öncesi hazırlık döneminde işlenen suçlar, savaşın icrâsı sırasında işlenen suçlar ve hâlen süren işgal boyunca işlenen suçlar. Avukatların sunuşları vicdan jürisi görevini üstlenen 13 kişilik sanatçı, hukukçu, eylemci ve akademisyen ekibi tarafından dikkatle dinlendi; jüri üyeleri her bölümün sonunda avukatlara sorular yönelttiler ve günün sonunda (tabii ki beklendiği gibi) ABDnin Irak operasyonunu ve işgalini uluslararası hukuğa ve dünya halklarının vicdânına aykırı bulan bir sonuç bildirgesi okudular. WTI hareketinin tohumları 2003 senesi boyunca Berlin, Cakarta, Cenova, Paris ve Cancunda yapılan savaş karşıtı toplantılarda atılmıştı. Mayıs 2003 Cakarta Barış Konsensusu, ardından Brükseldeki Bertrand Russell Vakfının örgütlediği Avrupa Barış ve İnsan Hakları Ağı Konferansında ABDye karşı gelişen küresel tepkiyi temsil edebilecek bir uluslararası savaş suçları mahkemesi fikri olumlandı. Türkiyeli eylemciler 2003 yazında hareketin koordinasyonu ve Brüksel, Hiroşima, New York ve oturumların örgütleneceği diğer şehirlerdeki koalisyonlarla iletişim görevini üstlendiler, Ekim 2003 sonunda İstanbulda yapılan uluslararası toplantı ile WTIın çatısı oluşturuldu. New Yorktaki Türkiyeli savaş karşıtları olarak bizler de, Barış İnsiyatifi/Türkiye grubumuzun kaynaklarını zorlayarak, Birleşmiş Milletlere evsahipliği yapan ve 11 Eylül saldırılarının hedefi olmuş bu şehirde bir mahkeme örgütlemek için bir koalisyon bir araya getirmeye koyulduk. Bu koordinasyon faâliyetinde Eylül 2003ten Mayıs 2004e kadar canla başla çalışan dostlarımız Ayça Çubukçu, Başak Ertur ve Koray Çalışkanın katkılarını özellikle not etmek isterim, onlar (ve onlarla beraber, New York Üniversitesinden Filistinde Adâlet Yanlısı Öğrenciler grubu) olmasaydı bu önemli olay gerçekleşemezdi. İşin başında iki-üç grup koordinasyon komitesindeydi, ama 8 Mayısa kadar aralarında en geniş ulusal savaş karşıtı koalisyonlar ve Yeşil Parti olmak üzere 50den fazla örgüt mahkemeyi destekledi. Hemen hepsi Barış İnsiyatifi/Türkiye ve Filistinde Adâlet Yanlısı Öğrenciler örgütlerinden gelen 30 kadar gönüllü 8 Mayısın sahne arkasında çalıştılar. New York oturumunun vicdan jürisi ileriki haftalarda bulgularını ayrıntılı bir rapor haline getirecek ve bundan önceki ve sonraki oturumların sonuçlarının bir araya getirileceği, 2005te İstanbulda yapılacak toplantıya sunacak. İlhâmını Türkiyeden Mehmet Ali Aybarın da katıldığı, ABDnin Vietnamda işlediği suçları konu alan 1967 Russells Mahkemesinden alan WTI hareketi, emperyalizmin keyfî ve saldırgan politikaları yüzünden sakat bırakılan uluslararası hukukun işleyişi hakkında, ve özellikle insanlık suçları karşısında adâlet arayışı hakkında önümüze zorlu meseleler koyan bir hareket. WTI hareketi içinde sıkça tartışılan bir husus, uluslararası hukukun kime âit olduğu, meşruiyetini devlet temsilcileri arasındaki uzlaşmalardan mı, yoksa dünya halklarının toplumsal hareketler üzerinden ifâde bulan etik ve politik irâdelerinden mi aldığı idi. Bu mesele çeşitli yönleriyle New York oturumuna nasıl biçim verileceği tartışılırken de kendini duyurdu devletler nezdinde, yerleşik uluslararası hukuk ilkeleri nezdinde tanınmayan bir mahkeme formatı nasıl meşru olabilirdi? Üstelik sanık konumundaki tarafın temsil bile edilmediği bir biçemde? Koalisyon içindeki, uluslararası yasalara riâyet edilmesinin adâlet tedârik edebileceğine inancı daha güçlü olan hukukçu muhâliflerle, adâletin devletlerin tekelindeki bir küresel hukuk platformunda bulunamayacağını düşünen eylemci muhâlifler arasında üretken bir gerilim olduğu söylenebilir bu bağlamda. Örneğin, meydan okuyucu açmazlardan biri şuydu: İşgalci gücü bağlayan Cenova protokollerine riâyet edilmediğini hukuk alanında göstermek, meşru bir işgal talep etmek demek değil midir? Ya da: Mart 2003 saldırısı, Birleşmiş Milletler protokollerindeki savaş açma kurallarına aykırı olduğu için kanunsuzdur, ama o zaman, 1991 Körfez Savaşı bu protokollere uyarak meşru ve adâletli mi bir şekilde mi icrâ edilmiştir? Kanımca bugün, ABDnin süregiden haydutluğu sâyesinde, dünya devletleriyle dünya yurttaşları arasında barış ve güvenlik nasıl sağlanır? sorusuna verilen yanıt üzerinden çok ciddî bir uçurum olduğu ortaya çıktı. Bugün bunu göz önüne almayan bir adâlet mücadelesi antikapitalist hareketlerle savaş karşıtı muhalefet arasındaki ahbaplığı ve dayanışmayı görmemekle kalmaz, zamanla kısır uluslararası hukuk tartışmalarının içine hapsolmuş bulur kendini diye düşünüyorum. Birleşmiş Milletler projesi ya bugünkü emperyalist devletlerin hâkimiyetindeki hastalıklı hallerinden kurtarılmak üzere köklü bir biçimde yeniden düşünülmelidir, ya da tüm halk hareketlerinin alternatif dayanışma arayışları çizgisinde, sona erdirilmelidir. Halkların muhalefeti ve devletlerarası hukuk dışında bir yerde adâlet arayışları çerçevesinde sadece ABD veya İngiltere hükümetlerinden hesap sorulmamalı, bu ülkelerin yurttaşlarının da işlenmeye devam eden suçların sorumluluğunu paylaştıklarında ısrar edilmelidir. New Yorktaki oturum bu yolda ABDnin emperyalist faâliyet tarihini ABD halkına hatırlatan ve ülke içinde inşâ edilen muazzam ulusal güvenlik rejiminin Irak halkına uyguladığı insanlık dışı şiddete karşı harekete geçmelerini salık veren bir müdahale idi. Bugün ABDde politikayı tekelleştirmiş iki parti ile halk arasında ciddi bir uçurum olduğu söylenemiyor maâlesef. Savaş karşıtı hareket dünyanın her yerinde bu uçurumu sosyal adâlet adına genişletmeye ve emperyalizmin işbirlikçisi devletleri ve ulusal burjuvazileri marjinalleştirmeye çalışmalıdır. 8 Mayıs oturumunun ve dinamik WTI hareketinin adâletin bu doğrultudaki tahayyülüne eşsiz bir katkı olduğu fikrindeyim.
Turkiyeli savas karsitlarinin da onemli bir parcasi oldugu Irak Dunya |