|
Yusuf Küpeli, önce başbakan ve partisi ile ilgili bazı sorular ve ardından videolar Yusuf Küpeli, Seçebilmek ya da seçmek zorunda kalmak İnsan bilinci toplumsal yaşamdaki diğer süreçler gibi sürekli dengesiz gelişmiştir. Değişik üst sınıfların yararları yönünde yanlış bilgilendirme veya gerçek bilgiyi yığınlara ulaştırmama politikaları ahmaklıkları besleyerek bilinçler arasındaki dengesizliği arttırmıştır. İletişim teknolojisi ve olanakları çağımızda alabildiğine gelişmiştir ama, medya üzerindeki tekelci sermaye denetimi, dezinformasyonun, yalanın etkilerini... Biryandan uzayın derinlikleri ve sırları keşfedilirken, öbür yandan yükselen mali- sermaye egemenliğinin bir sonucu olarak yayılan ve derinleşen yoksullaşma ile birlikte düşük eğitimli insanların ve analfabetlerin sayıları artmakta, yetersiz beslenme yoksulların beyinsel faliyetlerini zayıflatmaktadır. ayrıca bak: Kol ve kafa emekçileri Yusuf Küpeli, Hayali zaferlerin gölgesinde kargaşaya doğru (...) Sonuçta, Hayır oyları ile sisteme toptan karşı çıkan boykotçuların vermedikleri veya geçersiz verdikleri oyların toplam sayıları, 21.7 milyon olan evet oylarının sayısını çok aşmakta, 30 milyon 267 bin olmaktadır. Yani, AKP anayasasını benimsemeyenlerin sayıları, diğerlerinden 8 milyon 567 bin kişi daha fazladır Evetler kazandı gürültüleri ile kabuledilen yeni AKP anayasasına karşın, gerçek durum budur. (...) Evet kazandı mavalı ile şişinen ve birçeşit başkanlık sistemine geçerek mali-sermaye güçleri hesabına daha güçlü bir diktatörlüğe hazırlanan başbakan ise, Türkiyeyi yeni, çok daha tehlikeli iç çatışmalara hazırlamaktadır. Dileğim şüphesiz bu acılı süreç değildir ama, küçülen dünya da uzaktan olayları dikkatle izlemeye çalışan biri olarak, görebildiğim tablo, bundan başka birşey değildir
Yusuf Küpeli, Bir naylon Kunta Kinte, Onun hileleri, ve anayasa yalanları üzerine Yaşananlar üzerine birşeyler söylemek, ve taraf tutmak için, kapışma halinde gözüken iki taraftan birine ait olmak gerekmiyor. En azından burada sözcüklerle kavga da taraf olurken, arenada döğüşen grupların dışında çalışan halkın görülebilen gerçek yararlarından yana olabilmenin yolunu bulmak gerekiyor...
1- Yalanın büyüğü ve suç ortaklığı üzerine kısa açıklamalar ...suç, gizlilik ve yalana gereksinim duyar. Ortak suçtan kurtulmanın en kolay yolu da bir kurban, günah keçisi bularak işten sıyrılmaktır. 2- Yalanın Günümüz Türkiyesinde yankılanan sıradan bazı örnekleri ve çağdaş demokratlar üzerine (...) Aslında ben kimim ki, cancekişen koskoca Osmanlı yönetiminin, bu yönetimi kullanan Alman emperyalizminin, Ermeni burjuvazisini kullanan yarı- emperyalist Çarlık Rusyasının, Anglo- Amerikan emperyalizminin ve Fransız emperyalizminin tüm suçlarını Türk ve Kürt halkları adına omuzlarıma alıveriyorum? Aslında ben bir kapı mandalı bile değilim ama, yalanın ve şantaj politikalarının kapılarını aralamakta usta emperyalist merkezlerin ellerine geçirdikleri küçük geçici bir eldivenim sadece. Suçyerindeki parmak izlerini gizlemeye yarayan ve kullanıldıktan sonra kaldırılıp atılacak şeffaf plastik ince bir eldiven... (...) Kahramanlığın böylesinin, engzisyona rağmen dünya yine de dönüyor diyen Galilei Galileonun bilimsel dürüstlüğüyle, cesaretiyle, ya da Moskova önlerine dek gelmiş tüm Avrupaya egemen Alman Nazizmine karşı, Türkiye hapishanelerinde hala işçi sınıfını ve Sovyetler Birliğinin savunmaya devameden Nazım Hikmetin ezilenlerden yana başkaldırısıyla uzaktan yakından ilişkisi olamaz... ayrıca bak: İnsan Hakları
Yusuf Küpeli, Yalanın, talanın, ikiyüzlülüğün sarmalında Türkiye, -iktidarı ve muhalefeti ile kişiyi karamsarlığa sürükleyen- yorucu bir ülke. Aslında, herhangi bir dönem de olmadığı kadar dünyamız da yalanın, talanın, insan eliyle bir yokoluşa doğru sürüklenişin, ikiyüzlülüğün, şiddetin derin bataklığı içinde nefessiz kalıyor. Türkiye, bu evrensel bataklığın en derinlerinde biryerlerde çırpınıyor ve konumuna uygun karanlık ruhlu "yöneticileri" tarafından daha da diplere doğru çekiliyor... Yalanın en büyüğü, hem dünya da ve hem de özellikle Türkiye'de "demokrasi" üzerine söyleniyor... (...) Kısacası, Türkiye'de herhangi bir sorun, çözülmek amacıyla değil, sadece zenginliğe ve politik iktidara yürüyen yolda bir araç olarak kullanılmak, ve ayrıca diğer asıl can alıcı sorunları unutturmak, kitleleri istenilen yönde manupule etmek amacıyla ele alınıp tartıştırılıyor, tartışılıyor... - 19 Kasım 2009 metnin devamı için tıkla Güngör Uras Olayların içinden guras@milliyet.com.tr Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir
AKPnin sağlık balonu patladı!
Not: Aşağıdaki metin atom bombasının üretiliş sürecini ve yayılmasını anlatan kitabın alt notudur. Metnin, aynızamanda bağımsız bir yazı olarak basılabileceği düşünülmüştür. - Y. Küpeli Yusuf Küpeli, Truman Doktrini ve Doğu Akdenizde sahnelenen trajedilerden bazı örnekler Truman Doktrini, Sovyetler Birliğinin dağılmasına dek geçecek olan yaklaşık kırk yıl içindeki Soğuk Savaş sürecinde varolan saldırgan ABD dışpolitikasının temel çizgilerini en genel anlamıyla belirleyecekti. Bu doktrin, ABD yönetimlerinin Hitlerden daha güçlü biçimde dünyaya egemen olma hırsının en karakteristik çizgilerini biçimlemiş olmakla birlikte, asıl olarak Yunanistanda ve Türkiyede varolan siyasi rejim sorunları üzerine odaklanmıştı. Bir başka ifadeyle Truman Doktrini, asıl olarak Balkanlar ve Doğu Akdeniz üzerindeki ABD hakimiyeti üzerine yoğunlaşmıştı. Kısacası, Truman Doktrininin üzerinde en çok durduğu ülkeler Yunanistan ve Türkiye idi. Şüphesiz Balkanlar ve Doğu Akdeniz egemenliğinin en önemli gerekçelerinden biri de, ABDnin Avrupadaki varlığını ve Batının mali- sermaye çevrelerinin bu kıtadaki yararlarını garanti altına alabilmekti. Truman Doktrini, Batıdaki işçi ve halk hareketlerini geriletmeyi ve büyük sermayenin egemenliğini perçinlemeyi amaçlayan Marshall Yardımı adlı ekonomik destek programından ayrı düşünülemezdi. ABDnin Avrupa, Balkanlar ve Doğu Akdeniz egemenliğine uzanan yol haritası Truman Doktrini ile çizilirken, bunun ekonomik dayanağıda Marshall Yardımı olmaktaydı... (...) Aynı yardımdan Yunanistana ve Türkiyeye ayrılmış olan 400 milyon Doların günümüzdeki karşılığı 3 milyar 564 milyon olmaktadır. Kısacası, Yunanistanın ve özellikle Türkiyenin çok ucuza satın alınmış olduklarını söylemek yanlış olmayacaktır... ayrıca bak: ABD- AB- Türkiye- 11 Eylül ve diğer konspirasyon yazıları
John Perkinsin Confessions of an Economic Hit Man (Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları) adlı kitabını tanıtan ve kitabın özünü yansıtan bu metin, Türkiye ve benzeri ülkelerin aydınlarını ve halklarını yakından ilgilendirmektedir. Günümüzde (2006- 2007) iç ve dış borçları 400 milyar ABD dolarını aşan Türkiye'yi özellikle ilgilendirmektedir... Aşağıdaki çeviriyi dikkatle okumanızı içtenlikle salık veririm.- Y. Küpeli
Kiralık bir iktisatçının itirafları Bir az gelişmiş ülke danışmanı ve ekonomik tetikçi/ ekonomik katil olarak John Perkinsin görevi yoksullardan alıp zenginlere vermekti. Günümüzde O geçmişine farlı bir gözle bakmaktadır. Üçüncü dünyanın tüm kaynaklarının sömürülmesine yardımcı oldu. O kendisini, EHM -economic hit man/ ekonomik tetikçi- olarak adlandırdı. Onun bilinçli hedefi, görev yaptığı ülkeyi borçlandırıp boyunduruk altına almaktı...
Yusuf Küpeli, Demokrasi, faşizm, inanç sömürüsü, Köşk'te türban ve Mango, ve kadınların ve çocukların gerçek durumları üzerine notlar
ayrıca bak: Türkiye- politika- ekonomi- tarih bağlantılı metinler:
(...) Türkiye toplumunun önünde asıl sorun olarak 12 Eylül Washington darbesinin getirmiş olduğu anti-demokratik düzen dururken, ülkeye demokrasi getiren 27 Mayıs ile uğraşmak, bu işi yapanların gerçek yüzlerini ve niyetleri açıkça ortaya koymaktadır. Bunlar, yüreklerinin derinliklerindeki suçluluk duyguları ve dipsiz korkuları ile, yeni bir 27 Mayıs olursa korkusu ile, gelişmekte olan halk muhalefetini ve özellikle genç askerler arasında geliştiği hissedilen muhalefeti nötralize etmeye çalışmaktadırlar...
daha eski metinler için Türkiye-politika-ekonomi-tarih 1 ; Türkiye-politika-ekonomi-tarih 2 tıkla |
|
Söze
nasıl başlamalı? Aslında okadar çok çarpıcı gerçek var ki... Sıkmabaş
iktidarının, bu yemlikten beslenenlerin, ve siyasi iktidarın kuyruğa takılmış
liberallerin, demokrasi geliyor şamatalarına karşın, demokrasi yolunda bir
arpa boyu bile gidilmediğinin, tersine geriye doğru bir gidiş olduğunun
kıstaslarından birisi, özgürlükler adına sıkmabaş üzerine kopartılan
gürültüdür. Demokrasinin olmazsa olmazı laiklik ilkesine doğrultulmuş bu mızrak
başının yanında, şüphesiz, demokrasinin ne durumda olduğunu belirten daha birçok
kıstas vardır. Öncelikle, ekonomik anlamda bir demokrasi gerçekleşmeden, politik
anlamda bir demokrasinin gelişmesini beklemek ham hayaldir. Örneğin,
Kısacası, Türkiyede demokrasinin durumunu belirleyecek daha birçok kıstas sıralanabilir ama, burada ölçü olarak sadece sıkmabaş gürültüsünün üzerinde duracağız... Geriye gidişin kıstası olarak, sıkmabaş Sadece bazı yasaları biçimsel olarak değiştirmek, demokrasiyi bir ülkeye yerleştirmek için yeterli değildir. Kaldı ki, -özellikle Batının patronlarının gönüllerini hoş tutabilmek, küresel oyuna uyum sağlayabilmek amacıyla yapılan- bu yasa değişiklikleri bile hilelidir. Bir adım ileriye doğru atılıyormuş gibi yapılırken, başka yasalarla iki adım geriye gidilmekte, doğal olarak hukuktan anlamayan çoğunluğun gözü boyanmakta, kafası karıştırılmaktadır. Diğer yandan, ileriye doğru adım atılıyor, ülke demokratikleştiriliyor tiyatrosu sahnelenmeye çalışılırken, demokrasinin olmazsa olmazı laiklik ilkesinden adım adım uzaklaşılmakta, kadınlarda köleliğin sembolü olan, kadının bir erkeğin malı olduğunu gösteren sıkmabaş, sahte bir özgürlük sembolü haline getirilmektedir. Bizzat başbakan ve cumhurbaşkanı tarafından savunulan, ve Köşke yerleşmiş olan bu kapanın, bu cenderenin, sıkmabaşın içine, toplumun tüm kadınları sokulmaya çalışılmaktadırlar. Böylece, kadınları köleleşen bir toplumun tümüyle köleleşeceği hesaplanmaktadır... Türkiye-İsrail, ABD, Suriye-İran üzerine Bölgesel manipülasyon hesapları ışığında sıkmabaş ve yeşile boyanmış baskıcı rejime doğru metnin tamamına ulaşmak için tıkla
+
|
|
Y Küpeli'nin notunu ve haberleri görmek için tıkla + Yoksulluk artık geçici değil kalıcı 08 KASIM 2010 PAZARTESİ http://www.aksam.com.tr/2010/11/08/haber/guncel/17570/yoksulluk_artik_gecici_degil_kalici.html
ODTÜ öğretim üyesi Prof. Oğuz Işık uzun yıllardır yoksulluk üzerine
yaptığı çalışmalarla tanınıyor. Işık, yeni süreç için şu değerlendirmeyi
yaptı: Geçmişte nöbetleşe yoksulluk vardı. Şimdi ise devredilmiyor. Onun
yerini müebbet yoksulluk aldı... (...) Dolayısıyla aynı gemideyiz hissi
artık yok oluyor. Kendilerini bu ülkenin bir parçası değilmiş hissetmeye
başlıyorlar...
Ayrıca bak: Yusuf Küpeli, Sözde vatandaş
|
|
Yusuf Küpeli, İşçi düşmanlarından demokrat, işçi düşmanlığı ile demokratik açılım olmaz, olamaz
1) Demokrasi, işçiler, çalışanlar, ya da sözde vatandaşlar için değil
2) Laiklik düşmanları ile, kadını aşağılayan ataerkil kültürle, ve yargı benim kafasıyla, demokrasi ve demokratik açılım değil, ancak birçeşit faşizm olur 3) Türkiyede yaşanmış olanlara ve yaşananlara ışık tutması amacıyla faşizm üzerine kısa notlar 4) Tekel işçilerine yönelik saldırı, mevcut sınırlı demokrasiye yönelik bir saldırıdır
Yusuf Küpeli, önce başbakan ve partisi ile ilgili bazı sorular ve ardından videolar |
|
11 Eylül 2009 Cuma http://www.hurriyet. com.tr/gundem/ 12462030.asp?gid=229 İstanbulda yaşanan sel felaketinin ardından dere yataklarında yaşanan yoğun yapılaşma sorunu tekrar gündeme geldi. Başbakan Erdoğan ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Topbaş dere yataklarına yapılan binaların yıkılacağını açıkladı ancak İstanbul Büyükşehir Belediyesinin bir kuruluşu olan Kiptaşın, Dragos sahilinde dere yatağına trilyonluk villalar yaptığı ortaya çıktı.
"Dere yatağını muhakkak bulur ve derenin intikamı ağır olur." RTE |
![]() Yusuf Küpeli, Zehir, yavaş yavaş zehirlenen toplumlar (...) Aynen Napolyonun en yakınındaki güvenilir kişi tarafından yavaş yavaş zehirlenmesi gibi, toplumlar da bazı dönemlerde güvenip başlarına oturttukları kişilerce daha kolay zehirlenip ölüme sürüklenebilirler... Devlet olanakları da kullanılarak Türkiye Cumhuriyeti toplumunun özellikle göreceli az eğitimli bölümlerinin, henüz yetişme çağında olan genç nesillerinin değişik hurafelerle (boş inançlarla), bilim dışı hertürlü pislikle, kadınları safların en gerilerine iten çağdışı ataerkil kültürlerle, sınıflardışı yozlaştırıcı alt kültürler aracılığıyla yalanın en yapışkan yokedici ağlarına yavaş yavaş çekilip zihinsel anlamda zehirlenmeleri, ve tüm bunların demokrasi adına yapılıyor olmaları, artık açıkça görülebilir ve aynızamanda sonderece anlaşılabilir gerçeklerdir... ayrıca bak: Türkiye- politika- ekonomi- tarih Yusuf Küpeli, YÜZ TEMEL ESER VE YOZLAŞMA ÜZERİNE BİRKAÇ SÖZ bak: Kültür (bazı eski metinler)
- Cumhuriyetimizi koruyalım! (...) Böyle iğmesi artarak değişen bir dünyada, 83 yıl önce temelleri atılmış olan bir cumhuriyeti olduğu gibi korumaya yönelik çağrılar, asker, yerinde say!, ya da kıt-a dur! gibi komutları çağrıştırmaktadır... (...) Ya daha ileriye gidilecektir, ya da cumhuriyetin -vaktiyle elde edilmiş- tüm olumlu kazanımları da yitirilecek ve... - cumhuriyet ve demokrasi üzerine bazı notlar (...) Burada önemli olan, üzerlerinde oynanmış resimleri değil, olayların ve kişilerin... - Türkiye Cumhuriyeti, laiklik, demokrasi ve cumhuriyetin en trajik açmazı üzerine kısa notlar (...) Aslında, sınıflı toplumlarda tüm üstyapı kurumları istismara açıktır ve birtakım seçilmişler vallahi derlerken de, veya olmayan namusları üzerine... not 1, teneke-davul ve ıslık çalmak gibi sözcüklerle ilgili not 2, Avrasya deyiminin anlamı üzerine not 3, Yugoslavya deneyi ve birtakım diğer trajik deneyler üzerine not 4, şıracının şahidi bozacıdır özdeyişine uygun savunma ve bilim ve dogmalar ve politik iktidar üzerine Yusuf küpeli, 10 Kasım 2006 ayrıca bak: Türkiye- politika- ekonomi- tarih |
|
Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr.
Mehmet Haberal ile Giresun Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Metin Öztürk ve
3 eski rektör gözaltına alındı.
|
![]() TÜRKİYE'DEN İŞÇİ HABERLERİ: Kriz bahanesi ile işten atılmalara karşı direnişler, işgaller ve diğer haberler Tekstilde çalışan kadınlar işten çıkartılıyor ve diğer haberler
|
|
O pilotlar Konya'da eğitildi! + "İsrailli pilotlar Konyada eğitilmeye devam ediyor" |
![]() Yusuf Küpeli, HALK TÜRBANLA OYALANIRKEN, İŞÇİLER VE TOPLUMUN TÜMÜ ÜZERİNDEKİ FAŞİST BASKILAR YOĞUNLAŞIYOR! Çalışanların yüzde 55'i kayıtdışı. Yani, vergisiz, sigortasız, hertürlü güvenlikten yoksun. İstanbul'un en yoğun nüfuslu semtlerinden birinde bulunan böyle kaçak bir işyerinde patlama oluyor, 23 sahipsiz genç köle işçi yaşama veda ediyor... (...) Şili'de faşizm nasıl ITT tekeli ve Washington dayanaklı olmuşsa, Türkiye ve benzeri ülkelerde varolan faşizm de, uluslarüstü tekeller ve Washington dayanaklı olabilir ancak. Bu gerçek unutulmayacak olursa, Tayyip Erdoğan'ın... (...) Sözkonusu dini dogmalarla yönetilen toplumlarda kadınların, ve dolayısıyla beyinleri sıkmabaşlar içinde iğdiş edilmiş aynı kadınların ellerinde büyütülen erkeklerin, ve sonuçta sözkonus toplumun tümünün trajedisi, çözümsüzlüğü, gözler önündedir. Türkiye toplumu da, uluslar üstü mali-sermaye ve Washington dayanaklı faşist bir rejime sıkmabaş aracılığıyla adım adım itilmektedir. (...) Tek kelimeyle laik sistemin özü, dini dogmaları devlet idaresinden, başta medeni kanun olmak üzere hukuk sisteminden, yargı sisteminden, eğitim sisteminden, ve sosyal yaşamın her alanından uzaklaştırmaktır. Tüm bu alanları katı tartışılamaz kalıplar içine, cendereler içine sokacak dini dogmalar, toplumsal ilerlemenin önündeki en büyük egel oldukları gibi, toplumsal trajedilerin de asıl kaynağıdırlar. Bu tip dini doğmalar sadece kadınların baskı altına alınmalarına değil, mutlak iktidarlara dayanak oluşturarak tüm toplumun boyunduruk altına alınmasına da hizmet ederler. (...) Mali-sermaye güçleri desteklemedikçe ve istemedikçe bir ülkeye faşist rejim gelemez. Ayrıca, her diktatörlük faşizm değildir, ve mali-sermaye güçleri ile çelişen faşist bir rejim de olamaz. Faşizm, en güçlü mali sermaye çevrelerinin öncelikle işçi sınıfı, diğer tüm çalışanlar, ve sermayenin henüz tekelleşememiş kanatları üzerinde kurduğu değişik ağırlıklardaki diktatörlüğün adıdır. (metnin devamı ve bağlantılı metinler için tıkla ve ayrıca bak: Irkçılık, Faşizm + Kol ve kafa emekçileri) |
Bekir COŞKUN, Başbakanın dilini... + Jeton düştü... + Hasan PULUR, Türbanlı Anayasa + Serdar Akinan, Kanlı olacak...ayrıca bak: Basından
ikiyüzlülük ve demogoji sınır tanımıyor! RTE: Geçen yüzyılın maddiyatı her şeyin üstünde tutan, gelişmeyi sadece rakamlarla ifade eden ilerleme anlayışı, bugün yeryüzünü bir güçler savaşının arenası haline getirmiştir. İnsanlık ne yazık ki maddeyi mananın önüne aldı. Hayatın gerçek gayesi ve anlamını unuttuğu. Manevi değerlerden uzaklaşan, inançları doğru biçimde öğrenmeyen, kendisi gibi olmayanı ötekileştiren anlayışların sevgiyi, dostluğu, merhameti, paylaşmayı ve dayanışmayı yeterince yaşatmayı başaramadı. (Topkapı Sarayı Müzesi Kutsal Emanetler Bölümünün açılış konuşmasından, 29-12-2007) |
|
Yusuf Küpeli, Tüm nehirler pislik akıyor! Kirli karanlık serüvenlerinin öyküleri çok çok daha eskilere uzananlar, çalışıp üretenlerin emeklerini kişisel kazanca dönüştürme becerisine sahip sermaye ve büyük toprak sahibi üst sınıflar; yığınları aldatıp manupule etme, toplumsal dengelerle oynayıp insanları gütme konusunda becerikli üst sınıf politikacıları, tüm bu sözde demokrasi kahramanı ülke yöneticileri, ABDnin Batı Pasifikteki yararları için, Meclise bile sormadan, genç vatan evlatlarını Koreye yollayıp öldürttüler. Bu politika yanlıştır!, diyenleri yaka-paça içeri tıktılar (...) Anıtkabiri (Atatürkün mozolesi) bombalatmaya ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük provokasyonunu yaratmaya çalışırken, birden... (...) Savimbi, soğuk savaş sonrasında da silah ve cephane konusunda sıkıntı çekmeyecekti. Çünkü, Angolanın UNITA kontrolu altındaki doğu bölgelerinde zengin elmas yatakları vardı. Gerçi Birleşmiş Milletler buradan elde edilen UNITA elmaslarının Batıda ticaretini yasaklamıştı ama, Mucahidin nasıl Batı pazarlarını eroine doyuruyorsa, UNITAnın da aynı Batıyı elmasa doyurmaması için bir neden yoktu. Her işin bir inceliği, ve bu incelikleri bilen uzmanları vardı... Gizli karanlık işlerde İsrail şirketleri uzmanlaşmışlardı. İsrail şirketleri ile elmaslarını sorunsuz Batı pazarlarına süren Savimbi, buradan elde ettiği tatlı kazançlarla istediği kadar silah ve cephane alabiliyor, ve yıkımını kesintisiz sürdürebiliyordu... Savimbi, tam hedefe yaklaştığını, Angolanın dalından düşen olgun bir meyva gibi eline teslim edileceğini düşlerken, ülkede, hükümetin denetlediği alanlarda, zengin petrol yatakları keşfedilecekti. Ülkenin bağımsızlığını sağlamış, devrimi gerçekleştirmiş iktidar partisi MPLA, Angola hükümeti, ABD şirketleri ile petrol anlaşmaları imzalar imzalamaz, Jonas Savimbi, aralarında iki generalinin de bulunduğu 21 askeriyle birlikte 22 Şubat 2002 günü delik deşik edilerek öldürülecekti. Ülkenin doğusundaki Moxico bölgesinde akan Luvuei Nehri yanında cansız yatan gövdesinde 16 mermi bulunacaktı. Ve şüphesiz, CIAdan bir taziye mesajı bile gelmiyecekti. Zaten mesajın yollanacağı adres te yoktu, UNITA hemen dağılacaktı... Beynimde düşünceler daldan dala atlıyorlardı... Bu son düşündüklerim, birden aklıma, kızıl yıldızlı sembolleriyle Ortadoğuda CIAnın koynuna girmiş olanları nasıl bir sonun beklediğini getirecekti... Bir Alevi özdeyişi, Yatma tilki gölgesinde, ko arslan yesin seni; geçme namert köprüsünden, ko sel aparsın seni!, diyordu... Yanımdaki kimbilir nekadar kirli işe bulaşmıştı. Ve o, vicdanını rahatlatmak, tek kirli ben değilim demek istercesine, bildiği bazı pislikleri anlatmayı sürdürüyordu... Aslında pek haksızda sayılmazdı; çünkü, ortalık pislikten, ikiyüzlülüklerden geçilmiyordu... Sonunda kalkacak, ve kulağıma fısıldar gibi, Amerikalılar buna, Tüm nehirler pislik akıyor!, derler deyip, evine gitmek üzere metro istasyonuna doğru yürüyecekti... (metnin tamamı için tıkla) |
![]()
Yusuf Küpeli, Yasaları çiğnerken yüzleri kızarmayanlar ve denetleyemeyenler (...) Dağlarda tuzağa düşen -yoksul aile çocuğu- 15 askerin daha cenazeleri kaldırılmadan, aynı "cumhurbaşkanı", yüzbinlerce YTL harcamayla, ve ünlü oyun yazarı Molièrenin (1622- 1673) sonradan görme zengin karakterlerini aratmayacak çiğlikler sergileyerek, ve şüphesiz yüzü kızarmadan, kızına "masallar"daki gibi bir düğün yapıyor Yaklaşık seksen yıl önce kılık kıyafetini ve yasalarını modern dünyaya uydurmuş, dini devletin denetimine alarak din ve devlet işlerini birbirinden ayırmış Türkiye Cumhuriyetinin "cumhurbaşkanı" ve başbakanı, ülkenin tarihiyle ve yasalarıyla dalga geçer gibi, Molière oyunlarını çağrıştıran sözkonusu gösterişli düğünde, bir Katolik manastırından çıkmış görünümü veren sıkmabaşlı eşleriyle, kameraların karşısına geçiyorlar (...) Orada biryerlerde özel güvenlik şirketleri dururken, devletten maaş alan polisler, devletin helikopterleri, kayserili bir zenginin ithalatçı oğlu ile cumhurbaşkanının kızının düğününü güvenlik altına almak için, yani tamamen özel bir iş için seferber ediliyorlar. Ve aynı "cumhurbaşkanı", baştan sona ruhsuz yapay bayram mesajları yayınlıyor, yüzü kızarmadan, "birlik" çağrıları yapıyor. Ve insanlar yardım kuyruklarında birbirlerini çiğniyorlar, dağlarda vurulan gençlerin cenazeleri kalkıyor (metnin tamamına ulaşmak için tıkla) |
|
|