NAZIM HİKMET'İ 48 YIL ÖNCE BUGÜN, 3 HAZİRAN 1963 GÜNÜ YİTİRDİK

 

Nazım Hikmet, 15 Ocak 1902 yılında Selanik'te doğdu (Bazı kaynaklara göre O, 20 Kasım 1901 yılında doğdu ama, doğumu nüfusa 1902 olarak kaydedildi). Nazım Hikmet'in annesi Celile hanım, Avrupa'da yaşanan 1848 ayaklanmaları sırasında Osmanlı İmparatorluğu'na sığınmak zorunda kalmış olan bir Polonyalı soylunun torunudur. Babası Hikmet bey ise, Selanik'te Dışişleri Bakanlığı'nda çalışan bir görevlidir...

 

Nazım Hikmet, 1917 yılında Bahriye mektebine girmiştir, ve ilk şiiri 1918 yılında "Yeni mecmua"da yayınlanmıştır. O, 1920 yılında arkadaşı Va.la Nurettin ile gizlice Anadolu'ya geçmiştir. Ankara Hükümeti O'nu Bolu'da öğretmen olarak görevlendirmiştir... Yine O, 1921 yılında, Batum üzerinden Moskova'ya gitmiş, ve Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'ne kaydolmuştur...

 

Nazım Hikmet, 1938 yılında, tamamen mesnetsiz bir iddia sonucu, orduyu ve donanmayı isyana teşvik ettiği gerekçesi ile haksız olarak 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırılmıştır. Uluslararası bir dayanışma kampanyasının da etkisi ile 1950 yılında özgürlüğüne kavuşabilmiştir... Bu kez de O, hastalığına ve ilerlemiş yaşına karşın askere alınmak istenmiştir. Askerliği sırasında bir oldu-bittiye getirilerek yaşamından edilmemek için, gizlice yurtdışına çıkmak zorunda kalmıştır...

 

Çağının en büyük şairleri arasında kabuledilen Nazım Hikmek, 3 Haziran 1963 günü Moskova'da yaşamını yitirmiştir.

 

Y. Küpeli

2011.06.03

 

Nazım Hikmet'in "Otobiyografi" adlı şirin ulaşmak için tıkla

 

Nazım Hikmet Ran Kronolojisi

 

Nazım Hikmet ile ilgili diğer sayfalar:

 

Nazım Hikmet'in kendi sesinden bazı şiirleri & Nazım Hikmet’in Menderes’i uyaran  şiiri,

 

HAVANA (LA HABANA) RÖPÖRTAJI, NAZIM HİKMET'in KENDİ SESİNDEN KÜBA DEVRİM TARİHİ. ANADOLU'dan ve DÜNYAMIZIN DİĞER HALKLARINDAN ÇAĞRIŞIMLARLA KÜBA DEVRİMİ VE KAZANDIRDIKLARI ÜZERİ GERÇEKLER. + Nazım Hikmet'ten diğer bazı şiirler

 

Nazım Hikmet'ten iki şiir, KIYAMET SURELERİ:

1) ALÂMETLER SURESİ 

2) TEBAHHUR SURESİ 

yukarıdaki sözkonusu şiirler hakkında not ve biraz acıklı-komik bir anı

 

                                                                               Sağda, Nazım Hikmet'in Moskova'da anıt mezarı

 

Otobiyografi

 

1902'de doğdum
doğduğum şehre dönmedim bir daha
geriye dönmeyi sevmem
üç yaşında Halep'te paşa torunluğu ettim
on dokuzumda Moskova komünist üniversite öğrenciliği
kırk dokuzumda yine Moskova'da Tseka-Parti konukluğu
ve on dördümden beri şairlik ederim
kimi insanlar otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
                                                                         ben ayrılıkların
kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
                                              ben hasretlerin

hapislerde de yattım büyük otellerde de
açlık çektim açlık grevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir

otuzumda asılmamı istediler
kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini
                                                                verdiler de
otuz altımda yarım yılda geçtim dört metrekare betonu
elli dokuzumda on sekiz saatte uçtum Prag'dan Havana'ya

Lenin'i görmedim nöbetini tuttum tabutunun başında 924'te
961'de ziyaret ettim anıt kabri kitaplarıdır

partimden koparmağa yeltendiler beni
                                                 sökmedi
yıkılan putların altında da ezilmedim

951'de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün
52'de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü

sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım
şu kadarcık haset etmedim Şarlo'ya bile
aldattım kadınlarımı
konuşmadım arkasından dostlarımın

içtim ama akşamcı olmadım
hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı ne mutlu bana

başkasının hesabına utandım yalan söyledim
yalan söyledim başkasını üzmemek için
                                ama durup dururken de yalan söyledim

bindim tirene uçağa otomobile
çoğunluk binemiyor
operaya gittim
                       çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın
çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21'den beri
       camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye
       ama kahve falına baktırdığım oldu

yazılarım otuz kırk dilde basılır
       Türkiye'mde Türkçemle yasak

kansere yakalanmadım daha
yakalanmam de şart değil
başbakan fakan olacağım da yok
meraklısı da değilim bu işin
bir de harbe girmedim
sığınaklara da inmedim gece yarıları
yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında
ama sevdalandım altmışıma yakın
sözün kısası yoldaşlar
bugün Berlin'de kederden gebermekte olsam da
                             insanca yaşadım diyebilirim
ve daha ne kadar yaşarım
                  başımdan neler geçer daha
                                              kim bilir

Nazım Hikmet Ran

(11.9.'61 - Doğu Berlin)

 

http://www.nazimhikmet.info/images/nazim-hikmet-mini.jpgNazım Hikmet Ran Kronolojisi

http://www.nazimhikmet.info/nazim.hikmet.kronolojisi.asp

1902 : 15 Ocak'ta Selânik'te dünyaya gelir. 
1913 : "Feryad-ı Vatan" başlığını taşıyan ilk şiirini yazar. Galatasaray Sultanisi'nde ortaokula başlar. 
1914 : Ekonomik nedenlerle Nişantaşı Sultanisi'ne geçer. 
1917 : Bahriye Mektebine girer. 
1918 : İlk kez bir şiiri yayınlanır. Yeni Mecmua'da yayınlanan bu ilk şiiri "Hâlâ Servilerde Ağlıyorlar mı" başlığını taşır. 
1920 : Bahriye'yi bitirmesine birkaç ay kala sağlık nedeniyle ayrılmak zoruna kalır. İstanbul işgal altındadır.
Arkadaşı Vâ-lâ Nurettin ile birlikte gizlice Anadolu'ya geçer. Ankara Hükümeti tarafından Bolu'ya öğretmen olarak atanır. 
1921 : Azerbaycan üzerinden Moskova'ya gider. Devrimin ilk yıllarına tanık olur. Ekonomi politik öğrenim görür. Sanat çalışmalarına katılır. 
1924 : Moskova'da yayınlanan ilk şiir kitabı "28 Kânunisani" sahnelenir.  12 Mart günü Pravda'da bu gösteri övgüyle yer alır. Türkiye'ye döner ve  Aydınlık Dergisi'nde çalışmaya başlar. 
1925 : Ankara İstiklâl Mahkemesi'nde gizli örgüt üyesi olduğu gerekçesiyle yokluğunda yargılanarak "on beş yıl küreğe konulma cezası" verilir. Bu durum onun ülkeden ayrılmasına yol açar. Moskova'ya gider. 
1926 : Viyana'ya geçerek ileride suçlanmasına konu olarak "parti" toplantısına katılır. Türk Ceza Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle, "küreğe konulma" cezası ortadan kalkar. 
1927 : Katılmış olduğu "Viyana Konferansı" nedeniyle İstanbul Ceza Mahkemesi'nde yokluğunda yargılanır. Üç ay hapis cezası verilir. 
1928 : Yurda dönmek üzere Moskova'daki Büyükelçiliğe başvurur. Pasaport almak istemektedir. Ancak kendisine yanıt verilmez bunun üzerine gizlice sınırı geçerse de Hopa'da yakalanır. İstanbul üzerinden Ankara'ya götürülür. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi'nde, daha önce yokluğunda yapılan yargılamalar yinelenir. Üç ay hapis cezası verilir. Cezaevinde geçirdiği süre gözönüne alınarak serbest bırakılır. 
1929 : Resimli Ay Dergisi'nde çalışır. İlk şiir kitabı "835 Satır" yayınlanır. Bunu diğerleri izler. 
1930 : "Sesini Kaybeden Şehir" başlıklı şiir için dava açılır. Yargıtayca aklanır. 
1931 : "1+1=1", "835 Satır", "Jokond ile Si-Ya-U" ile bir kez daha "Sesini Kaybeden Şehir" ve "Varan 2" adlı kitapları hakkında dava açılır. Hepsinden aklanır. 
1932 : "Kafatası" oyunu İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda sahneye konur. 
1933 : "Gece Gelen Telgraf" şiirinden dolayı yargılanır. Altı ay üç gün hapis cezası verilir. Babası bir kaza sonrası ölür. Onun ölümü üzerine "Hiciv Vadisinde Bir Tecrübei Kalemiye" başlıklı şiiri yazar. Şiirde babasının patronu Süreyya Paşa'ya hakaret ettiği gerekçesiyle hakkında dava açılır. Bir yıl hapis, 200 lira para cezasına çarptırılır. Bu sıralarda "gizli örgüt" kurduğu savıyla Bursa Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılan ayrı bir davada idamı
istenir. Dört yıl ağır hapisle cezalandırılır. 
1934 : Cumhuriyetin 10. Yılı nedeniyle çıkarılan af yasasından yararlanır. Serbest bırakılır. 
1936 : Gizli örgüt kurmak ve yönetmek savıyla yargılanır ve aklanır.
1937 : "Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin Destanı" yayınlanır. 
1938 : Askeri öğrencileri isyana teşvik suçlamasıyla da "Donanma" davaları açılır. Toplam 28 yıl 4 ay ağır hapisle cezalandırılır. 
1941 : Bursa'da "Memleketimde İnsan Manzaraları" nı yazmaya başlar. 
1943 : Cezaevi arkadaşı Orhan Kemal tahliye olur. Balaban'ın resim çalışmalarına yardımcı olur, yetişmesini sağlar. 
1944 : Karaciğer ve kalp rahatsızlıkları başlar. 
1949 : Basında haksız mahkumiyetine ilişkin yazılar artmaya başlar. Ahmet Emin Yalman, Vatan Gazetesi'nde "Tevfik Fikret ve Nâzım Hikmet" başlığını taşıyan bir yazı yayımlayarak dikkatleri Nâzım'ın haksız mahkumiyeti çeker. 
1950 : Yurt içinde ve dışında çeşitli kuruluşlarca "Nazım'a Özgürlük Kampanyaları" açılır. Meclis'in gündeminde bulunan Af Kanunu'nu çıkarmadan tatile girmesi üzerine, Nazım, 8 Nisan'da açlık grevine başlar. Aynı gün, Bursa'dan İstanbul'a Paşakapısı Cezaevi'ne götürülür. 23 Nisan'da grevini avukatlarının isteği üzerine geçici olarak durdurur. Ağır hastadır, doktorlar üç ay bir hastanede tedavi görmesi gerektiğini belirtirler. Ancak durumunda hiçbir değişiklik olmayınca 2 Mayıs'ta yeniden greve başlar. Açlık grevi kamuoyunda büyük yankı uyandırır. İmza kampanyaları başlatılır. "Nâzım Hikmet adlı bir dergi çıkarılır 9 Mayıs'ta annesi Celile Hanım 10 Mayıs'ta şair Orhan Veli, Melih Cevdet ve Oktay Rıfat açlık grevine başlarlar. 14 Mayıs seçimleri sonucunda ortaya çıkan yeni durum üzerine, 19 Mayıs'ta greve ara verir. Çıkarılan Genel Af Kanunu'yla serbest bırakılır. 22 Kasım'da Dünya Barış Konseyi tarafından Pablo Picasso, Paul Robeson, Wanda Jakubowska ve Pablo Neruda'yla birlikte "Uluslararası Barış Ödülü"nü almaya hak kazandığı açıklanır. Kendisinin katılamadığı törende ödülünü Neruda alacaktır. 
1951 : Oğlu Memed dünyaya gelir. Askere çağrılır, 49 yaşındadır ve hastadır. Üstelik askeri okulda öğrenci olarak geçirdiği sürelerin yasa gereği askerliğe sayılması gerekmektedir. Yaşamına yönelik tehditler üzerine ülkeden ayrılır. 15 Ağustos günü resmi gazetede, Bakanlar Kurulu kararıyla "yurttaşlıktan çıkarıldığı" duyurulur. Dünya Barış Konseyi'nin bir yıl önce kendisine verdiği "Uluslararası Barış Ödülünü" Prag'da düzenlenen bir törenle alır. 
1952 : Çine'e gider. Ancak hastalanınca gezisini yarım bırakmak zorunda kalır. Enfaktüs geçirmiştir. Dört ay yatar. Bundan sonraki yaşamı artık doktor gözetiminde geçecektir. 
1953 : Uluslar arası toplantılara katılmayı sürdürür. "Bir Aşk Masalı" oyunu Moskova'da sahnelenir. Bunu diğer oyunlarının sahnelenmesi izler. 
1958 : Paris'e gider. Aralarında Aragon ve Picasso'nun da bulunduğu çok sayıda yazar ve sanatçıyla görüşür. 
1962 : Sovyet Yazarlar Birliği tarafından 60. yaş günü kutlanır. Yazarlar Evi'nde düzenlenen gecenin ertesinde Politeknik Müzesi'nde, okuyucuları için ikinci bir toplantı gerçekleştirilir. Gecenin yöneticiliğini İlya Ehrenburg yapar. 
1963 : Afrika'ya, Tanganika'ya gider. "Cenaze Merasimim" başlıklı şiirini kaleme alır. (Nisan) 3 Haziran sabahı Moskova'da evinde ölür.  

 

http://www.sinbad.nu/