BAZI YAZIM HATALARI ve BOZUK CÜMLELER 16 ve 18 OCAK GÜNLERİ DÜZELTİLDİ!

Gerekli başlangıç notu: “Dünya imparatorluğu yolunda denizlerde egemenlik” başlıklı aşağıdaki 12 punto ile 10 sayfa (normal A4 dosya sayfası) tutan metin, aslında çok daha geniş bir bütünün parçası olarak 2003 yılında kaleme alınmıştır ama...

 

Yusuf Küpeli, Dünya imparatorluğu yolunda denizlerde egemenlik

 

- Egemenliğe doğru ve kısaca jeoplitik teoriler

(...) ABD, 20 nisan 1898’de İspanya’ya karşı savaş ilanedecekti. Aynı yılın agustos ayında İspanya’ya karşı savaşı kazanan ABD, tarihinde ilk kez denizaşırı sömürgeler elde edecekti. Filipinler, Guam, Puerto Rico, Hawai, ABD’nin eline geçeceklerdi. Bu yıllarda ABD’nin nüfusu ancak 63- 65 milyon civarındaydı ve Amerika Birleşik Devletleri artık bir... (...) Amerikalı Amiral Alfred Thayer Mahan (1840-1914), “denizlerde güçlü olanın dünya ticaretini, zenginliklerini ve ekonomik kaynaklarını daha rahatlıkla denetleyebilecegini ve savaşları kazanacagını...

 

- Denizlerde egemenliğin aygıtları, ABD filoları

ABD’nin dünya hakimiyeti için “kenar kuşak” dediği coğrafya’da oluşturduğu ve oradan Asya içlerine doğru yayılan askeri üs zincirini tamamlayan deniz hakimiyeti -ayrıntılı olmayan bir anlatımla- şu şekilde gelişmektedir... (...) Kasım 2002 verilerine göre, ABD deniz filosunda 383.938 aktif görevli vardır ve bunların 54.667 tanesi subaydır... (...) filo için 159.098 hazır yedek vardır...

 

- Türkiye’yi de yakından ilgilendiren 6. Filo ve ABD- Türkiye ilişkileri üzerine bazı notlar

(...) 1960’lı yılların sonundaki Türkiye’de büyük protestolarla karşılanan ve uzun yıllar Türkiye limanlarına rahatça uğrayamayan 6. Filo, ABD’nin Akdeniz’deki vurucu güçü olarak NATO ile yaşıttır ve ortaklık içerisindedir. Her ikisi de, 6. Filo’da, NATO’da...

 

Gerekli başlangıç notu:

 

“Dünya imparatorluğu yolunda denizlerde egemenlik” başlıklı aşağıdaki 12 punto ile 10 sayfa (normal A4 dosya sayfası) tutan metin, aslında çok daha geniş bir bütünün parçası olarak 2003 yılında kaleme alınmıştır ama, araya başka işler girdiği için unutulup basılmamıştır.

 

ABD filosunun özellikle Basra Körfezi ve Afrika Boynuzu (Cibuti, Eritre, Ethopia/ Habeşistan ve Somali) adını alan coğrafyalarda yeniden saldırganlaştığı günümüzde (Ocak 2007), bu metnin -henüz tamamlanmayı bekleyen- bütünden ayrı olarak basılabileceğini ve içindeki bilgilerin yararlı olacağını düşündüm.

 

Metin de yeralan ABD deniz gücü ile ilgili bilgiler 2003 yılına kadar olanları içermektedir ama, o günlerden bugüne (2007 başına) dek geçen yaklaşık dört yıl içinde ABD deniz kuvvetleri içinde çok büyük bir değişiklik olmadığı kanısındayım. O nedenle aşağıdaki metnin aktüalitesini koruduğunu sanmaktayım.

 

İyi okumalar dileğiyle.

 

Yusuf Küpeli

15 Ocak 2007

 

Dünya imparatorluğu yolunda denizlerde egemenlik

 

Yusuf Küpeli

 

- Egemenliğe doğru ve kısaca jeoplitik teoriler

 

Osmanlı İmparatorluğu’nun eski ticaret yolları, Akdeniz ve Kuzey Afrika üzerindeki egemenliği, Batı’yı yeni yollar aramaya zorlamıştı. Çağın en üstün denizcilik bilgilerine sahip Arap halkların mirası üzerine oturan İspanya ve Portekiz, bu işte başı çekmişti... İspanya kıralı II. Filip (Philip II; hükümdarlığı, 1556- 98), günün en güçlü imparatorluğunun başındaki kişi olarak 1580’li yıllarda dünya halklarının dörtte birine hükmetmekteydi. O, bu denizaşırı egemenliğini yeryüzünün en güçlü donanmasına sahibolması ile sağlayabilmişti... (bak: Herman Lindqvist, Historien om Spanien, Bra Böcker, Höganäs, 1991)

 

Talan ettikleri Orta ve Latin Amerika’da milyonlarca yerliyi katleden ispanyolların egemenlikleri, Karayip Adaları’ndan, Küba’dan, şimdiki ABD’nin doğusundaki Florida’dan, batısındaki Kalifornia’ya dek uzanmaktaydı. Yine onlar, Meksika’ya, tüm Orta Amerika’ya, Latin Amerika’nın kuzey kıyılarına, Latin Amerika’nın Pasifik kıyılarına (batı kıyıları), Peru ve Şili gibi ülkelere, Arjantin’in büyük bir bölümüne ve doğudaki Buenos Aires limanına egemendiler. Batı Afrika’da kanarya adalarına, Sardinya ve Sicilya dahil Çizme’nin güneyine, Orta ve Kuzey Avrupa’da birtakım topraklara hükmetmekteydiler. Başkent Manila’yı da içine alan Filipin adaları ellerine geçmişti... (bak: aynı kitap)

 

Protestan İngiltere kraliçesi I. Elisabet’e (Elizabeth I; kraliçeliği, 1558- 1603) karşı başkaldırmış olan İskoçya Kraliçesi Katolik Maria Stuart’ın İspanya ve Fransa’dan yardım istemesinin ardından tutsak düşmesi üzerine, ve Vatikan’ın da kışkırtmaları ile, gücünden enmin mağrur II. Filip, 1588 yılında, İngiltere’yi istila etmek üzere 30 bin asker (Britannica’ya göre, 31 bin asker ve 2 431 top) ile birlikte 130 gemiden oluşan güçlü bir filo yollayacaktı. Savaşın planını da bizat kendisi yapmıştı... İngiltere’nin güney kıyılarında, İngiliz Kanalı’nda, manevra olanakları dar bir alana tüm gücüyle yanaşmış olan sözkonusu büyük filo, 27- 29 Temmuz 1588 günlerinde, gücü daha zayıf İngiliz filosu karşısında ağır kayıplar verecek ve 30 Temmuz günü 60’ı aşkın gemisini ve 15 bini aşkın askerini yitirmiş olarak ağır bir yenilgiye uğrayacaktı. (bak: aynı kitap; ve Edited by Kenneth O. Morgan, The Oxford Illustrated History of Britain, Oxford University Press, 1987) Britannica’ya göre, 10 gemi İngilizlerin eline geçer veya batırılırken, 23 İspanyol gemisi de fırtına nedeniyle batmıştı. Diğerlerinin batış nedenleri tam bilinmiyordu. Muhtemelen 85 gemi İspanya’ya geri dönebilmişti...

 

Bu trajik yenilgi ve zafer, İspanya’nın denizlerdeki ve dünyadaki egemenliğinin sonu olurken, İngiltere’nin yükselişinin başlangıcı olacaktı. İngiltere, İspanya’nın egemenlik alanlarını kat kat aşan, alt kıta Hindistan'ı, kuzey Amerika'yı, Avustralya kıtasını, Afrika'nın geniş bölümlerini içine alan bir imparatorluk kuracaktı. İngiltere, sözkonusu “üzerinde güneşin batmadığı” denizaşırı imparatorluğunu, belirli stratejik noktalara, su geçitlerine kurduğu üslerle güvenlik altına alabilecekti ama, bu üsler günümüz ABD’sinin üslerinin yanında hesaba bile katılmayacak kadar azdılar... ABD, 2003 yılı verilerine göre, 130 ülkede 702 adet denizaşırı üsse sahiptir. Ve ayrıca ABD içinde ise 6000 diğer askeri üssü bulunmaktadır...

 

Çin limanlarını İngiliz ticaret gemilerine özgürce ve gümrüksüz açma ve Hindistan’da üretilen Afyon’un Çin’de özgürce satma haklarını elde edebilmek için İngiltere Kırallığı’nın Çin’e karşı başlattığı ve iki bölümden oluşan “Afyon Savaşı”nın (1839- 42) birinci bölümü 1842 Nanjing Anlaşması ile noktalanacaktı. Aynı anlaşma ile aralarında büyük Shanghai limanının da olduğu beş büyük Çin limanının İngiliz ticaret gemilerine ve ticaretine sınırsız açılmaları kabuledilmişti.

 

Yukarıda özetlenen olayın hemen ardından, en önemli İngiliz kolonisi haline gelmiş olan Hon Kong’un bitişiğinde duran Çin’in güneydeki büyük limanı ve ticaret merkezi Kanton’da (Canton), Guangzhou’da, Arrow adlı bir ingiliz gemisinin Çinli yetkililerce gizlice aranmış olmasını bahane eden sömürgeci güçler, 1856 yılında Çin’e yeniden saldıracaklardı. Böylece ABD’nin de içinde yeralacağı “Afyon Savaşı”nın ikinci perdesi açılacaktı. Tientsin Anlaşması (1858) ve Pekin Konvansionu (1860) ile sonuçlanacak bu emperyalist saldırıdan Washington’da kazançlı çıkacaktı.

 

Bu ikinci askeri müdahaleye İngiliz donanmasının yanında Fransız ve Rus güçleri, ve artık denizaşırı koloniler elde etmeye başlamış olan ABD gemileri ve askerleri de katılacaklardı. Sonuçta, 1858 yılında imzalanan Tianjin (Tientsin) anlaşması ile Çin, 11 büyük limanını daha adıgeçen sömürgeci güçlere açmak zorunda kalacaktı... Washington’un da Çin’de ticari imtiyazlar elde etmesi ile sonuçlanan bu olay, ABD’nin denizaşırı ilk büyük operasyonu olacaktı...

 

Küba’nın 1895’te İspanya’ya karşı ayaklanması ile birlikte ABD, 20 nisan 1898’de İspanya’ya karşı savaş ilanedecekti. Aynı yılın agustos ayında İspanya’ya karşı savaşı kazanan ABD, tarihinde ilk kez denizaşırı sömürgeler elde edecekti. Filipinler, Guam, Puerto Rico, Hawai, ABD’nin eline geçeceklerdi. Bu yıllarda ABD’nin nüfusu ancak 63- 65 milyon civarındaydı ve Amerika Birleşik Devletleri artık bir İmparatorluk konumundaydı...

 

Amerikalı Amiral Alfred Thayer Mahan (1840-1914), “denizlerde güçlü olanın dünya ticaretini, zenginliklerini ve ekonomik kaynaklarını daha rahatlıkla denetleyebilecegini ve savaşları kazanacagını”, iddia edecekti. Mahan’ın teorisini geliştirdigi zaman dilimi, ABD emperyalizmine kendi kıtasının sınırlarının dar gelmeye başladığı, deniz aşırı ülkelere yayıldığı ve güçlü bir donanmaya gereksinim duydugu bu döneme denk düşmektedir...

 

Sonuçta Mahan’ın donanmanın görevi ile ilgili stratejisi hem donanma ve hem de ABD başkanlarından Theodore Roosevelt (26. başkan, 1901- 1909) tarafından benimsenecekti... Pasifik ve özellikle Filipinler üzerine Japonya ile sürmekte olan savaşı bitiren, ve Pasifik ile Atlantik’i birleştiren Panama Kanalı’nın açılması işini (1904) başlatan aynı başkan, Theodore Roosevelt olacaktı... 

 

Zamanın en büyük dünya imparatorluğu “Büyük Britanya”nın yanında yamak olarak yayılmaya başlayan ABD, II. Dünya Savaşı ile birlikte ve İngiltere’nin gücünü kat kat aşan bir güçle patronluğunu ilanedecek, eski patronunu ise yanındaki yamak haline getirecekti. ABD askeri üsleri özellikle tüm kıtalar arasındaki su geçitlerinde pıtırak gibi yayılacaklar, herbiri orta boy bir devlet kadar güçlü ABD filoları tüm okyanuslarda ve denizlerde devriye gezmeye başlayacaklardı... Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından, günümüzde, ABD’nin emperyalist yayılması ve denizlerde kurduğu egemenlik zirve noktasına ulaşmıştır.

 

Türkaya Ataöv, “Amerika NATO ve Türkiye” adlı kitabını yazdığı 1960’lı yılların verileriyle Amerikan jeopolitiği hakkında şu bilgiyivermektedir: “Amerikan jeopolitikçilerine göre, dünya egemenliği ‘kenar kuşak bölgesi’ (Rimland) dedikleri toprak parçalarına egemen olma yolundan geçer. Bu teorinin babası Amerikan jeopolitikçisi Nicholas Spykman’dır (1893- 1943). Yale Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler Profösörlüğü yapmış olan bu zatın dünya egemenliği formülü şudur: ‘Kenar kuşak bölgelerine egemen olan devlet Avrupa ve Asya’ya egemen olur. Avrasya’ya egemen olan bütün dünyaya sahip olur.’ Kenar kuşak dediği bölgede Türkiye, Irak, İran, Pakistan, Afganistan, Hindistan ve Kore kuşağı vardır. Bugünkü NATO, CENTO ve SEATO ittifaklar zinciri hatırlasnırsa, Amerika’nın dünya egemenlik teorisini uygulamakta olduğu anlaşılır.”

 

Aslında Nicholas Spykman’ın jeopolitik teorisinin denizlerde egemenliği öngören Amiral Alfred Thayer Mahan’ın teorisinin ve -vaktiyle Hitler tarafından da kullanılmış olan- İngiliz Sir Halford John Mackinder’in (1861- 1947) jeopolitik teorisinin bir sentezi olduğu bellidir... Mackinder, “Avrasya’ya ve Afrika’ya hakim olanın tüm dünyaya hakim olacağını” söylemiştir. Mackinder’in Avrasya hakimiyeti ve dolayısıyla dünya hakimiyetinin yolu, “mükemmel doğal engellerle çevrili kabulettiği Rusya’ya hakim olmaktan” geçmektedir. O’na göre, Avrasya’ya hakimolabilmek için “merkez ülke” (heartland) durumunda olan Rusya’ya hakimolabilmek gerekmektedir. Bu amaca yönelik olarak Doğu Avrupa ülkelerine hakimiyet çok büyük önem taşımaktadır. Çünkü Rusya’ya en kolay buralardan saldırılabilir vs... ABD dışpolitikasına damgasını vuran Zibigniev Brzezinski’nin Avrasya’ya egemen olabilmek için herşeyden önce Orta Asya’ya egemen olmakla ilgili görüşleri ise, bunların devamından başka birşey değildir...

 

Sovyetler Birliği’nin yıkılmış olmasına karşın ABD, halen, NATO’nun görev alanını genişleterek ve üye sayısını arttırarak öncelikle Rusya’yı ve ayrıca Çin’i çembere alma politikasını sürdürmektedir. Bu çember Batı’da Baltık ülkeleri, Doğu Avrupa, Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu üsleri ile kapatılmaya çalışılırken, Afganistan ve Pakistan’dan Hindiçini, Avustralya, Filipinler ve Kore’ye dek uzanan bir yayla da doğudan kapatılmaya çalışılmaktadır. Denizlerde egemenlik ise, bu daha dar çemberin dışındaki çemberi oluştururken, aynızamanda da diğer sömürgelerde ve sömürgeleştirilecek alanlarda ABD’nin ve ortaklarının yararlarını garanti altına almaya yaramaktadır. Kısacası, denizlerde egemenlik, “kenar kuşak bölgeleri” üzerindeki ve Avrasya üzerindeki egemenlik çabalarının bir parçası, tamamlayıcısı konumundadır (Avrasya, Pasifik’ten Atlantik’e dek uzanan ve 30. paralelin kuzeyinde kalan kara parçası).

 

Sosyal Darvinizm’in ve Malthüscülüğün etkisinde kalarak yaşanılan coğrafya ile insan gurupları ve politika arasında bağ kuran -bilimdışı ırkçı- jeopolitik görüşlerin temelleri ilk kez Alman coğrafyacı Friedrich Ratzel (1844- 1904) tarafından atılmıştır. İsveçli sağcı profösör Rudolf Kjellén (1864- 1922), Ratzel’den esinlenerek görüşlerini geliştmiş ve jeopolitik sözcüğünü ilk kez O kullanmıştır. Bu görüşler, İngiliz Sir Halford John Mackinder (1861- 1947) tarafından zenginleştirilmiş ve Mackinder’in teorisi Hitler tarafından yaşama geçirilmeye çalışılmıştır. Artık kıtalararası füzelerin ve nükleer silahların varolduğu dünyamızda aynı görüşler NATO’da da bir ölçüde kabul görmektedirler...

 

Fakat aslında hem Hitler’in yenilgisi ve hem de ABD’nin içine sürüklenmekte olduğu bataklık, jeopolitik görüşlerin ne ölçüde bilimdışı olduklarının sıradan kanıtlarıdırlar. Çünkü, akıllıca gözükmelerine karşın sonderece ahmakça olan tüm bu jeopolitik teoriler, insan unsurunu yok saymaktadırlar. Bunlar insanı, doğanın sıradan bir parçası gibi, sadece belli revirleri olan ve doğal bir determinizme (gerekirliliğe) göre davraran varlıklar gibi ele almaktadırlar... Halbuki doğada, evrende varolan herşeyin süreç içinde artan ölçülerde kendi bilincine varması ve çevresi ile birlikte kendi kendisini yeniden sürekli üretmesi anlamına gelen insanlar; bilinçli ve planlı davranabilen ve duyguları sürekli değişebilen varlıklardır. Hangi safta gözükürlerse gözüksünler hiçbirzaman yüzde yüz bir denetim altına sokulamazlar... Kısacası, en ileri teknoloji ile üretilmiş silahları ve en geniş ve en stratejik coğrafi alanları kontrol altında tutuyor olmak, insanları da kontrol altında tutabilmek anlamına gelmez. Bu nedenle her kim olusa olsun dünyanın tek hakimi olamayacaktır ve ABD emperyalizmi de yenilecektir.

 

Yine de rakipsiz dünya egemenliği peşindeki ABD’nin en önemli egemenlik alanlarında olan denizlerdeki egemenliğini, yeryüzünde karalardan çok daha geniş bir alanı, yaklaşık üçte ikisini veya 1 milyar 400 milyon kilometre karelik bir alanı kapsayan denizlerdeki egemenliğini bilmekte yarar vardır. Çünkü, toplumsal değişimler kendiliğinden, veya “ilahi” bir gücün etkisiyle değil, insanların bilinçli eylemleriyle gerçekleşirler. Bunun içinde herşeyden önce doğru bilgiye gereksinim vardır...

 

- Denizlerde egemenliğin aygıtları, ABD filoları

 

ABD’nin dünya hakimiyeti için “kenar kuşak” dediği coğrafya’da oluşturduğu ve oradan Asya içlerine doğru yayılan askeri üs zincirini tamamlayan deniz hakimiyeti -ayrıntılı olmayan bir anlatımla- şu şekilde gelişmektedir...

 

Beş okyanus ve bunlarla bağlantılı Arap denizi, Basra körfezi, Kızıl deniz, Akdeniz ve diğer bazı denizlerde uçak gemileri ve nükleer başlıklı füzeler taşıyan saldırı denizaltıları, atom denizaltıları ile devriye gezen ABD filoları, sözkonusu hakimiyetin en önemli unsurlarıdırlar. Kasım 2002 verilerine göre, ABD deniz filosunda 383.938 aktif görevli vardır ve bunların 54.667 tanesi subaydır. Aynı sayı 1999 yazı için 369.834 toplam görevli ve subay sayısı olarakta 53.807 olarak verilmektedir. Görüldüğü gibi bu güçte kısa süreler içinde önemli artışlar olmuştur. Yine 2002 yılının eylül ayının verilerine göre, filo için 159.098 hazır yedek vardır. Aynı dönem için sivil görevlilerin sayısı 184.822 ve askeri operasyonlar içindeki görevlilerin sayısı ise 43.822 olarak verilmektedir.

 

Filodaki toplam aktif gemi sayısı -1999 yazı verilerine göre- 321 ve operasyonlarda kullanılan uçak sayısı ise 4.108’dir. Aynı sayı 2002 yılı için gemilerde 310 olarak verilmektedir- 12 adet uçak gemisinin buna dahil olup olmadığı belli değildir. ABD limanları dışında görev yapan gemilerin sayısı -2002 verilerine göre- 160’tır ve bu donanmanın tüm gücünün yüzde 52’sini oluşturmaktadır. Aynı yıl içinde operasyonlar için dağıtılmış gemilerin sayısı 109’dur ve bu toplam gücün yüzde 35’ini oluşturmaktadır. ABD limanlarının dışındaki saldırı denizaltılarının sayıları 21’dir ve bu toplam denizaltı gücünün yüzde 40’ını oluşturmaktadır. Aynı yıl askeri operasyon için dağıtılmış denizaltı sayısı 10’dur ve bu tüm denizaltı gücünün yüzde 19’u kadardır. Filonun askeri operasyonlarda kullanılabileceği uçak sayısı 2002 yılı içinde 4000’i aşmaktadır. (bak: www.chinfo.navy.mil/navpalib/news/.www/status.html ve www.fas.org/man/dod-101/ops/docs99/status/990816-status.htm)

 

US Navy – Facts and Figures (www.navysite.de/navy/facts.htm) adlı ve adresli site, ABD donanmasının 1960- 2000 yıllarındaki güç grafigini ayrıntılı olarak vermektedir. Donanma 975 gemi ile en yüksek sayıya 1968 yılında, Vietnam savaşının yeniden yükseldiği dönemde ulaşmıştır. Savaş gemisi sayısı 1976 yılında 476’ya düşerken, 1987’de yeniden 495’e yükselmiştir ve 2000 yılında ise bu sayı 315’e inmiştir. Gelişmenin neden böyle olduğu ve donanmanın vurucu gücünde ne ölçüde değişiklikler olduğu konusunda maddi verilere dayalı bir analiz yoktur, ya da bu satırları yazan böyle bir analizle henüz karşılaşamamıştır. Yalnız, gemi sayısındaki azalmanın askeri teknolojinin ve göklerde hakimiyetin gelişmesi ile bağlantılı olduğunu ve donanmanın vurucu gücünde azalma değil, aksine artış olduğunu düşünmek yanlış olmaz sanırım.

 

Bunun yanında, donanmanın kullandığı sofistike pahalı roketlerle birlikte donanma masraflarının artığını düşünmekte yanlış olmaz. ABD’nin askeri bütçesindeki bilinen devasa artışlarda bu düşünceyi doğrular yöndedir. Filodaki en önemli vurucu güç, -nükleer başlıklı füzeler taşıyan atom denizaltılarını biryana koyacak olursak- tartışmasız olarak uçak gemileridir. Krizli bölgelere ABD başkanları tarafından ilk yollananlarda bunlar olmaktadırlar zaten...

 

En önemli donanma üslerini saymak gerekirse eğer, New York’un kuzeyindeki, Boston’un güneyindeki ve Atlantik kıyısındaki New London’a kurulmuş olan önemli denizaltı üssü ile başlanabilir. Yine Atlantik kıyısında, Washington’un güneyine, Norfolk, Virginia’da 110 gemiden fazlasını alabilen dünyanın en büyük deniz üssü vardır. Atlantik kıyısında daha güneyde, Brunswick, Georgia’da yüksek eğitim, tatbikat kapasitesine sahip bir başka üs bulunmaktadır. Bu sonuncusunun biraz güneyinde, Jaksonville, Florida’da bir başka büyük üs daha vardır.

 

ABD’nin batı kıyısında, Kuzey Pasifik’te, San Diago, Kalifornia’da nükleer enerji ile çalışan uçak gemileri için çok önemli bir üs vardır. Aynızamanda 3. Filo’nun merkez karargahı’da buradadır. Daha kuzeyde, Kanada sınırında, Pasifik kıyısında, Puget Sound, Washington’da nükleer enerji ile çalışan uçak gemileri de dahil olmak üzere bellibaşlı savaş gemileri için önemli bir üs bulunmaktadır. Pearl Harbor, Havai’de, yaklaşık 25 gemilik ve ayrıca saldırı denizaltıları için üs vardır.

 

Ortadoğu’da, Hint Okyanusu’na açılan ve Basra Körfezi’ni (Pers Körfezi) kontrol eden Bahreyn ve Abu Dabi üsleri bulunmaktadır ve ayrıca 5. Filo’nun merkez karargahı’da Bahreyn’dedir. ABD’nin en önemli deniz üslerinden biri, Ekvator çizgisi’nin hemen güneyinde ve Hint Okyanusu’nda merkezi konumda olan ve ABD’ye hem doğu Afrika’yı ve hem de güney Asya’yı denetleme olanağı veren Diego Garcia üssüdür- burası İngiltere’den ödünç alınmıştır.

 

Pasifik’te, Japonya kıyılarında Sasebo’da ve ayrıca Yokosuka’da iki önemli deniz üssü vardır. Uzun süre Basra Körfezi’nde görev yapan ve 7. Filo’ya bağlı olan Kitty Hawk uçak gemisi bu sonuncusunda demirlidir ve 2003 mayıs ayının ilk haftası içinde tekrar limanına dönmüştür. Uçak gemileri için temel limanlardan olan Yokosuka’da, 7. Filo’nun merkez karargahı da bulunmaktadır aynızamanda.

 

Batı Pasifik’te Japon adalarının çok daha güneyinde olan ve Pasifik ile Hint Okyanusu arasındaki su geçitlerini kontrol açısından da büyük önem taşıyan Guam adası, önemli bir donanma üssü olduğu kadar, stratejik B52 ağır bombardıman uçakları içinde önemli bir üstür.

 

İspanya’nın Atlantik kıyısında, Atlantik’i Akdeniz’e bağlayan Cebel-i Tarık’ın hemen kuzeybatısındaki Rota’da önemli bir ABD deniz üssü vardır. Burası aynızamanda NATO’nun kullanımına açıktır. Yine NATO kompleksinin bir parçası olan ve aynızamanda uçak gemilerinin kullanımlarına elverişli yapıdaki büyük üslerden biride, -Akdeniz’de merkezi konumu olan- Sicilya adasındadır. Çizme’nin güneybatı kıyısındaki Napoli’de (Naples), uçak gemilerine tamir olanakları sağlayan ve aynızamanda 6. Filo’nun merkez karargahının bulunduğu önemli bir üs vardır. Aynı üs NATO kompleksine dahildir. Londra’da da aynı özellikleri taşıyan bir deniz üssü vardır. (www.fitcpac.navy.mil/reserves/isrtm/usfleets.htm)

 

Şüphesiz ABD’nin Akdeniz’deki, diğer denizlerdeki  ve okyanuslardaki deniz üsleri bunlarla sınırlı değildir ama, en dikkate değer olanlar bunlardır.

 

ABD deniz filoları içinde günümüzde en çok önem verileni, 5.Filo’dur. Bu filonun Ortadoğu'da yaptığı operasyonlardan ABD Deniz Kuvvetleri Merkezi Komutanlığı sorumludur. "Çöl Fırtınası" adını almış olan ve 1991 yılında gerçekleştirilen operasyon sırasında, yeryüzünde görülmüş olan en büyük deniz saldırı gücü 5. Filo'nun şemsiyesi altında toplanmıştır... Sözkonus 5. Filo, bir bölümü Hint Okyanusu’nda olan 7. Filo tarafından da desteklenmektedir... ABD Deniz Kuvvetleri Merkezi Komutanlığı’nın verilerine göre 7.5 milyon metrekare bir alanda, Arap Denizi’inde ve Basra Körfezi’nde görev yapmakta olan 5. Filo’nun yaklaşık 15.000 görevli personeli, 1000 destek personeli, ve ayrıca 2000 deniz piyadesi bulunmaktadır. Aynı önemli filonun denetiminde yüzlerce güdümlü füze vardır. Sözkonusu 5. Filo’nun Orta Asya, Basra Körfezi, Arap Yarımadası ve yeryüzünün en zengin petrol ve doğal gaz kaynakları ve hemde enerji yolları güvenliği açısından taşıdığı önemini anlamak için keramet sahibi olmaya gerek yoktur. Bu filo, stratejik öneme sahip Afrika Boynuzu’nun ve Doğu Afrika’nın denetlenebilmesi açısından da önem taşımaktadır.

 

Saldırı denizaltısı Seranton, uçak gemisi J. F. Kenedy, destroyerler ve füze atıcılarıyla  birlikte 5. Filo’nun 14 savaş gemisi vardır (bak: www.cusnc.navy.mil/). Filo’nun sorumluluk alanları içinde Arap Denizi ve Körfez’den başka, Süveyş Körfezi, Süveyş Kanalı, Kızıl Deniz, Bab al- Mandab (Kızıl Deniz’i Hint Okyanusu’na bağlayan geçit), Hürmüz Boğazı, Aden Körfezi ve Hint Okyanusu’nun batısı bulunmaktadır. Filo’nun sorumlu olduğu ülkeler arasında, Afganistan, Bahreyn, Cibuti, Mısır, Eritre, Etopya (Habeşistan), İran, Irak, Ürdün, Kuveyt, Katar, Umman, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Yemen, Sudan, Somali, Kenya, Şeyşel Adaları, Pakistan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan, Türkmenistan vardır (bak: www.cusnc.navy.mil/pages/areafop.htm).

 

ABD’nin dünya hakimiyeti açısından en çok önem verdiği bu bölgede, 1999 ve 2000’li yıllar içinde, Kitty Hawk, Constellation, Enterprise, Dwight D. Eisenhower, Carl Vinson, Theodore Roosevelt, Abraham Lincoln, George Washington, John C. Stennis ve -zaten filonun bir parçası olan- John F. Kennedy uçak gemileri görev yapmışlardır Bukadar fazla uçakgemisi, filonun vurucu gücünü anlama açısından bir fikir vermektedir sanırım. (bak: www.fas.org/man/dod-101/sys/ship/where.htm)

 

Pasifik Okyanusu’nda (Büyük Okyanus’ta) görev yapan iki filo vardır. Bunlardan 3. Filo, Pasifiğin doğusunda ve kuzeyinde, 7. Filo ise güneyinde ve batısında devriye gezmektedir. Ayrıca 7. Filo, Pasifik Okyanusu ile Hint Okyanusu arasındaki su geçitlerini ve Hint Okyanusu’nun doğusunu denetlemektedir. Aynı filo görev alanını Afrika’nın doğu kıyılarına dek uzatarak Hint Okyanusu ve Arap denizinde devriye gezen 5. Filo’ya destek görevini de yerine getirmektedir. Pasifik Filosu bir bütün olarak dünya yüzeyinin yüzde 50’sinden fazlasını kapsayan 100 milyon mil karelik bir alanda seyretmektedir (www.cpf.navy.mil/facts/mission_aor.html).

 

Mart 2002 verilerine göre, -sivil görevliler dahil- Pasifik Filosu’nda toplam olarak yaklaşık 239.055 kişi görev yapmaktadır. Bu Filo’da, Askeri Uydu Kumanda gemileri dahil toplam 192 gemi vardır. Bunlardan 4 tanesi nükleer enerji ile işleyen uçak gemisi, 2 adeti ise Konvansiyonel (olağan petrol enerjisi ile çalışan) uçak gemisidir. Yine Pasifik filosunda, toplam sayıları 24’ü bulan değişik tipte ve işlevde destroyerlerinin yanında 27 adet nükleer saldırı denizaltısı ve ayrıca nükleer balistik füze fırlatabilen 8 tane denizaltı görev yapmaktadır. Filo’da değişik görevleri olan 1434 uçak ve helikopter vardır (www.cpf.navy.mil/facts/today.html).

 

Pasifik Filosu’na dahil olan 3. Filo’nun sorumluluk alanı 50 milyon mil kare civarındadır. Kuzey Pasifik’in doğu ucunda, Bering Denizi’inde, Alaska’da, Bering Denizi’nin doğu sınırında, kuzeydeki Alaska’dan daha güneyde yeralan Kamçatka yarımadasına doğru 50- 55’inci paraleller boyunca bir yay çizen Aleutian adalarında ve Artic’in (Kuzey Buz Denizi veya Okyanusu) bir bölümünü içeren geniş bir alanda 3. Filo görev yapmaktadır. ABD’ye göre buraları, başlıca petrol ve ticaret iletişim sularıdır. Hem Amerika’nın ve hem de Pasifik kenar bölgelerindeki dost milletlerin ekonomilerinin sağlığı için kritik önem taşımaktadır vs. (www.c3f.navy.mil/mission.htm). Bu filo özel olarak doğu ve kuzey Pasifik operasyonları için eğitilmiştir. Gereğinde 7. Filo’nun desteğini almaktatır. Bu Filo’nun (3. Filo) Pasifik kenar bölgesindeki ülkelerden Şili, Peru, Meksika, Kanada, Avustralya ve ayrıca Büyük Biritanya (İngiltere) deniz kuvvetleri ile ilişkileri, subay eğitimi konularında alışverişi vardır... Görüldüğü gibi güçlü 7. Filo, gerektiğinde hem kuzeyindeki 3. Filo’ya ve hem de batısındaki 5. Filo’ya destek olmaktadır...

 

Japonya’nın Yokosuka limanına üslenmiş olan Kitty Hawk uçak gemisi ve birisi San Diago ikisi ise Pearl Harbor limanlarına üslenmiş olan üç saldırı denizaltısı ile 7. Filo ABD’nin en önemli güçlerinden birisidir. Dört roket Destroyeri ile birlikte filoda toplam 31 gemi bulunmaktadır. (Filodaki gemiler hakkında geniş bilgi için bak: www.fas.org/man/dod-101ops/status00/000103-forces7th.htm). Dünyanın en büyük deniz gücü olan Pasifik filosu (3. Filo ve 7. Filo), Kore ve Vietnam savaşlarına aktif olarak katılmıştır. Günümüzde bu Filo, ABD’nin batı kıyılarından Afrika’nın doğu kıyılarına ve Kuzey Kutbu’ndan Güney Kutbu’na dek uzanan ve dünyanın yarısından fazlasını kapsayan bir alanda görev yapmaktadır. “Pasifik Filosu’nun Kısa Bir Tarihi” adlı kaynağa göre, Filo’da yaklaşık 200 gemi, 2000 uçak ve 250 bin denizci ile deniz piyadesi görev yapmaktadır. Bu sayılar, yukarıda verilen ilk sayılardan biraz fazladır. (www.cpf.navy.mil/facts/history.html)

 

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından, 1947 yılında, Atlantik’teki 8. Filo yeniden şekillendirilerek 2. Filo adını almıştır. Aradan 3 yıl geçtikten sonra, 1950’nin şubat ayında 2. Filo’nun kumandası yeniden biçimlenmiştir ve 1962 Küba krizi sırasında bu güç hareketli günler yaşamıştır. Önemli tatbikatlarda ve operasyonlarda 2. Filo, havadan nakledilen Çevik (Hızlı) Mukabele (Yanıt) Gücü ve hava saldırı güçleri ve Hava Kuvvetleri ve Deniz Piyadeleri ve Sahil Muhafızları gibi güçlerden oluşan Birleşik Görev Gücü 120’nin (CJTF 120) bir parçası olmaktadır. Gerektiğinde, buna benzeyen CJTF 140 ile birleşmektedir. Aynızamanda NATO Birleşik Komutanlığı’na bağlı olan 2. Filo’nun (Atlantik Filosu’nun) bünyesi içinde 118 bin denizci ve deniz piyadesi görev yapmaktadır. Atlantik Okyanusu’nda, Kuzey Kutbu’ndan Güney Kutbu’na dek Amerika Kıtası’nın doğu kıyılarından Avrupa ve Afrika Kıtaları’nın batı kıyılarına kadar 38 milyon mil kare alanda görev yapan 2. Filo’nun 186 gemisi ve 1.300 uçağı vardır. Atlantik Filosu’nun 1950 yılında NATO ile birlikte oluşturduğu Birleşik Komutanlık’ın merkezi, Washington’un güneyinde, Virginia’daki Norfolk’tadır. Daha öncede belirtilmiş olduğu gibi burada dünyanın en büyük askeri deniz üssü bulunmaktadır. Aynı Filo’nun Bayrak Gemisi, 85 uçak taşıyan ve nükleer reaktörle çalışan Enterprise adlı dev uçak gemisidir. Görev alanlarını Akdeniz limanlarına, Adriyatik’e dek genişleten ve yine ABD’nin Akdeniz’deki Avrupa deniz gücü 6. Filo ile işbirliği yapan 2. Filo’nun örgütlenmesi ve görevleri hakkında daha geniş bilgi edinebilmek için şu adreslere bakılabilir: http://navysite.de/navy/fleet.htm; www.globalsecurity.org/military/agency/navy/c2f.htm; www.globalsecurity.org/military/facility/norfolk.htm; www.globalsecurity.org/military/agency/navy/lantflt.htm; www.secondfleet.navy.mil/; www.navyhistory.com/features/articles.html; www.chinfo.navy.mil/navpalib/allhands/ah0797/jul-pg17.html; www.news.navy.mil/search/display.asp?story id=5942; www.secondfleet.navy.mil/History/history.htm; www.secondfleet.navy.mil/History/csfl_history.htm; www.secondfleet.navy.mil/History/flag ship.htm     

 

- Türkiye’yi de yakından ilgilendiren 6. Filo ve ABD- Türkiye ilişkileri üzerine bazı notlar

 

Denizaşırı ülkelerle olan ticaretinin gelişmeye başlaması ile birlikte ABD, ticaret gemilerini koruma bahanesiyle 1801 yılında ilk kez savaş gemileri Akdeniz’e sokmuştur. II. Dünya Savaşı’nın ardından kapitalist dünyanın önderi konumuna yükselen ve Avrupa’ya sağlam biçimde yerleşen ABD, Başkan Truman’ın emri ile 1946 yılında Missuri (BB-63) Zırhlısı’nı Doğu Akdeniz’e yollamıştır. Aynı savaş gemisi, 5 nisan 1946’da İstanbul limanını ziyaret etmiştir...

 

1960’lı yılların sonundaki Türkiye’de büyük protestolarla karşılanan ve uzun yıllar Türkiye limanlarına rahatça uğrayamayan 6. Filo, ABD’nin Akdeniz’deki vurucu güçü olarak NATO ile yaşıttır ve ortaklık içerisindedir. Her ikisi de, 6. Filo’da, NATO’da 1949 yılında kurulmuşlardır... Görevdeki gemi sayısı sürekli değişebilen 6. Filo’nun emrinde yaklaşık 40 gemi, 175 uçak ve sayısı 21 bine ulaşan personel vardır. Görev alanı Akdeniz’in dışına da kayan, Karadeniz’i, Hazar’ın doğu kıyılarını, Kızıldeniz’i, Afrika Kıtası’nın batı ve hatta doğu kıyılarının birkısmını (Kenya hariç, Tanzanya kıyılarına dek Afrika’nın doğu şeridini) görev alanı içine alan 6. Filo’da aynen Atlantik’teki 2. Filo gibi NATO komutanlığına bağlıdır aynızamanda. Daha önce de belirtildiği gibi,bu iki güç arasında, 2. Filo ile 6. Filo aeasında sıkı işbirliği vardır. Dünya Okyanusları’nın yüzde 20’sini kapsayan bir alanda görev yapan 6. Filo’nun ilgi alanı içinde 95 ülke bulunmaktadır. Şüphesiz buna NATO üyesi tüm ülkeler dahildir. (Bak: http://navysite.de/navy/fleet.htm; www.c6f.navy.mil/; www.history.navy.mil/wars/coldwar-1.htm; www.globalsecurity.org/military/agency/navy/c6f.htm).

 

Profösör Türkkaya Ataöv, “Amerika NATO ve Türkiye” adlı yapıtının “Tarihte Türk-Amerikan İlişkileri” başlıklı bölümünde, ilk Amerikan gemisinin 9 kasım 1800’de İstanbul’u ziyaret ettiğini ve 1830 yılında iki ülke arasında ilk ticaret anlaşmasının imzalandığını anlatmaktadır. Aynı yazar, bu anlaşmanın Osmanlı İmparatorluğu aleyhine kapitülasyonlar içerdiğini kanıtları ile açıklamakta, süreç içinde gelişen ve Türk toplumu için aşağılayıcı özellikleri olan tatsız olayları özetlemektedir. İngilizler tarafından desteklendiği bilinen Grek ordularının 1919 İzmir çıkartması ve Anadolu işgali, aynızamanda Akdenizdeki ABD filosu tarafındanda desteklenmiştir. Ataöv’ün anlatımı ile, Litchfield, Edvall, Parrott, MvLeish, Simpson ve Lawrence adlı Amerikan zırhlıları Eylül 1922 yılında İzmir limanında yenik Grek ordusunun tahliyesine yardımcı olmuşlardır. Versay süreci içinde Türkleri devlet olarak tarihten tamamen silmek isteyen, ve ayrıca Losan (Lausanne) sürecinde ve Losan sonrasında kapitülasyonların sürmesi için yoğun çaba sarfeden ABD yönetimi, tüm bu uzun yıllar boyunca -Profösör Ataöv’ün belgelediği gibi- resmi ve gayrıresmi kalemlerle Türk toplumunu ve ulusal kurtuluş savaşının önderlerini alabildiğine aşağılamıştır... Günümüzdeki aşağılmalar geçmişin devamından başka birşey değillerdir aslında...

 

II. Dünya Savaşı’nın ardından Sovyetler Birliği’ni çembere alma çabası içine giren ABD yönetimi, Coğrafi konumunun önemi ve askeri gücü nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti’ne yeniden önem vermek, eski düşmanca tavrını diplomatik bir şalla kamufle etmek zorunda kalmıştır. Bu yıllarda ABD, Türkiye’ye verdiği tüm öneme karşın, pazarlıkta fiyat düşürmek amacıyla, ve emperyalist bir güç olmanın verdiği şımarıklıkla, “lütfen ilişki kuruyormuş” havası içine girmiştir... Günümüzde de Wolfowitz’in ağzında yankısını bulan ve bilinçli olarak Türkiye’nin -kendi hesapları açısından- önemini küçültmeye çalışan ABD kurnazlığı, üstü kapalı tehditler, ürkütme ve fiyat düşürme manevraları, emperyalist ırkçı şımarıklıklar içeren yaklaşımlar, II. Dünya Savaşı sonrasında da yaşanmıştır. Tarih bilinci olmayan bazı kişiliksiz Türkiyeli yöneticilerin telaşlı çabaları ve basındaki moralsiz kiralık ünlülerin gürültüleri, ABD yönetimlerinin bu tip yaklaşımlarına çanak tutmuştur.

 

Ataöv’ün anlatımı ile Türkiye’nin ABD ordusuna ait malzeme artıklarını alabilmesi için 10 milyon Dolar’lık ilk kredi anlaşması Missuri’nin ziyaretinden hemen önce, 27 şubat 1946’da imzalanmıştır. Sonuçta ABD, egemen olduğu diğer coğrafyalara göre çok daha büyük bir stratejik önem taşıyan Türkiye’ye, daha önemsiz yerlere nazaran çok daha ucuza yerleşmiştir. Bu tek taraflı imtiyazlar, biryandan Türkiye coğrafyasını -halkının bilgisi dışında- nükleer bir savaşın hedefi haline getirirken, öbür yandan bölgedeki tüm ilerici ve halkçı gelişmelere karşı emperyalist bir saldırı üssü olarak kullanılmasına yolçmıştır. Şüphesiz buna, hertürlü aydınlanmaya, ilerici düşüncelere ve örgütlenmelere karşı ülkede yükselen gerici- faşist örgütlenmeleri ve saldırıları eklemekte gerekmektedir. Türkiye günümüzdeki hastalıklı politik yaşamına, şikayet konusu durumuna, yükselen anti- laik tehlikeli gidişine bir anda gelmemiştir. ABD servisleri ile birlikte ülkeyi üç kuruşa ABD’ye pazarlayanlar, yaşanmakta olan çıkmazın da mimarlarıdırlar. Sözkonusu süreç asıl olarak 1950’da işlemeye başlamıştır... Ve artık, özellikle 1980’li yıllardan itibaren 6. Filo’nun gemileri Türk limanlarını rahatça ziyaret edebilmektedirler. Dış borçların ulaştığı düzey, halkın sırtındaki ekonomik yük, aynı borçların ve askeri teknolojilerdeki bağımlılığın dışpolitikaya vurduğu pranga herkesçe bilinmektedir.

 

ABD Deniz Kuvvetleri’ne karşı sorumluluğu’nun yanında NATO’ya karşı’da sorumluluğu olan 6. Filo, üç yıldızlı Amerikalı bir Amiral’in komutasında STRIKFORSOUTH (güney için darbe) adıyla NATO emrinde Güney Avrupa’da örgütlenmiştir. Merkez Karargahı Napoli’de olan bu gücün müttefik ülke subaylarından oluşan 93 kişilik personeli, Almanya, Yunanistan, İtalya, Hollanda, İspanya, Birleşik Kırallık (İngiltere), ABD ve Türkiye’den gelmektedir. Emrinde aynızamanda hava ve kara güçleride olan STRIKEFORSOUTH, Görev Birliği 502/ Ulaştırma Birlikleri; Görev Birliği 503/ Amfibi Güçleri (suda ve karada hareket edebilen güçler); Görev Birliği 504/ Çıkartma Birlikleri; Görev Birliği 505/ Lojistik Birlikleri (ikmal birlikleri); Görev Birliği 506/ Özel Operasyon Güçleri olarak bazı alt görev birimlerine ayrılmıştır.

 

Ayrıca 6. Filo’da yine bazı alt görev birimlerine ayrılmıştır... Bunlardan Görev Birliği 60, savaş güçlerini oluşturmaktadır. Her savaş gurubunda 65- 85 uçak taşıyabilen bir veya daha fazla uçak gemisi, altı adet kruvazör ve destroyer vardır. Güçte ayrıca başka gemiler ve denizaltılar bulunmaktadır. Görev Birliği 61, Amfibi güçlerini (karada ve denizde hareket edebilen güçleri) oluşturmaktadır. Bu güç, ortalama 3 gemiden ve bunların çıkartma güçlerinden oluşmaktadır. Deniz Piyadeleri’nden oluşan bu gücün asıl sorumluluk alanı tüm Avrupa olmakla birlikte, Kuzey Kutbu kıyılarından Güney Kutbu’nun güney kıyılarına dek müdahale için hazırlanmışlardır. Görev Birliği 62’de, bir önceki gibi aynı işle ilgilidir ve Deniz Piyadeleri’nin helikopter, tank ve diğer savaş araçlarını nakletmekle görevlidir. Görev Birliği 63, lojistik (ikmal) işlerinden sorumludur. Karaya üslenmiş deniz kuvvetleri uçaklarından oluşan Görev Birliği 67, Akdeniz ve Karadeniz üzerinde devriye gezerek tüm gelişmeleri ve denizaltı hareketlerini, mayınlamaları rapor etmektedir. Görev Birliği 66/ 69, denizaltıların operasyon alanlarını ve karşı operasyonları koordine etmekle görevlidir. (www.c6f.navy.mil/; http://navysite.de/navy/fleet.htm)

 

Sovyetler birliği’nin dağılmasından sonra da 6. Filo, NATO çerçevesindeki görevlerini genişleterek sürdürmektedir. Öncelikle Adriyatik’te, Arnavutluk’ta yeni limanlar elde etmiştir. Artık Bulgaristan ve Romanya gibi ülkeler limanlarını 6. Filo’ya açmışlardır ve bu gücün etkisi Kafkaslar’a dek uzanmaktadır... Fakat son bilgilere göre, ABD savaş gemilerinin Karadeniz’de görev yapmaları konusunda Rusya ile birlikte Türkiye’nin de çekinceleri vardır... 

 

Kaleme alındığı tarih: 2003

Sinbad’a yerleştirildiği tarih: 15 Ocak 2007

 

yusuf@comhem.se

http://www.sinbad.nu/