Sinbad, bilgi denizinde bir yelkenli http://www.sinbad.nu/ 

 

YUSUF KÜPELİ'nin ÇOK KISA YAŞAM ÖYKÜSÜ

 

Yusuf Küpeli, İstanbul’dan bir anne ile Giresun’un dağ köylerinden bir babanın oğlu olarak 27 Mart 1944’de Balıkesir’de doğdu. Çocukluğunun önemli kısmı Bolkar Dağları’nın 3585 metre yükseklikteki Medetsiz Tepesi'nin eteğine yerleşmiş Maden Köyü’nde, yörüklerin yaylaya çıktıkları vahşi doğada alabildiğine mutlu geçti. Babasının ağır hastalanmasının ardından 1955 yılında İstanbul Kartal’a taşındılar ve aynı yıl babası öldü. Küpeli 1958 yılında Kuleli Askeri Lisesi’nde öğrenime başladı. İradesi dışında diğer Kara Harb Okulu öğrencileri ile birlikte başarısız 22 Şubat 1962 ve 21 Mayıs 1963 askeri darbe girişimlerine karıştı. Subay olma hakkını kazanmasına sekiz- on gün kala, Türk Ceza Yasası’nın anayasayı ihlal etme suçlarını kapsamı içine alan ve müebbet hapis cezası ile idam cezası öngören 146/ 1 maddesinden tutuklanıp, 146/ 3 maddesi ile yargılandıktan sonra beraat etti. Zaten yargılanmış olan öğrencilerin gıyabında toplanan Kara Harb Okulu Disiplin Kurulu, askeri mahkemenin kararını hiçe sayarak diğer 1459 öğrenci ile birlikte Küpeli’yi de Silahlı Kuvvetler’den uzaklaştırdı.

 

Küpeli, öğrenimine önce ODTܒde ve hemen ardından SBF’de devam etti ama, bu süreci tamamlayamadı... Kara Harb Okulu'ndan uzaklaştırıldığı 1963 yılında “komünist” olduğuna kendi kendisine karar verdi. Komünizm O'nun için, sınırların olmadığı, kökenine ve görünüşüne bakılmaksızın insanların aşağılanmadıkları barışçı, eşitlikçi, demokratik bir dünya düzeni demekti. Zaten O, uzun zamandır böyle bir dünya düşlemekteydi. “Benzerlerini” aradı ve 1964 yılında SBF Fikir Kulübü’ne, aynı yılın sonuna doğru da TİP Çankaya ilçe örgütüne üye oldu. SBF Fikir Kulübü’nde yöneticilik yaptı. Küba’ya gitme, devrimi yaşama düşleriyle 1967 yılında Paris’e gitti. O yıllarda Türkiye ile diplomatik ilişkileri olmayan Küba’nın Paris elçiliğine bir dilekçe verdi ise de, herhangi bir yanıt alamadan geri döndü. Yarı- askeri faşist örgütlenmelerin üniversitelere yönelik saldırılarının başlaması ile ön plana çıkmak zorunda kaldı ve 1968 yılı sonunda gerçekleşen FKF kurultayında örgütün genel başkanlığına seçildi. FKF, O’nun yönetimi altında yığınsallaştı. Değişik yığınsal eylemlerin ardından, 1969 yazında, “ABD ile Türkiye arasında savaş çıkartmaya teşebbüs, komünist örgüt kurmak, komünist propaganda yapmak” vs. gibi temelsiz ve ağır cezaları gerektiren iddiaların da aralarında bulunduğu daha onlarca ve onlarca davadan aranmaya başlandı (daha ayrıntılı bilgi için bak: “Politikacı” olmadığım; Türkiye’yi 1983’de değil, 1980 baharında gizlice terkettiğim; ve ayrıca, bazı kirli karanlık işler, yaşamımdan bazı ilginç kareler üzerine). Filistin’e gitti ve orada yaklaşık dört ay kadar fedai olarak bulunduktan sonra izin alıp gizlice ve geçici olarak Türkiye'ye döndü (daha ayrıntılı bilgi için bak: Çorbaya kaçan sirke sineği, ya da bir komik yalancı, ve Filistin’in Kurtuluşu İçin Demokratik Cephe üzerine gerçek notlar, http://www.sinbad.nu/sirkesinek.htm ). Yakalandı ve 1969 yılı Kasım ayının başından 1970 yılı Ağustos ayına dek yaklaşık on ay Ankara Merkez Cezaevi’nde ağır koşullarda tutuklu kaldı...

 

Yeniden aranmaya başlanan Küpeli, 25 Mart 1972 günü, kendisini sağ almak istemeyenleri aldatarak yanlışlıkla sağ yakalanabildi. O yakalandıktan sonra da operasyon beş- altı dakika daha sürdü. Böylece, kendisine yönelik operasyonu -gerçek durum anlaşılıncaya dek- seyredebildi (daha ayrıntılı bilgi için bak: Öldürmeye gelmiş olanlar, Öldürmeye gelmiş olanlar, “Perdeleri aç orospu çocuğu!”, diye bağırıyorlar ve darbe atışları yapıyorlardı, http://www.sinbad.nu/oldurgel.htm  )... Boyundan biraz büyük bir hücrede yirmi gün prangalı ve kelepçeli olarak kaldı. Ardından, Amerikan aksanıyla kendilerini "kontra gerilla" olarak tanıtanların ellerinde yaklaşık 11- 12 gün işkence gördü (daha ayrıntılı bilgi için bak: “Politikacı” olmadığım; Türkiye’yi 1983’de değil, 1980 baharında gizlice terkettiğim; ve ayrıca, bazı kirli karanlık işler, yaşamımdan bazı ilginç kareler üzerine, http://www.sinbad.nu/yasamkar.htm  )... Rutubetten sırılsıklam, tuvaletsiz, penceresiz, gece gündüz 40 mumluk bir ampulle aydınlanan, zamanın yitirildiği bir hücrede yaklaşık 10 ay yıkanmadan tutulduktan sonra... Başka daha birçok dava ile birlikte idam talebiyle 146/1 maddesinden yargılandı ve ömürboyu hapis cezasına çarptırıldı. Yaklaşık 6,5 yıl çok ağır koşullarda üç ayrı askeri cezaevinde yaşadı, kalbinden ve akciğerlerinden ölümcül hastalandı. Bu koşullarda, hekim raporuna karşın, Haydarpaşa Askeri Hastahanesi'nin güneş almayan rutubetli bodrumunda zavallı akıl hastalarının yanında yaşadı. Bir provokasyonu aktörleri ve kanıtları ile açığa çıkarttı. Göğüs hastalıkları uzmanı albay, daha sonra O'na, "öleceğini sandıklarını" söyleyecekti...  Demokrasi güçlerinin yararına açığa çıkartılan provokasyonun ardından, Küpeli için, hem Türkiye'de ve hem de aralarında İsveç'in de bulunduğu tüm Avrupa ülkelerinde bir dayanışma kampanyası örgütlendi. Kampanya'nın bitimiyle birlikte bir askeri nakliye uçağı ile Ankara Mamak Askeri Cezaevi'ne taşınan Küpeli, orada iki yıl boyunca gerçek anlamıyla izole edildi ve yine tüm bu süre boyunca izinle tuvalete gitmek zorunda kaldı... Toplam sekiz yıla yakın cezaevinde kaldıktan sonra, yeni infaz yasasına göre diğer tüm ömür boyu hapis cezası almış olanlarla birlikte şartlı olarak serbest bırakıldı. Hemen ardından yine aranmaya başlandı ve uzun süre gizli yaşadıktan sonra İsveç’e politik mülteci olarak sığınmak zorunda kaldı.

 

Önce “teslim ol” çağrısı yapıldı, ardından aşağılayıcı biçimde “teslim olduğu” ilanedildi. Ardından yine teslim ol çağrıları geldi ve 7 Eylül 1983 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan bir kararla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından atıldı. Altında Cumhurbaşkanı (General) Evren’in ve dönemin hükümet üyelerinin imzalarını taşıyan bu karar tamamen anti- demokratik olduğu kadar, askeri mahkeme kararını çiğneyebilen 1963 tarihli Kara Harb Okulu Disiplin Kurulu kararı kadar da hukuk dışıydı... Küpeli yaklaşık dört yıl kadar “vatansız” yaşadıktan sonra ani bir kararla İsveç vatandaşlığına geçti. Fakat aslında hiçbirzaman gerçekte İsveç’te yaşamadı. İsveç devleti ve halkı ile tek bir sorunu bile olmamasına, tek bir kez polisle dahi karşılaşmamasına, birçok İsveçli arkadaşı olmasına karşın, sadece gövdesi İsveç’te oldu... Sözkonusu halin, gövdenin sığınılan ülkede, ruhun ise terkedilmek zorunda kalınan ülkede kalmasının gerçek politik mültecilere özgü bir psikoloji olduğu söylenmektedir. 

 

Küpeli İsveç’te yaşamını işçi olarak kazandı ve son olarak sekiz yılı aşkın süre postahane de vardiyalı işçi olarak çalıştı. Evlendi ve 35 yıldır birlikte olduğu kendisi gibi göçmen eşinden büyük destek gördü. Bu arada birçok dayanışma eylemi örgütledi ve Türkiye’de sürdürülmeye çalışılan demokrasi ve insan hakları savaşımına katkı yapmaya çalıştı. Dünyadaki gelişmelerle ve Türkiye’de yaşananlarla ilgili değişik politik analizleri, gerçekleri anlatan yazıları isveççe olarak hem İsveç’te yayın yapan gazetelerde, köklü sosyalist dergilerde ve hem de Finlandiya’nın Ny Tid (Yeni Zaman) adlı en eski haftalık bağımsız sosyalist yayın organında basıldılar. Bunların birkısmı ve Türkiye’deki insan hakları ile ilgili tamamlanmamış bir kitap, 2011 yılında kapatılan "Türkiye ile dayanışma komitesi"nin büyük web sayfasında (artık yok: önce, sskt.nu/; sonra, http://www.smkt.se/) 1999- 2011 yıllarında asılı durdu.  Diğer yandan Kürt halkının tarihini derli toplu özetleyen bir metin 1998 yılında İsveç’in üçüncü büyük partisi Sol Parti’nin teorik yayın organında basıldıktan sonra, Finlandiya’da Ny Tid’de ve 1999 sonunda da resmi Göçmen Enstütüsü’nün Araştırma ve Dökümantasyon Merkezi’nin (Immigrant Institutet Forsknings- och dokumentatitionscentrum, http://www.immi.se/ ) Elektronik Ansiklopedisi’nin Kürtler maddesinde basıldı ( https://www.immi.se/encyklopedi/det-kurdiska-folket  ). Kürt halkının tarihini özetleyen bu metin, Küpeli’nin aynı konuyla ilgili diğer bir yazısıyla birlikte halen göçmen ansiklopedisindeki yerinde durmaktadır.

 

Yukarıda özetlenenlerin dışında Küpeli, Dünya Barış Konseyi’nin güçlü olduğu dönemde bu uluslararası kuruluşun bir üyesi olan ve Soğuk Savaş yıllarındaki çabalarının karşılığı olarak kuruluşunun 10ncu yılında, 1959’da Nazım Hikmet’in imzasını taşıyan bir diploma ve madalya ile onurlandırılan İsveç Barış Komitesi’nin sekiz kişilik yürütme kurulunda üç yıl görev yaptı. Dünya Barış Konseyi’nin 1990 yılında Atina’da toplanan son büyük kongresine, üç kişilik İsveç delegasyonunun bir üyesi olarak katıldı... İsveç Dışişleri Bakanlığı'na bağlı dış yardım örgütü SIDA'nın salonlarından birinde 21 Mayıs 1992 günü örgütlenen ve davetli demokratik örgütlerden birer kişinin katılabildiği Nelson Mandela ile tanışma toplantısına İsveç Barış Komitesi'ni temsilen katıldı ve toplantının ardından Mandela ile beş dakika kadar karşılıklı konuşma olanağı oldu. Toplantıda olanlar, Küpeli imzasıyla hem isveççe ve hem de türkçe olarak basıldı (daha ayrıntılı bilgi için bak: “I love you Nelson Mandela!”, http://www.sinbad.nu/mandelaile.htm )... Aynı karşılaşmada Mandela, Türkiye toplumuna iletilmesi amacıyla Küpeli'ye, "Türkiye halkına ve bu halkın ulusal kurtuluş mücadelesinin önderi Mustafa Kemal Atatürk'e çok büyük saygısı olduğu; insan hakları ile ilgili mevcut durum nedeniyle verilen ödülü reddetmek zorunda kaldığı.", mesajını verecekti. Küpeli halen www.sinbad.nu/ adresli websayfasında yazılarını, araştırmalarını, bazı kitaplarından bölümleri yayınlamaktadır. Nisan 2000’de, “Tarihin İzinde Balkanlar ve ABD” adlı bir kitabı ve Ekim 2005’te de “Hedefteki Müslüman Halklar ve İslam” adlı bir başka kitabı daha Türkiye’de yayınlanmıştır - www.sinbad.nu/ adresında Küpeli'nin yayınlanmamış başka kitapları da asılı durmaktadır...  

 

 

Ekim 2017

yusufk@telia.com

 

not: Aşağıdaki metin, 12 punto ile 15 A-4 sayfası tutmaktadır. Tamamının okunması yararlı olacaktır. İyi okumalar dileğiyle.- Yusuf Küpeli, 2015- 06- 29

Yusuf Küpeli, Öldürmeye gelmiş olanlar, “Perdeleri aç orospu çocuğu!”, diye bağırıyorlar ve darbe atışları yapıyorlardı...

(...) O’na, laf olsun diye, “Dışarıda durum nasıl, bir hareketlilik varmı?”, diye soracaktım. “Yok, heryer çok sakin(!)”, biçiminde bir yanıt verecekti. Halbuki o sırada, üniformalı polisler, sivil polisler, inzibat birliğinden askerler, MİT mensupları, “kontragerilla” denen örgütlenmenin tetikçileri, yaklaşık bin kadar devlet görevlisi, kaldığım yeri üç kez çembere almışlarmış... Sağ kurtulmayı başaramasam, bunları göremeyecektim şüphesiz... Çok güzel güneşli bir sabahtı ve doğum günüme sadece iki gün kalmıştı. Nerede ise doğmuş olduğum gün (27 mart) öldürülecektim...

 

“Ortalık sakin, birşey yok(!)” demesinin hemen ardından Hasan Erkılıç, bodruma inip sobanın altı için saç hazırlayacağını, demir döğeceğini söyleyecekti. O, kendisine öğretilmiş olana, plana uygun davranmakta idi... Erkılıç, elinde demirden bir saç ile o ilk odadaki delikten aşağıya, bodruma inecekti. Biraz sonra, yeri-göğü inleten bir gürültü başlayacaktı. “Kontragerilla” ispiyonu Hasan Erkılıç, demiri öyle bir döğüyordu ki, ses bir kilometre öteden duyulabilirdi... Anlaşılan, “Bodrumdayım; kendimi emniyete aldım; operasyon başlayabilir!”, sinyalini vermekte idi o. Bu durum, önceden aralarında kararlaştırılmış olmalıydı...

 

Döğülmekte olan demirin seslerine, birden, başka sesler de karışmaya başlayacaktı... “Çat, çat, çat...” biçiminde üst üste gelen, birkaç saniye kesilip yeniden başlayan bu sesleri, ilk anda, birilerinin, muhtemelen çocukların pencereye atmakta oldukları küçük taşların sesleri sanacaktım. Fakat, sözkonusu seslere, “Perdeleri aç orospu çocuğu!”, bağrışmaları karışınca, durumu kavrayacak, eğilerek yan odanın penceresine koşacaktım....

metnin tamamına ulaşmak için tukla

 

 

not: 12 punto ile 54 A-4 sayfası tutan bu metnin sonuna dek okunmasının yararlı olacağını düşünmekteyim. Metne herhangi bir arabaşlık koymuş olmamakla birlikte, olayların bütünsellik içinde anlatılmış olduğu kanısındayım. Ayrıca hemen belirtmeliyim ki, bu metinde anlatılanlar, yaşamımdan sadece bazı karelerdir. Yaşamım burada anlatılanlardan defalarca daha zengindir...

İyi okumalar dileğiyle, Yusuf Küpeli, 19 Haziran 2015

Yusuf Küpeli, “Politikacı” olmadığım; Türkiye’yi 1983’de değil, 1980 baharında gizlice terkettiğim; ve ayrıca, bazı kirli karanlık işler, yaşamımdan bazı ilginç kareler üzerine

(...) Sanal dünyadaki bu ansiklopedi, yıllarca, “Kuleli Askeri Lisesi’nden atıldığım”, yalanını yaydı...

(...) Şimdi de aynı ansiklopedide, yıllardır, mesleğimin “siyasetci” olduğu yalanını yaymaktadırlar.

(...) Birde, “1983 yılında çıkan infaz yasası ile tahliye edilip aynı yıl İsveç’e kaçtığım”, yalanını yaymaktadırlar... Sözkonusu yalanları, kasıtlı davrandıklarını düşünmeme neden olmaktadır. Çünkü, Türkiye’de veya Avrupa’da yaşamakta olan biri, “infaz yasası” denen şeyin 1979 yazında çıktığını rahatca öğrenebilir...

(...)Haksızlıkların kaynağı olarak gördüğüm devletin yıkılıp yerine adaletlisinin kurulması ötesinde beklentisi olmayan birisi olarak, gerçekten isyan etmiş, başkaldırmış birisi olarak, mevcut düzende herhangi bir yer edinmeye asla çalışmadım ve tüm yaşamım bu gerçeğin kanıtıdır.

(...) Ortada gerçekten bir parti olmadığı halde, henüz böyle bir yapı oluşmamış olduğu halde, mahkemede, duruşmalar sırasında, “uydurma genel yönetim kurulu üyesi” adları sayan kişiye, kaçırılmasının ardından, “Neden böyle birşey yapmış olduğunu?”, soracaktım... Yanıtı, “Fenamı yaptım; işte ortada güçlü bir parti varmış gibi gösterdim!”, diye histerik çığlıklar atmak olacaktı...

(...)Türkiye’de baskıları arttırmak, demokratik süreçleri bitirmek isteyenlerin istemleri de bu yönde idi zaten. Onlar da, “karşılarında güçlü bir düşman varmış ta, o nedenle baskıları sürdürmek zorunda imişler”, görünümü vermeye çalışmaktaydılar.

(---) O kişinin, Sibel Erkan’ın rehin alarak üç gün boyunca müthiş bir anti-komünist propogandaya neden olmuş kişinin cebinden çıkarttığı fotoğraf, Filipinler’de yaşanmış bir olayı yansıtmaktaydı... Sözkonusu fotoğraf  karesinde, kriminal bir serseri, küçük bir kız çocuğunun kafasına kocaman 45’lik bir tabanca dayamıştı ve böylece kendisini kurtarmaya çalışmaktaydı... O, Sibel’i rehin almış olan kişi, işte bu fotoğrafı göstererek, “Bak bak, dünyanın heryerinde gerillalar aynı işi yapıyorlar!”, diye bağırmaya başlayacaktı...

(...)Tüm bunlar yetmiyormuş gibi, kaçış hikayesi çıktığında, Merzifon üssünde görevli olan hava-yer yüzbaşısı Orhan Savaşcı İstanbul’a bir kursa yollanmıştı. Sanki olaya yardımcı olması için, “bir kurs” bahanesi ile özel olarak İstanbul’a yollanmıştı. Bu durum beni sonderece işkillendirmiş, tedirgin etmişti. Savaşçı’ya, “Senin bu günlerde İstanbul’a yollanmış olmanda bir gariplik yokmu?”, diye soracaktım. O’da, kendinden olağanüstü emin pozlarda, “Yok yavv, bunlar ahmak, aptal(!)”, diye bir yanıt verecekti. İleride, hapisten kaçırılmalarının ardından, terörü durdurma düşüncesiyle Orhan Savaşcı ile konuştuğumda, O’na, “Sıkıyönetim ilanedildiği gün, sizlere, olanların yanlış olduğunu ayrıntıları ile anlatmıştım ve siz de bunu kabuletmiştiniz!” dediğimde, yine aynı kendinden emin havası ile, “Biz seninle dalga geçmiştik; biz bildiğimiz yolda gideriz!”, biçiminde bir yanıt verecekti...

metnin tamamına ulaşmak için tıkla

 

Yusuf Küpeli, Çorbaya kaçan sirke sineği, ya da bir komik yalancı, ve Filistin’in Kurtuluşu İçin Demokratik Cephe üzerine gerçek notlar

 

1) Özünde muhatabım olmayan, sadece gerçeklerin anlatılması için aracı olan Selehattin Okur adlı komik kişinin kuyruklu yalanları üzerine kısa kısa

 

2) Önce, bir diğer yalancının uydurmaları ve Filistin örgütüne gidiş öncesi yaşananlar, işgal, TUSLOG eylemi ve diğerleri üzerine kısa kısa

 

3) Yolculuk sırasında ve “eğitim kampı”nda yaşananlar üzerine kısa kısa

 

4) Savaş kampında tek Türkiyeli olarak yaşadıklarım ve Türkiye’de kitlelerden kopuk bireysel terör üzerine kısa kısa

 

not: Topalamı 12 punto ile 65 A-4 sayfası tutan bu metin, yaşamımım bir yıldan daha az bir kısmını kapsamaktadır. Umarım buradaki gerçekler ilginizi çeker ve sonuna dek okursunuz- Y. Küupeli

 

fanatik saldırgan Amerikalı Yahudi ve Karl Marks ile ilgili bir anım

 

Tekzib veya yalanlama

Radikal gazetesi ilgililerine

 

Nazım Hikmet'in Kıyamet Sureleri hakkında not ve acıklı-komik bir anı

 

Kriminalite, hırsızlık, haksızlık

 

Yusuf Küpeli, Nelson Mandela’yı 1992 yılında yaşanmış bir olay ve bu olayın öyküsü olan bir metinle anmayı düşündüm: “I love you Nelson Mandela”

Önce kısa bir açıklama

Aşağıdaki “I love you Nelson Mandela” başlıklı metin, vaktiyle 15 günde bir türkçe ve kürtçe yayınlanan “Kürdistan Press” adlı gazetenin Haziran 1992 sayısında yayınlandı. Mandela ile karşılaşmam sırasında yaşanmış olan olayın biraz daha kısaltılmış öyküsü ise, röpörtaj biçiminde, aynı başlıkla, İsveç Barış Komitesi’nin (Svenska Fredskommittén) “Barış & Dayanışma” (“Fred & Solidarite”) adlı dergisinin 1992 yılındaki 5. sayısında isveççe olarak arka kapakta basıldı... Mandela ile olan toplantının ardından, toplantının yapılmış olduğu Sida salonunda, Mandela ile kişisel olarak konuşurken...

 

1992’de yazılmış olan metin:

“SİZİ ÇOK SEVİYORUM, ÇÜNKÜ DÜŞLERİMİ SEVİYORUM”

“I love you Nelson Mandela!”

** Türkiye hükümetinin verdiği “Atatürk Barış Ödülü”nü almamakla yaşamınızdaki en iyi işlerden birini yaptığınızı size söyleyebilirim. Türk ve Kürt halklarının aldatılmalarına izin vermediniz. Size çok teşekkür ederim.

** Ben burada diplomasinin diliyle konuşmuyorum. Halktan biri olarak, halkın diliyle konuşuyorum ve sizi bütün kalbimle seviyorum! Siz, tüm haksızlıklara karşı özgürlük savaşımının simgesisiniz. Sizi bu nedenle seviyorum.

Yusuf Küpeli

metnin tamamına ulaşmak için tıklayın  ayrıca bak: Irkçılık, Faşizm  & İnsan Hakları

 

Yusuf Küpeli, “Terörist olduğum” yalanı ve hakımdaki wikipedia yalanları üzerine

(...) Google’de gözüken fotoğrafıma tıklayınca, sol yanında çift başlı kartal sembolü olan ve sözkonusu sembolün sağ yanında “Global Terörizm, Terör Örgütleri.com” adresi bulunan bir logo geliyor. (not: Google'de yeralan sözkonusu fotoğrafıma basınca, yine aynı iftiraların gelip gelmediğini merak ettim ve denedim. Bilgiler aynı idi ama, bu kez logolarını değiştirmişlerdi. Artık çift başlı kartal yoktu. Yerini başka garip bir işaret almıştı. Sanki, benim duyurumun doğru olmadığını göstermeye ve kimliklerini gizlemeye çalışmaktaydılar. Gerçekte, başını iki bacağının arasına sokan kişi kendisini nekadar gizliyebiliyorsa, onlarda karanlık faşist kimliklerini okadar gizleyebilmekte idiler.- Y. Küpeli, 2014.04.06)

(...) burada yeralan adımdan, wikipedia denen garip “ansiklopedi”de yeralan Yusuf Küpeli maddesine ulaşılıyor. Beni terörist gibi tanıtmaya çalışan bu “Global Terörizm” sitesi, hakkımda doğru, tutarlı bilgiler olsa, wikipedia denen yeri referans olarak vermezdi herhalde...

 

Fotoğraflar

   

1980li yıllar, İsveç                    İsveç Barış Komitesi'ne 1959 yılında verilen           Dünya Barış Konseyi'nin 1990'da

                                                   J. D. Bernal ve Nazım Hikmet imzalı diploma         Atina'da toplanan kongresi sırasında                                                        ve madalya

                                                                                                   

                                                                                                        

 

altta: Mandela- Küpeli, 21 Mayıs 1992, SIDA salonu, Stockholm
 

 

 

 

http://www.sinbad.nu/