|
TÜRK
MÜHENDİS VE MİMAR ODALARI BİRLİĞİ
UNION OF CHAMBERS OF TURKISH ENGINEERS AND
ARCHITECTS
UNION DES CHAMBRES DES INGENIEURS ET DES
ARCHITECTES TURCS
Atatürk Bulvarı No : 131 Kat : 9 06640 Bakanlıklar ANKARA - TÜRKİYE
Tel : +90 (312) 418 1275 Faks : +90 (312) 417 4824
Web:http://www.tmmob.org.tr E-Posta : tmmob@tmmob.org.tr
Ankara, 22 Eylül 2005
Demokrasi gerçek anlamını ancak özgür yurttaşların bilincinde bulur ve
gelişir. Çağdaş anlamda eğitimin amacı, bilimsel düşünme yetisine sahip,
sorgulayıcı, araştırıcı, yaratıcı ve özgür düşünüp karar verebilme
bilincine erişmiş bireyler yetiştirmek ve bu taban üzerinde toplumsal
gelişmeyi sağlamaktır. Totaliter yöntemlerle yönetilen toplumlarda ise
eğitim özgür yurttaşlar yerine otoriteye ve onun temsil ettiği
ideolojiyi sorgulamadan kabul eden tek tip bir toplum oluşturmaya
yönelir. Bu nedenle eğitim, temel eğitimden yüksek öğrenime, ana
okullarından meslek edinme ve geliştirme eğitimlerine kadar yaşamın her
alanında bir bütün olarak ele alınmalıdır. Eğitim ve öğrenim hakkı dil,
din ve ırk farkı gözetilmeksizin temel yurttaşlık hakkıdır. Bu temel
hakkın kullanılması için eğitim alanı, laik, bilimsel ve demokratik
düşünceler ışığında, ülkenin ve halkın çıkarları doğrultusunda yeniden
düzenlenmelidir.
Nasıl bir eğitim sistemi, nasıl bir üniversite sorusuna yanıt verebilmek
için ülkemizin bulunduğu sosyo-ekonomik koşullara bakmamız gerekiyor.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programının (UNDP) 7 Eylülde yayımladığı
İnsani Gelişme Raporu, Türkiyenin insani gelişme alanında karşı karşıya
olduğu sorunları gözler önüne seriyor. Raporda, insan refahının gelir,
eğitim ve sağlık alanını kapsayan UNDP İnsani Gelişme Endeksinde
Türkiye, bu yıl 177 ülke arasında 94üncü sırada, Okula kaydolma oranı,
%68 (177 ülke arasında 111. sırada). Yapılan araştırmalara göre her dört
öğrenciden birinin 45 milyon lira ile yaşamak zorunda olduğu, ağırlaşan
işsizlik olgusunun gençlerin gelecekle ilgili beklentilerini derinden
etkilediği koşullardan üniversitelerdeki eğitim ve öğretim faaliyetinin
de etkilenmesinin kaçınılmazdır.
"Özerk üniversite" talebine bir cevap olarak sunulan "mali özerklik"
tanımı üniversitelerin özerkliği noktasında gerçek niyetleri ortaya
koymaktadır. Bu yolla devletin yüksek öğretim kurumlarının bilim üretmek
yerine kaynak bulmak için kendi kaynaklarını pazarlaması işi ile
görevlendirilmesinin getireceği sorunlar aşikar olup, bu mantık bugün de
benzer şekilde uygulanmaktadır. 1980 sonrasında vakıf üniversitesi adı
altında mantar gibi çoğalmış özel üniversitelerin, bütçelerinin %45ine
varan bir bölümün devlet tarafından karşılanmaktadır. Eğitimin bir hak
olduğu ve bu haktan yararlanmanın parasal güce bağlanması, hakkın özünü
zedeleyici sonuçları da beraberinde getirmektedir. Eğitimin ve bu arada
yüksek öğrenimin özelleştirilmesi bilimi metalaştırıcı, üniversiteleri
birer ticarethaneye çevirici ve öğrenciyi müşteri konumuna indirgeyici
politikalar, üniversiteleri yalnızca belli varlıklı kesimlerin
çocuklarına açık hale getirmekten ibaret kalmaz, böyle bir yapılanmanın
aynı zamanda, gerçek anlamda bir bilim üretme amacıyla çelişen sonuçlar
doğurması da kaçınılmazdır. Türkiye gibi ülkelerde yüksek öğrenimin
özelleştirilmesinin kaçınılmaz sonucunun yabancı sermayenin egemenliğini
kabullenmek olduğunu da bir gerçektir.
Hükümetin üzerinde çalıştığı yeni YÖK yasası tasarısı ile rektörler ve
dekanlar başta olmak üzere üniversitelerdeki tüm yönetim kadrolarının
tasfiye edilerek yoğun bir kadrolaşmaya zemin hazırlanmaya
çalışılmaktadır.
Ülkelerin gelişmelerinde bilim, teknoloji ve sanayileşme politikalarının
öneminin bilinmesine karşın, mühendislik ve mimarlık uygulamaları ve
ülke gelişimi için yaşamsal önemi bulunan bilimsel teknolojik araştırma
(AR-GE) yatırımlarına çok az kaynak ayrılmaktadır. Üniversitelerimizde
bilimsel araştırmalara gerekli kaynaklar ayrılmayarak, bilimsel
gelişmelerin önüne geçilmektedir. Sanayi ile ilişkiler toplumun
ihtiyaçlarına göre değil, sadece sermayenin ihtiyaçlarına göre
yapılanmakta, bilim piyasa ekonomisinin belirlediği amaca yönelik
kullanılmaktadır. Dolayısıyla sanayici AR-GE faaliyetlerine yatırım
yapmamakta, ihtiyaç duyduğunda üniversitelerin projelerini satın almaya
çalışmaktadır. Çalışan onbin nüfus başına düşen Araştırma-Geliştirme
(AR-GE) personel sayısı Almanyada 143, İsviçrede 142, Japonyada 138,
ABDde 77, Hindistanda 62, Korede 53 iken Türkiyede 7dir. Sanayi
kesiminin milli AR-GE sistemi içindeki payı ileri ülkelerde % 50nin
üzerindedir. Örneğin İsviçrede % 97, Japonyada % 80, Şilide % 49 olan
bu pay Türkiyede % 20 civarındadır.
Mühendislik-Mimarlık-Şehir plancılığı alanındaki eğitimde gerek açılan
okullar gerek arttırılan kontenjanlar açısından planlama anlayışının
olmaması özellikle belirli bölümlerden mezun mühendis, mimar ve şehir
plancılarının istihdam sorununu arttırdığı gibi bu kitlenin mesleki
kimliklerinde erozyon yaratmaktadır. Üretim süreçlerinde ortaya çıkan
değişim, mühendis ve mimarları yeniden biçimlendirmekte, mesleki
formasyonlarını değiştirmekte, İstihdamı daraltmaktadır. İşsizliğin
artması ücret politikalarını olumsuz yönde etkilemekte ve mühendisin ve
mimarın emeği ile orantılı ücret almalarını engellemektedir.
Mühendis ancak iyi eğitim almış ve yeterli sayıda öğretim üyesi, yeterli
laboratuar ve altyapı olanakları ve çağa uygun bir eğitim programı ile
yetişir. Her kente bir üniversite açmak yerine mevcut olanların eş ve
yeterli olanaklara kavuşması sağlanmalıdır. Ülkemizdeki üniversiteler
planlı bir anlayış içerisinde öncelikle sayı bakımından değil, öğretim
kalitesi, kütüphane, anfi, laboratuar ve yurt gibi imkanlar ve en
önemlisi yeterli ve nitelikli öğretim üyesi bakımından
geliştirilmelidir. Politik tercihler sonucu sayıları hızla artan alt
yapısı oluşturulmamış üniversiteler açılmakta, yetersiz eğitim
programları, öğretim görevlileri, laboratuar, kütüphane, araştırma
olanaklarının eksikliğinden kaynaklanan eğitimde eşitlik ilkesinin
ihlali söz konusu olmaktadır. Eğitim programlarının hazırlanması
sırasında öğrenciler ve öğretim görevlileri söz sahibi olamamaktadırlar.
Programlar üniversitelere göre merkezi idarenin denetiminde yapılmakta
ve farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Öğrenci sayısının fazlalığı pek çok
üniversitelerde dersliklerin ihtiyaçları karşılayamamasına neden
olmaktadır, mevcut üniversitelerimizde birçok eksiklikler bulunmaktadır.
Bununla birlikte uygulama eğitimin vazgeçilmez bir parçasıdır. Teorik
bilgiler laboratuar uygulamaları ile desteklenmelidir. Ancak
üniversitelerimizin hemen hemen hepsinde laboratuarlar ya çok yetersiz
ya da sadece adının varlığı olarak mevcuttur.
İşte özlediğimiz üniversite:
Ĝ
Yükseköğretimin kamusal ve herkes için ulaşılması gereken bir hak olduğu
kabulünden yola çıkarak, Üniversitelerdeki tüm öğretim ve sosyal
hakların parasız BİR ÜNİVERSİTE,
Ĝ
Öğretim üyelerinin, çalışanların, öğrencilerin tüm söz ve karar
süreçlerine katıldığı, katılımcı, paylaşımcı hukuka saygılı BİR
ÜNİVERSİTE,
Ĝ
Emeğe, insan haklarına saygılı, barışın, hoşgörünün hakim olduğu, özerk
ve demokratik bilimsel BİR ÜNİVERSİTE,
Ĝ
Bilim ve teknoloji üreten, üreteni teşvik eden, ödüllendiren BİR
ÜNİVERSİTE,
Ĝ
Topluma dönük eğitimin yerleştirilmesi doğrultusunda, sanayi ile
toplumsal yaşam ile etkileşim içinde olan BİR ÜNİVERSİTE,
Ĝ
Yabancı dil öğreniminin daha uygun koşulları yaratılarak geliştirilen,
ana dilde eğitim yapan BİR ÜNİVERSİTE,
Ĝ
Eğitim kadrolarının ekonomik sorunları insanca yaşayabilecekleri ve hak
ettikleri seviyede çözülerek zamanlarını tamamen öğretime ve araştırmaya
vermelerinin koşullarının yaratıldığı BİR ÜNİVERSİTE,
Ĝ
Üniversitelerin tek tek akreditasyon çalışmaları yürütmeleri yerine,
üniversiteler arasında eşitsizlikleri ortadan kaldırılması için merkezi
politikaların geliştirilerek uygulandığı BİR ÜNİVERSİTE,
Ĝ
Üniversitenin bütününde çeşitli kademelere seçimle gelinen BİR
ÜNİVERSİTE.
Bilim insanları bunları bir kez daha ve topluca söylemek üzere 8 Ekim
2005de Ankarada TMMOB Mitinginde buluşuyor.
Mehmet SOĞANCI
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı
|
|
8 Ekim'de TMMOB Mitinginde
Buluşuyoruz
KAMUDA MÜHENDİS, MİMAR VE
ŞEHİR PLANCISI OLARAK ÇALIŞIYORUZ
HAKLI İSTEMLERİMİZİN GERÇEKLEŞMESİNİ İSTİYORUZ
SESİMİZİ VEGÜCÜMÜZÜ DUYURMAK İÇİN
8 EKİM'DE ANKARA'DA "TMMOB MİTİNGİ"NDE BULUŞUYORUZ
Bizler; bilim yoluyla elde edilmiş tüm bilgilerden akıl ve deneyim
yoluyla somut sentezlere vararak insana ve insanlığa yararlı oluşumları
yaratma gücü ve çabası içindeki kamuda çalışan mühendisler, mimarlar ve
şehir plancılarıyız.
Bizler; bilimi, ekonomiyi, zamanı ve fiziksel kaynakları en iyi şekilde
değerlendirip, en ekonomik, en güvenli, çevresel ve sosyal olarak en
kabul edilebilir çözümleri bulan ve aldıkları kararları uygulamaya
çalışan kamuda çalışan mühendisler, mimarlar ve şehir plancılarıyız.
Bizler; kamu yararı için, toplumun çıkarı için, devletin temel
işlevlerini yerine getirmek için, kamusal altyapı yatırımlarını en doğru
ve en ekonomik şekilde gerçekleştirmek için, özveriyle üreterek katma
değer yaratmak ve ulusal bütçeye katkıda bulunmak için kamuda çalışan
mühendisler, mimarlar ve şehir plancılarıyız.
Bizler; ülkemizin kalkınması ve gelişmesinin planlanması,
projelendirilmesi, projelerin uygulanması ile denetiminde çalışan,
ekonomik yaşamın tüm noktalarında etkili olarak yer alan ve kalkınmanın
ve gelişmenin vazgeçilmez unsurları olan kamuda çalışan mühendisler,
mimarlar ve şehir plancılarıyız.
Bizler; bilim ve teknoloji politikaları temelinde bilimi toplumla
buluşturarak, bu ülkenin çevresel ve doğal kaynaklarının korunmasına ve
geliştirilmesine, sanayileşmesine, tarımının gelişmesine, enerji,
ulaştırma ve iletişim altyapısının tamamlanmasına, sağlıklı kentleşmenin
gerçekleştirilmesine, bölgesel eşitsizliklerin azaltılmasına çalışan
mühendisler, mimarlar ve şehir plancılarıyız.
Bizlerin yaptıkları ve yapmak istedikleri ortada. Gelinen nokta ise şu:
Bizler; sesi yeterince duyulmayan, duyulsa bile şimdilerde yeterince
önemsenmeyen kamuda çalışan mühendisler, mimarlar ve şehir
plancılarıyız.
Bizler; yaratılan potansiyel işsizlik baskısı altında, "iş mi -
yoksulluk ücreti mi?" kısır döngüsüne sıkıştırılmaya çalışılan kamuda
çalışan mühendisler, mimarlar ve şehir plancılarıyız.
Bizler; açlık sınırı ile yoksulluk sınırı rakamları arasında sıkışan
ücretlerimizle kamuda çalışmak zorunda olan mühendisler, mimarlar ve
şehir plancılarıyız.
Bizler; yıllardır özel hizmet tazminatını yeterince alamayan, arazi
tazminatları kesilen, zorunlu tasarruf kesintilerine diğer çalışanlarda
olduğu gibi el konulan, kira, aile, çocuk, ulaşım, yiyecek ve giyecek
gibi sosyal hakları sembolik düzeylerde ödenen kamuda çalışan
mühendisler, mimarlar ve şehir plancılarıyız.
Bizler; eşit işe eşit ücret istemimizi seslendirirken, yaratılan ücret
dengesizliğine isyan eden ve ısrarla çözüm isteyen mühendisler, mimarlar
ve şehir plancılarıyız.
Bizler; IMF'nin istemleri doğrultusunda, üç yıllık bütçe hedefine uygun
ödenek tavanları uyarınca, ücretler üzerinde üç yıllık bir baskı
oluşturulmasına karşı çıkan kamuda çalışan mühendisler, mimarlar ve
şehir plancılarıyız.
Bizler; iş yerlerimiz kapatılarak kamuda yaşanan tasfiye hareketine
maruz bırakılan, uzmanlık alanlarımız dışında çalıştırılarak mesleğimize
yabancılaştırılan, havuzda "istihdam fazlası personel" olarak tutulan,
ya üretim dışında bırakılan ya da emekliliğe zorlanan kamuda çalışan
mühendisler, mimarlar ve şehir plancılarıyız.
Bizler; çalışma yaşamının her aşamasında söz, karar ve yetki sahibi
olmak istediğimizi belirtmemize karşın, iki dudak arasında gerçekleşen
işlemlerle mağdur edilen kamuda çalışan mühendisler, mimarlar ve şehir
plancılarıyız.
Bizler; toplu görüşme gibi bilinçli ve çağdışı uygulamalara karşı
çıkarak, toplu sözleşmeli-grevli sendikal haklarımızı isterken, ya biber
gazıyla zehirlenen ya da tacize ve sürgüne uğrayan kamuda çalışan
mühendisler, mimarlar ve şehir plancılarıyız.
Bizler; kamu yönetiminde etkinlik ve verimliliğin sağlanması için
yeterlik ve liyakat ilkelerinin yaşama geçirilmesini savunurken,
eş-dost-akraba-partili iş bilmez yöneticilerin atanmasına ve üzerimizde
kurmaya çalıştıkları baskıları püskürtmeye çalışan kamuda çalışan
mühendisler, mimarlar ve şehir plancılarıyız.
Bizler; siyasal kadrolaşma uygulamaları çerçevesinde görev unvanları
değiştirilen, keyfi tayin ve sürgün uygulamasıyla karşı karşıya kalan
kamuda çalışan mühendisler, mimarlar ve şehir plancılarıyız.
Bizler; bizlere yapılan onca yatırıma karşın işsiz kalan, açılan
sınavlarda yetersiz kadroların peşinde koşan, işe girince bile
mesleklerini yapmasına izin verilmeyen, dışlanan ve uzmanlıkları işe
yaramayan kamuda çalışan mühendisler, mimarlar ve şehir plancılarıyız.
Bizler; sözleşmeli personel ya da kapsam dışı personel kapsamında işe
alınsak bile, esnek çalışma koşullarının ısrarla dayatıldığı sürece
haklı olarak karşı çıkan kamuda çalışan mühendisler, mimarlar ve şehir
plancılarıyız.
Bizler; yabancı ülkelerden gelen meslektaşlarımızın gereksiz ve haksız
yere bizlerin yerine ikame edilmesine karşı çıkan kamuda çalışan
mühendisler, mimarlar ve şehir plancılarıyız.
Bizler; küreselleşme politikalarına eklemlenme sürecinde devletin ve
ekonominin yeniden yapılandırılması, sanayisizleştirme, özelleştirme ve
toplumsal hizmetlerin ticarileştirilerek uluslararası sermaye
çevrelerine açılması politikalarına karşı çıkan kamuda çalışan
mühendisler, mimarlar ve şehir plancılarıyız.
Bizler; üretim, yatırım ve planlamaya dayalı büyüme-kalkınma
politikaları ile sosyal devlet gereklerinin uygulanması durumunda,
ülkemizin mühendisine, mimarına, şehir plancısına, doktoruna,
öğretmenine, işçisine, memuruna, emeklisine; hakları olan ücreti
verebilecek güçte olduğuna inanan kamuda çalışan mühendisler, mimarlar
ve şehir plancılarıyız.
Bizler; yukarıda sayılan sorunlarımızın ve sorunların çözülmesini
isteyen ve bekleyen, bu konuda üzerimize düşen her türlü görevi yerine
getireceğini belirten kamuda çalışan mühendisler, mimarlar ve şehir
plancılarıyız.
Sesimiz yıllardır duyulmadı, belki de biz duyuramadık. Şimdi, sesimizi
duyurmak ve sorunlarımızın çözümünü hızlandırmak için önümüzde önemli
bir fırsat var: "TMMOB Mitingi".
Bizler; kamuda çalışan mühendisler, mimarlar ve şehir plancıları olarak;
- insanca yaşam koşullarının oluşturulması için,
- zorunlu bir görev olan kamudaki yaşam alanlarımızın yok
edilmemesi için,
- büyüdüğü söylenen ekonomik pastadan ve artan ulusal gelirden
bir çalışan olarak yıllardır verilmeyen hak ettiğimiz payı almak için,
- bizler arasında rekabet ortamı yaratarak etkin çalışmamızı
önleyen ücret dengesizliğinin giderilmesi için,
- iş güvencesiz ve sözleşmeli veya kapsam dışı personel
statüsünde çalıştırılmamızdan vazgeçilmesi ve bu kapsamda
çalışanlarımızın kadroya alınması için,
- çalışma yaşamında cinsiyet ayrımcılığının önlenmesi için,
- 4688 sayılı Yasanın çizdiği çerçeveyi evrensel ilkeleri
gözeterek aşmak ve demokratik tepkiyi örgütleyerek ekonomik ve özlük
haklarımız ile çalışma yaşamımıza ilişkin olumsuz koşulları değiştirmek
için,
- sendikal ödentilerimizi özveriyle öderken, 2006 yılı için %
5'lik yetersiz ve kabul etmediğimiz ücret zammına karşılık, anlamlı
şekilde sendikal ödentilerin devletçe ödenmesine karşı çıkmak için,
- oy alarak iktidara geldikleri halka ve kamu emekçisine kaynak
yok diyen hükümetlerin yüksek faizlerle borçlanarak sermayenin ve
rantiyenin varlığına varlık katmasına karşı çıkmak için,
- bizlerin ve çocuklarımızın geleceği için eğitim, sağlık ve
sosyal güvenlik hizmetleri gibi kamu hizmetlerinin özelleştirilerek
paralı hale getirilmesine karşı çıkmak için,
- toplumun geleceğini ipotek altına alan bütün özelleştirmelerin
durdurulması ve özelleştirilen işyerlerindeki emekçilerin mağduriyetine
son verilmesi için,
- ülkemizin kaynaklarını ve mühendislik, mimarlık ve şehir
plancılığı gibi kamusal ve toplumsal hizmetleri ticarileştirerek küresel
sermayeye birer kar alanı olarak açan bütün uluslararası anlaşmaların
iptali için,
- iş güvencemizi elimizden almak isteyen ve çalışma
koşullarımızı belirsiz hale getiren, küresel istemlere odaklı Kamu
Personel Rejimi Yasası çalışmalarına son verilmesi için,
- emekli üyelerimizin insanca yaşaması amacıyla emeklilik
yaşının yükseltilmesi, emeklilik aylıklarının düşürülmesi, primlerin
süre ve miktarının artırılma girişimlerinden vazgeçilmesi için,
- üretimden ve sanayileşmeden hızla uzaklaşan ülkemizde, bilim
ve teknoloji politikaları temelinde ulusal kalkınma stratejilerinin
uygulanması, yeniden üretim, yatırım, istihdam ve sosyal devlet
ilkelerinin yaşama geçirilerek hakça bölüşüm politikalarının sisteme
egemen olması için,
- ülkemizin bağımlılık girdabında güçsüz kılınmasına,
üretimsizliğe ve yatırımsızlığa, işsizliğe, yoksulluğa ve açlığa karşı
çıkmak için,
- bölgesel bir güç olan ve stratejik konumu itibarıyla dünya
siyasetinin temelinde yer alan ülkemizin onurlu bir yurttaşı olarak
kimliksizleştirilmeyi ve yabancılaştırılmayı reddetmek için,
8 Ekim 2005'de, Ankara'da, TMMOB Mitingi'nde buluşuyoruz.
Teslimiyete ve suskunluğa karşı haklı bir çıkışı birlikte
gerçekleştireceğimiz ve alanları birlikte özgürleştireceğimiz TMMOB
Mitingi'nde istemlerimizi bir kez daha hep birlikte söylemek bizlerin
elinde. Çözümü kolaylaştırmak bizlerin elinde. Çözüm aslında bizlerin
elinde. Bizler; haklı mücadelemizin başarıya ulaşacağına inanıyoruz.
İnancımızı gerçeğe dönüştürmek için, bütün kamu emekçisi mühendis mimar
ve şehir plancılarını haklarını savunmaya çağırıyoruz.
Unutma; Sen Yoksan Bir Eksiğiz. Sen yoksan; geleceğimiz de yok,
çocuklarımızın geleceği de yok, ülkemizin geleceği de yok.
Mehmet SOĞANCI
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı
|