|
+
Basından seçim notları & Tayyip Erdoğan videoları: kelleler, laiklik vs. + Gul AB'ye saldırıyor
önce bir soru ve ardından videolar: Tayyip ve Gül incileri
Seçimlerde 8 BİN 800 aday yarışacak
Partilerin oy pusulasındaki yerleri belirlendi
|
|
Dünya ve Türkiye tehlikeli delilere emanet
Sözün gelişi "adam", bundan kısa bir süre önce "TSK bana bağlıdır(!)" diye konuşmuş olan kişi, sanki Türkiye'nin değil de ABD'nin başbakanı imişçesine, "TSK'dan talep gelirse sınır ötesi operasyon kararını çıkartırız (!)", diyerek sinir ötesine geçiş denemeleri yapmaktadır. İşine geldiği zaman "demokrat" tiyatrosu, "mazlum" tiyatrosu oynayan aynı kişi, toplumun en geri kesimlerini ve Türkiye üzerinde tam bir egemenlik kurma peşinde olan emperyalist merkezleri, başında olduğu devletin birtakım kurumlarına karşı sürekli kışkırtma taktiği izlemektedir. Bu yöntemle zayıflatıp etkisizleştirmeye çalıştığı yargı erki ve ordu üzerinde tam bir egemenlik kurma peşindedir. Washington'daki patronlarının desteğinde sahte islamcı faşist bir diktatörlüğe doğru yürümeye çalışmaktadır...
"TSK'dan talep gelirse sınır ötesi operasyon kararını çıkartırız (!)"demek, "bakın ben değil onlar operasyon istiyor" demeye getirmekten ve böylece içte ve dışta birtakım çevreleri orduya karşı kışkırtmaya çalışmaktan başka türlü anlaşılabilirmi? Operasyondan yana olmak veya olmamak, ve ayrıca savaşın acımasızlığı işin başka bir yanıdır ama, başbakanlık koltuğunda oturan bir kişi en önemli dışpolitika kararlarını -dünyanın neresinde- kendisine bağlı bir devlet kurumunun sırtına yüklemeye çalışır? Ve bir başbakan nasıl böyle konuşur? Başbakan konumunda biri, toplumun laiklik düşmanı en geri güçlerini ve dış emperyalist merkezleri, sürekli kendi ordusuna karşı nasıl kışkırtabilir? Militarist güçlerden yana olup olmamanın ötesinde böyle bir iş, o makamın (başbakanlık makamının) mantığına aykırıdır.
Sınırötesi operasyon kararı iç ve dış güvenlikle ilgili sonderece ciddi politik bir tavırdır ve bunu meclis belirleyebilir ancak. Mecliste çoğunluk ise mevcut hükümettedir ve hükümet isterse bu karar meclisten geçer. Ordunun görevi bu politikayı uygulamaktır... Eğer sen sınırötesi operasyona karşı isen, siyasi iktidarın başı olarak bunu açıkça söylersin. Doğru, karşı da olabilirsin ama, bunu gerekçeleriyle topluma açıklamak zorundasın... Vaktiyle yaşanmış olan "Gözlerimin içine bakın, ne demek istediğimi anlarsınız!" benzeri en adi bezirgan hilelerinden çok daha adi ve tehlikeli yöntemlerle, sürekli, "talep gelirse" gibisinden konuşmalarla, bu tip kışkırtmalarla sen, başında olduğun devleti parçalarsın ancak... Doğrusu bu satırları yazanın -vatandaşlığından atılmış olduğu- devleti korumak gibi özel bir niyeti ve görevi olmasa bile, yaşanmakta olan garipliği tesbit etmeye hakkı vardır herhalde.
"Talep gelirse" demek ne anlama geliyor? Sadece kışkırtma anlamına geliyor! Ve kışkırtmanın böylesi, şimdiye dek kendisini gizleme başarısı gösterebilmiş zeki psikopat karakterlere, en tehlikeli delilere özgü olabilir ancak... Aslında, aşağıdaki sözleri etmiş olan bir islam tacirinden başka türlü tavır da beklenemez... Katledilenler, Türkiye toplumu ile derin tarihi bağları olan komşu müslüman Irak halkıdır. Katledilenler, Türkiye Cumhuriyeti'ni resmen tanıyan ilk ülke konumundaki Afganistan'ın halkıdır. Katledenler ise binlerce kilometre öteden gelmiş olan emperyalist talancı Amerikan askerleridir... Bu talancı emperyalist ordu için dua eden kişi ise, Türkiye Cumhuriyetinin sıkmabaşlı başbakanı Tayyip Erdoğan'dan başkası değildir. Bu nedenle sözkonusu kişinin devlet kurumlarına yönelik kışkırtmaları rahatça anlaşılabilir...
Sözün gelişi "adam", Türkiye'nin en varlıklı paronlarının örgütü TÜSİAD'ın toplantısında, "(...) Ben de bugün yeni bir ifade ortaya koyuyorum. Yargının tarafsızlığını istiyorum. Bunu başarmak durumundayız.", diyor. (bak: AKP'nin yarıresmi yayınorganı Yenişafak, 23.05.2007)
Yargı sanki devlet erkinin en önemli sacayaklarından biri değil de, futbol veya boks maçı yöneten bir hakem rolünde.. Yargı, Tayyip Erdoğan'ın "teori"sine göre, -takım tutmadan- kimin diğerine daha çok gol attığının veya daha çok yumruk vurduğunun doğru hesabını yapacak bir maç hakemi rolünde olacak (!) Peki bu garipliği yumurtlayan sözüngelişi "adam" kim? Tımarhane kaçkınımı, yoksa eski "Türk büyükleri"nin deyişiyle bir "şehir eşkiyası"mı? Doğrusu bu anlaşılması güç lafları edeni "paşa paşa" dinleyen ensesi kalın şık patronların, olayı atlayan mali-sermaye basınının ve "tam demokrasi" isteyen birtakım çokbilmiş "tuzukuru" cırcırböceği liberal aydınların olay karşısındaki sessizliklerine bakacak olursak, tüm bu yaşananların aslında koskoca bir tımarhane de gerçekleşmekte olduklarını düşünebiliriz...
Hangi modern devlet olursa olsun devlet, yasama, yürütme ve yargı erklerinin varlıkları üzerinde, bu sacayağı üzerinde yükselir. Ve yine -devletin biçimi ne olursa olsun- yargı "tarafsız" olamaz. Çünkü o, -iyi veya kötü- mevcut yasalar çerçevesinde toplumsal düzeni ve devletin işleyişini sağlamakla yükümlü olan, yani tam anlamıyla yasalardan ve mevcut devlet düzeninden yana taraf olan, bu yasaların toplumda işlevlerini görmelerini sağlayan, toplumda kaosu önleyen bir kurumdur. Yargı devlet iktidarının en önemli kurumlarının başında gelir ve tarafsız olamaz.
Yeni devlet teorileri geliştiren bir "politika filozofu" rolünde "Yargının tarafsızlığını istiyorum" demek, aslında en iyimser yorumla, devletin ne olduğunu bilmeyen eğitimsiz bir "ikizlere takke satıcısı", ya da Karaköy-Sirkeci vapurlarında "nane-limon-okkalüptüs" satıcısı üslubuyla konuşmaya benzer. Gerçi Tayyip bey için "allı verelim, morlu verelim, dar geldiyse bol verelim, açık geldiyse koyuverelim" gibisinden Mahmutpaşa tezgahtarı ağzıyla konuşmak pek yadırgatıcı olmasa bile, başbakan konumundaki birisinin, temsilettiği devletin işleyişinden haberdar olmaması şaşırtıcıdır. Fakat yine de bu sonderece iyimser bir yorumdur... Cehaleti şüphe götürmese bile, başbakanın bu sözleri artniyet taşımadan etmiş olduğunu düşünmek olanaksızdır.
Çünkü, 7 Nisan 2006 günü gerçekleşmiş olan ve ikinci daire başkanı Mustafa Birden ile birlikte diğer üç aynı daire üyesi yargıcın yaralanmaları ve yine aynı dairenin üyesi yargıç Özbilgen'in ölümü ile sonuçlanan karanlık Danıştay baskınından hemen önce de başbakan, sözkonusu dairenin türban (sıkmabaş) ile ilgili bir kararına saldırmıştı. İktidar yanlısı basın, Danıştay ikinci dairesini hedef göstermişti. Başbakan, sanki laik bir cumhuriyetin başbakanı değil de, Suudi Arabistan'ın kıralı rolünde, yargı kararlarıyla ilgili olarak, "ulemaya sormak lazım" diye konuşmuş ve bu şekilde toplumun en geri kesimlerini yargı erkine karşı kışkırtmıştı. Şüphesiz O'nun bu tavrı aynızamanda başında olduğu devlete karşı bir kışkırtmaydı. Böyle bir tavrın örneğini başka herhangi bir ülkede görebilmek olasımıdır?, bilemiyorum... Tüm bu gerçeklerin ışığında, TÜSİAD toplantısında "Yargının tarafsızlığını istiyorum" diye konuşan Tayyip Erdoğan'ın sadece bir cehalet örneği sergilediğini düşünmek olanaksızdır. O'nun bu sözleriyle yargı erkini yıpratıp denetimi altına almak gibi bir niyeti olmadığını düşünmek büyük yanılgı olur.
General Evren'in Pentagon darbesinin zehirli meyvası Tayyip Erdoğan ve takımı, mevcut antidemokratik işleyişin de yardımıyla yürütme erki ve yasama erki üzerinde egemenlik kurabilmişlerdir. Bu egemenliklerini nasıl kullanmakta olduklarını, devletin laiklik ilkesini yokedebilmek ve bu ilkeye düşman yeni nesiller yetiştirebilmek için nasıl yoğun çaba sarfettiklerini gözönüne getirirsek, işin ciddiyetini daha iyi anlayabiliriz... Onlar, yargı erkini de bu yapmakta oldukları saldırılarla zayıflatılıp kendi denetimleri altına almaya, ve böylece devletin tüm organlarını tek elde toplayarak diktatörlüklerini yerleştirmeye çalışmaktadırlar... Türkiye'de gri tonlarıyla zaten varolan faşizan korporativ sistemin gerçek karanlık yüzü, veya parlementer sistemi koruyan mevcut yumuşatılmış faşizm, böyle bir operasyonun başarısı halinde tam anlamıyla açık faşist bir rejime dönüşecektir. Tayyip Erdoğan'ın ve O'na taktik verenlerin istedikleri de bundan başka birşey değildir. Böyle bir faşizmin asıl merkezi ise Ankara değil, Washington olacaktır.
"Kırmızı Şapkalı Kız" masalındaki "hain kurdun" hilelerini aratmayacak bir kıvraklıkla "demokrasi savunucusu" rolü oynamaya çalışan ve "demokrasi mücadelesi" sırasında acılar çekmiş mazlum bir kişi maskesiyle halkın karşısına çıkan iktidar zengini paragöz Tayyip Erdoğan, yargı erkini yıpratmaya çalışırken, bilinçli olarak mevcut hastalıklı demokrasinin altını oymaktadır... Yazar ve politika filozofu Montesquieu'dan (1689- 1755) beri yasama, yürütme ve yargı erklerinin birbirlerinden bağımsız iktidar odakları olmaları prensibinin demokratik bir devlet işleyişinin temel kuralı olduğunu bilinmektedir. "Yargının tarafsızlığı" ise şimdiye dek duyulmamıştır ve anaşılan bu söz Tayyip Erdoğan'ı yetiştiren "ulema"ya aittir.
Sözkonusu güçlerin, yasama, yürütme ve yargı erklerinin aynı elde, veya tek merkezde toplanmaları, diktatörlük rejimlerine, mutlak monarşilere, ve mali-sermayenin doğuşunun ardından tarih sahnesinde gözükmeye başlamış olan faşist rejimlere özgüdür. Tayyip Erdoğan'ın istediğinin bu son anılan rejim olduğunu anlamamak için aptal olmak gerekir. Ve bu nedenle O, yargı erkini ve orduyu zayıflatarak kendi kontrolu altına almaya çalışmaktadır. Aslında sözkonusu operasyon aynızamanda Batı'nın emperyalist merkezlerinin bir projesidir. Türkiye için biçilen deli gömleği, veya tezgahlanan faşist rejim, Washington merkezli olacaktır...
Tayyip Erdoğan'ın en yakın iç ve dış dostlarına bakıldığı zaman, Tayyip Erdoğan'ı anlamak ta kolaylaşmaktadır. Örneğin, Mussolini'ye övgüler düzen ve ırkçılara özgü bir düşünce yapısı ile Müslüman halkları aşağılayan Berlisconi'ye bakıldığı zaman Tayyip Erdoğan'ın kimliği de açıklık kazanmaktadır. Yine örneğin, ABD'de laikliği yıkmaya çalışan "yeni tutucular" ekibine, Afganistan ve Irak kasabı W. Bush'a bakıldığı zaman, tüm bunların dostu Tayyip'in yolunu anlamak ta kolaylaşmaktadır.
Böyle bir dünya da nerede "tam demokrasi" varsa, "tam demokrasi" her ne ise, "tam demokrasi" istiyoruz gürültüleriyle Tayyip Erdoğan'a payanda olan birtakım "aydınlar" için de "iyi niyetli" sözünü kullanmak sanırım fazla iyi niyetli olmak anlamına gelmektedir. Ve gariplikler, insancıl olmaktan tamamen uzak tehlikeli delilikler okadar fazladırki, hepsinden sözetmeye kalkmak bu metnin hiç bitmemesi anlamına gelecektir.
Kısacası, sonderece yorucu, bıktırıcı bir dünya da, ve özellikle sonderece sıkıntı verici bir Ortadoğu'da ve Türkiye'de yaşanmaktadır...
Yusuf Küpeli, 27.05.2007 |
|
Basından seçim notları & Tayyip Erdoğan vıdeoları: kelleler, laiklik vs.
önce bir soru ve ardından videolar:
İyi hoş ama, tüm bu gerçekler, video kayıtlarında izlenen gerçekler, Tayyip Erdoğan henüz en sorumlu kurumun başına taşınmadan önce bilinmiyormuydu? Türkiye Cumhuriyeti'nin güvenlik servisleri bu gerçekleri bilmiyorlarmıydı?
Örneğin, Tayyip Erdoğan, CIA beslemesi Hikmetyar'ın dizinin dibine oturabilmek için kimlerden referans aldı? Çünkü, o dönemde Hikmetyar Afganistan'ın en güçlü kişisiydi, çok güçlü referanslar olmadan O'nun bukadar yakınına öyle kolay yaklaşılamazdı. O, yedi Mucahidin örgütünü çatısı altında toplayan şemsiye kuruluşun başındaydı. CIA'nın paraları ve silahları teslimettiği asıl bağlantı halkasıydı Hikmetyar. CIA, böyle bir oluşum için, 1970'li ve 1980'li yılların değeriyle en az 3.5 milyar ABD doları harcamıştı ve yine daha sonra Taleban'ın kuruluşu için de en az aynı miktarda bir harcama yapacaktı... CIA'nın deyimiyle, "kadın düşmanı faşist bukalemun Hikmetyar"a Tayyip Erdoğan'ı bu ölçüde yaklaştırabilecek referanslar CIA bağlantılı bazı Türkiye Cumhuriyeti servislerinden mi, bizzat CIA'dan mı, Hikmetyar'ın ilişki içinde olduğu Müslüman Kardeşler örgütünden mi, yoksa bunların hepsinden birden mi gelmişti?
Devamedelim... Avrupadaki birçok devletten çok daha fazla nüfusa sahibolan İstanbul'un belediye başkanlığını uzun süre yapmış olan Tayyip erdoğan, görev süresi boyunca cumhuriyete ve laikliğe olan düşmanlığını açıkça sergilerken, sivil ve askeri servisler ne yapmışlardır? Şimdi bu videolar ortaya çıktıklarına göre, sözkonusu servisler olanları izlemişlerdir. Aynı servisler, başından beri Tayyip Erdoğan'ın ne olduğunu, gerçek kimliğini çok iyi bilmekteydiler ve belki birtakım kontratlarla O'nu kullanmaktaydılar... Yoksa bir bahane bulunarak, veya hatta yaratılarak Tayyip Erdoğan'ın önü rahatça kesilirdi herhalde... Kısacası, Tayyip Erdoğan hangi yüksek devlet görevlilerinin adamıydı veya halen adamıdır? Devlet içindeki bu aklıevvel örgütlenme nasıl entrikalar çevirmiştir de, Tayyip Erdoğan gibi her kılığa girebilen hastalıklı biri bu ölçüde yükselebilmiştir? Bu bukalemun yapılı karakterler, Washington'un "Yeşil Kuşak" politikasının ürünü General Evren darbesinin iktidar için baştan beri hazırlamakta olduğu kadrolarmıdır?
Örneğin, hukuki herhangi bir geçerliliği olmayan Siirt seçimlerini tezgahlayanlar ve Tayyip Erdoğan'ın TBMM'ne taşinması için Baykal'ı ikna edenler kimlerdir? Şimdi gırtlağını yırtarcasına Tayyip Erdoğan'a karşı haykıran CHP başkanı Baykal o günlerde nasıl ikna edilmiştir?, kimlere güvenerek bu yasadışı işe karışmıştır? Bunları açıklayabilirmi? Devlet yönetimini aşiret ilişkileri ile karıştıran ve bu feodal düşünce yapıları ile -farklı modern kurumlara sahip- ABD'nin gerçek gücünü tam tartamayan sözkonusu aklıevvel Sülün Osman karikatürleri Tayyip'i kullanarak ABD'yi kafese koyacaklarınımı sanmışlardır yoksa? W Bush yönetimi bu tezgahın nekadar içindedir ve nasıl olmuştur da daha TBMM'ne girmeden Beyaz Saray Tayyip Erdoğan'ı bir başbakan gibi karşılamıştır?
Günümüzde yükseklerde kopan gürültünün asıl nedeni nedir? Güçlendiğini hisseden Tayyip Erdoğan, dışarıdan da aldığı destekle, boynundaki tasmayı çıkartarak bunu kendisini yapmakta olduğu işe hazırlayan yerli sahiplerinin boynuna takmaya çalıştığı için mi okların hedefi olmuştur? Halkın tepkileri haklı ve samimidir ama, tepelerde kopan fırtınanın asıl nedeni nedir? Neden, Tayyip Erdoğan'ın kontroldan çıkması, sahip değiştirmeye kalkmasımıdır? Şüphesiz Tayyip Erdoğan ve ekibinin laikliğe saldırısı sonderece ciddidir ve bu saldırının başarısı tasmanın boyun değiştirmesi işinde de başat rol oynayabilecektir... Tayyip Erdoğan dışa, Washington'a karşı onların adamı rolünü oynarken, bazı hesaplar yapıp gerçekten onların adamımı mı olmuştur? Bu iç kavgada dış güçlerin etkilerinin ağırlıkları nekadardır? Şüphesiz az değildir ama... Bu ve daha sorulmamış birçok soruyu kimler yanıtlayabilirler?
Psikopat karakterlerin birçok ipte birden oynamaya çalıştıkları, -çok yakın çevrelerine yönelik özel ilgileri dışında- herhangi birilerine ve topluma karşı sorumluluk duygusu taşımadıkları, rahatça saf değiştirebildikleri, güçlü zekaları ile kolayca yalanlar uydurup demagojiler yapabildikleri bilinen gerçeklerdendir.
Yusuf Küpeli 27.05.2007
ve videolar:
bu millet
istedikten sonra laiklik elbette gidecek yahu, bu engellenemezki
From: akpyehayir
From: emreozonen
From: StickyTv
From: jrnlst
|
Seçimlerde 8
BİN 800 aday yarışacak
|
|
|