|
Yusuf Küpeli,
Sözde
vatandaş
"sözde vatandaş"larlarla ve gerçek vatandaşlarla ilgi basından bazı örnekler: ATO: Türkiye sahtecilik cenneti Mersin'de 20 bin kutu sahte ilaç Güngör URAS, Emekli Sandığı'nı çalışanları soymuş Murat Demirel tahliye oldu + Cezaevleri çocuklarla doluyor + Dondurma çalan iki genç cezaevinde Cezaevinden çıkarılıp cinayet işlettirildi 100 bin nüfusa bir okul, haydi çocuklar nereye Amed'de gençler açlık sınırında 40 askerin tecavüz davası Çorum'a alındı Türkiye Yolsuzluk Raporu'nda 77. sırada
Ayrıca bak: Türkiye toplumunun gerçeğini yansıtan aynı tarihli iki haber: "Açlık sınırı 128 TL arttı" (07 Kasım 2010 Pazar, Haber X), ve "İstanbul Auto Show'da Ferrari ve Maserati'ler 5'er 5'er kapışıldı" (07/11/2010 Radikal) + Yoksulluk artık geçici değil kalıcı Yukarıdaki son iki cümle, (...) aynı gemideyiz hissi artık yok oluyor...
|
|
Yusuf Küpeli
Yalana alışık yöneticiler zaman zaman şaşırıp gerçeği ifade edebilmektedirler... Doğrusu bazı devlet büyükleri tarafından dillendirilmiş olan bu sözde vatandaş deyişine katılmamak olanaksız. Yalnız, sözde vatandaşların tarifine açıklık getirmek ve bunların gerçek sayılarını yaklaşık olarak doğru tesbit etmek gerekmektedir.
Bir ülkenin gerçek anlamda vatandaşı olabilmek için, herşeyden önce, İnsan Hakları Evrensel Bildirisinin birinci maddesinde ifade edildiği gibi, insanlarının özgür ve eşit doğduklarını kabuletmek ve bunu yaşama geçirmek gerekir. Aynı metnin ikinci maddesinde ifade edildiği gibi, insanları ırk, renk, cins, dil, din, siyasal veya diğer herhangi bir inanç, ulusal veya toplumsal köken, servet, doğuş, ya da başka herhangi bir ayırım gözetmeksizin özgürlüklerden yararlandırmak gerekmektedir. Kişiye uyruğunda bulunduğu ülkede ayrımcılık yapılmaması gerekmektedir. İnsanların yaşamlarının yasal güvence altında olması, işkenceye ve gaddarca onur kırıcı uygulamalara uğramaması gerekmektedir. Yasaların koruyuculuğundan herkesin eşit olarak yararlanması gerekmektedir. İnsanların keyfi olarak yakalanmamaları, alıkonmamaları, sürgün edilmemeleri gerekmektedir. Herşeyden önce kişiler, yiyecek, giyecek, konut, sağlık hizmetleri de içinde olmak üzere kendilerinin ve ailelerinin refahını sağlayacak uygun bir yaşam düzeyi sağlayabilmelidirler. İnsanlar, işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, ihtiyarlık, ya da iradeleri dışında geçim olanaklarından yoksun kaldıkları zaman sosyal güvenceye sahip olmalıdırlar. Anneler ve çocuklar öncelikle özen ve yardım görmelidirler. Her insanın eğitim görme hakkı olmalıdır. Egitim parasız, enazından temel eğitim parasız olmalıdır. Teknik ve mesleki eğitimden herkes yararlanabilmelidir. Eğitim, insan kişiliğinin tam gelişmesini, insan haklarına ve özgürlüklerine saygıyı amaçlamalıdır. Yani, ırkçılık, ayrımcılık, şövenizm, bir ulusun veya halkın diğerine karşı üstünlüğü yalanı öğretilmemelidir. Uluslar ve halklar arasında hoşgörü ve barış öğretilip beslenmelidir. Hangi kökenden olusa olsun insanlar kendilerini özgürce ifade edebilmeli, kültürlerini geliştirebilmeli ve üzerinde yaşadıkları ülkenin gerçekten kendilerine ait olduğunu yürekten hissedebilmelidirler.
En önemlisi, daha değerli "vatandaş" zırhı içindeki bazı kişiler "sözde vatandaş" sayılan diğerlerinin haklarına rahatca tecavüz edememelidirler veya ülkede böyle bir ayrıcalık yaratılmamalıdır. Bir başka deyişle, birileri kamu malını, tüm halkın yararını kendi hesaplarına talan edememeli, harac mezat satamamalı, vergisini kaçıramamalıdır ki, herkes o ülkenin eşit vatandaşı olabilsin. Gerçek anlamda vatandaş olabilmek, en azından bu şartalara bağlıdır... Bir yerin kendisine ait olduğunu hissedemeyen ve gerçekte de o topraklar üzerinde aç kalmaktan, horlanmaktan, itilip kakılmaktan başka hakları olmayan insanların vatandaşlıkları sadece kağıt üzerindedir, gerçek değildir.
Peki Türkiye kime veya kimlere aittir veya ülkenin gerçek vatandaşları kimlerdir?
On bini aşkın kişiyi mahkemelerin veya meclisin kararı olmadan, keyfi raporlarla ve sadece bakanlar kurulunun kararıyla vatandaşlıktan atan General Evrenin ve çevresindekilerin çiftliğimidir Türkiye? IMFnin baskısıyla alınan 24 Ocak kararlarını yaşama geçirmek ve Pentagonun yararlarını korumak amacıyla askeri darbe gerçekleştiren bazı generallerin özel malımıdır Türkiye? Darbe ile birlikte önü açılan ve benim memurum işini bilir diyerek ahlaksızlığı, haksızlığı, rüşveti, hetürlü yasadışı işlemi devletin kurumlarına yerleştiren Özal ve prenslerinin sofrasımıdır Türkiye? Binlerce faili mechul cinayeti işleyenlerin ve işletenlerin, devletin kurumları tarafından gerçekleştirilen tamamen yasadışı cinayet örgütlenmelerinin av alanımıdır Türkiye? Devlet bazı durumlarda rutin dışına çıkabilir diyerek yasadışılığı meşru göstermeye çalışırken itiraf eden Cumhurbaşkanı Demirelin ve soyguncu yakınlarının yemliğimidir Türkiye? Denetimlerindeki bankalardan yaklaşık 40 milyar Doları iç eden, göz göre göre halkı soyan ve elini kolunu sallayarak birinci sınıf vatandaş rolünde özgürce dolaşan kişilerin, mafya örgütlenmelerinin cennetimidir Türkiye? Türkiye tüm bunların ve sayılması uzun bir liste oluşturacak benzerlerinin çiftliği, malı, sofrası, av alanı, yemliği, cenneti olduğuna göre, ülkedeki gerçek vatandaşlar da bunlar olmalıdırlar.
Evet, ülkenin gerçek vatandaşlarının yukarıda özetlenen sınırlı sayıda önemli kişi olduğunu gösteren çok kanıt vardır. Örneğin, bankaları 40 milyar Dolar çarpanlar, ayrıca yüz milyar Doları aşkın toplumsal serveti iz bırakmadan iç edenler, ardından Sayıştay arşivini yakanlar, hiçte sözde vatandaş sayılmamışlardır. Çünkü bu yaptıkları onların gerçek vatandaşlık hakları olmalıdır.
Yine örneğin, Ege Bankın 1 milyar 300 milyon Dolarını iç etmiş olan değerli yeğen Yahya Murat Demirel, burası muz cumhuriyetimi diye postasını atıp kısa sürede özgür kaldıktan sonra tüyerken, Bulgaristanda yakalanmıştır. Gerçek vatansever bir vatandaş olması nedeniyle yine de özgür kalabilmiştir. Buna karşın, sözde vatandaş katagorisi içinde olan baklava hırsızı çocuklar ve benzerleri kulaklarından tutulup içeriye atımışlardır. Çünkü, bu çocuklar ve benzerleri gerçek vatandaş sayılabilecek olanlardan çalarlarken, Demirel ve benzerleri sözde vatandaşları soymuşlardır sonuçta...
Yahya Murat Demirel ve benzerleri, gerçekten vatandaş olabilmek için gerekli özelliklerin çoğuna sahiptirler. Örneğin, hertürlü özgürlükleri fazlasıyla vardır, girerler, çıkarlar, gezerler, eğlenirler, istediklerini çarparlar ve mahkemeler bile bunlara hesap soramaz. İyi eğitim görmüşlerdir, en iyi gıdaları alabilirler, evleri, çiftlikleri, yatları vardır ve gelecekleri tam anlamıyla güvence altındadır. En iyi özel hastahnelerde bakılabilirler, hertürli sağlık hizmetinden fazlasıyla yararlanırlar. Yalnız azıcık başkalarının haklarına tecavüz etme, yasa karşısında eşit olmama, ırkçılık, yalancılık, soygunculuk gibi bazı kusurları bulunsa da, bukadarı kadı kızında bile olur denebilir ve sonuçta Türkiye onlara aittir. Gerçek vatandaşlar da onlardır.
Peki ülkede yaşamakta olan çoğunluğun, veya ben doğarken ölmüşüm dizelerini içeren arabesk parçayı mırıldananların durumları nedir?
Ülke nüfusunun yüzde 20 kadarını oluşturan kürtler halen ne sayıldıklarını tam anlayabilmiş değillerdir. Dağ Türkü olmaktan yeni yeni kurtulmuş olmalarına karşın, sayılması uzun bir liste oluşturacak ve zaten bilinen diğer belalarından kurtulabilmiş değillerdir. Çoğunluğu bu nedenle yalancılığa zorlanmaktadır.
Ülkedeki mevcut 7.5 milyon analfabetin ezici çoğunluğu Kürttür. Eğitim ve anadilinde kendini geliştirme hakkından en çok bu halk mahrumdur. Yoksulların ezici çoğunluğu da bu halktandır ve çocuklarının büyük kentlerde kapkaç yapma, cinayet işleme özgürlükleri vardır. Bunların sözde vatandaş oldukları bellidir ve bu gerçek devlet büyükleri tarafında da ifade edilmiştir.
Gerçek vatandaşlarla sözde vatandaşların arasında biryerde duran polislerin ve özel tim mensuplarının işkence yapmak, 13 yaşında çocuklara kurşun sıkmak gibi özgürlükleri bulunmaktadır. Hernekadar tam gerçek vatandaş Yahya bey kadar korunamasalarda, yine de yerleri falan değiştirilerek, davaları zaman aşımına uğratılarak veya olayları faili mechuller listesine alınarak gerçek vatandaşlar tarafından kollanmaktadırlar. Durumları çok açık ve ağırsa, üç- beş sene yatmak zorunda kaldıkları da olmaktadır.
Yaklaşık 14 milyon insan günde 1- 2 Dolar para ile gününü yarı aç geçirmek zorundadır. Yeterli gıda alamayan bu açların ve yarı açların sayıları toplumun yüzde 20si kadardır. ATO başkanının söylediğine göre, yaklaşık iki milyon insan tam anlamıyla aç gezmektedir ve karnını doyurmak için hertürlü karanlık işi yapmaya hazırdır... Resmi verilere göre ülke de 10.5 milyon işsiz vardır ve bunlar nüfusun yaklaşık yüzde 15ini oluşturmaktadırlar. Şüphesiz tüm bunların gerçek vatandaş olabilmeleri olanaksızdır ve sözde vatandaş oldukları ise gün gibi ortadadır.
Ezici çoğunluğu bir kenara itilmiş 8.5 milyon özürlü vardır... Okuma yazma bilmeyen 7.5 milyon kişinin yüzde 90ı kadınlardır ve zatan bunların üzerinde çok daha farklı başka baskılar da vardır... Derinleşen yoksullaşmaya ve gelir farklılaşmasına koşut olarak artan kriminalite ile birlikte fuhuş almış yürümüştür. Hatta malesef çocuk fuhuşu çoktan başlamıştır ve burada özetlenen toplumsal katagorilere girenler, çevreleri ile birlikte yaklaşık ülkenin yüzde 80ini oluşturmaktadırlar. Veya bir başka ifade ile Türkiyenin yüzde 80i sözde vatandaşlardan oluşmaktadır.
Bu sözde vatandaşların mevcut işyerlerini haraç mezat satıp ekmek kapılarını kapatmak, hastahanelerini ellerinden almak, hekim kuyruklarında ölme özgürlüğünü onlara bağışlamak, sahte ilaçlarla ve gıdalarla ceplerini boşaltmak, üç kuruşluk emekli maaşı kuyruklarında eziyet çektirmek, tüm bunlar gerçek vatandaşlar için anlayışla karışılanabilecek olaylardır...
Bu sözde vatandaşlar şimdilik sadece kaçıp kurtulmayı, kendilerini gerçekten vatandaş haline getirebilecek bir ülke bulmayı düşlemektedirler. AB patronları bu gerçeği çok iyi bildikleri için, üye yapacak olsalar bile Türkiyede yaşayanlara serbest dolaşım hakkı vermek istememektedirler. Sayıları giderek artan sözde vatandaşlar eğer ileride kaçacak bir yer, kendilerine açılacak bir kapı olmadığını düşünmeye başlarlarsa, gerçek vatandaşlar için tehlike çanları çalmaya başlayacaktır.
Sözde vatandaşlara çok kızan değerli gerçek vatandaşların gerçek durumu bir kez daha gözden geçirmelerinde veya kendi terminolojileri ile gerçekçi bir durum muhakemesi yapmalarında sanırım yararları vardır. Fakat yine de şüphesiz devlet büyüklerinin bu sözde vatandaş tanımlamalarına katılmamak elde değildir.
26 Mart 2005
|
|
ATO: Türkiye sahtecilik cenneti Ankara http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid~1@w~2@tarih~2005-03-12-m@nvid~548777,00.asp Ankara Ticaret Odası (ATO), sahte rakı faciasıyla çalkalanan Türkiyenin, tam bir "sahte" cenneti olduğunu bildirdi. Türkiyede sahte imamdan sahte ehliyete, sahte tablodan sahte gübreye kadar hemen her şeyin sahtesine rastlanabiliyor. ATO Başkanı Sinan Aygün, sahtecilik suçu işleyenleri üyelikten atacaklarını ve ağır para cezaları vereceklerini bildirdi.
ATOnun "Sahte Türkiye" raporunda, Türkiyede sahteciliğin sınır tanımadığı belirtilerek, sahtekarların iyi para kazandıran gözde meslekleri tercih ettikleri kaydedildi.
SAHTE DİŞ DOKTORU
Türkiyede 5 bin civarında sahte diş doktorunun bulunduğu ifade edilen raporda, muayene açacak parası olmayan yeni mezun diş hekimlerinin diplomalarını kullanarak diş hekimliğine soyundukları vurgulandı.
SAHTE MİMAR, SAHTE AVUKAT
Raporda, mimarlık sektöründe de sahteciliklere çok sık rastlandığı belirtilerek, sahte avukatların çalıntı ya da sahte avukat kimliğiyle adliye koridorlarında dolaştığı, davalara girdiği; sahte diploma ile öğretmenlik ve mühendislik yapanlara rastlandığı kaydedildi.
İMAMIN BİLE SAHTESİ VAR
Rapora göre, sahtekarlar, vatandaşların dini inançlarını bile sömürüyor. Mezarlıklarda para karşılığı Kuran okuyan "sahte hafız"lar, özellikle bayram günleri "mantar" gibi çoğalıyor. Sahte imamlar da camilerde fetva veriyor.
SAHTE MALİYECİ
"Sahte maliyeci"ler, maliye kokartıyla vergi mükelleflerine giderek, "Maliye Dergisi", "Maliye Gazetesi" gibi isimlerle gazete, dergi, CD, broşür ve benzeri şeyler satıyorlar.
SAHTECİLİK TÜRLERİ
Raporda, Türkiyedeki sahtecilik türlerinden bazıları şöyle sıralandı:
"Sahte senet, sahte adres, sahte yeşil kart, sahte isim, sahte para, sahte çek, sahte evrak, sahte diploma, sahte nüfus cüzdanı, sahte pasaport, sahte ehliyet, sahte sağlık karnesi, sahte imza, sahte fatura, sahte fiş, sahte rapor, sahte sigorta poliçesi, sahte kredi kartı, sahte oy pusulası, sahte seçmen, sahte otobüs bileti, sahte piyango bileti, sahte maç bileti, sahte plaka, sahte reçete, sahte rapor, sahte tablo."
SAHTE GAZİ
Rapora göre, gazi derneklerinin adını kullanarak vatandaşlardan bağış toplayan sahte gaziler bulunuyor. Sahte ASKİ tahsilat bürolarına, kaya tuzu ile alçıyı karıştırarak sahte gübre üretenlere rastlanıyor. Çamaşır suyu, deterjan, şampuan ve diş macununun da sahtesi yapılıyor.
SAHTE SİGARANIN CİROSU 1 KATRİLYON
Sahte sigara üretimin yıllık cirosunun 1 katrilyon liraya kadar ulaştığı belirtilen raporda, "Genellikle yerli sigaraların sahteleri üretiliyor. Bu iş için Çinde fabrika kuranlar bile var. Bu sigaralar kalitesiz tütünden yapılıyor. Maliyeti daha da düşürmek için içine tahta tozu ve bez artıkları karıştırılıyor. Türkiyede yılda 14-15 bin ton sahte sigara satılıyor" denildi.
SAHTE GELİNLER
Türkiyede sahte gelinlere de rastlandığına dikkat çekilen raporda, "Sahte gelinler, resmi nikah yerine imam nikahı istiyor. Evlendikten birkaç gün sonra paraları ve takıları alıp ortadan kayboluyor" denildi.
SAHTE EVLİLİK
Görev yerlerine gitmek istemeyen devlet memurları, tayin uğruna "sahte evlilik" yapıyor. Hatta bu amaçla Ankarada bürolar açıldığı ileri sürülüyor. Türk vatandaşlığına geçmek isteyen yabancı uyruklu kadınlar da Türk erkekleriyle para karşılığı sahte evlilik yapıyor.
SAHTE EMEKLİ
"Sahte evrak"la malulen emeklilik hakkı kazanan "sahte emekliler" bulunuyor. Raporda sıralanan sahtecilik olaylarından bazıları şunlar:
"-Babası ya da annesinin emekli maaşını alabilmek için cinsiyet değiştirip, pembe nüfus kağıdı alanlar;
-Oğlunun imam nikahlı karısı ile anlaşmalı resmi nikah yaparak öldükten sonra emekli maaşlarının geliniyle oğluna kalmasını sağlayanlar;
-Hem annesinden hem babasından kalan maaşları aldığı gibi, boşandığı eşinden nafaka ve hatta kendi özel sigortasından maaş alarak her ay dört maaşla geçinenler;
-Bakıma muhtaç derecede hasta, dul ve emekliye, yaşadığı sürece bakmak koşuluyla anlaşmalı evlenip, karşılığında emekli maaşa konanlar;
-Emekli maaşı yüksek ve ek gösterge alan dul ve emekli erkekler ile evlenerek hayatlarını garantiye alanlar;
-Emekli maaşı kesilmesin diye yabancılarla evlenerek devletten maaş almaya devam edenler."
GIDA SAHTECİLİĞİ ÖLDÜRÜYOR
Raporda, gıda ve ilaç sahteciliğinin cinayetten farksız olduğu belirtilerek, gıda ve ilacın sahtesinin ölüm ya da sakatlığa yol açtığına dikkat çekildi.
SAHTE VIAGRA
Raporda, "Özellikle antibiyotik, viagra ve vitamin ile vermidon ve aspirin gibi çok talep edilen ağrı kesici ilaçlarda sahtecilik yapılıyor" denildi.
Türkiyede 27 bin gıda sanayi işletmesinin 10 bininin denetlenmediği ifade edilen raporda, gıdada teknolojinin hilenin hızına yetişemediği kaydedildi.
GIDA SAHTECİLİĞİNE ÖRNEKLER
Rapora göre, gıda sahteciliğinin bazıları şunlar:
"-Beyaz eti klora batırıp taze görüntüsü veriliyor.
- Ufalanmış peynir jel ile birleştirip yeniden kalıp peynir yapılıyor.
- Dana kıymaya tavuk sakatatı katılıyor. Yağ ve kemik külünden lahmacun yapılıyor. - Sütün yağı alınıp yerine margarin koyuluyor.
- Küflü kaşardan eritme peynir yapılıyor.
- Tavuk dönerlerin içine tavuk derisi, bağırsak, paça ve sakatatlar baharatlanıp karıştırılıyor.
- Kırmızı bibere kiremit tozu ekleniyor. Kalitesiz bulgura boya katıp ayıp örtülüyor.
- Hazır limon suyu içerisine su ve limontuzu katılıyor.
- Zeytinyağına rafine ayçiçeği, kanola, fındık ve soya yağı karıştırılıyor.
- Son kullanma tarihi bitmiş sucuklar, yeni yapılan sucukların içine atılarak yeniden imal ediliyor."
"TÜRKİYE SAHTECİLİKTE BİR NUMARA"
ABD Ticaret Temsilciliğinin raporuna göre, Türkiyenin marka taklitçiliğinde ilk sırada yer aldığı bildirildi.
Marka sahteciliği, tekstil, parfüm, gözlük, kozmetik gibi ürünlerde yaygın durumda bulunuyor.
SAHTE SONY
En çok taklit edilen markalar arasında ise Adidas, Puma, Nike, Polo, Panasonic, Microsoft, Citizen, Versace, Gucci, Dolce Gabbana, Diesel, Louis Vuitton, Ralph Lauren, Barbie, DKNY, Prada, Lacoste, Paul&Shark ve Sony gibi ürünler yer alıyor.
DEVLETİN GELİR KAYBI 3 MİLYAR DOLAR
Taklit ürünler yüzünden devletin vergi kaybı 3 milyar doları buluyor.
Sahte ve taklit mallar iç piyasada alıcı bulduğu gibi, İsrail, Rusya ve bazı Avrupa ülkelerine de ihraç ediliyor.
AYGÜN: KRİZ SAHTECİLİĞİ SEKTÖR HALİNE GETİRDİ
ATO Başkanı Sinan Aygün, krizin sahteciliği bir sektör haline getirdiğini belirterek, yükte hafif pahada ağır ne varsa sahtesinin yapıldığını söyledi.
Aygün, "Sahtecilik, reel sektörü kemiren, insan sağlığını tehdit eden vampir sektördür. Bu vampir sektör, sahte rakı ile ölümlere yol açınca, Türk halkı sahtecilik sarhoşluğundan uyandı. Ne yazık ki krizler ve yüksek enflasyon Türk halkını bir ahlak erozyonu içerisine soktu. Adeta sahte bir cennet yarattı. İnsanlarımızı bu sahte cennete kurban ediyoruz" dedi.
Tüketicinin sağlığı ile oynayan üyelerinin "gözünün yaşına bakmayacaklarını" savunan Aygün, uyarma, kınama, üyelikten geçici çıkarma ve üyelikten kesin ihraca kadar varan disiplin cezalarının kararlılıkla uygulanacağını söyledi. Aygün, imalat, mal ve hizmet arsında sağlık kurallarına uymayan, hile yapanlara 2.2 milyar lira para cezası vereceklerini bildirdi. (ANKA) Mersin'de 20 bin kutu sahte ilaç Mersin 25 Mart 2005 Cuma http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid~1@w~2@nvid~554489,00.asp
Mersin'de, çeşitli markalarda 20 bin 446 kutu sahte ilaç ve kupürleri
ele geçirildi. Emniyet Müdürlüğü'nden yapılan yazılı açıklamada, Hal Kompleksi'nde Veysi T'ye ait depoda, piyasaya sürülmek üzere sahte ilaç bulunduğu ihbarının alınması üzerine gerçekleştirilen çalışmalarda, 33 SU 288 plakalı kamyonette bölmelere gizlenmiş, piyasa değeri 150 bin YTL'yi (150 milyar lira) bulan 20 bin 446 kutu, sahte ilaç ve kupürleri ele geçirildiği belirtildi. Tarım İl Müdürlüğü ve İl Sağlık Müdürlüğü'nün yaptığı incelemelerde, bazı ürünlerin gıda sicili, çalışma ve üretim izni kayıtlarının bulunmadığı, bazılarını ise halk sağlığını tehdit edecek özellikte olduğu anlaşıldı. Cinsel gücü artırıcı özellikte olan ilaçların İstanbul'da, diğerlerinin ise Mersin'in Erdemli İlçesi ve Gaziantep'te imal edilerek getirildiğinin tespit edildiği vurgulanan açıklamada, olayla ilgili Veysi T, Hasan Ş, Bedih A. ve Fehmi A'nın gözaltına alındığı kaydedildi. Fehmi A'nın gıda mühendisi olduğu bildirildi. Yetkililer, yakalanan 4 kişinin, sorgulamalarının ardından adliyeye sevk edileceğini kaydettiler. (aa)
|
|
Güngör URAS Emekli Sandığı'nı çalışanları soymuş
14 Mart 2005 / Pazartesi http://www.milliyet.com.tr/2005/03/14/yazar/uras.html
|
|
Bir kadın ihbar etti Akşam, 04 Ocak 2005 Salı Egebank'ı 1 milyar 200 milyon dolar zarara uğrattığı iddiasıyla tutuksuz yargılanırken kaçtığı Bulgaristan'da yakalanan Yahya Murat Demirel'i, İstanbul'dan bir kadının ihbar ettiği öğrenildi. İhbar üzerine harekete geçen Emniyet Genel Müdürlüğü'nün, durumu Bulgar polisine bildirdiği ve Demirel'in Burgaz'a daha ayak basar basmaz tutuklandığı öğrenildi. Demirel ve beraberindekilerin kaçtığı Rıza Terzioğlu adlı teknede arama yapan Bulgar polisinin, 25 bin dolar ve 25 bin Euro bulduğu belirtildi. Bulgaristan İçişleri Bakanlığı Genel Sekreteri Boyko Borisov, Yahya Murat Demirel'in serbest kalmak için sınır polisine 100 bin Euro rüşvet teklif ettiğini açıkladı. Ayrıca teknede çuvallar dolusu antidepresan ve ağrı kesici haplar bulunması dikkati çekti. Ufuk TÜRKYILMAZ / ANKARA
Murat Demirel tahliye oldu.
|
|
Cezaevleri çocuklarla doluyor Vakkas Aksu / CNN TÜRK 15 Nisan 2005 Cuma http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid~1@w~2@nvid~564005,00.asp İstanbul Bayrampaşa Kapalı Cezaevi'nde, çocuk bölümünün kapıları Mart ayında, her yedi saatte bir suça itilen yeni bir çocuk için açıldı. Bayrampaşa'da koğuşlar tıklım tıklım, her koğuşta 80 çocuk kalıyor. 400 çocuğun bulunduğu tutukevinde sadece bir psikolog var. İdareciler göre, bir kez hırsızlık işleyip tutukevine gelen çocuk, içeriden dışarıya eğitilmiş olarak çıkıyor. Bir süre sonrada tekrar aynı suçtan yeniden tutukevine dönüyor. İşlenen çeşitli suçlar nedeniyle haklarında dava açılan çocuklar, yargılama süreci boyunca kapalı cezaevlerinde kalıyor. Bunlardan en büyüğü de Bayrampaşa H tipi Kapalı Cezaevi. Bakırköy Kadın ve Çocuk Tutukevi boşaltılanca çocuklar geçici süre için buraya getirildi. Ama geçici sürenin de ne zaman sona ereceği belirsiz. MART AYINDA 97 ÇOCUK TUTUKLANDI Mart ayı boyunca Bayrampaşa Cezaevi'nden 102 çocuk tahliye oldu. Aynı ayda tutuklanan çocuk sayısı ise 97. Yani tutukevinin kapıları her yedi saatte bir suça itilen yeni bir çocuk için açıldı. Topun taca çıkmadığı, gökyüzünün tel örgülerin arasından göründüğü, pencerelerinin kırık, yatakların sağlıksız olduğu, dolap kapılarının olmadığı, Bayrampaşa Cezaevi'nde 80 çocuk aynı koğuşta kalıyor. Cezaevine gelen çocukların çoğunun psikolojik sorunları var. Ancak ilgilenecek kimse yok. 238 personelden sadece biri psikolog. Çocuklar dilekçeyle başvurdukları takdirde psikologa çıkartılıyor. İşin uzmanı çocuklarla ilgilenemeyince, boşluğu başkaları dolduruyor. SİVİL TOPLUM KURULUŞLARININ ÇABASI YETERSİZ KALIYOR Bayrampaşa Cezaevi Müdürü Sedat Pekin, çocukların organize suç örgütlerinin cezaevlerindeki üyeleriyle karşı karşıya geldiğini söylüyor. Pekin, "yeni gelen çocuk üzerinde baskı kuruyorlar. Suça teşvik ediyorlar. Suçu bilmeyen çocuk burada suçu öğreniyor" diyor. Yani suça bir kez bulaşmış çocuk, tutukevinden suç işleme potansiyeli yükselerek çıkıyor. Çocukların topluma kazandırılması için bazı sivil toplum örgütleri girişimlerde bulunuyor. Semiha Şakir Vakfı bir protokolle cezaevinin içine bir eğitim merkezi açtı. Çocuklara çeşitli iş becerileri kazandırılmaya çalışılıyor. Ama iyi niyetli bu çalışmalar çocukların, dışarıda suç işlemelerine engel olmuyor. Tahliye olan çocukların yarısına yakını bir süre sonra yeniden Bayrampaşa'nın demir kapılı odalarına dönüyor.
|
|
Dondurma çalan iki genç cezaevinde Kemer 15 Nisan 2005 Cuma http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid~1@w~457@nvid~564004,00.asp Antalya'nın Kemer İlçesi'nde, bir marketteki dolaptan dondurma çalan 2 genç, yakalanarak cezaevine konuldu. Bir markette dondurma dolabını tornavidayla açarak 75 paket dondurma çalan A.B (20) ve A.B (17), kaçmaya başladı. Polis tarafından yakalanan 2 genç, çıkarıldıkları mahkemece tutuklanarak cezaevine konuldu. (aa)
|
|
Cezaevinden
çıkarılıp cinayet işlettirildi |
|
100 bin nüfusa bir okul, haydi çocuklar nereye! Nüfusu 37 yılda 13 binden 100 bine çıkan Doğubeyazıt'ta, kampanyaların da etkisiyle okumaya ilgi arttı, ama ilköğretimden sonrasına devam şansı yok gibi 13 Mart 2005 Pazar http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=146367 HATİCE YAŞAR (Arşivi)
AĞRI - Bir yanda önümüzdeki yıl 250 bin çocuğu okula kazandırmayı
hedefleyen 'Haydi Kızlar Okula' kampanyası, bir yanda gidecek okul
bulamayan çocukların dramı var. En çarpıcı örnek Doğubeyazıt'tan. Son
göçlerle nüfusu 100 bini bulan Ağrı'nın Doğubeyazıt ilçesinde, 37 yıldır
yeni bir lise açılmadı. 1968'de nüfus 12-13 binken açılan genel lisede
bugün 1300 öğrenci, 60-70 kişilik sınıflarda balık istifi halde...
Okul 'hasta' ediyor
'Şafak' sayan öğretmen
Üniversiteyi kazanırsam!
|
|
Eğitim-Sen
tarafından hazırlanan rapora göre 11 Kürt ilinde 800 bin çocuk eğitimden
yoksun. Eğitim sorunlarının bölgelere göre farklılık gösterdiği
belirtilen raporda, Kürt illerinde yaşanan savaşın çocuklar üzerinde
psikolojik tahribatlar yarattığı kaydedildi. Amed'de gençler açlık sınırında
|
|
40 askerin tecavüz davası Çorum'a alındı
|
Türkiye Yolsuzluk Raporu'nda 77.
sırada...
|