NAZIM HİKMET'in KENDİ SESİNDEN

Şiirden önce gerekli not:

 

Nazım Hikmet’in Menderes’i uyaran aşağıdaki şiiri, aslında Tayyip Erdoğan ve avanesi için de bir uyarıdır. Aynı şiir, TV ekranlarında boygösteren vıcık vıcık dizilerle, miğde kaldıran sahte dökümanterlerle, yalanların havalarda uçuştuğu sözde tartışma programları aracılığıyla 27 Mayıs’a saldırmaya çalışan sahtekarlar için de bir uyarıdır…

 

Son günlerde 27 Mayıs’ı küçültmeye, ve Menderes-Bayar gericiliğini, bu büyük toprak sahipleri ile mali-sermaye ortaklığının diktasını yüceltmeye çalışan birtakım cıvık TV dizileri, yalanlarla dolu sahte dökümanterler, ve miğde kaldıran tartışma programları bazı TV kanallarında sık sık boygöstermeye başladılar. Sözde “demokrasiyi” savunan bu adi programların ve cıvık dizilerin, 27 Mayıs’ın Türkiye toplumuna hediyesi olan ülkenin gelmiş geçmiş en demokratik anayasasını görmezden gelmeleri ve bu anayasayı büyük ölçüde budayan faşizan 12 Mart darbesine, ve aynı anayasayı toptan yokedip yerine faşist rejimlere özgü korparativ yapıda bir anayasa getiren 12 Eylül darbesine hiç dokunmamaları, sonderce dikkat çekicidir. Sözkonusu tavırları onların nasıl “demokratlar” olduklarının en açık göstergesidir...

 

Türkiye toplumunun önünde asıl sorun olarak 12 Eylül Washington darbesinin getirmiş olduğu anti-demokratik düzen dururken, ülkeye demokrasi getiren 27 Mayıs ile uğraşmak, bu işi yapanların gerçek yüzlerini ve niyetleri açıkça ortaya koymaktadır. Aynı kişiler, yüreklerinin derinliklerindeki suçluluk duyguları ve dipsiz korkuları ile, yeni bir 27 Mayıs olursa korkusu ile, gelişmekte olan halk muhalefetini ve özellikle genç askerler arasında geliştiği hissedilen muhalefeti nötralize etmeye çalışmaktadırlar... Daha bundan 7- 8 ay kadar önce büyük bir telaşla, “genç askerler arasındaki kıpırdanmalar hemen tesbit edilmeli ve bunları yapanlar silahlı kuvvetlerden uzaklaştırılmalıdır” diyen Beyaz Saray “oğlanı” eski darbeci Evren, sözkonusu korkuyu en veciz biçimde dile getirmiştir...

 

Toplumun en aydın unsurlarının, gençliğin ve emekçilerin destekleri ile 27 Mayıs’ı gerçekleştirmiş olan askerlere saldırarak Tayyip Erdoğan iktidarına payanda olmaya çalışanlara uyarıdır aşağıdaki şiir. Bayar-Menderes diktatörlüğünün ayak izlerine basarak, ve faşist 12 Eylül darbesinden güç alarak Türkiye’nin ulusal ekonomisini uluslarüstü tekellere peşkeş çeken, halkın yarattığı tüm değerleri haraç-mezat satışa çıkartan, ve Washington merkezli mali-sermaye güçlerinin faşist diktatörlüğünü “İslam” kamuflajı ile Türkiye’de yaşama geçirmeye çalışan Tayyip Erdoğan ve avanesine destek olmaya çalışanlar için uyarıdır aşağıdaki şiir.

 

“Başbakanlıktaki özel kasasından kadın donu çıktığını” bizzat bunu bulan dürüst kişiden dinlediğim Menderes'i, Lüks Nermin müşterisi biryantinli saçlı toprak ağası Menderes’i, ölüleri bile “vatan cephesi” üyeleri olarak “her allahın günü” devlet radyosundan ilanettiren Çiçikov müsvettesi Menderes’i, seçimlerden önce bolkeseden atarak söz verdiği halde işçilere özgür sendikalaşma ve grev hakkını tanımayan Menderes’i, genç anadolu evlatlarını ABD’nin Batı Pasifik’teki yararları için Kore’de ölüme yollayan Menderes’i “büyük demokrat” olarak tanıtmaya çalışan sahtekarların asıl niyetleri ortadadır. Bu sahtekarlar, kendisiyle iletişim kurmaya çalışan ekonomik olarak batmış köylüye “ananı da al git” diyebilen, çatışmalarda ülkeleri için canlarını veren geç askerlerden "kelleler" diye sözedebilen kirli ağızlı Tayyip Erdoğan’ı korumaya çalışmaktadırlar. Aynı kişilerin yeni bir 27 Mayıs’tan şiddetle korktukları, ve Tayyip Erdoğan iktidarını böyle bir kalkışmadan korumaya çalıştıkları rahatça anlaşılmaktadır... 27 Mayıs benzeri veya ondan da ileri bir toplumsal kalkışma günümüzde olurmu olamazmı şu anda bilemem ama, sonunda birgün devranın döneceğini, ve bu halkın ayakları üzerinde doğrularak suçlulardan hesap soracağını çok iyi biliyorum...

 

Daha devrilmeden beş yıl önce, 1955 yılında Nazım Hikmet’in Menderes’e yapmış olduğu aşağıdaki uyarı, günümüz iktidarı ve onların yardakçıları için de geçerlidir.

 

Yusuf Küpeli

11 Mayıs 2007

yusuf@comhem.se  

 

Ve Nazım Hikmet’in şiiri: (http://www.siirgen.org/siir/n/nazim_hikmet/gerileyen_turkiye_yahut_adnan_menderese_ogutler.htm  adresinden ödünç alınmıştır.)

 

Nev York Tayms gazetesi 29 Aralık 1954 tarihli sayısında "Türkiye Geriliyor" başlıklı bir başyazı yayımladı. Bu başyazıda şöyle satırlar var : "O - Adnan Menderes - Basın hürriyetini yok ediyor... Basında kendisini tenkit edenleri hapse atıyor... Siyasi muhalefeti eziyor... Menderes işçilere grev hakkını tanıyacağını vaad etmişti... Halbuki en kısa grevler için işçileri takip ediyor..."
    Ben, Nâzım Hikmet, Nev York Tayms gazetesinin satırları arasında kalan yazıları da okudum. Bu satırların arasındaki satırları aynen aşağıya geçiriyorum.
 

 

GERİLEYEN TÜRKİYE YAHUT
ADNAN MENDERES'E ÖĞÜTLER  

Şaşkınlığın bu kadarına doğrusu ya pes.
Bindiğin dalı kesiyorsun Adnan Menderes.
İlle de asıp kesmek geliyorsa içinden
Ezmekte devâm et Barışçılar'ı, ama sen
Meselâ Yalçın'ı da tıkıyorsun deliğe
(1)
İhtiyarcık sana azıcık cilve yaptı diye,
Git, koş, elini öp, af dile, yüzünü güldür,
O, yalnız altın kafeslerde öten bülbüldür.
O, matbaalar yıktırıp kitaplar yaktıran,
(2)
O, büyük demokrat, O, hürriyetçi kahraman,
Moskova'yı atomlayalım diyen insancı...
Kendine acımazsan bize bir parça acı.
A be Adnan Menderes, böyle bir dal kesilmez,
Böyle şaşkınlıkların sonu da iyi gelmez...
Şu muhalefetle de alıp veremediğin ne?
Niye öyle hışımla yürüyorsun üstüne?
Kore'ye asker gönderdin de "Hayır" mı dedi?
"Kan aktı hesabı sorulmalıdır!" mı dedi?
Orduyu emrimize verdin, ses çıkardı mı?
"Olmaz olsun" mu dedi Amerikan yardımı?
Feryat mı etti "İstiklâl elden gitti" diye?
Zavallı, sımsıkı sarılmış demokrasiye :
"Başvekil merasimsiz karşılanmalı" diyor.
(3)
Bir de bazan coşarak "Hayat pahalı" diyor.
Bu aksoylu muhalefeti ezilir görmek
Türkün Batılı dostlarını pek üzüyor pek.
(4)
Şaşkınlığın bu kadarına doğrusu ya pes.
Bindiğin dalı kesiyorsun Adnan Menderes.

Hani, her işte bizden örnek alacaktın ya?
Hürriyet nizamına sâdık kalacaktın ya?
Vaadettin tanımadın işçinin grev hakkını.
O hakkı bizim tanıdığımız gibi tanı.
Elli istiyorlarsa ateş aç, sonra beş ver.
Ama ufak tefek grevlerde anlayış göster.
Sendika liderlerinizin birçoğu zaten
bizde olduğu gibi emir alır polisten.
Niye telaşlanıp kaybedersin vekarını?
Hem de kırarsın liderlerin itibarını?
Şaşkınlığın  bu kadarına doğrusu ya pes,
Bindiğin dalı kesiyorsun Adnan Menderes.

Senin bindiğin dallar ve bindiğimiz dallar,
Unutma bu dallardan başka asıl ağaç var,
öfkeyle homurdanan yarı çıplak, yarı aç,
bizi silkip atmaya fırsat kollıyan ağaç...

                                                                            1955
(1) Adnan Menderes tevkif ettiği gazeteciler arasında Hüseyin Cahit Yalçın'ı da hapise attı.
(2) 1945 yılında Tan gazetesi başta olmak üzere birçok gazete, dergi matbaası yıkılıp yağma edilmiş, meydanlarda kitaplar yakılmıştı. Bu faşist sürülerine "İleri" emrini Yalçın vermişti.
(3) Burjuva muhalefet gazeteleri ve partileri, Adnan Menderes'e İstanbul'a filan gelip gidişlerinde merasim yapılmasına itiraz ediyorlar.
(4) Nev-York Tayms yazısını şöyle bitiriyor: "Bu durum Türkiye'nin Batıdaki dostlarını kederlendirmektedir."

 

HAVANA (LA HABANA) RÖPÖRTAJI, NAZIM HİKMET'in KENDİ SESİNDEN KÜBA DEVRİM TARİHİ. ANADOLU'dan ve DÜNYAMIZIN DİĞER HALKLARINDAN ÇAĞRIŞIMLARLA KÜBA DEVRİMİ VE KAZANDIRDIKLARI ÜZERİ GERÇEKLER. + Nazım Hikmet'ten diğer bazı şiirler

 

 

HASRET ŞİİRİ

 

ŞEHİTLER 
 
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
             mezardan çıkmanın vaktidir!
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
             Sakarya'da, İnönü'nde, Afyon'dakiler
             Dumlupınar'dakiler de elbet
             ve de Aydın'da, Antep'te vurulup düşenler,
siz toprak altında ulu köklerimizsiniz
             yatarsınız al kanlar içinde.
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
             siz toprak altında derin uykudayken
                       düşmanı çağırdılar,
                                   satıldık, uyanın!
Biz toprak üstünde derin uykulardayız,
             kalkıp uyandırın bizi!
                             uyandırın bizi!
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
             mezardan çıkmanın vaktidir!
   
                                                            1959

ZAFERE DAİR

Korkunç ellerinle bastırıp yaranı
                                        dudaklarını kanatarak
                                        dayanılmakta ağrıya.
Şimdi çıplak ve merhametsiz
                                        bir çığlık oldu ümid...
Ve zafer
         artık hiçbir şeyi affetmeyecek kadar
                                                    tırnakla sökülüp koparılacaktır...

Günler ağır.
Günler ölüm haberleriyle geliyor.
Düşman haşin
                      zalim
                               ve kurnaz.
Ölüyor çarpışarak insanlarımız
— halbuki nasıl hakketmişlerdi yaşamayı —
ölüyor insanlarımız
                     — ne kadar çok —
sanki şarkılar ve bayraklarla
                                   bir bayram günü nümayişe çıktılar
                                                                     öyle genç
                                                                            ve fütursuz...

Günler ağır.
Günler ölüm haberleriyle geliyor.
En güzel dünyaları
                               yaktık ellerimizle
ve gözümüzde kaybettik ağlamayı :
bizi bir parça hazin ve dimdik bırakıp
                                        gözyaşlarımız gittiler
ve bundan dolayı
                       biz unuttuk bağışlamayı...

Varılacak yere
                kan içinde varılacaktır.
Ve zafer
          artık hiçbir şeyi affetmeyecek kadar
                                                   tırnakla sökülüp
                                                                   koparılacaktır...

                                                                                            1941, Sonbahar...

BEYAZIT MEYDANI'NDAKİ ÖLÜ

Bir ölü yatıyor
      on dokuz yaşında bir delikanlı
      gündüzleri güneşte
      geceleri yıldızların altında
      İstanbul'da, Beyazıt Meydanı'nda.

Bir ölü yatıyor
      ders kitabı bir elinde
      bir elinde başlamadan biten rüyası
      bin dokuz yüz altmış yılı Nisanında
      İstanbul'da, Beyazıt Meydanı'nda.

Bir ölü yatıyor
      vurdular
      kurşun yarası
      kızıl karanfil gibi açmış alnında
      İstanbul'da, Beyazıt Meydanı'nda.

Bir ölü yatacak
      toprağa şıp şıp damlayacak kanı
      silâhlı milletimin hürriyet türküleriyle gelip
                                            zaptedene kadar
                                                      büyük meydanı.

 

VAGİF SAMEDOĞLU NAZIM HİKMET İLE ÜÇ GÖRÜŞMESİNİ ANLATIYOR

 

http://www.sinbad.nu/