ana sayfaya ulaşmak için tıkla:

http://www.sinbad.nu/ 

 

katagoriler:

 

Türkiye- politika- ekonomi- tarih 

 

Kültür 

 

Kol ve kafa emekçileri

 

Irkçılık, Faşizm

 

Sovyet Devrimi

 

KAFKASLAR

 

Direnen Irak  & Iraq-english

 

Filistin Memleketimdir

 

Asya, Çin, Güneydoğu Asya, Vietnam, Japonya

 

ABD- AB- 11 Eylül- konspirasyon

 

Latinamerika & Afrika

 

İnsan Hakları

 

Kürtler

 

Balkanlar

 

Türkiye'den yazılar

 

Basından

 

Söylesiler

 

Kriminalite, hırsızlık, haksızlık

 

Sinbad'ı hazırlayan Küpeli hakkında çok kısa bilgi

 

linkler

 

 

Yusuf Küpeli, OLAĞAN ve OLAĞANÜSTÜ, KORKU FİLMLERİNİ SIRADAN KOMEDİLERE DÖNÜŞTÜREN GERÇEKLER, DOĞAYA ve İNSANA NÜKLEER- BİYOLOJİK- KİMYASAL SALDIRI

 

 

Yusuf Küpeli, Yaşamın ve ölümün emrinde nükleer enerji

 

Yusuf Küpeli, Soykırımlar, sömürgecilik, ırkçılık ve Batı toplumları; Soykırım suçlamaları ve gerçek soykırımlardan kısa notlar; gaz odalarında öldürülenler, yahudiler, çingeneler, ABD, İsviçre; Belçika, Ruanda katliamı ve Katolik Kilisesi; Latin Amerika, Afrika, Kongo, Angola, kısa kısa diğer örnekler ve Batı’nın üst sınıflarının derin ikiyüzlülükleri...

 

Yusuf Küpeli, Dedeler, babalar, oğullar, kızlar... ya da Guantanamo, Abu- Garib ve daha başka gizli merkezlerdeki uygulamaların tarihi- kültürel kökleri Bu yazı ile birlikte verceğim web sayfası adreslerindeki metinler ingilizcedir. Şüphesiz herkes ingilizceyi aynı ölçüde anlayamaz ama, sayfalardaki resimleri rahatca anlayabilir. Bu nedenle ingilizce bilsin- bilmesin yüreği kaldırabilenlere adresleri açıp bakmalarını salık veririm. İnsanlar bu resimlere bakarlarken hemen Abu- Garib’den yansıyan fotoğrafları düşüneceklerdir. Ve ardından, Abu- Garib’deki veya Guantanamo’daki veya bir başka bilinmeyen merkezdeki uygulamaların hiçte istisna ve hatta günümüze ait olaylar olmadığını, vahşetin tarihi- kültürel kökleri bulunduğunu hemen anlayacaklardır.   metnin tamamına ulaşmak için tıkla (not: metinde bazı ırkçı katliam fotoğrafları yeralmaktadır.)

 

http://www.iwchildren.org  (Yerli Amerikan halkının soykırımı)

 

http://www.maafa.org/    (Afrika kökenli Amerikan halkının soykırımı)

 

 

Yusuf Küpeli, Radyasyon yüklü mantar bulutunun altında ani, yavaş, tarifsiz

acılarla ölümün adı: Hıroşima ve Nagazaki! Ve sürmekte olan tehlike!

- Bundan 60 yıl önce

- Neden Hıroşima ve Nagazaki?

- Günümüzde nükleer tehlike azalmış değil, artmıştır

KIZ ÇOCUĞU

 

Hiroşima kurbanları anıldı


Kapıları çalan benim 
kapıları birer birer. 
Gözünüze görünemem 
göze görünmez ölüler. 

Hiroşima'da öleli 
oluyor bir on yıl kadar. 
Yedi yaşında bir kızım, 
büyümez ölü çocuklar. 

Saçlarım tutuştu önce, 
gözlerim yandı kavruldu. 
Bir avuç kül oluverdim, 
külüm havaya savruldu. 

Benim sizden kendim için 
hiçbir şey istediğim yok. 
Şeker bile yiyemez ki 
kâat gibi yanan çocuk. 

Çalıyorum kapınızı, 
teyze, amca, bir imza ver. 
Çocuklar öldürülmesin 
şeker de yiyebilsinler. 

 

NAZIM HİKMET
(1956)

 

Radyasyon yüklü mantar bulutunun altında ani, yavaş, tarifsiz acılarla ölümün adı: Hıroşima ve Nagazaki! Ve sürmekte olan tehlike!

 

 

Yusuf Küpeli

 

- Bundan 60 yıl önce

 

Hıroşinma metoroloji gözlemleri patlayan flaşın ardından olanları rapor ettiler... Patlayan bir fotoğraf makinesinin flaşı değil, Amerikan B-29 bombardıman uçağından atılmış olan yaklaşık 15 kilotonluk Atom bombasının gözleri köreden yapay güneşi, dev ateşten topu idi. İnsan soyunun bu en yokedici şeytani silahı ilk kez insani bir hedefe karşı, hem de askeri stratejik açıdan hiç te önemi olmayan 250 bin nüfuslu sivil bir kent halkına karşı kullanılıyordu...

 

Yaklaşık 15 kilotonluk bir Atom bombası demek, 15 bin ton Tri Nitro Tolien’in (TNT) etkisine eşit bir patlayıcı etki anlamına gelmekteydi. Silisyum çamuruna emdirilmiş Tri Nitro Gliserin’den ibaret dinamitten defalarca daha etkili olan, herçeşit top mermisinin, sıradan anti- tank roketlerin, elbombalarının, anti- personel ve anti- tank mayınların vs. içlerinde kullanılan askeri amaçlı TNT’nin radyasyon etkisi yoktur şüphesiz. Ve yine 15 bin ton TNT yüklü bir bombayı atabilecek ne bir uçak ve ne de bir başka aygıt vardı. Buna karşın, 15 bin ton TNT'nin patlayıcı etkisine ek olarak bir de radyasyon etkisi yaratan Atom bombası ise, yüksek derecede zenginleştirilmiş 60 kilogram uranyum içermekteydi sadece. Sözkonusu uranyum, zenginleştirilmiş U- 235’den ve çoğunlukla U- 238’den oluşmaktaydı. Japonya’nın yedinci büyük kenti Hıroşima’nın yüzde 90’ını bir anda yerlebir eden bomba, normal bir insanın kaldırabileceği ağırlıktaydı.

 

Hıroşinma metoroloji gözlemleri 6 Ağustos 1945 günü sabah saat 08:15’de patlayan flaşın ardından olanları rapor ettiler... Bakanın gözlerini köreden flaşın, şekillenen ateş topunun, yapay güneşin çevresinden karşısına gelen herşeyi yıkan radyasyon yüklü bir rüzgar yayıldı, fırtına esti önce. Bu şiddetli rüzgar yine aynı yıkıcı etkisiyle kaynağına doğru gerisingeri döndü. Radyasyon yüklü rüzgar aynızamanda yakıcı, kavurucu, kül edici yüksek ısıyla yüklüydü ve geçtiği yerleri sadece yıkmadı, karşısına çıkan herşeyi yaktı, kömürleştirdi, kül etti... Patlayan flaşın ardından, ateş topunun kaybolmasıyla birlikte, beş dakika kadar sonra, gri- siyah bir bulut 8 bin metreye dek yükseldi. Bulutun tepesinde şekillenen radyasyon yüklü mantar kafası deniz seviyesinden 12 bin metre ve belki de daha yüksekteydi.

 

Hıroşima’ya atılan Atom bombasının bulutu önce, 8 bin metrede kırmızı, beyaz, sarı renkler almış ve 12 bin metreye ulaştığında ise renksizleşmişti. İlk gün 45 bin kişi anında ölecekti. Cesetler kavrulmuş, kömürleşmişlerdi. Ardından gelen günlerde 19 bin kişi daha yanıklarla, acılarla öleceklerdi. Ölenlerin hepsi sivil halktan insanlar, sıradan işçiler, kadınlar, çocuklardı. Ve zaman geçtikçe ölü sayısı yükselecek, kalıcı radyasyon etkileriyle, artan kanser hastalıklarıyla bombanın zararlı etkileri yaşamakta olduğumuz yeni yüzyıla dek uzanacaktı.

 

Aradan üç gün geçtikten sonra, 9 Ağustos 1945 günü 174 bin nüfuslu Nagasaki limanında patlatılan Atom bombası ise 8 kilogram plutonium-239 (yüzde 90 Pu-239) içermekteydi. Plutonium patlatma işinin ilk deneyi Yeni Meksika’da (New Mexico) bulunan Alamagordo’da 16 Temmuz 1945 günü gerçekleştirilmişti. Hıroşima ve Nagasaki kentlerine Atom bombası atma emrini veren ABD Başkanı Truman, verdiği emrin sivil halk üzerinde yaratacağı etkileri çok iyi biliyordu. Buna karşın, ABD tekellerinin dünya egemenliğini perçinlemek amacıyla yaratılacak dehşet havası, tüm dünyaya verilecek gözdağı uğruna “birkaçyüzbin sivil, onbilerce küçük kızçocuğu rahatca feda edilebilirdi ve edilmeliydi!”

 

Nagasaki’ye atılan Atom bombasının gücü 25 kiloton idi, veya 25 bin ton TNT gücündeydi. İlk gün 22 bin, ardından gelen günlerde ise 17 bin kişi ölecekti. Ağır radyasyon nedeniyle ölenlerin sayıları kısa sürede 103 bine ulaşacak ve kanser ve kan kanseri oranları hızla yükselecekti. Kısa sürede her iki kentte birden Atom bombası nedeniyle ölenlerin toplam sayıları 200 bini aşacaktı. İleriki yıllarda bağlantılı nedenlerle ölenlerin sayıları 400 bine ulaşacaktı.

 

Moriwaki Yoko, Hıroşima lisesine yeni başlamış 13 yaşında küçük bir kız çocuğuydu ve tuttuğu kısa günceler 6 Ağustos 1945 günü sonbulacaklardı. Moriwaki Yoko’nun göreceli uzun güncelerindeki en kısa notlardan bir- iki alıntı yapalım...

 

13 Nisan 1945: “Bugün yaşamımda ilk kez o allahın belası B-29’lardan birini gördüm. Ardından Hıroşima’nın üzerinde güzel beyaz bir bulut çemberi bırakarak uzaklarda kayboldu. Gerçekten üzüldüm. Hava saldırısı uyarısı yeniden sonbuldu ve öğleyin evlere döndük.”

 

26 Nisan 1945: “İlk kez biyoloji dersine giriyorum. Öğretmenimiz Kimura-sensei. Oldukça iyi bir öğretmen. Çam ağaçlarının tozlanma yoluyla üremelerini öğrendik ve mikroskopla deneme yaptık. Çok şey görebildik.”

 

5 Ağustos 1945: “Dün ziyaretimize amcam geldi, evimizi neşeye boğdu. Herzaman böyle geçebilse çok iyi olacağını düşündüm. Yarın çevre temizliği yapacağız. Elimden gelenin en iyisini gerçekleştireceğim.”

 

Ertesi gün, Moriwaki Yoko ve sınıf arkadaşları “ülke için en iyisini başarma çabasıyla” temizlik yaparlarken, bulundukları yerin bir kilometre ötesine Atom bombası düşecekti. Aynı gün öğleyin ağır yaralı kızçocuğu 10 kilometre ötedeki okulunun mutfağına taşınabilecekti. Aynı akşam (6 Ağustos 1945 akşamı) ölecekti. Küçük kız çocuğunun anı defterine düşebildiği son not 5 Ağustos 1945 tarihini taşımaktaydı.  

 

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin 1980 sonbaharında bildirdiğine göre, bir milyon Hıroşima bombası gücünde 40 bin ile 50 bin arasında Atom bombası depolanmış olarak patlatılacakları günü beklemekteydiler. Bunların güçleri tüm dünya nüfusunu düzinelerce kez öldürmeye yeterlidir. Ve sanmayınki günümüzde, 2005 yazında daha az Atom bombası depolanmış olarak kullanılacakları günü beklemektedirler. Ve Atom bombasına sahibolan milletlerin sayıları da giderek artmaktadır.

 

- Neden Hıroşima ve Nagazaki?

Churchill'in anılarında aktardıgına göre, Potsdam Konferansı (17 temmuz- 2 agustos 1945) sırasında Truman, korkutma amacıyla Stalin'e, ABD'nin elinde yeni bir bomba olduğundan sözetmişti.... Hıroşima ve Nagazaki yaşayanlarına yönelik insanlık düşmanı hainane eylemin asıl nedeni, atom bombalarının korkunç yıkımlarının hemen ardından, The London Daily Express yayınlanan makalenin başlığında gizliydi... Gazete, “Bu dünyaya bir uyarıdır!”, manşetini atmıştı. Anlaşılacağı gibi, “ayağınızı denk alın, dünyanın yeni egemeni ABD mali- sermayesidir!”, denilmişti...

ABD Başkanı Truman, 6 Ağustos 1945 günü Hiroşima’ya attığı atom bombası ile Hitler’in mirası üzerine oturduklarını tüm dünyaya ilanetmişti. Sovyetler Birliği’nin 1949 yılında ilk atom bombası deneyini yapması ile ABD, dünya imparatorluğu düşünü en az bir 40 yıl ertelemek zorunda kalacaktı... Sovyetler Birliği’nin yıkılması ile yeniden yaşama geçirilmeye başlayan sözkonusu düşün ise çok daha büyük bir trajedi ile sonbulacağına şimdiden emin olabilirsiniz.

İkinci önemli neden ise, yine dünya egemenliği ile bağlantılı olmakla birlikte, daha çok ABD’nin Doğu Asya politikasıyla ilgiliydi. Hıroşima ve Nagazaki kentlerine atılan Atom bombaları, Savaş sonrası yaratılacak Çin, Japonya ve diğer Doğu Asya parçaları üzerinde Sovyetler Birliği’ni söz sahibi yapmama amacını taşımaktaydılar...

Yalta Konferansı (4-11 şubat 1945) sırasında, Almanya’nın teslim olmasından en geç iki- üç ay kadar sonra Sovyetler Birliği’nin Japonya’ya karşı savaşa girmesi konusunda anlaşmaya varılmıştır. Bu ise Sovyetler Birliği’nin Uzak Doğu’da kazanılacak zafere ortaklığı ve sonuçta başta Çin’de olmak üzere kurulacak barış üzerinde de söz sahibi olması anlamına gelmekteydi. Özellikle Çin üzerinde kendine göre “tatlı” düşlere sahip olan ABD yönetimi, bu bölgede kurulacak yeni düzenle ilgili hertürlü süreçten Sovyetler Birliği’ni uzak tutmak, ve aynı nedenle Yalta Konferansı’nın kararlarını geçersiz kılmak için şok bir darbeyle savaşı görüşmesiz bitirmek istemişti.

 

Japonya veya daha doğrusu bütünüyle Uzak Doğu ile ilgili olarak Sovyetler Birliği’ni dışlayan bir son, Yalta Konferansı sırasında yapılan gizli protokole göre Çarlık Rusyası’nın 1904- 05 savaşında Japonya’ya yitirmiş olduğu toprakları geri alması ve ayrıca Moğolistan Halk Cumhuriyeti’nin konumunu koruması üzerine garantileri rahatça geçersiz kılabilecekti... Truman yönetiminin -zaten teslim olmaya hazırlanan- Japonya’ya attığı atom bombaları ile yaşama geçirdiği bu konspiratif plan, Sovyetler Birliği daha Japonya’ya karşı savaşa girmeden Uzak Doğu cephesinde savaşı bitirerek Yalta Konferansı’nın kararlarını geçersiz kılma çabasından ibaretti. Olay sonuçta yine gelip dünyanın tek hakimi olma düşü ile bağlanmaktaydı...

Japonya'nın Moskova büyükelçisi Sato, 13 temmuz 1945 günü Sovyetler Birliği yetkililerine başvurarak, ABD ile aralarındaki savaşın bitirilmesi için arabulucu olmalarını istemişti. Önerinin Japon İmparatoru'na ait olduğunu da bildirmişti... Stalin, Potsdam Konferansı (17 temmuz- 2 agustos 1945) sırasında ABD Başkanı Truman'a Japonya'nın bu barış önerisini iletmişti. Buna karşın, Postdam kararlarının ilanından dört gün sonra, 6 agustos 1945'de ABD Hiroşima'ya ilk atom bombasını atacaktı...

Savaşa girmek ve ardından Normandiya çıkartmasını yapmak için bilinçli olarak tarafların iyice yıpranmalarını beklemiş olan ABD yönetimi, Nazi Almanyası 7 mayıs 1945'de teslim olduktan hemen sonra, 8 Mayıs 1945'de savaşın tüm yükünü çekmiş olan Sovyetler Birligi'ne yaptığı ödünç verme ve kiralama yardımlarını toptan durdurmuştu... Rooesvelt’in ölümü üzerine savaşın son yılında, 12 Nisan 1945 günü ABD Başkanlık koltuğuna oturmuş olan Harry S Truman, Nazi ordularının üç milyon askerle 22 Haziran 1941’de üç koldan Sovyetler Birliği’ne saldırmalarının hemen ardından, New York Times’in 24 temmuz 1941 tarihli sayısında, “Savaşın kaderi Almanya’dan yana dönerse Rusya’ya, Rusya’dan yana dönerse Almanya’ya yardım etmeliyiz. Böylece taraflar mümkün olduğunca fazla insan öldürmüş olurlar.”, cümlelerini yazmış kişiydi. Hem Avrupa halklarının ve hem de Sovyet halklarının çektikleri acılar ve yaşadıkları kırımlar karşısında tamamen duyarsız olan Truman ve benzerlerinin dünyaya güçlerini kanıtlamak ve Sovyetler Birliği’ni Uzak Doğu’da kurulacak yeni düzenin dışında bırakmak amacıyla yüzbinlerce sivil Japon insanını bir anda kurban etmeleri, tarifsiz acılarla kurban etmeleri, sonderece anlaşılabilir bir gerçektir.

Stalin yönetimi Hıroşima’ya atılan Atom bombasının politik amacını hemen anlamıştı... Hıroşima üzerinde patlayan Atom bombasından iki gün sonra, 8 Agustos 1945 günü Sovyet Kızıl Ordusu Mancurya'daki güçlü Japon Kwantung Ordusu’na karşı saldırıya geçecekti... Aslında Sovyet Rusya’nın Kwantung ordusuna karşı operasyon kararı önceden alınmıştı ve Truman bunun başlayacağı tarihini biliyordu. Bu nedenle 8 Agustos’tan iki gün önce, aceleyle Atom bombasını Hıroşima’nın üzerine attırtmıştı... ABD, Yalta Konferansı kararlarına uygun olarak Sovyetler Birligi'nin Japonya'ya karşı savaşa girdiginin ertesi günü, 9 agustos 1945'de Nagazaki'ye ikinci atom bombasını atacaktı ama, artık Sovyetler Birliği’ni Uzak Doğu’da gelişecek sürecin dışında bırakacak durumda değildi... Bombanın atılacağı kentlerin seçimleri de ilginçti. Bunlar endüstri kentleriydiler. Tüm Uzak Doğu pazarlarına gözdikmiş olan ABD mali- sermayesi, karşısında rakip bırakmak istememekteydi...

 

Sovyet Kızıl Ordusu, güçlü Kwantung Ordusu’ndan elegeçirdiği tüm ağır ve hafif silahları, uçakları, tankları Mao Tse Tung’un yönetimindeki Çin Halk Kurtuluş Ordusu’na devredecekti. Böylece Mao Tse Tung’a bağlı güçler saldırıya geçme yeteneğine sahibolacaklardı. Zaten anti- Japon savaşı yıllarında halkla ilişkilerini yüksek düzeyde geliştirmişlerdi... ABD yönetimi baştanberi Chiang Kai-shek’e olağanüstü yardımlar yapmaktaydı. Teslim olan Japonya Çin’den çekilirken, tüm limanlara, demiryollarına ve stratejik öneme haiz diğer yerlere Chiang Kai-shek birlikleri ABD uçaklarıyla taşınıp yerleştirilmişlerdi. ABD, Chiang Kai-shek güçlerini stratejik öneme haiz merkezlere yerleştirmeden Japon birliklerinin Çin limanlarını terketmelerini istememişti. ABD'nin kendi işbirlikçisi güçten yana tüm ağırlığını koymasına karşın, Çin komünistlerinin zaferleri engellenemeyecekti. Bu durum, Çinde ABD etkisinin uzun süre için bitmesi ve Sovyet etkisinin başlaması anlamına gelmekteydi. Ve ayrıca Sovyetler Birliği 1904- 1905 savaşı sırasında Japonya’ya yitirmiş olduğu toprakları da geri alacaktı... (Çin üzerine anlatımda aynı konuya geniş olarak yer verilecektir.)

 

- Günümüzde nükleer tehlike azalmış değil, artmıştır

 

Balkanlar’ı, Afganistan’ı ve Ortadoğu’yu nükleer çöplüğe dönüştüren ve etkileri 4.5 milyar yı sürecek olan Tüketilmiş Uranyum’lu (DU’lu) mermilerden daha önce ayrıntılı olarak sözetmiştim (bak: OLAĞAN ve OLAĞANÜSTÜ, KORKU FİLMLERİNİ SIRADAN KOMEDİLERE DÖNÜŞTÜREN GERÇEKLER, DOĞAYA ve İNSANA NÜKLEER- BİYOLOJİK- KİMYASAL SALDIRI). Bunun yanında artık sadece ABD’nin, İngiltere’nin, Fransa’nın, Rusya’nın, Çin’in elinde değil, başta İsrail olmak üzere Hindistan’ın, Pakistan’ın ve daha bilinemiyen milletlerin ellerinde Atom bombaları ve bunları taşıyabilecek füzeler bulunmaktadır. Ayrıca Japonya Atom bombası yapabilecek kapasitededir ve İran ile Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin bu yönde çalışmaları olduğu bilinmektedir. Aslında artık Atom bombası teknolojisi de gizli değildir. Sadece belli malzemenin toplanabilmesi ve bunların kullanılır hale gelmesini sağlayacak yerin inşası yeterlidir. 

 

Ronald Reagan’ın başkanlığı (1981- 89) sırasında, Mart 1983'de ABD tarihindeki ilk en büyük askeri yatırım yapılmış ve sözde muhtemel nükleer saldırılara karşı Staratejik Savunma Sistemi (SDI) adıyla uzay silahlandırılmaya başlanmıştı. Şüphesiz asıl amaç askeri- endüstri komplekslerin kazançlarını yükseltmek olduğu kadar, silahlanmayı kışkırtarak, Sovyetler Birliği’nin silahlanma harcamalarının artmasını sağlayarak ekonomik durumunu zora sokmaktı. Aynızamanda "Yıldız Savaşları" olarak da anılan sözkonusu projeye, ABD bütçesinden ozamanki degeriyle önce 112 milyar dolar ayrılmıştı. Bu miktar giderek yükseltilecekti...

 

Projenin pratikte somut bir yararı görülmeyecekti ama, uluslararası gerilim olabildiğince artacaktı. Silahlanma yarışı hızlanacak ve Sovyetler Birliği silahlanmaya daha fazla kaynak ayırmak zorunda kalacaktı... ABD bütçesinden sosyal fonlara, sağlığa vs. ayrılması gereken paralar silah tekellerinin kasalarına aktarılacaktı... Askeri- endüsti komplesler -günümüzde olduğu gibi- altın yıllarını yaşamaya başlamışlardı... Ronald Reagan, 29 ocak 1981 tarihli basın konferansında, ABC News'den Q. Sam Donald'ın sorusuna şu yanıtı vermişti: "Detand Sovyetler Birligi'nin işine yaradı. Amaçları dünya devrimidir. Onlar moralsizdirler vs.".

 

Sözkonusu proje 1993 yılında Clinton yönetimi tarafından rafa kaldırılmıştı ama, 1999 yazında Yugoslavya'yı bombalatan güçler, aynı yıl Yıldız Savaşları projesini Clinton’a dirilttireceklerdi. Projeye ilk elde yeniden on milyar dolar ödenecekti... Günümüzde W. Bush yönetimiyle birlikte yıllık miktarı 500 milyar Dolar’a yaklaşan ABD  askeri bütçesindeki bu şişişin en önemli nedenlerinden biride, W. Bush’un “Uzay Savaşları” projesini yeniden tüm hızıyla canlandırılmış olmasıdır. Şüphesiz uzaya yerleştirilen kıtalararası füzeler nükleer başlıklarla donatılmışlardır. Daha önceki silahsızlanma görüşmelerini askıya almış olan W. Bush yönetiminin nükleer tehlikeyi ne ölçüde büyüttüğü ortadadır. Aynı Bush politikası diğer ülkeleri de benzer biçimde silahlanmaya zorladığı için tehlikenin katlanarak artmasına neden olmaktadır.

 

Bunların ötesin, Irak’ın petrollerini millileştirmesinin ardından Ortadoğu halklarına karşı kullanılmak üzere 1973 yılından itibaren geliştirilmeye başlanmış olan ve sonra yapımları Senato tarafından durdurulan küçük çaplı, toplarla dahi atılabilen taktik nükleer silahların, yüksek radyasyon etkisi yayarak tüm canlıları yoketmesine karşın nesnelere, mallara ve dolayısıyla petrol kuyularına zarar vermeyen Nötron bombalarının ve yepyeni teknolojilerle diğer tehlikeli nükleer silahların imalatlarına ve bu konulardaki araştırmalara, W. Bush yönetimiyle birlikte yeniden canlılık kazandırılmıştır...

 

Başkan Jonn F Kennedy’nin (başkanlığı, 1961- 63) ve yine Başkan Lyndon Johnson’un (başkanlığı, 1963- 69) savunma bakanı ve aynızamanda Nükleer Politika Araştırma Enstütüsü başkanı Robert S McNamara (bakanlığı, 1961- 68), ABD ve Rusya arasındaki nükleer hedef stratejilerinin fazlaca değişmediğini ve günümüzde de böyle bir savaş olasılığının varolduğunu açıkça ifade etmektedir. Sözde “terörizme karşı savaş” hedefinde birleşmiş bu iki ülkeyi uyarmakta ve “ilk görevlerinin acele ve hızlı olarak karşılıklı nükleer silahsızlanmayı gerçekleştirmek ve diğer altı nükleer ulusu da (Fransa, İngiltere, Çin, Hindistan, Pakistan ve İsrail) Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi aracılığıyla bu sürece dahil etmek olduğunu”, belirtmektedir. Ve McNamara, “Zaman lehimize işlememektedir”, diye sözlerini bağlamaktadır.

 

Kanımca McNamara’nın sözlerine eklenecek birşey yoktur.

 

yusufk@telia.com

6 Ağustos 2005

 

Bazı kaynaklar:

http://history1900s.about.com/library/weekly/aa072700a.htm

http://www.atimes.com/atimes/Japan/FH07Dh02.html

http://www.uic.com.au/nip29.htm

http://traprockpeace.org/TribTest062803.html

http://www.wagingpeace.org/articles/2004/05/14_krieger_charting-course-policy.htm

http://www.wagingpeace.org/articles/2003/08/19_krieger_nuclear-fire.htm

http://www.dannen.com/decision/int-law.html#A

http://www.uic.com.au/ral.htm

 

atom bombasının geliştirilip yayılma sürecini öğrenmek için bak: Yusuf Küpeli, Yaşamın ve ölümün emrinde nükleer enerji

 

http://www.sinbad.nu/