|
HAVANA (LA HABANA) RÖPÖRTAJI, NAZIM HİKMET'in KENDİ SESİNDEN KÜBA DEVRİM TARİHİ. ANADOLU'dan ve DÜNYAMIZIN DİĞER HALKLARINDAN ÇAĞRIŞIMLARLA KÜBA DEVRİMİ VE KAZANDIRDIKLARI ÜZERİ GERÇEKLER
dinlemek için tıklayın: Havana Röpörtajı, Nazım Hikmet'in kendi sesinden Küba devriminin şiiri
Nazım Hükmet'ten bazı şiirler:
Nazim Hikmet'in Havana Röportajı'ndan bir bölümü okumak için tıkla
(otobiyografi şiiri üzerine not: Nazım Hikmet'i, tüm toplumsal haksızlıklara başkaldıran gerçek kimliğinden, işçi sınıfının ve diğer ezilen halkların safında yeralan kimliğinden kopartarak sadece iyi bir şair gibi, aşk şiirlerinin mükemmel şairi gibi tanıtmaya çalışan bazı bilinçli sahtekarlara, üst sınıfların uşaklarına verilmiş en mükemmel yanıttır bu şiir... Tüm ruhsuzlukları, satılmışlıkları, ve züppe kişilikleriyle büyük devrimci şair Nazım hikmetten bazı TV programlarında "Nazım" diye laubali bir üslupla, "babalarının oğullarından" sözedermiş gibi sözeden ve onu bir aşk şairi gibi tanıtmaya çalışan vıcık vıcık sözde aydınlara verilen en mükemmel yanıttır bu şiir...)
![]() ![]() ![]()
"Şarktan geliyorum
|
|
Havana Röportaji
(sadece ufak bir bölümü)
kaynak:
http://nirvanany.stumbleupon.com/
hikâye insanoğlu üstüne
........................
Günümüzde Fidel Kastro'nun Küba'sı Amerika Birleşik Devletleri'nin güneyindeki yoksul eyaletlerin yoksul kasabalarının yoksul mahallelerinden 15 gence Küba Tip Fakülteleri'nde karşılıksız burs veriyor onları hekim olarak yetiştiriyor. Verilen burs için tek koşul, hekim olarak diplomalarını alan gençlerin içinden geldikleri yoksul halka hizmet sunmaları, mahallelerine geri dönüp kendi insanlarına yardımcı olmalarıdır.
|
|
Ben, bir insan,
1902'de doğdum
CEVİZ AĞACI
Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz, Ben
bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda. Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.
Büyük
insanlık gemide güverte yolcusu
Büyük
insanlık sekizinde işe gider
Ekmek
büyük insanlıktan başka herkese yeter
Büyük
insanlığın toprağında gölge yok
Bu otobiyografi 1961 yılının 11 Eylül günü Doğu Berlin’de yazıldı
Kaynak: Nazım Hikmet, Bütün Eserleri, cilt 2, (Kitabın basıldığı yer, Bulgaristan, Sofya, 1950’li yılların sonu, olması lazım ama, bu eski kitabın sahibi, nedense kitabın basılı olduğu yeri yazan sayfayı tüm ciltlerde yırtmış.)
|
DON KİŞOT ŞEYH BEDRETTİN DESTANI’ndan kısa bir alıntı (…)
İznik gölünde akşam oldu.
Kıyıda çıplak ayaklı bir kadın ağlamaktadır,
İznik gölünde akşam oldu.
Ve sular …… Nazım Hikmet
Ölümsüz gençliğin şövalyesi,
ellisinde uydu yüreğinde çarpan aklına,
bir Temmuz sabahı fethine çıktı
güzelin, doğrunun ve haklının :
önünde mağrur, aptal devleriyle dünya,
altında mahzun, fakat kahraman Rosinant'ı.
Bilirim,
hele bir düşmeyegör hasretin hâlisine,
hele bir de tam okka dört yüz dirhemse yürek,
yolu yok, Don Kişot'um benim, yolu yok,
yeldeğirmenleriyle dövüşülecek.
Haklısın, elbette senin Dülsinya'ndır en güzel kadını yeryüzünün,
sen, elbette bezirgânların suratına haykıracaksın bunu,
alaşağı edecekler seni
bir temiz pataklayacaklar.
Fakat sen, yenilmez şövalyesi susuzluğumuzun,
sen, bir alev gibi yanmakta devam edeceksin
ağır, demir kabuğunun içinde ve Dülsinya bir kat daha güzelleşecek...
Nazım Hikmet Ran,1947
|
GÜNEŞİ İÇENLERİN TÜRKÜSÜ
Korkunç ellerinle bastırıp yaranı
Günler ağır. Günler
ağır.
Varılacak yere 1941, Sonbahar...
BU YAZI UZUN SENELER DÜNYA EMPERYALİZMİNİN ŞARKTA KANLI BEKÇİLİĞİNİ YAPAN NE SURETLE ÖLDÜĞÜNE DAİRDİR
Bin dokuz yüz on yedi Bir ölü
yatıyor Bir ölü yatıyor Bir ölü yatıyor Bir ölü yatacak
Bu bir türkü: -
toprak çanaklarda
güneşi içenlerin türküsü!
Bu bir örgü: -
alev bir saç örgüsü
kıvranıyor;
kanlı, kızıl bir meşale gibi yanıyor
esmer alınlarında
bakır ayakları çıplak kahramanların!
Ben de gördüm o kahramanları,
ben de sardım o örgüyü,
ben de onlarla
güneşe giden
köprüden
geçtim!
Ben de içtim toprak çanaklarda güneşi
Ben de söyledim o türküyü!
Yüreğimiz topraktan aldı hızını;
altın yeleli aslanların ağzını
yırtarak
gerindik!
Sıçradık;
şimşekli rüzgâra bindik!
Kayalardan
kayalarla kopan kartallar
çırpıyor ışıkta yaldızlanan kanatlarını.
Alev bilekli süvariler kamçılıyor
şaha kalkan atlarını!
Akın var
güneşe akın
Güneşi zaptedeceğiz
Güneşin zaptı yakın!
Düşmesin bizimle yola:
evinde ağlayanların
göz yaşlarını
boynunda ağır bir
zincir
gibi taşıyanlar
Bıraksın peşimizi
kendi yüreğinin kabuğunda yaşıyanlar!
İşte:
Şu güneşten
düşen
ateşte
milyonlarla kırmızı yürek yanıyor!
Sen de çıkar
göğsünün kafesinden yüreğini;
şu güneşten
düşen
ateşe fırlat;
yüreğini yüreklerimizin yanına at!
Akın var güneşe akın
Güneşi zaaptedeceğiz
Güneşin zaptı yakın!
Biz topraktan, ateşten, sudan, demirden doğduk!
Güneşi emziriyor çocuklarımıza karımız,
toprak kokuyor bakır sakallarımız!
Neşemiz sıcak!
kan kadar sıcak
delikanlıların rüyalarında yanan
o "an"
kadar sıcak!
Merdivenlerimizin çengelini yıldızlara asarak
ölülerimizin başlarına basarak
yükseliyoruz
güneşe doğru!
Ölenler
dövüşerek öldüler;
güneşe gömüldüler.
Vaktimiz yok onların matemini tutmaya!
Akın var güneşe akın
Güneşi zaaaptedeceğiz
Güneşin zaptı yakın!
Üzümleri kan damlalı kırmızı bağlar tütüyor!
Kalın tuğla bacalar
kıvranarak
ötüyor!
Haykırdı en önde giden,
emreden!
Bu ses!
Bu sesin kuvveti,
bu kuvvet
yaralı aç kurtların gözlerine perde
vuran,
onları oldukları yerde
durduran
kuvvet!
emret ki ölem
emret!
Güneşi içiyoruz sesinde!
Coşuyoruz,
coşuyor!...
Yangınlı ufukların dumanlı perdesinde
mızrakları göğü yırtan atlılar koşuyor!
Akın var
güneşe akın
Güneşi zaaaaptedeceğiz
Güneşin zaptı yakın!
Toprak bakır
gök bakır.
Haykır güneşi içenlerin türküsünü,
Hay--kır
Haykıralım!
Nazım Hikmet Ran, 1925 Kaynak: Nazım Hikmet, Bütün Eserleri, cilt 1, (Kitabın basıldığı yer, Bulgaristan, Sofya, 1950’li yılların sonu, olması lazım ama, bu eski kitabın sahibi, nedense kitabın basılı olduğu yeri yazan sayfayı tüm ciltlerde yırtmış.)
|
|
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ. Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet. Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ. Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne, kapkara haykıran puntolarla, bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson''un 66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, Amerikan amirali Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira. Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.
Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt hainiyim, ben vatan hainiyim. Vatan çiftliklerinizse, kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan, vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan, vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın, fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan, vatan tırnaklarıysa ağalarınızın, vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa, ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan, vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa, vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan, ben vatan hainiyim. Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla : Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ. Nazım Hikmet RAN
KEREM GİBİ
Hava kurşun gibi ağır!
Bağır
bağır
bağır
bağırıyorum!
Koşun
kurşun
erit-
-meğe
çağırıyorum...
O diyor ki bana:
-Sen kendi sesinle kül olursun ey!
Kerem
gibi
yana
yana...
"Deeeert
çok,
hemdert
yok"
Yürek-
-lerin
kulak-
-ları
sağır...
Hava kurşun gibi ağır...
Ben diyorum ki ona:
-- Kül olayım
Kerem
gibi
yana
yana
Ben yanmasam
sen yanmasan
biz yanmasak,
nasıl
çıkar karan-
-lıklar
aydın-
-lığa…
Hava toprak gibi gebe.
Hava kurşun gibi ağır.
Bağır
bağır
bağır
bağırıyorum.
Koşun
kurşun
erit-
-meğe
çağırıyorum...
Nazım Hikmet Ran, Mayıs, 1930 Kaynak: Nazım Hikmet, Bütün Eserleri, cilt 1, (Kitabın basıldığı yer, Bulgaristan, Sofya, 1950’li yılların sonu, olması lazım ama, bu eski kitabın sahibi, nedense kitabın basılı olduğu yeri yazan sayfayı tüm ciltlerde yırtmış.)
|
|
Akıyordu su Ah ne
yazık! Nal
sesleri sönüyor perde perde,
Atlılar atlılar kızıl atlılar,
Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat! Akar
suyun sesi dindi. Ağlama
salkımsöğüt, İYİMSERLİK Şiirler yazarım
Bir mektup beklerim
müjdeli Ne devlet ne para
Moskova, 12 Eylül 1957
1 |
|
seni düşünüyorum.
İnsan olan
vatanını satar mı?
Nazım Hikmet Ran, 1959 Kaynak: Nazım Hikmet, Bütün Eserleri, cilt 2, (Kitabın basıldığı yer, Bulgaristan, Sofya, Narodna Prosveta yayınları, 1950’li yılların sonu, olması lazım ama, bu eski kitabın sahibi, nedense ve anlaşılan korkudan kitabın basılı olduğu yeri yazan sayfayı tüm ciltlerde yırtmış.)
|
|
ÇOCUKLARIMIZA NASİHAT
Hakkındır
yaramazlık.
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
Kapansın el kapıları bir daha açılmasın,
Yaşamak! bir ağaç gibi tek ve hür
Nazım Hikmet Ran, 1947
Kaynak: Nazım Hikmet, Bütün Eserleri, cilt 1, (Kitabın basıldığı yer, Bulgaristan, Sofya, 1950’li yılların sonu, olması lazım ama, bu eski kitabın sahibi, nedense kitabın basılı olduğu yeri yazan sayfayı tüm ciltlerde yırtmış.)
|
|
GÜNEŞİN SOFRASINDA SÖYLENEN TÜRKÜ
Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek
o günü,
Hasan beyin vurdurduğu
Traktörlerle türküler geçsin altbaşından mezarlığın,
Biz
bu türküleri elbette işitecek değiliz,
Ama
bu türküleri söylemişim ben
Benim sessiz komşulara gelince,
Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
Nazım Hikmet Ran,
1953, 27 Nisan
|
|
Nazım Hikmet'in Kıyamet Sureleri hakkında not ve acıklı-komik bir anı
Belli başlı temel yapıtlarıyla başlangıcından itibaren modern Türk edebiyatını ve türkçeye çevrilen tüm yapıtlarıyla dünya klasiklerini henüz 17- 18- 19 yaşlarında çok iyi tanıdığımı iddia edersem, yalan olmaz... Mark Twain ile 7, M. Gorki ile 12 yaşımda, Homeros ile yine aynı yaşta tanışmış olmama karşın, malesef, Nazım Hikmet'ten ilk şiiri, ancak 1963 yılının son veya 1964 yılının ilk günlerinde, yani 20 yaşıma girerken, Aziz Nesin'in "Yeni Tanin" gazetesindeki sütununda okuyabilecek ve şaşkına dönecektim. O'nun dizeleri, ruhumdaki haksızlıklara başkaldırı duygusuyla tam bir rezonansa gelmişti... Aziz Nesin, "Kurtuluş Savaşı Destanı"nda yeralan "Karayılan" şiirini köşesinde basmıştı.
Bu olaydan sonra Nazım Hikmet'in şiirlerini aramaya başlayacak ve hatta gizlice elime geçen "Şeyh Bedrettin Destanı" adlı çok uzun metni elyazısı ile yedi nüsha çoğaltıp dağıtacaktım... Yine 1960'lı yılların ikinci yarısında, yanlış anımsamıyorsam, "Dört Hapishaneden" adlı ve basılır basılmaz yasaklanmış Nazım Hikmet'e ait bir şiir kitabı elime geçecekti. Bu kitaptaki "Alametler Suresi" ve "Tebahur Suresi" başlıklı iki şiiri yattığım yerin duvarına, başucuma kopya edecektim ama, altlarına herhangi bir imza koymayacaktım... "Kutsal" kitapta geçen "kıyamet", "alametler" ve "tebahur" gibi sözcükler Nazım Hikmet'in şiirinde, toplumsal başkaldırının vaktinin gelmekte olduğunu, bunun işaretlerinin gözüktüğünü anlatmaya yarıyan birer benzetme olarak kullanılıyorlardı sadece. Sözkonusu şiirlerin dini mistisizim ile uzaktan yakından bağları yoktu ve bir okuyucunun bunu farketmemesi, sözkonusu dini sözcüklerin toplumsal başkaldırıya çağrışım yaptıklarını anlamaması için sonderece cahil ve ahmak olması gerekirdi... Yine şüphesiz "kutsal" kitaplarda yeralan haksızlıklara başkaldırı sözleri ve çağrıları ile, tamamen farklı bir felsefeye ve dünya görüşüne sahibolan bir sosyalistin, hatta Nazım Hikmet'in haksızlıklara başkaldırı çağrıları arasında paralellikler bulmak da mümkündür.
Uyanık şakacı bir-iki arkadaş, aydın rolünde sürekli böbürlenen ve ezberlediği bir nutku TİP'in tüm kahve konuşmalarında boyuna tekrarlayan ufak-tefek esmer bir başka arkadaşı, benim odada olmadığım bir saatte yattığım yere sokuyorlar ve duvardaki iki şiiri gösterip, "Bak Yusuf şair oldu, neler yazıyor(!)", diyorlar... Kahve konuşmaları sırasında muhafızlığını yaptığım, koruduğum kişilerden biri olan bu arkadaşın kafasında nasıl bir "Yusuf" resmi varsa eğer, "şair olduğumu" duyar duymaz suratı buruşuyor ve önemsemez bir ifade ile -altlarında Nazım Hikmet imzası olmayan- şiirleri okuyor. Ve ağzını bükerek, "bunlara şiir denemeyeceğini" ifade ediyor. Ve yine bunların "derin bir dini mistisizm içerdiklerini" sözlerine ekliyor. Sosyalistliğim hakkımda sual işaretleri uyandıracak bir-iki söz daha ediyor...
Sözkonusu bilgiç kişilik o şiirden saymadığı şiirlerin altında Nazım Hikmet imzasını görse idi, nasıl yorumlar yapardı acaba?, diye sormaya bile gerek yok... Nasrettin Hoca'nın "ye kürküm ye" adlı hicvini çağrıştıran her anlamda sahte, maddiyatçı, kariyer tutkunu ruhsuz kişiliklere özgü bu tavır, malesef toplumun farklı tabakalarında alabildiğine yaygın. Sömürücü üst sınıfların propoganda aygıtları sürekli böyle bir sahtekarlık kültürünü değişik biçimlerde besliyorlar ve sahte kimlikli, özü görünüşü gibi olmayan tipler her dönemde değişik etiketlerle insanların karşısına çıkartılıyorlar...
Nazım Hikmet'in haksızlıklara başkaldırı ruhu ile, acılar çekmiş Nazım Hikmet ile uzaktan yakından ilişkisi olamayacak, ancak bu başkaldırı ile dalga geçebilecek, hatta bunu ezmek için elinden gelen herşeyi yapabilecek birtakım tipler, günümüzde Nazım Hikmet'e sözde sahip çıkıyorlar. Halkın sevdiği Nazım Hikmet'i özünden kopartarak kullanabilmek, haksızlıklara başkaldırı ruhundan soyutlayarak kullanabilmek amacıyla onu sözde sahipleniyorlar. TV kameraları karşısında babalarının oğlundan sözedermişçesine laubali ifadelerle "Nazım" diye ondan sözederek, O'nun nasıl bir "aşk" şairi olduğundan dem vuruyorlar vs... Şüphesiz Nazım Hikmet'in mükemmel aşk şiirleri de vardır ama, inançsız kişilerin, Nazım Hikmet'ten "Nazım" diye sözeden sahte kimlikli züppelerin bu aşk şiirlerinin ruhu ile temasa gelmeleri de olanaksızdır...
Aslında din tüccarlarının, ağızlarında "Allah", "Muhammed", "inşallah" gibi sözcükleri hiç düşürmeyen politikacıların, birtakım ünlü kişilerin, sözde Nazım Hikmet hayranlarından, sahte sanat severlerden, sahte sosyalistlerden özünde farkları yoktur. Sahtecilik, pazarı olan her alanda gelişebilmektedir... Halktan yana aydınların birinci görevleri, sanırım, bu sahtecilikleri ve sahtekarları doğru teşhir edebilmektir.
Yusuf Küpeli 24 Eylül 2006 |
|
Nazım Hikmet,
1
2 Nazım Hikmet Ran
bağlantılı linkler:
|