Sinbad, bilgi denizinde bir yelkenli  http://www.sinbad.nu/ 

Türkiye- politika- ekonomi- tarih  

 

Kültür 

 

Kol ve kafa emekçileri

 

Irkçılık, Faşizm

 

Sovyet Devrimi

 

KAFKASLAR

 

Direnen Irak  & Iraq-english

 

Filistin Memleketimdir

 

Asya, Çin, Güneydoğu Asya, Vietnam, Japonya

 

ABD- AB- 11 Eylül- konspirasyon

 

Latinamerika & Afrika

 

İnsan Hakları

 

Kürtler

 

Balkanlar

 

Türkiye'den yazılar

 

Basından

 

Söylesiler

 

Sinbad'ı hazırlayan Küpeli hakkında çok kısa bilgi

 

linkler

 

Yusuf Küpeli, “Konspirasyon teorileri” gürültüsü ve konspirasyon 

Bazı kiralık kalemler Pentagon’un saldırganlığına haklılık kazandırmak amacıyla bir yandan “11 eylül olayının dünyayı toptan değiştirdiği” yalanını yayarlarken, öbür yandan yüzlerine alaycı bir küçümseme maskesi takarak “konspirasyon teorileri”ne saldırmaktadırlar. Onlara göre -anlaşılan- sınıflara bölünmüş ve uzlaşmazlıklarla dolu sosyal yaşamda konspirasyon (fesat, kötülük amaçlı birlikler ve kötülüğe yönelmiş hileli işler) diye birşey yoktur. Olaylara aynen yansıtıldıkları gibi inanmak gerekmektedir. Peki olaylar kitlelere hangi kanallarla ve hangi yeni biçimleri alarak ulaşmaktadır? (Bu yazı aynızamanda www.inter-zemin.com/ adresinde basılmıştır.)

 

Yusuf Küpeli, 11 eylül konspirasyonu, USA, İsrail  

11 eylül provokasyonu, Pentagon’a ve bağlaşığı uluslarüstü tekellere dünya hakimiyeti için topyekun saldırı “gerekçesi” yaratmıştır. Darbeyi planlayanlar hem USA’nın iç politikası üzerinde ve hem de dünya düzeyinde tam bir hakimiyet için önemli adımlar atmışlardır.

 

Not: Aşağıdaki metin atom bombasının üretiliş sürecini ve yayılmasını anlatan -henüz tamamlanmamış bir kitabın- alt notlarından biridir. Bu metnin, yakında Sinbad’a tamamı yerleştirilecek olan sözkonusu kitaptan önce ve bağımsız bir yazı olarak buraya yerleştirilmiştir. Umarım yararlı olur.- Y. Küpeli

 

Yusuf Küpeli, Truman Doktrini ve Doğu Akdeniz’de sahnelenen trajedilerden bazı örnekler  Truman Doktrini, Sovyetler Birliği’nin dağılmasına dek geçecek olan yaklaşık kırk yıl içindeki “Soğuk Savaş” sürecinde varolan saldırgan ABD dışpolitikasının temel çizgilerini en genel anlamıyla belirleyecekti. Bu doktrin, ABD yönetimlerinin Hitler’den daha güçlü biçimde dünyaya egemen olma hırsının en karakteristik çizgilerini biçimlemiş olmakla birlikte, asıl olarak Yunanistan’da ve Türkiye’de varolan siyasi rejim sorunları üzerine odaklanmıştı. Bir başka ifadeyle Truman Doktrini, asıl olarak Balkanlar ve Doğu Akdeniz üzerindeki ABD hakimiyeti üzerine yoğunlaşmıştı. Kısacası, Truman Doktrini’nin üzerinde en çok durduğu ülkeler Yunanistan ve Türkiye idi. Şüphesiz Balkanlar ve Doğu Akdeniz egemenliğinin en önemli gerekçelerinden biri de, ABD’nin Avrupa’daki varlığını ve Batı’nın mali- sermaye çevrelerinin bu kıtadaki yararlarını garanti altına alabilmekti. Truman Doktrini, Batı’daki işçi ve halk hareketlerini geriletmeyi ve büyük sermayenin egemenliğini perçinlemeyi amaçlayan Marshall “Yardımı” adlı ekonomik destek programından ayrı düşünülemezdi. ABD’nin Avrupa, Balkanlar ve Doğu Akdeniz egemenliğine uzanan yol haritası Truman Doktrini ile çizilirken, bunun ekonomik dayanağı’da Marshall “Yardımı” olmaktaydı... (...) Aynı “yardımdan” Yunanistan’a ve Türkiye’ye ayrılmış olan 400 milyon Dolar’ın günümüzdeki karşılığı 3 milyar 564 milyon olmaktadır. Kısacası, Yunanistan’ın ve özellikle Türkiye’nin çok ucuza satın alınmış olduklarını söylemek yanlış olmayacaktır... ayrıca bak: Türkiye- politika- ekonomi- tarih

 

Yusuf Küpeli, ”Bush doktrini”, silahlanma, saldırganlık , yıkım

“USA ordusunun yeni temel görevi, terörü destekleyen devletlere sadece değeri çok yüksek bir bedel ödetmek değil, bunları tamamen yıkmaktır!” Pentagon’un “yeni” askeri doktrinini açıklarken kullandığı “devastation”, yıkmak, bozmak, mahvetmek sözcüğü köken olarak “Devil”, İblis, Şeytan sözcüğü ile bağlıdır. George W. Bush yönetiminin aslında tüm dünyaya, görünüşte ise Afganistan’a ve bazı Ortadoğu ülkelerine, Irak’a yönelik savaş ilanının ardından, Göbels’in olanaklarını kat kat aşan güçte bir propoganda aygıtı Müslüman- Arap korkusu ve düşmanlığı yaymaya başlanmıştır. FBI tüm müslümanları ve özellikle Arap asıllı müslüman USA vatandaşlarını şüpheli kişiler olarak fişlemiştir. “Bush Doktrini” kılıfıyla enerji kaynakları ve yolları üzerinde yaşayan müslüman halklara karşı başlattığı acımasız ırkçı ve faşist yıkım politikası, şüphesiz tüm bölge halklarına büyük zararlar verecektir ama, USA faşizminin yıkılmasını da engelleyemeyecektir. 

 

Yusuf Küpeli,  “Şer üçgeni”, İran, Irak, “Kuzey Kore”  

Orta Asya ve Hazar yöresini içine alan geniş alanda, doğuya, batıya ve güneye yönelik tam 25 adet petrol ve doğal gaz boru hattı projesi gerçekleşmiştir veya gerçekleşmek üzeredir.

 

John Perkins’in Confessions of an Economic Hit Man (Bir Ekonomik Tetikçi’nin İtirafları) adlı kitabını tanıtan ve kitabın özünü yansıtan bu metin, Türkiye ve benzeri ülkelerin aydınlarını ve halklarını yakından ilgilendirmektedir. Aşağıdaki çeviriyi dikkatle okumanızı içtenlikle salık veririm.- Y. Küpeli

 

Yusuf Küpeli, ABD’nin Ortadoğu’daki askeri varlığı, işleri, planları, Irak, İran, Suriye, Türkiye ve Kürtler üzerine kısa bir analiz

Tekrarlamak gerekirse, birbirlerini dengeleyebilen güçlerin varlıkları üzerine oturtulan ABD’nin Ortadoğu politikası açısından, İran ve Suriye’nin hesabı görüldükten sonra sıra kaçınılmaz olarak Türkiye’ye gelmektedir. Zaten olası böyle bir gelişmenin ardından Türkiye, ABD açısından tüm stratejik öneminide yitirmiş olacaktır. Ve ayrıca, ABD’nin yıkmış olduğu Irak yönetimini daha önce İran’a karşı silahlandırıp kullanmış olduğunu hiç unutmamak gerekmektedir.

 

Yusuf Küpeli, Bir ABD Deniz Piyade Subayının Mektubu ve Cibuti Gerçeği       

Mektubu yollayan subay daha birçok ayrıntıya değinmekte ve son olarak altını çize çize, “Bizlere, Camp Lemonier’e evsahibi milletin işgücünü sağlayan baş müteahhit Abdirahaman (Abdurrahman) Boreh, Osame bin Laden ile yakın arkadaş olarak ünlenmiştir.”, diye yazmaktadır. Subay, “ O, aynızamanda Cibuti Cumhurbaşkanı’nın arkadaşı ve bölgedeki en güçlü kişilerden biri.”, diyerek Abdurrahman Boreh ile ilgili anlatımını sürdürmektedir. Mektupta, Camp Lemonier’i inşaeden yerli işgücünün tamamının Brown and Root adlı şirket tarafından kiralandığı, aynı şirketin başında da ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney’in oturduğu ve bu şirketinde -yine- Abdurrahman Boreh tarafından teminedilen insanları kiralandığını açıklayan çok ilginç başka bilgilerde bulunmaktadır.

 

 

Kiralık bir iktisatçının itirafları  

Bir az gelişmiş ülke danışmanı ve “ekonomik tetikçi/ ekonomik katil” olarak John Perkins’in görevi yoksullardan alıp zenginlere vermekti. Günümüzde O geçmişine farlı bir gözle bakmaktadır. Üçüncü dünyanın tüm kaynaklarının sömürülmesine yardımcı oldu. O kendisini, EHM -economic hit man/ ekonomik tetikçi- olarak adlandırdı. O’nun bilinçli hedefi, görev yaptığı ülkeyi borçlandırıp boyunduruk altına almaktı. ...Bir ülkenin ekonomisi üzerine analiz yapılırken gerekli olan, o ülkenin ekonomisi hakkında sürekli aşırı iyimser öngörülerde bulunmaktır. İşi sırasında Perkins’in emrinde mümkün olduğu kadar karmaşık istatistik yöntemleri geliştirebilen sonderece yetenekili istatistikçiler çalışmıştır. Bunlar, gereğinde profesyonel bir iktisatçının bile kafasını karıştıracak nitelikte boşluklarla dolu ve yoruma açık istatistikler uydurabilmişlerdir. Ekonomi ile ilgili öngörülerden amaç, uluslararası mali kuruluşlara mümkün olan en fazla borcu onaylatmaktır. Bir ülkenin alt yapısı için gerekli yatırımların gerçekte nekadar para gerektirdiği hiç önemli değildir. Hedef, az gelişmiş ülke yöneticilerini kısa sürede mümkün olduğu kadar çok borçlandırmaktır. Borçlandırmak, borçlandırılan ülkenin yöneticilerinin kısa sürede memleketin ekonomi politikası üzerindeki denetimlerini yitirmelerini içermektedir.

 

Gunnar Frederiksson, D Gününden/ Normandiya Çıkartması’ndan önce Ruslar Almanları yenilgiye uğratmışlardı Hollywood dahil Batı’da tarihin bu şekilde yazılışı bir problem doğurmaktadır şüphesiz: Almanlar Doğu cephesinde savaşı zaten yitirmişlerdi. Daha 1943 yılı başlarken, dondurucu kış soğuğuyla birlikte Stalingrad önlerinde 284 000 Alman askerinin çembere alınması savaşın kaderini belirlemişti. Almanların yenilgileri aynı yaz Kursk’ta verilecek olan dev tank savaşı ile tamamlanmıştı. Normandiya çıkartması başladığı sırada 228 Alman tümeni doğu cephesindeydi. Batı’da 58 Alman tümeni vardı ve bunların sadece 15 tanesi Normandiya’ya yerleştirilmişlerdi

 

+Yusuf Küpeli’nin notu: G. Frederiksson’un da ifade ettiği gibi, eğer zaferi zaten Sovyet Kızılordusu kazanmışsa, son anda ABD güçleri Normandiya çıkartmasını neden gerçekleştirmişlerdir? Bu çıkartmayı geciktirmeden yapmaları çok önce Stalin tarafından defalarca istenmişti ama, onlar, 900 gün aç ve hastalıklı olarak kuşatmaya dayanan Leningrat kurtarıldıktan, Baltık kıyıları temizlendikten, Faşistler Ukrayna ve Kırım’dan kovulduktan, Kızılordu Varşova’nın yaklaşık 10 kilometre ötesine geldikten sonra kod adı OMAHA plajı olan yere çıkmışlardı. İşte Frederiksson ve diğer birçok benzeri bu gecikmenin nedenini halen yanıtsız bırakmaktadırlar. Peki neden ABD ve İngiliz güçleri zaten yenilmiş olan Hitler’i “yenmek” için Normandiya kıyılarına çıkmışlardır?

 

Fikret Başkaya, İpotek Krizi, Banka Krizi... veya Kapitalizmin ‘Yapısal Krizi’

Neoliberal küreselleşme çağında, özellikle de finans piyasalarının ‘serbestleştirilmesinin’ ardından, çoğu 1987 sonrasında olmak üzere 20’den fazla kriz yaşandı. Her krize bir ad takıldı. Nerdeyse her birbuçuk yıla bir kriz düşüyordu. Gazeteler, televizyonlar ve radyolar bu krizleri ‘piyasalar çıldırdı’, ‘borsada panik’, ‘kara pazartesi’, ‘kara perşembe’ gibi başlıklar altında ve sansasyonel olarak sunmayı bir gelenek haline getirdi...

 

 

Şakamı gerçekmi bilinmez ama, ABD yönetiminin mantığına, ya da aslına tam uygun:

Deniz Navigasyon kanalı 106'dan(Finisterra/Galicia) konuöma kayıtları... İspanyollar: "Burası A-853, çarpışmadan kaçınmak için lütfen rotanızı 15 derece güneye çevirin. Su anda 25 deniz mili uzakliktasınız ve tam uzerimize dogru gelmektesiniz"

 

Yusuf Küpeli Emperyalist Batı ve özellikle ABD tarafından kışkırtılan silahlanma harcamaları ve açlık

Bir önceki yılın, 2008'in sayıları ile dünyada yaklaşık 1 trililyon 500 milyar dolar değerinde silahlanma harcaması yapılmıştır. Yaklaşık 1,5 trililyon doları bulan silahlanma harcamalarının... metnin devamı için tıkla  (ayrıca bak: insan hakları )

 

GABOR STEINGART,

BARACK OBAMA’YA NOBEL SAVAŞ ÖDÜLÜ  

Obama kendisinde hiçbir şeyi değiştirmedi, değişen, onu değerlen-dirmeye tutan ölçüydü. Başkanlar için geçerli olan ölçü birimi gerçek yaşamdır... (Metnin devamı için tıkla)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yusuf Küpeli, Afganistan’ın işgali yedinci yılını, Irak’ın işgali beşinci yılını doldururken, emperyalist planlar, saldırganlıklar, yalanlar üzerine notlar

 

1) Kâr ve kariyer için olan gerçekler için olmaz

 

2) Emperyalizmin gözüyle acılı Afganistan ve 11 Eylül yalanları

 

3) Kısaca, Afganistan ve 11 Eylül’ün müjdecisi Ahmed Şah Mesud süikasti üzerine

 

4) Afganistan’a saldırının çok önceden planlandığı, petrol şirketlerinin manipülasyonları, ve Karzai rejimi üzerine notlar

 

5) Irak halkının trajedisinin farklı aşamaları, İngiliz işgali, monarşi, cumhuriyet, iktidar kavgaları, İran ile savaş, Kuveyt’in işgali üzerine notlar

 

6) Kuveyt’in işgali ile başlayan “çöl” ve yalan “fırtınası”, 12 yıllık sürekli yıkımın taşları ile döşenen işgal yolu

 

7) İşgalin beşinci yılında Irak halkının trajedisi ve işgal gücünün zulmü üzerine kısa notlar

 

8) Irak’ta yönetimin şekillenmesi, ekonomik talan, ve yönetim krizi üzerine kısa notlar

 

9) İşgal yalanları, “insan hakları” yalanları, ve ABD’de insan haklarının durumu üzerine kısa notlar

 

KAYNAKLAR:

ayrıca bak: Direnen Irak

AŞAĞIDAKİ GÖRCELİ UZUN METİN, ÖNCE 17 KASIM CUMARTESİ AKŞAMI, ARDINDAN 19 KASIM 2007 PAZARTESİ AKŞAMI YENİDEN BAŞTAN SONA GÖZDEN GEÇİRİLDİ. GÖRÜLEBİLEN İMLA HATALARI VE CÜMLE BOZUKLUKLARI DÜZELTİLDİ. BAZI YENİ CÜMLELER EKLENDİ VE METİN DAHA KOLAY OKUNABİLİR HALE GETİRİLDİ.

Kullanılan kaynaklar hariç, 12 punto ile toplam 41 sayfa tutan bu metne arabaşlık koyamadım. Buna karşın, yazının akışı işinde her olayın ve konunun birbirleri ile bağlantılı olduklarını ve ayrıca doğru biçimde bağlandıklarını sanıyorum. Umarım düşündüğüm gibidir ve içinde epey somut bilgi olduğunu sandığım bu metin rahatça okunabilir. Saygılarımla, Yusuf Küpeli, 14-11-2007

Yusuf Küpeli, “Tüm nehirler pislik akıyor!”

Kirli karanlık serüvenlerinin öyküleri çok çok daha eskilere uzananlar, çalışıp üretenlerin emeklerini kişisel kazanca dönüştürme becerisine sahip sermaye ve büyük toprak sahibi üst sınıflar; yığınları aldatıp manupule etme, toplumsal dengelerle oynayıp insanları gütme konusunda becerikli üst sınıf politikacıları, tüm bu sözde “demokrasi” kahramanı ülke yöneticileri, ABD’nin Batı Pasifik’teki yararları için, Meclis’e bile sormadan, genç “vatan” evlatlarını Kore’ye yollayıp öldürttüler. “Bu politika yanlıştır!”, diyenleri yaka-paça içeri tıktılar…

(...) Anıtkabir’i (Atatürk’ün mozolesi) bombalatmaya ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük provokasyonunu yaratmaya çalışırken, birden...

(...) Savimbi, “soğuk savaş” sonrasında da silah ve cephane konusunda sıkıntı çekmeyecekti. Çünkü, Angola’nın UNITA kontrolu altındaki doğu bölgelerinde zengin elmas yatakları vardı. Gerçi Birleşmiş Milletler buradan elde edilen UNITA elmaslarının Batı’da ticaretini yasaklamıştı ama, Mucahidin nasıl Batı pazarlarını eroine doyuruyorsa, UNITA’nın da aynı Batı’yı elmasa doyurmaması için bir neden yoktu. Her işin bir inceliği, ve bu incelikleri bilen uzmanları vardı... Gizli karanlık işlerde İsrail şirketleri uzmanlaşmışlardı. İsrail şirketleri ile elmaslarını sorunsuz Batı pazarlarına süren Savimbi, buradan elde ettiği tatlı kazançlarla istediği kadar silah ve cephane alabiliyor, ve yıkımını kesintisiz sürdürebiliyordu...

Savimbi, tam hedefe yaklaştığını, Angola’nın dalından düşen olgun bir meyva gibi eline teslim edileceğini düşlerken, ülkede, hükümetin denetlediği alanlarda, zengin petrol yatakları keşfedilecekti. Ülkenin bağımsızlığını sağlamış, devrimi gerçekleştirmiş iktidar partisi MPLA, Angola hükümeti, ABD şirketleri ile petrol anlaşmaları imzalar imzalamaz, Jonas Savimbi, aralarında iki generalinin de bulunduğu 21 askeriyle birlikte 22 Şubat 2002 günü delik deşik edilerek öldürülecekti. Ülkenin doğusundaki Moxico bölgesinde akan Luvuei Nehri yanında cansız yatan gövdesinde 16 mermi bulunacaktı. Ve şüphesiz, CIA’dan bir taziye mesajı bile gelmiyecekti. Zaten mesajın yollanacağı adres te yoktu, UNITA hemen dağılacaktı...

Beynimde düşünceler daldan dala atlıyorlardı... Bu son düşündüklerim, birden aklıma, kızıl yıldızlı sembolleriyle Ortadoğu’da CIA’nın koynuna girmiş olanları nasıl bir sonun beklediğini getirecekti... Bir Alevi özdeyişi, “Yatma tilki gölgesinde, ko arslan yesin seni; geçme namert köprüsünden, ko sel aparsın seni!”, diyordu... Yanımdaki kimbilir nekadar kirli işe bulaşmıştı. Ve o, vicdanını rahatlatmak, “tek kirli ben değilim” demek istercesine, bildiği bazı pislikleri anlatmayı sürdürüyordu... Aslında pek haksızda sayılmazdı; çünkü, ortalık pislikten, ikiyüzlülüklerden geçilmiyordu...

Sonunda kalkacak, ve kulağıma fısıldar gibi, Amerikalılar buna, “Tüm nehirler pislik akıyor!”, derler deyip, evine gitmek üzere metro istasyonuna doğru yürüyecekti... (metnin tamamı için tıkla)

 

Gerekli başlangıç notu: “Dünya imparatorluğu yolunda denizlerde egemenlik” başlıklı aşağıdaki 12 punto ile 10 sayfa (normal A4 dosya sayfası) tutan metin, aslında çok daha geniş bir bütünün parçası olarak 2003 yılında kaleme alınmıştır ama...

 

Yusuf Küpeli, Dünya imparatorluğu yolunda denizlerde egemenlik

 

- Egemenliğe doğru ve kısaca jeoplitik teoriler

(...) ABD, 20 nisan 1898’de İspanya’ya karşı savaş ilanedecekti. Aynı yılın agustos ayında İspanya’ya karşı savaşı kazanan ABD, tarihinde ilk kez denizaşırı sömürgeler elde edecekti. Filipinler, Guam, Puerto Rico, Hawai, ABD’nin eline geçeceklerdi. Bu yıllarda ABD’nin nüfusu ancak 63- 65 milyon civarındaydı ve Amerika Birleşik Devletleri artık bir... (...) Amerikalı Amiral Alfred Thayer Mahan (1840-1914), “denizlerde güçlü olanın dünya ticaretini, zenginliklerini ve ekonomik kaynaklarını daha rahatlıkla denetleyebilecegini ve savaşları kazanacagını...

 

- Denizlerde egemenliğin aygıtları, ABD filoları

ABD’nin dünya hakimiyeti için “kenar kuşak” dediği coğrafya’da oluşturduğu ve oradan Asya içlerine doğru yayılan askeri üs zincirini tamamlayan deniz hakimiyeti -ayrıntılı olmayan bir anlatımla- şu şekilde gelişmektedir... (...) Kasım 2002 verilerine göre, ABD deniz filosunda 383.938 aktif görevli vardır ve bunların 54.667 tanesi subaydır... (...) filo için 159.098 hazır yedek vardır...

 

- Türkiye’yi de yakından ilgilendiren 6. Filo ve ABD- Türkiye ilişkileri üzerine bazı notlar

(...) 1960’lı yılların sonundaki Türkiye’de büyük protestolarla karşılanan ve uzun yıllar Türkiye limanlarına rahatça uğrayamayan 6. Filo, ABD’nin Akdeniz’deki vurucu güçü olarak NATO ile yaşıttır ve ortaklık içerisindedir. Her ikisi de, 6. Filo’da, NATO’da...

 

Dikkat! Tarihi, komploların veya daha doğru ifadesi ile yasalara ve egemen morale aykırı kirli karanlık planların uygulamaları anlamında konspirasyonların toplamı olarak görmek, gerçeği çarpıtmak, bilimin dışına çıkmak anlamına gelir. Şüphesiz, tarihin akışını, değişik katagorilerde ve görünümlerde yansıyabilen, hatta değişik milletlerin çatışmaları olarakta gözükebilen sınıfların mücadeleleri belirler... devamına ulaşmak için tıkla

 

Yusuf Küpeli, Barbara Olson, ya da “9/ 11 Hakkındaki Tüm Yalanların Anası” ...

“Barbara Kay Olson (27 Aralık 1955- 11 Eylül 2001), FOX News için çalışan tutucu televizyon yorumcusu. Houston, Teksas doğumlu. Hilary Clinton hakkında bir kitap yazdı. American Airlines Flight 77’de yolcuydu. Uçak Pentagon’a çarpmadan 20 dakika önce telefonla kocasına uçağın kaçırıldığını iki kez bildirdi...” Evet, 11 Eylül 2001 terör eyleminin "kurbanlarından" Barbara, bindiği uçak “Pentagon’a çarpmadan durumu kocasına kahramanca rapor edecektir”. Kocası, 16 Kasım 2001 günü Federalist Sosyete’de “terör şehidi” eşine övgüler yağdıracaktır. Anısına konferaslar verilecektir ve “kahraman terör kurbanı”nın adı ansiklopedilere girecektir. O artık “Özgürlüğün Ruhu” olmuştur... “Önceki Bush yönetimi görevlilerinden birinin eşi Barbara Olson, birkaç gün önce Fransız ve Amerikan gizli servisleri ajanları tarafından Polonyo- Almanya sınırında tutuklandı... (by Tom Flocco, Germany-September 22, 2005) Ve aynı haberde Barbara K. Olson’un Fox News TV’nin eski yoromcusu ve Bağımsız Kadınların Foru eylemcisi olduğu ve yine yakalandığı zaman Vatikan pasaporto taşıdığı da bildiriliyor. Fakat henüz “öbür dünya”dan Vatikan pasaportunun yardımıylamı dönebildiği konusunda bir haber yok ama, eski Nazi yeni Papa ileride bu konuda bir açıklama yapabilir...  videoplay-docid=7866929448192753501&hl=en

 

9/ 11 lies- video, pentagon'a boeing çarpti yalanı ve sansürle ilgili görüntüler 

 

9/ 11 lies- video, 9/ 11 yalanıyla ilgili video gösterisi, LOOSE CHANGE

videoplay-docid=7866929448192753501&hl=en

 

 

Yusuf Küpeli, Londra’da patlayan bombalar, hem “bağcıyı dövüp” hem de “üzümü yiyenler”, yalanlar ve “evlere şenlik” yorumlar                  

 

- Önce, 11 Eylül olayı üzerine kısa anımsatmalarla söze başlayalım...  (foto: ABD'den "Ramazan Hediyesi")

Andresa von Bülov’un “CIA ve 11 Eylül” adını taşıyan kapsamlı araştırmasında da “uçakların uzaktan radyo ile yönlendirildiği” iddiası teknik bilgilerle birlikte inandırıcı biçimde yeralmaktadır. Almanya’da 1980- 82 yıllarında teknoloji ve araştırma bakanı olarak görev yapmış Bülov’un anlatımıyla, keskin dönüşler yaparak “İkiz kuleler”e birbiri ardından çarpan sözkonusu dev Boing 757 ve 767 uçaklarına başka türlü bu manevrayı yaptırabilmek teknik olarak olanaksızdır... İngiliz hava kuvvetleri sözkonusu uzaktan yönetim tekniğini 1950’li yıllardan itibaren geliştirmişlerdir. Teknik daha sonra, 1970’li yıllarda bir Pentagon organı olan Defense Advanced Research Projets Agency (DARPA) tarafından daha da geliştirilmiş ve uçak korsanlarına karşı bir savunma sistemi olarak büyük yolcu uçaklarına da monte edilmiştir. Bu teknik sayesinde kaçırılan yolcu uçaklarının yerden yönlendirilerek alanlara kolayca indirilebilmeleri sağlanmaktadır. Yine aynı teknik kaçırılan uçakların pilot kabinelerindeki tüm konuşmaları dinleme olanağı verdiği gibi, pilotun veya korsanın uçağı yönetmesini de engelleyebilmektedir.

 

- Peki Londra bombalamaları kimin işine yaramıştır veya yaratılan tozun dumanın gerisinden boynuzları gözüken “şer” gücü kimdir?

...Bombaların hemen ardından yüzüne yapıştırdığı eğreti üzüntü maskesi ile kameraların karşısına geçen W Bush, daha iki gün önce Afrika’daki açlığın, Aids’in, yoksulluğun ve dünyamızı ağır baskısı altına almış olan çevre sorunlarının kendisini ilgilendirmediğini açıklamış olduğunu “unutarak”, “Biz burada dünyanın açlık, yoksulluk, Aids ve çevre sorunlarını çözmeye çalışıyoruz, onlarsa bakın neler yapıyorlar!”, diye “sureti haktan gözükme” rolünü rahatca oynayacaktı.

...Fakat yine de O’nu dinledikçe insanın içinden hemen bu müthiş Al Kaida örgütüne katılmak gelmekteydi. Yalnız Al Kaida’ya girmek için önceden “Hacı Bush”dan tavsiye mektubu almak ve CIA, MI-6, MI-5 veya MOSSAD bürolarından birinde bazı blanketkleri doldurmak gerekmektedir herhalde. ..."Terör" gürültüsü arasında sessizce süzülüp gelmekte olan postmodern bir faşizmden başka birşey değildir ve böyle bir faşizmin daha güçlü biçimde yerleşmesi için başta İtalya olmak üzere bazı Akdeniz ülkelerinde ve yine başta Danimarka olmak üzere bazı İskandinav ülkelerinde bombaların patlatılması gerekmektedir. Ve bu plan zaten şimdiden Al Kaide'ye ilanettirilmiştir...

 

 

Jan Guillou, İsveç'in tüm dünyada tanınan en ünlü yaşayan roman yazarıdır. Aynızamanda politik makaleleri ile de tanınan Guillou'nun romanlarından filmler yapılmıştır ve yapılmaktadır. Güçlü bir tarih bilincine ve politik bilince sahibolan Guillou'dan çevirdiğim aşağıdaki metin, gerçekleri arayacağına "komplo teorileri" üzerine soyut entellektüel gevezelikler yapanlara ve günlük basında W. Bush- Blair rüzgarlarına yelken açan ünlü sürüngenlere sunulur- Y. Küpeli, 2006.08.23

 

Jan Guillou, Al- Kaida hakkında yazılan hiçbirşeye asla inanma (...) İngiliz idari makamları, tüm bu iddiaları için, dolaylı bir kanıt olarak, Londra havaalanlarında birkaçgün sürecek olan bir kaos yarattılar. Birkısım uçuşlar için elbagajlarını yasakladılar. Özellikle uzun uçuşlar için gerekli olan elbagajları engellendi. Son anda idari makamlarca alınan bu tip önlemlerin yardımıyla halk korkunç bir tehditle karşı karşıya olduğuna inandırıldı. Çünkü, herkes kendi kendisine sormalıydı; eğer ciddi bir tehdit olmasa, havaalanları neden böyle cehenneme döndürülsün? (...) Terörizme karşı savaşta ileriye yönelik büyük adımlar atıldığına toplumlarını inandırabilmek, İngiliz ve Amerikan makamları için herşeyin üstünde en büyük önemi taşımaktadır. Ve onları savaşın gerekliliğine tam anlamıyla inandırmak. Bundan dolayı, narkırmızısı ateşli bir hırsla kendi vatandaşlarını sürekli korkutmakta, tehdit altında göstermektedirler.  

 

Bir seneyi aşkın süre önce, Hariri süikasti ile ilgili notumu bitirirken, “(...) Ve sanırım ilerideki yıllarda, MOSSAD ile ilgili gerçekler daha fazla açığa çıktıkça olay tam bir netlik kazanacaktır.”, diye yazmışım. Ve şimdi olay gerçekten de bu yönde aydınlanmaya başladı... Aşağıdaki metin, Hariri süikastinin hemen ardından kaleme alındı. "ABD yönetiminin ve yerli Coca Cola takımının acıklı- komik yalanları, 'Irak’ta ilk kez demokratik seçim' mavalı ve Hitler’in izinde yürüyen W Bush Amerikası" başlıklı göreceli uzun yazının bir numaralı notu olarak ve Yusuf Küpeli imzasıyla bundan bir yılı aşkın süre önce, 26 Şubat 2005 günü Sinbad’da yayınlandı. Sözkonusu göreceli uzun metnin “Hariri süikasti ve amacı” başlıklı bir numaralı notunu, açığa çıkmaya başlayan yeni bilgilerin ışığında tekrar yayınlamak sanırım bir gereklilik haline geldi. Bu eski metni, tanınmış gazeteci yazar Hüsnü Mahalli’nin 20 Haziran 2006 tarihli Akşam gazetesinde yayınlanmış olan “Yalancılar nerede?” başlıklı aydınlatıcı metni ile ve ayrıca tanınmış gazeteci yazar İbrahim Karagül’ün “Neden susuyorsunuz, şimdide konuşsanıza!” başlığıyla 22 Haziran 2006 günü Yeni Şafak gazetesinde yayınlanan yine aydınlatıcı yazısıyla birlikte yayınlamanın daha yararlı olacağını düşündüm...Yusuf Küpeli, 22 Haziran 2006

 

Yusuf Küpeli, Hariri süikasti ve amacı + Hüsnü Mahalli, Yalancılar nerede? + İbrahim Karagül, Neden susuyorsunuz, şimdide konuşsanıza!

 

 

Yusuf Küpeli, Nedenleri ve sonuçlarıyla Peygamber Muhammed karikatürleri, provokasyonlar ve İslam toplumlarının gereksinimleri üzerine

- Hedefte olan ve savunulan

- Tepkinin bu ölçüde yığınsal olarak patlamasının nedenleri

- Değişen dünya da ABD emperyalizminin yeni politkaları ve Müslüman halklar üzerine hesaplar

- Sovyetler Birliği çökerken sahneye sürülen Salman Rushdie ve hemen ardından Samuel Huntington

- Samuel Huntington “teorisi”nin pratiğini üstlenen Usame bin Laden ve El Kaide

- Hıristiyan ve İslam inançlarının ortak kökleri ve İslam’ın İsa’ya saygısı üzerine

- Biz sizin zenginliklerinize, petrolünüze ve gazınıza elkoyacağız diyemezlerdi ve saldırı için korkuyu büyütmek gerekiyordu

- Korku büyütülürken birtürlü yakalanmayan Laden

- Yeni yalanlarla Irak’a saldırı ve radyasyonlu mermiler

- Irak’ın yıkılmasının diğer nedeni

- Direnen Irak’ın ve ABD ve İsrail saldırganlığının Müslüman toplumlar ve Batı üzerindeki etkileri

- Küçülen dünya, postmoder faşizm ve gelişen muhalefet üzerine

- Eskiyen yalanlar ve korku kaynaklarının yerine yenileri ve Londra bombaları

- Müslüman halkların ve liderlerinin görmeleri gereken farklılıklar, Avrasya’nın önemi ve ABD yönetiminin kabusu  üzerine

- Yaşam tarzını koruyarak varlığını garantiye almaya çalışan ABD’nin Batı’ya yönelik entrikaları ve psikoljik savaşın yeni malzemesi İslam

- Batı toplumlarının bilinçlerine yönelik konspirasyonun bir parçası olarak yanan Paris ve Peygamber Muhammed karikatürleri

- Nedenleri ve sonuçlarıyla ısmarlanan Peygamber Muhammed karikatürleri

- Ahmakça tehlikeli tepkiler ve Müslüman halkların gereksinim duydukları mücadele yöntemleri

 

 

Yusuf Küpeli, AB yalanları ve kargaşaya doğru

“Türkiye’nin yolu uzun. Kuraldışılıklarla/ istisnalarla ve ağır taleplerle sınırlandırılan AB üyeliği en erken 2014’de.” ...Üyeliğin en erken 2014’den önce olamayacağı konusunda anlaşmış oldukları halde, hala halka rahatca, “süreci hızlandıracağız” diye yalanlar söyleyebilmektedirler. Ve zaten daha baştan özel statüde bir üyeliği kabuletmişlerdir ve böylesinin gerçekleşmesi için bile... ...Dilemem ama, bu işin sonu karakolda bitecektir ve buna hazır olmak gerekmektedir.

 

 

Yusuf Küpeli, Ruhunun karanlığı suratına vurmuş profösör unvanlı o çirkin kişi ve pazarlananlar  ...”suratından düşen bin parça” denen cinsten bu kişi, elini küçümseyici bir tarzda sallayarak güçlendirdiği aşağılayıcı yüz ifadesiyle ve saldırgan üslubuyla, ”Kıbrıs gibi küçük önemsiz işlerle uğraşıyorlar; halbuki asıl önemli olan tarım politikaları. AB’ye uyum koşulları içinde modernleştirilecek olan tarımda aileleri ile birlikte sayıları 10 milyonu bulacak dört milyon kişinin sektörden uzaklaştırılması gerekmektedir…” TV görevlisi hanım, karşısındakinin profösör ünvanının ve ayrıca saldırgan üslubununda baskısı altında kalarak eziliyor, ”Peki Kıbrıs okadar önemsizse eğer, neden Batılı yöneticiler işin bukadar üzerinde duruyorlar, Kıbrıs’ı olmazsa olmaz bir koşul olarak öne sürüyorlar?”, diye sormaya cesaret bile edemiyor…

 

 

Yusuf Küpeli, AB ÜYELİĞİ UMUTLARI ve AB ÜZERİNE  AB'ye üyelik başvurusunun üzerinden 41 yıl, gümrük anlaşmasının üzerinden yaklaşık on yıl geçtikten ve daha düne dek "Varşova Paktı"nın üyeleri olan "Doğu Avrupa" ülkeleri AB'ye tam üye olduktan sonra, tüm soğuk savaş yılları boyunca ucuza Batı'nın bekçiliğini yapmış ve halkından habersiz topraklarını nükleer bir savaşın hedefi haline getirmiş olan NATO üyesi Türkiye'ye, "üyelik müzakerelerinin 2005'de başlayabileceği" umudu 2004’ün 10’ncu ayına girilirken lütfen verilmiştir... Aynı birliği “üstün” Germen “ırkının” yönetiminde zor ve şiddet yoluyla vaktinden erken kurmaya çalışan Hitler Almanyası’nın planlarında da Türkiye’ye biçilen rol “satalit/ uydu ülke” olmak idi... AB üyeleri olan ülkelerde eski faşist güçler varlıklarını korumakta oldukları gibi, devlet aygıtlarının kilit noktalarını da ellerinde tutmaktadırlar...

 

http://www.sinbad.nu/