|
Yusuf Küpeli, Nazım Hikmet'in Kıyamet Sureleri hakkında not ve acıklı-komik bir anı
|
|
Nazım Hikmet'in Kıyamet Sureleri hakkında not ve acıklı-komik bir anı
Belli başlı temel yapıtlarıyla başlangıcından itibaren modern Türk edebiyatını ve türkçeye çevrilen tüm yapıtlarıyla dünya klasiklerini henüz 17- 18- 19 yaşlarında çok iyi tanıdığımı iddia edersem, yalan olmaz... Mark Twain ile 7, M. Gorki ile 12 yaşımda, Homeros ile yine aynı yaşta tanışmış olmama karşın, malesef, Nazım Hikmet'ten ilk şiiri, ancak 1963 yılının son veya 1964 yılının ilk günlerinde, yani 20 yaşıma girerken, Aziz Nesin'in "Yeni Tanin" gazetesindeki sütununda okuyabilecek ve şaşkına dönecektim. O'nun dizeleri, ruhumdaki haksızlıklara başkaldırı duygusuyla tam bir rezonansa gelmişti... Aziz Nesin, "Kurtuluş Savaşı Destanı"nda yeralan "Karayılan" şiirini köşesinde basmıştı.
Bu olaydan sonra Nazım Hikmet'in şiirlerini aramaya başlayacak ve hatta gizlice elime geçen "Şeyh Bedrettin Destanı" adlı çok uzun metni elyazısı ile yedi nüsha çoğaltıp dağıtacaktım... Yine 1960'lı yılların ikinci yarısında, yanlış anımsamıyorsam, "Dört Hapishaneden" adlı ve basılır basılmaz yasaklanmış Nazım Hikmet'e ait bir şiir kitabı elime geçecekti. Bu kitaptaki "Alametler Suresi" ve "Tebahur Suresi" başlıklı iki şiiri yattığım yerin duvarına, başucuma kopya edecektim ama, altlarına herhangi bir imza koymayacaktım... "Kutsal" kitapta geçen "kıyamet", "alametler" ve "tebahur" gibi sözcükler Nazım Hikmet'in şiirinde, toplumsal başkaldırının vaktinin gelmekte olduğunu, bunun işaretlerinin gözüktüğünü anlatmaya yarıyan birer benzetme olarak kullanılıyorlardı sadece. Sözkonusu şiirlerin dini mistisizim ile uzaktan yakından bağları yoktu ve bir okuyucunun bunu farketmemesi, sözkonusu dini sözcüklerin toplumsal başkaldırıya çağrışım yaptıklarını anlamaması için sonderece cahil ve ahmak olması gerekirdi... Yine şüphesiz "kutsal" kitaplarda yeralan haksızlıklara başkaldırı sözleri ve çağrıları ile, tamamen farklı bir felsefeye ve dünya görüşüne sahibolan bir sosyalistin, hatta Nazım Hikmet'in haksızlıklara başkaldırı çağrıları arasında paralellikler bulmak da mümkündür.
Uyanık şakacı bir-iki arkadaş, aydın rolünde sürekli böbürlenen ve ezberlediği bir nutku TİP'in tüm kahve konuşmalarında boyuna tekrarlayan ufak-tefek esmer bir başka arkadaşı, benim odada olmadığım bir saatte yattığım yere sokuyorlar ve duvardaki iki şiiri gösterip, "Bak Yusuf şair oldu, neler yazıyor(!)", diyorlar... Kahve konuşmaları sırasında muhafızlığını yaptığım, koruduğum kişilerden biri olan bu arkadaşın kafasında nasıl bir "Yusuf" resmi varsa eğer, "şair olduğumu" duyar duymaz suratı buruşuyor ve önemsemez bir ifade ile -altlarında Nazım Hikmet imzası olmayan- şiirleri okuyor. Ve ağzını bükerek, "bunlara şiir denemeyeceğini" ifade ediyor. Ve yine bunların "derin bir dini mistisizm içerdiklerini" sözlerine ekliyor. Sosyalistliğim hakkımda sual işaretleri uyandıracak bir-iki söz daha ediyor...
Sözkonusu bilgiç kişilik o şiirden saymadığı şiirlerin altında Nazım Hikmet imzasını görse idi, nasıl yorumlar yapardı acaba?, diye sormaya bile gerek yok... Nasrettin Hoca'nın "ye kürküm ye" adlı hicvini çağrıştıran her anlamda sahte, maddiyatçı, kariyer tutkunu ruhsuz kişiliklere özgü bu tavır, malesef toplumun farklı tabakalarında alabildiğine yaygın. Sömürücü üst sınıfların propoganda aygıtları sürekli böyle bir sahtekarlık kültürünü değişik biçimlerde besliyorlar ve sahte kimlikli, özü görünüşü gibi olmayan tipler her dönemde değişik etiketlerle insanların karşısına çıkartılıyorlar...
Nazım Hikmet'in haksızlıklara başkaldırı ruhu ile, acılar çekmiş Nazım Hikmet ile uzaktan yakından ilişkisi olamayacak, ancak bu başkaldırı ile dalga geçebilecek, hatta bunu ezmek için elinden gelen herşeyi yapabilecek birtakım tipler, günümüzde Nazım Hikmet'e sözde sahip çıkıyorlar. Halkın sevdiği Nazım Hikmet'i özünden kopartarak kullanabilmek, haksızlıklara başkaldırı ruhundan soyutlayarak kullanabilmek amacıyla onu sözde sahipleniyorlar. TV kameraları karşısında babalarının oğlundan sözedermişçesine laubali ifadelerle "Nazım" diye ondan sözederek, O'nun nasıl bir "aşk" şairi olduğundan dem vuruyorlar vs... Şüphesiz Nazım Hikmet'in mükemmel aşk şiirleri de vardır ama, inançsız kişilerin, Nazım Hikmet'ten "Nazım" diye sözeden sahte kimlikli züppelerin bu aşk şiirlerinin ruhu ile temasa gelmeleri de olanaksızdır...
Aslında din tüccarlarının, ağızlarında "Allah", "Muhammed", "inşallah" gibi sözcükleri hiç düşürmeyen politikacıların, birtakım ünlü kişilerin, sözde Nazım Hikmet hayranlarından, sahte sanat severlerden, sahte sosyalistlerden özünde farkları yoktur. Sahtecilik, pazarı olan her alanda gelişebilmektedir... Halktan yana aydınların birinci görevleri, sanırım, bu sahtecilikleri ve sahtekarları doğru teşhir edebilmektir.
Yusuf Küpeli 24 Eylül 2006
|
|
KIYAMET SURELERİ:
1
Nazım Hikmet Ran |
|
KIYAMET SURELERİ: 2
TEBAHHUR SURESİ Nazım Hikmet Ran
|
|
bağlantılı linkler: Sinbad'ı hazırlayan Küpeli hakkında çok kısa bilgi
|
Türkiye-
politika- ekonomi- tarih
Asya,
Çin, Güneydoğu Asya, Vietnam, Japonya
ABD- AB-
11 Eylül- konspirasyon
Sinbad'ı hazırlayan Küpeli hakkında
çok kısa bilgi
HAVANA
(LA HABANA) RÖPÖRTAJI, NAZIM HİKMET'in
KENDİ SESİNDEN KÜBA DEVRİM TARİHİ. ANADOLU'dan ve DÜNYAMIZIN DİĞER
HALKLARINDAN ÇAĞRIŞIMLARLA KÜBA DEVRİMİ VE KAZANDIRDIKLARI ÜZERİ GERÇEKLER.
+
Nazım Hikmet'ten diğer bazı şiirler
Nazım Hikmet'ten iki şiir,
KIYAMET SURELERİ:
yukarıdaki
sözkonusu
şiirler hakkında not ve biraz acıklı-komik bir anı
Yusuf Küpeli, Tolkien’in “Yüzük” üçlüsü, “Kıralın Dönüşü”, bolkeseden verilen Oscar ödülleri ve W. Bush’un “HaçlıSeferi” Tolkien’in bu ikiye bölünmüş olan ve sembolleriyle birlikte birbirlerine karşı savaşan gerçekdışı “siyah” ve “beyaz” dünyasında, “aydınlığın” safında, “iyiliği, güzeliği, yapıcılığı, adaleti, erdemi, cesareti” simgeleyenler Batı’nın Kuzeyli veya Germen kökenli, mavi gözlü, sarı saçlı “kahramanları” ve onların kartallardan oluşan sembolleri durmaktadır... Diğer yanda, “karanlığın” safında ise, “hertürlü kötülüğün, yıkıcılığın, saldırganlığın, talanın, hilebazlığın, ahmaklığın, korkaklığın” temsilcileri olarak gösterilen kara kafalı, kara gözlü, çıkık elmacık kemikli, yüzleri iyice deforme edilmiş şeytani Asyalı halklar vardır... Örneğin, eserlerinde İngiliz emperyalizminin ruhunu, dünyaya bakışını yansıtan Hindistan doğumlu ünlü İngiliz yazarı Rudyard Kipling (1865- 1936), “Batı batıdır, Doğu ise doğu; bu ikisi savaş alanı dışında asla karşılaşmazlar!”, demiştir. Tolkien’in verdiği mesaj da bundan başka birşey değildir ve “Kıralın Dönüşü” filmindeki o -kurgu- savaş alanında yokedilen Doğu’nun dünyasıdır. Şüphesiz Batı’nın insancıl bir kültürü, insancıl yazarları da...
Yusuf Küpeli, Bazı yerli faşist yalanlar, Thomas More, Ütopya, Vatikan ve Hitler üzerine kısa notlar
(...) Diğer yandan,
İslam’ın hangi dalı olursa olsun, bunların hiçbirinin içinde ırk ayırımı, millet
ayırımı olmadığı, İslam’ın Türklük, Araplık, İranlılık veya başka bir millet
için olamayacağı, ırkçı ideolojilerle yanyana getirilemeyeceği gün gibi
ortadadır...
(...) Anti-emperyalist sosyalist düşüncelerin etkisindeki
gençler, vaktiyle CIA ve yerli ortakları tarafından örgütlenip alanlara salınmış
olan ırkçı faşist güruhlarla bütünleştirilmeye, birleştirilmeye
çalışılmaktadır... Sovyetler Birliği’nin yıkılmış olması ve değişen bazı ABD
politikasları nedeniyle günümüzde sahte anti-emperyalist bir retorik (söylem)
geliştirmiş olan sözkonusu eski faşist CIA oğlanlarından birisini, büyük bir
bilgiçlikle “Türkçülük” taslayan böyle komik küçük bir sahtekarı, tesadüfen...
(...) Yalancının, faşistin yerlisi veya Avrupalısı olmaz ama, Batı’nın
patronları benzer tezgahları çok daha büyük bir incelikle kurmakta, yalanı daha
ustaca söylemektedirler... (...)
Evet
beklenemez ama, Papa XI. Pius (= XI. “inanmış”, veya XI.
“mu’tekid”), 1935 yılında Thomas More’i Vatikan’ın “azizler”
listesine almıştır. Papa tarafından inancın kutsal “şehidi” mertebesi ile
taçlanan More’in “küçük altın kitabı” Ütopya, asıl bundan sonra ön
plana çıkartılarak milyonlarca nüsha basılıp dağıtılmaya başlamıştır.
Bu olaydan sonra Thomas More, Ütopya adlı yapıtıyla
dünyamızda tanınmıştır.
(...)
Tek ayak
üzerinde hertürlü yalanı utanmadan kıvırabilen faşist karakterlerin
ne Türk milletinin tarihi kahramanlarıyla, ne halkın insancıl
kültürüyle, ne yine halkın gerçek
sorunlarıyla, ve ne de herhangi bilimsel bir gerçekle uzaktan yakından bağları yoktur ama, tüm bu gerçekleri usanmadan anlaşılır biçimde madde madde
halka anlatabilecek aydınlara gereksinim vardır