Yusuf Küpeli, Nelson Mandela’yı 1992 yılında yaşanmış bir olay ve bu olayın öyküsü olan bir metinle anmayı düşündüm: “I love you Nelson Mandela”

 

Önce kısa bir açıklama                                                                    altta: Mandela- Küpeli, 21 Mayıs 1992,

                                                                                                                 SIDA salonu, Stockholm

 

1992’de yazılmış olan metin:

 

Yusuf Küpeli, “SİZİ ÇOK SEVİYORUM,

ÇÜNKÜ DÜŞLERİMİ SEVİYORUM”

 

“I love you Nelson Mandela!”

 

** Türkiye hükümetinin verdiği “Atatürk Barış

Ödülü”nü almamakla yaşamınızdaki en iyi işlerden

birini yaptığınızı size söyleyebilirim. Türk ve Kürt

halklarının aldatılmalarına izin vermediniz.

Size çok teşekkür ederim.

 

** Ben burada diplomasinin diliyle konuşmuyorum.

Halktan biri olarak, halkın diliyle konuşuyorum

ve sizi bütün kalbimle seviyorum! Siz, tüm haksızlıklara

karşı özgürlük savaşımının simgesisiniz.

Sizi bu nedenle seviyorum.

 

 metnin tamamı için tıkla

 

 gazete kopyalarına ulaşmak için tıkla

 

 

Önce kısa bir açıklama

 

Aşağıdaki “I love you Nelson Mandela” başlıklı metin, vaktiyle 15 günde bir türkçe ve kürtçe yayınlanan “Kürdistan Press” adlı gazetenin Haziran 1992 sayısında yayınlandı. Mandela ile karşılaşmam sırasında yaşanmış olan olayın biraz daha kısaltılmış öyküsü ise, röpörtaj biçiminde, aynı başlıkla, İsveç Barış Komitesi’nin (Svenska Fredskommittén) “Barış & Dayanışma” (“Fred & Solidarite”) adlı dergisinin 1992 yılındaki 5. sayısında isveççe olarak arka kapakta basıldı... Mandela ile olan toplantının ardından, toplantının yapılmış olduğu Sida salonunda, Mandela ile kişisel olarak konuşurken çekilmiş olan fotoğrafım, metinlerin yayınlanmış olduğu günlerde henüz elimize geçmemiş olduğu için, sözkonusu metinlerde yeralmadı. Bu fotoğraf, Mandela ile konuşurken çekilmiş olan fotoğrafım buradaki metinde yeralacaktır... O günlerdeki isveççe ve türkçe metinlerin kopyalarını ekte bulabilirsiniz...

 

Mandela ile gerçekleşen toplantının yapılmış olduğu 1992 yılı, Türkiye toplumu için de önem taşımaktaydı... O yıl, PKK’ya yönelik operasyonlar alabildiğine yoğunlaşmıştı. Sözkonusu operasyonlar, yaşamı, sıradan Kürt insanları için de bir cehenneme döndürmüştü. Bu yıldırma, demografik yapıyı bozma, PKK’nın tüm ikmal olanaklarını yoketme amacıyla -korucular dışında- bölge halkına yönelen operasyonlar sırasında, yaylalar yasaklanmış, binlerce köy yakılıp boşaltılmış, “faili-mechul” olarak anılan cinayetler tavan yapmış, bölgedeki genel yoksullaşma ve göç ile birlikte hayvancılık yokedilmişti... Sivil halka yönelik bu saldırıların uluslararası toplumda yaratmış olduğu tepkileri hafifletebilmek, gözlerden ırak tutabilmek için, kurnazca bir hileye başvuran zamanın Türkiye hükümeti, dünyamızda haksızlıklara başkaldırının sembolü haline gelmiş olan Nelson Mandela’ya “Atatürk Barış Ödülü”nü vermişti. Eğer Mandela bu ödülü kabuledecek olsa, O’nun dünyaca ünlü adı etrafında kopartılacak yaygara ile, yürütülen vahşice operasyonlar gözlerden ırak tutulmaya çalışılacaktı. Mandela adı, haksızlıklara başkaldırının sembolü Mandela adı, bir anlama haksızlıkların patronları, zulmün patronları tarafından, Türkiye’yi yönetenler tarafından kullanılmış, istismar edilmiş olacaktı... Mandela bu oyuna gelmeyecek ve Türkiye devleti tarafından verilen ödülü reddecekti...

 

Sözkonusu hileyi tezgahlayanlar, bir yandan -emperyalist NATO’nun koruyucu şemsiyesi altında- kendi halkına karşı en kanlı yıkım operasyonlarını yürütürken, diğer yandan Mandela’ya “Atatürk Barış Ödülü” denen şeyi vermeye kalkanlar, aslında sadece Mandela adını değil, anti-emperyalist bir ulusal kurtuluş mücadelesinin önderi olan Mustafa Kemal Atatürk’ün adını da istismar etmekte idiler... Bir anlama devletin, ülkedeki gizli servislerin sözcüsü olan ve başlığında “Türkiye Türklerindir” faşist sloganını taşıyan “Hürriyet” gazetesi, ödülü reddetmiş olan Mandela için, 19 Mayıs 1992 tarihli nüshasında, kocaman puntolarla, “Çirkin Afrikalı” manşetini atacaktı... Şüphesiz bu çirkin manşet, beyazlardan tek biyolojik farkları pingment hücreleri olmasına karşın “aşağı ırk” olarak görülmüş ve köleleştirilmiş olan siyah halkın özgürlüğü için yaşamını feda etmiş, ömrünün 27 yılını zindanda geçirmiş bir insana, Nelson Mandela’ya yapılabilecek en büyük ırkcı saldırı idi. Mandela’ya “Atatürk Barış Ödülü” denen şeyi vermiş olanlar, aslında, atmış oldukları bu “Çirkin Afrikalı” manşeti ile, gerçek yüzlerini, gerçek ırkcı ve saldırgan düşünce yapılarını belli etmiş oluyorlardı... Bir de hemen belirtmekte yarar var... Birtakım ülkeler ırkcı Güney Afrika rejimine karşı ambargo uygularken, Türkiye’yi yönetmekte olanlar, aynı rejimle hertürlü ticari ve diplomatik ilişkilerini sürdürmekte idiler...

 

Sözkonusu “Çirkin Afrikalı” manşetini attırtmış olan devlet temsilcileri, şimdi de, 5Aralık 2013 Perşembe günü 95 yaşında yaşamını yitirmiş olan Nelson Mandela’nın cenazesinde en üst düzeyde temsil edilmeye hazırlanıyorlar. Onlar, derin bir ikiyüzlülükle Mandela’ya övgüler düzüyorlar... Şüphesiz ikiyüzlülük sadece Türkiye devletine özgü bir tavır değil. Yıllardır değişik coğrafyalarda, Orta ve Latin Amerika’da, Irak’ta, Afganistan’da, Vietnam’da, Angola’da, Afrika’nın diğer birçok ülkesinde, Kongo’da halkları kana boğmuş ve yoksullaştırmış emperyalist merkezler, siyahi halkın büyük önderi Patrice Lumumba’yı vahşice öldürmüş olanlar, vaktiyle ırkcı Güney Afrika yönetimlerini silahlandırmış olanlar, şimdi, Nelson Mandela’nın arkasından “timsah gözyaşları” dökerek ikiyüzlülüklerin en iğrencini sergiliyorlar... Malesef böyle bir dünyada yaşamaktayız...

 

1949 yılında kurulan ve “Soğuk Savaş” yıllarında önemli roller oynamış olan İsveç Barış komitesi’ne, 1959 yılında, yapmış olduğu hizmetlerin karşılığında, çok değerli bilim insanı J. D. Bernal ve Nazım Hikmet imzalı bir diploma ve madalya verilmiştir. Sözkonusu diplomanın ve madalyanın fotoğrafını, “Sinbad'ı hazırlayan Küpeli hakkında çok kısa bilgi” adresinde bulabilirsiniz... Ben, bu satırları yazan kişi, Mandela ile karşılaşmanın yaşandığı 1992 yılında, İsveç Barış Komitesi’nin sekiz kişilik yürütme kurulunun üyesi idim ve Mandela ile SIDA  lokallerinden birinde yapılmış olan toplantıya İsveç Barış Komitesi’ni temsilen katılmıştım. İsveç Dışişleri Bakanlığı’na bağlı Sida’nın toplantısına belli başlı demokratik örgütlerden sadece birer temsilci katılmakta idi...

 

Mandela’nın aynızamanda aracılığımla Türkiye halkına bir mesaj yollamış olduğu toplantı, 21 Mayıs 1992 günü gerçekleşti... Aslında, 21 Mayıs tarihinin anılarımda çok daha başka önemli bir yeri daha vardır ama, ondan bir başka zaman sözederim. Daha doğrusu, herşeyi aklımda olan traji-komik 21 Mayıs 1963 olayını tüm ayrıntıları ile bir başka zaman uzun uzun anlatabilirim... Aşağıda, Mandela ile Sida lokallerinden birinde yapılmış olan sözkonusu toplantının aynı günlerde yazılmış öyküsünü,  “I love you Nelson Mandela” başlıklı yazımı bulacaksınız. Umarım ilginizi çeker...

 

Yusuf Küpeli,

2013-12- 07

 

1992’de yazılmış olan metin:

 

 

“I love you Nelson Mandela

 

MAYIS 1992’NİN İKİNCİ YARISINDA, Nelson Mandela Stockholm’de idi. Mandela, Güney Afrika’nın sözde değil, yaşamda demokratikleşinceye dek yaptırımların sürmesini istemek için gelmişti.

 

Dış İşleri Bakanlığı, 21 Mayıs günü, İsveçli tüm demokratik örgütlerin temsilcileri ile Nelson Mandela arasında bir toplantı örgütledi. Toplantı, Dış İşleri Bakanlığı’na bağlı Dış Yardım Örgütü SIDA’nın salonlarından birinde oldu. Toplantıya her örgütten bir kişi katıldı. Katılacak olanların isimleri önceden bakanlığa bildirildi. Mandela ile halktan kişiler arasında canlı bir ilişkinin kurulması amaçlanmıştı.

 

İsveç Barış Komitesi adına toplantıya ben katıldım. Toplantının konuşma dili ingilizce idi. Salonda, çoğunluğu bayan olmak üzere 50’ye yakın insan toplanmıştı. Sanıyorum aralarındaki yabancı kökenli tek kişi bendim. Anlaşılan toplantıya 50 kadar İsveç demokratik örgütünden temsilci gelmişti.

 

N. Mandela, kalabalık bir ANC gurubu ile toplantı salonuna girdi. Hiç te 73 yaşında göstermiyordu ve ömrünün 27 yılını ırkçıların cezaevlerinde ağır koşullarda geçirmişe benzemiyordu. Ömrünün 27 yılını çok ağır koşullarda, özellikle ilk on yıl çok ağır işler yaparak geçiren bu insan, en fazla 50 yaşlarındaki biri kadar dinç ve zeki idi. Söylenen herşeyi anında kavrıyor, zekice, esprili, sonderece mantıklı cevaplar veriyordu. Zaman zaman yüzüne yayılan çocukça saf gülümseme, yüreğinin temizliğini, onun nekadar iyi bir insan olduğunu gösteriyordu.

 

Önce O, ANC, savaşımları, son durum hakkında kısaca bilgiler verdi. Arkadan suallere geçildi. Bu arada ben de söz aldım. Sual sormayacaktım. Ne söyleyeceğim çok önceden kafamda belirlenmişti zaten.

 

Mikrofonu aldığım zaman, oradaki tek yabancı olmam nedeniyle ilginin birden arttığını hissettim (İlk metinde yazmamıştım ama, aslında, biraz da kavga ederek, beni atlamaya çalışan Folk Parti’den kadın yöneticiyi dinlemeden, bağırıp çağırarak mikrofonu almış olduğum için de ilgi yoğunlaşmıştı.) Sual sormayacağımı, konuşacağımı söyledim ve aynen aşağıdaki gibi konuştum...

 

“Adım Yusuf Küpeli. İsveç Barış Komitesi’ni temsil ediyorum. İsveç Barış Komitesi buraya beni yolladığı için çok mutluyum. Anlamış olacağınız gibi İsveç asıllı değilim. İsveç vatandaşıyım, fakat Türkiye’den geliyorum.

 

“Kendimden sözetmek istemiyorum. Yalnız, işkencenin, cezaevinin ne anlama geldiğini bildiğimi söylemeliyim. Türkiye’de olan herşeyi, Kürt halkına yapılanları biliyorum. Türkiye hükümetinin verdiği ‘Atatürk Barış Ödülü’nü almamakla yaşamınızdaki en iyi işlerden birini yaptığınızı size söyleyebilirim. Türk ve Kürt halklarını aldatmalarına izin vermediniz. Size çok teşekkür ederim. Onlar, isminizi kullanmak, tüm dünya halklarını aldatmak istediler. İsminizi onlara kullandırtmadığınız için size çok teşekkür ederim.

 

“I love you (Sizi seviyorum)”

 

Özellikle karşı cinse söylenen ve derin bir sevgi, aşk ifade eden bu söz ağzımdan büyük bir heyecanla dökülünce, hafif kıkırdamalar oldu.

 

“Ben burada diplomasinin diliyle konuşmuyorum. Halktan biri olarak halkın diliyle konuşuyorum ve sizi bütün kalbimle seviyorum (I love you with whole my heart!). Siz, tüm haksızlıklara karşı savaşımın, özgürlük savaşımının simgesisiniz. Sizi bu nedenle seviyorum. Sizi seviyorum, çünkü halkınızı, örgütünüzü, savaşımınızı seviyorum. Sizi seviyorum, çünkü düşlerimi seviyorum!”

 

Salondaki hava birden değişmiş, insanlar gerilime sürüklenmişler, canlanmışlardı. Birden yoğun alkış başladı. Afrikalılar, ANC temsilcileri, Nelson Mandela’da alkışlayanlar arasındaydı. Mandela dışında alkışlanan tek kişi oluyordum. Daha sonra Mandela, beni yanına çağıracak ve kişisel olarak konuşacaktı. Dinleyicilerin çoğu da konuşmam nedeniyle teşekkür edeeklerdi...

 

Devamla şunları da söylemiştim...

 

“Bay Mandela, son yıllarda gelişen bazı süreçler nedeniyle derin bir karamsarlığa sürüklenmiştim.Fakat sizin Türkiye hükümetinin verdiği ödülü reddettiğinizi öğrenince, içim yeniden umutla doldu. Demek ki insanlık tümüyle ölmemiş, gerçek insanlar da yaşıyor!, diye düşündüm. Sizi çokseviyorum, size çok teşekkür ederim!”

 

Konuşmam noktalanmıştı. Mikrofonu iade ederken küçük bir gösteri daha yaptım.

 

“Özür dilerim, unuttum, birşey daha söylemem lazım”, diyerek mikrofonu geri aldım. Daha doğrusu kaptım ve yanımdaki 19 Mayıs tarihli “Hürriyet” gazetesini havaya kaldırarak salladım. Dikkatler yeniden üzerimde yoğunlaştı...

 

Devam ettim... “Şimdi söyleyeceğim şeyler pek hoş şeyler değillerdir. Burada söylemek istemezdim, ama söylemek zorundayım. Bu gazetenin adı ‘Hürriyet’tir. Aslında hürriyetlere karşıdır. Türkiye’nin en büyük gazetesidir. ‘Dagens Nyheter’ kadar büyüktür. Burada, en başta, ‘Çirkin Afrikalı’ diye yazmaktadırlar. Şüphesiz bu sözler Nelson Mandela’yı incitmez, ama onların gerçek yüzlerini, mentalitelerini açığa çıkartır.”, dedim. Gazeteyi ANC’nin adamlarına uzattım. Onlar da zaten gazeteyi almak istiyorlardı. En başta kocaman iri harflerle “Çirkin Afrikalı” diye yazan ve altında kısa yalan bir haberle birlikte N. Mandela’nın kocaman bir resmi olan gazeteyi büyük bir merakla aldılar.

 

“Bunlar kendilerini liberal olarak tanıtıyorlar”, diye ekledim. Yeniden gülüşmeler ve alkışlar geldi. Vicdani görevimi tamamlamıştım. İçim rahat etmişti. Yerime oturdum.

 

Toplantı bitince, Mandela’nın isteğine uyarak yanına gittim. Elimden tuttu ve benimle üç-dört dakika kadar bu durumda konuştu...

 

“Bizler, dünyanın neresinde olursa olsun insan hakları ihlallerine karşıyız. Bu nedenle ‘Atatürk Barış Ödülü’nü alamazdım. Bu tavrım kesinlikle Türk halkına karşı değildir. Bu tavrımın Atatürk’ün kişiliği ile de ilişkisi yoktur. Bunlar böyle bilinsi istiyorum.”, diyordu özet olarak.

 

Yusuf Küpeli

 

25 Mayıs 1992

07 Aralık 2013

 

yusufk@telia.com

 

 

gazete kopyalarına ulaşmak için tıkla:

“Kürdistan Press” adlı gazetenin Haziran 1992 sayısında basılmış olan metnin kopyası

aynı metnin devamı

İsveç Barış Komitesi’nin “Barış & Dayanışma” adlı dergisinin 1992 yılındaki 5. sayısında basılmış metnin kopyası

 

http://www.sinbad.nu/