|
Yusuf Küpeli, Kuba devrimi 50. yılını doldururken Kuba tarihinden notlar
|
|
22- İdeolojik ayrılıkların belirginleşmesi ve liberallerin tasviyesi, Binbaşı Huber Matos olayı, Camilo Cienfuegosun ölümü, ve Kastroya yönelik bazı suikast planları
Kahire ziyaretinin ardından, devrim sonrasının -liberal görüşlü- ilk Kuba cumhurbaşkanı Manuel Urrutia, 16 Temmuz 1959da görevini bırakacak ve yerine Osvaldo Dorticós Torrado cumhurbaşkanlığı makamına gelecekti. Urrutia, ılımlı bir liberal olarak tanınmaktaydı... Kastro, 1976 yılına dek başbakanlık makamını koruyacaktı. Aynı yıl Ulusal Mecliste kabuledilen yeni anayasa ile Kastro Devlet Meclisinin Cumhurbaşkanı olacaktı... Raúl Kastro, 15 Ekim 1959 günü, ülkenin Savunma Bakanı olacaktı. İleride bu bakanlık, adını, Silahlı Kuvvetler Bakanlığı olarak değiştirecekti. Ve Kuba ordusu süreç içinde, yedekleri ile birlikte 600 bin kişilik önemli bir güç haline gelecekti...
Liberal görüşlere sahip cumhurbaşkanı Manuel Urrutianın cumhurbaşkanlığından alınmasının ardından, ve Camilo Cienfuegosun ölümünden hemen önce, devrimi gerçekleştirenler arasındaki ideolojik ayrılıklar açığa çıkmaya başlayacaktı. Devrimci savaşın önde gelen figürlerinden olan Huber Matos, Camagüey bölgesi askeri kumandanlığını yapmakta olduğu sırada, 19 Ekim 1959 günü, diğer 14 subayla birlikte görevini bırakacaktı. Daha doğrusu onlar, askeri birliklerle bağlarını koruyarak hükümetten kopmakta idiler... Huber Matosun ve izleyicilerinin görevi bırakma gerekçeleri, devrimin üzerindeki komünizmin etkisinin artmakta olduğu iddiası idi...
Yine 21 Ekim günü, Matosun protesto yüklü ayrılışından iki gün sonra, Kubanın karşı yakasından, Miamiden, Pedro Diáz Lanz kaptanlığında havalanan bir uçak, Kuba semalarından aşağıya, Kastronun komünist unsurları temizlemesini isteyen bildiriler atacaktı... Cannonun anlatımıyla, aynı gün Cienfuegos ile birlikte Camagüeyde Matosu tutuklayıp Havanaya dönen Kastro tam kente, Havanaya girerken bu olay yaşanmıştı. Kastronun arabası kente girerken, şiddetli patlamalar işitilmişti. Birçok ölü olduğu söylenmekteydi. Sokaklardaki insanlar, bir uçağın saldırıya geçip bombalar attığını söylemekteydiler.
Diáz Lanz, bir Mitchell B-25 bombardıman uçağı ile sabah saat 06 sularında Floridadan havalanmıştı. Bu bombardıman uçakları, II. Dünya Savaşı yıllarında ABDde üretilmişlerdi. Diáz Lanz ve yardımcı pilot Frank A. Sturgis tarafından yönetilen B-25 bombardıman uçağı, sokakların en kalabalık olduğu saatte Havana üzerinde uçmaya başlamıştı. Diáz Lanz, önce, kendisi tarafından hazırlanıp imzalanmış anti-komünist bildirileri, komünizme cepheden saldıran kağıtları sokaklardaki halkın üzerine yağdırmıştı. Ardından, ikinci bir dönüş yaparak aynı sokakları uçağın makineli tüfeği ile taramıştı. Daha sonra bir üçüncü dönüş daha yapmış, ve bu kez sokaklara havadan el bombaları yağdırmıştı. Bu saldırılar sırasında, işten eve dönen iki kişi ölmüş, kırk kişi yaralanmıştı...
Aynı uçakta ikinci kaptanlık yapan Frank A. Sturgis, ileride, 13 yıl sonra, 1972 yılı başkanlık kampanyası sırasında, dönemin ABD Başkanı Nixon hesabına Demokratik Partinin Watergatede bulunan merkezine gizlice giren ajanlardan biri olacaktı. Açığa çıkması ile birlikte Watergate Skandalı adını alacak ve Nixonun başını yiyecek bu olay, ABD içindeki gizli servis faaliyetlerinden bağımsız değildi. Bu pencereden bakınca, B-25 bombardıman uçağı ile Floridadan havalanıp Havana üzerinde bildiriler attıktan sonra halkın üzerine ateş yağdıranların, bireysel bağımsız bir iş yapmış olabileceklerini düşünmek olanaksızdır...
Diáz Lanzın, veya Onu kullananların amacı, Kubanın turistler için güvenlikli bir ülke olmadığını göstermekti. Olay, Amerikan Toplulukları Seyahat Acentelerinin (American Society of Travel Agents) yıllık toplantısının yapıldığı bir zamana ve aynızamanda Matosun harekete geçmiş olduğu günlere rastlamaktaydı.
Bu olay, Diáz Lanzın saldırısı, Matosun görevi bırakması eyleminin Washington ile bağlantılı organize bir hareket olduğu imajını güçlendirmekteydi. Kuba içinde bir kaos ortamı ve aynızamanda devrimin önderleri arasında derin çelişkiler yaratılarak bir geriye dönüş mü organize edilmek isteniyordu?.. Fakat bu yaşananların hemen ardından, havadan anti-komünist bildiriler ve bombalar atılmasından beş gün sonra, devrimi destekleme, ve ihanetlerden koruma şiarları ile, yoğun katılımlı mitingler gerçekleşecekti...
Bu dönem, Kastronun ABD ve Che Guevaranın Kahire ziyaretlerinin, ve ayrıca toprak reformunun ilk aşaması ile birlikte birtakım millileştirmelerin ardına rastlamaktaydı... Sözkonusu ayrışma sürecinde Kastroya karşı olanlar, çok küçük bir azınlık olmanın ötesine geçemiyeceklerdi. Halk desteği, Kastro ve yoldaşlarının çizgisinden yana olacaktı...
Huber Matos, Kastro gibi orta sınıfın varlıklı kesiminden ve Oriente bölgesinden gelmekteydi. O, Kastro ve yoldaşları Sierra Maestrada oldukları sırada, dağdakilere yardım amacıyla kentlerde gizli eylem yürütmekte olan 26 Temmuz Hareketine katılmıştı. Yine O, vaktiyle, Moncado Kışlası baskınından önce Kastronun da üyesi olduğu sol liberal görüşlere sahip Partido Ortodoxonun (Kuba Halk Partisi) üyesi idi. Daha sonra dağdaki gerilla gücüne katılacak olan Huber Matos, kumandanlık konumuna dek yükselmişti. O, 7 Ocak günü Kastro ile birlikte -bir tank üzerinde- Havanaya girenler arasındaydı...
Huber Matos ve izleyicilerinin bu çıkışları, Havanada devrime bir ihanet olarak algılanacaktı. Camagüey bölgesinden Havanaya gelirken 28 Ekim günü uçağıyla birlikte kaybolan Camilo Cienfuegos, Matos olayı ile ilgili olarak Camagüeyde bulunmaktaydı...
Aslında, aynı yılın (1959) Ekim ayının ortasında Kuba turizminin gereksinim duyduğu önemli bir etkinlik, ASTAnın (American Society of Travel Agents) yıllık toplantısı vardı. Cannonun anlatımı ile karşı-devrimin ilk saldırısı, sözkonusu toplantının yapıldığı günlere rastlatılacaktı. Gerçekten de, değişik ülkelerden basının dikkatlerinin Kubanın üzerinde yoğunlaşmış olduğu uluslararası bir toplantı sırasında gerçekleştirilecek protestolu bir istifa, daha çok dikkat çeker, yönetimdekileri daha derinden yaralayabilirdi...
Aslında, karanlık işler peşindeki Díaz Lanz ve -daha da kötüsü- bölgenin büyük toprak sahipleri ile ilişkileri tesbit edilmiş olan Binbaşı Huber Matos, birsüredir hükümet tarafından izlenmekteydi. ASTA toplantısının tam ortasında, 20 Ekim günü Matos, Fidel Kastroya bir mektup yollayacaktı. O, Kastroya, halen zaman varsa, hatalarından dönmesi, gerektiğini yazmaktaydı. Matos, hükümete Komünist sızması olduğunu yazarak saldırıya geçmişti. Görülmüş olduğu gibi bu üslup, sonderece yukarıdan, buyurucu, ve Kuba hükümetinin gelişen politik çizgisine yönelik açık bir saldırıydı.Olan, yapılmakta olan reformlara, millileştirmelere yönelik açık bir başkaldırıydı. Ve yine anlaşılmış olacağı gibi Matos, Kastroya, Vaktin varsa kendini kurtar!, demeye getirmekteydi... Sözkonusu mektubun ASTA toplantısının ortasına rastlamış olması, Matosun dış bağlantıları olan organize bir planın parçası olduğu, ve kendisini uluslararası bir kalkanla, daha doğrusu Kuzey Amerika kalkanıyla korumaya çalıştığı imajını güçlendirmekteydi...
Ertesi günün sabahı, 21 Ekim 1959 sabahı harekete geçen Başkaldırı Ordusu birlikleri, Camagüey kentinin çevresindeki stratejik noktalara yerleşeceklerdi. Aynı sabah saat sekiz buçuk sırasında Camilo Cienfuegos, kente, Camagüeye gelecekti. Yerel liderler, tarım reformunu durdurmak amacıyla Matosun bölgedeki latifundistler (devasa çiftliklerin sahipleri) ile işbirliği içinde olduğunu, halkın karşısında açıkça ifade edeceklerdi. Daha önce de ifade edilmiş olduğu gibi Camagüey, latifunda adını alan ve çoğu yabancı şirketlerin mülkiyetinde olan binlerce kilometre karelik devasa çiftliklerin en yoğun bulunduğu bölge idi, ve tarım reformu ile latifundalar kaldırılmaktaydı. Hatırlanacağı gibi önceden de, Özellikle Kubanın tam ortasının biraz doğusunda kalan Camagüey bölgesinde bulunan devasa çiftliklerin sahibi sözkonusu şirketler, ülkeyi terketmek zorunda kalacaklardı., diye yazmıştım... Halk yığınları, kalabalıklar caddelere toplanmıştı. Ve saat on sularında Fidel Kastro kente gelecekti...
Bundan sonrasını, o gün (21 Ekim 1959 günü) Camagüeyde yaşananları, Frei Betto ile yaptığı söyleşide anlatan Fidel Kastrodan dinleyelim... Aslında Kastro, sevdiği yoldaşı Camilo Cienfuegos hakkında bilgi verirken, Camagüeyde yaşanmış olanları da anlatıyor. Ben burada önce, Onun sözlerinin bu bölümünü, Matos olayının bastırılması ile ilgili bölümünü, cümleleri zaman zaman kısaltarak aktaracağım...
(...) Huber Matos emperyalizme gözyummaya başlamıştı. Karşı-devrimci sınıflara, kendisini şaşırtma olanağı tanıyordu. O, karşı-devrimci komployu cesaretlendirmekteydi. Tek mermi atmadan onlara teslim olmuştu... Cienfuegos, Camagüeye benimle birlikte gitti. Kente birlikte geldikten sonra, ben, silahsız olarak garnizona yürüdüm (Matosun komutasındaki garnizonu kastediyor.). İçeri girdikten sonra komplocuları silahsızlandırdım. Onlar morallerini yitirmişlerdi. Onların ateş edemeyeceklerinden emindim. Camilo, benim risk almamı istememişti. Bu nedenle, herhangi birşey söylemeden, ve koruyucuları ile birlikte sessizce arkamdan gelmiş. Bir alay çapındaki garnizona arkamdan girmişler. Daha doğrusu, ben geldiğimde O (Camilo Cienfuegos), zaten oradaydı ve işi bitirmişti. Huber Matosu ve destekçisi diğer subayları silahsızlandırmış ve kumandayı almıştı...
Kastro kardeşler ve Che Guevara ile birlikte devrimin en popüler dört kişisinden biri olan Camilo Cienfuegosun binmiş olduğu uçak, 28 Ekim 1959 günü, okyanusun üzerinde radarların görüşünün dışında kalacaktı. Ülkenin ortasından geçen çizginin daha güneydoğusunda kalan Camagüey kentinden havalanan ve Camilo Cienfuegosu taşıyan iki motorlu bir Cessna-310 uçağı, Havanaya doğru gece uçuşu yaparken, okyanusun üzerinde kaybolacaktı. Tüm aramalara karşın, uçak ve içindekiler bulunamayacaktı... Bilindiği gibi Kuba, kuzeybatı istikametinden güneydoğu istikametine doğru hafif bir yay çizerek uzandığı için, sözkonusu iki yer arasında en kısa uçuş, okyanus üzerinden olmaktadır... Her yılın 28 Ekim günü, Kubalı çocuklar, Cienfuegosun anısına denize çiçekler atarlar...
Tarihçiler, olayın bir kaza olduğu konusunda birleşeceklerdi. Uçak denize çakılmıştı... Camilo Cienfuegosun soyadı ile aynı adı taşıyan Cienfuegos adlı kent, merkezi Güney Kubada, ve daha önce de belirtilmiş olduğu gibi Havananın 250 kilometre kadar güneydoğusunda, Karaip Denizi kıyısındadır ve ülkenin başlıca limanlarındandır. Cienfuegos kentinin yerleştiği körfez, 1494de Kolomp (Colombus) tarafından ziyaret edilmişti. Bölgede kentsel yerleşim, ancak 1738den sonra başlamıştı. Körfezin dar girişi, -o dönemde- dışarıdan gelecek korsan saldırılarına karşı doğal bir engel oluşturuyordu. Kubada yaygın bir ad olduğu söylenen Cienfuegos, yüz ateş anlamına gelmektedir. Bu, bildiğimiz yakılan ateş anlamına yüz ateş olmaktadır. Kente bu ad, Cienfuegos adı, Kubanın genel valisi, ve baş kumandanı olan Don (Asil) Jose Cienfuegos onuruna yaklaşık 1830 yılında İspanya Kıralı tarafından verilmiştir. Yani, kentin adının Camilo Cienfuegos ile, veya dağlara yakılan isyan ateşleri ile bir alakası yoktur ama, 1830lu yıllarda Kubanın valisi olan Don Jose Cienfuegos ile bağı vardır... Camilo Cienfuegos, gençlik hareketi içinde sivrilmişti. Daha önce ifade etmiş olduğum gibi, ABDde kaçak işçi olarak çalışırken, Kastronun Mexico Cityde askeri eğitim gören grubuna katılmıştı... O, devrim sırasında kumanda ettiği 700 gerilla askeri ile asıl olarak Camagüey ve Las Villas kentlerinde Batista güçlerine karşı başarılı baskınlar gerçekleştirmişti. Devrimci savaş sürecinde, Sierra Maestranın batısından Pinar Del Ríoya dek uzanan topraklar Onun sorumluluk alanı içindeydi... Devrimin zafere ulaşmasının ardından da, Başkaldırı Ordusunun kumandanlığına Camilo Cienfuegos getirilecekti. Zaten, Huber Matosun etkisiz hale getirilmesi amacıyla Camilo Cienfuegosun Camagüeye gitmesi, Ordunun komutanı olması nedeniyle idi...
Frei Betto ile yapmış olduğu söyleşi de Kastro, Camilo Cienfuegos hakkında şunları anlatmaktadır... Camilo, daha ilk çatışmada asker olarak kalitesini gösterdi. Onun karakteri Cheden farklı idi. O, herzaman en yüksek yaşam sevincine sahip biri idi. Cheye göre daha düzensiz, ve Cheden daha az entellektüel biri idi. O, bir eylem adamıydı. Çok aydınlık ve politik bir akla sahipti. Daha az dini düşünceye sahipti. Subay olarak olağan dışı insiyatif sahibi idi. Savaşın son aşamasında, stratejik bir görev olarak Las Villas bölgesini elegeçirme görevi ona verilmişti. O, aynızamanda Karizma sahibi idi. Zaferden sonraki ilk aylarda, bizlerin yaptıklarını Oda yaptı. Herhangi bir güvenlik önlemi almadan arabalara, helikopterlere, uçaklara bindi...
Yine Kastro devamla, Camilo Cienfuegosun ölümü ile sonuçlanmış olan uçak kazası için şunları söylemektedir... Camilo, Ordunun komutanı idi. Matosun ihanetinin neden olduğu koşullar nedeniyle Camagüeye ikinci bir yolculuk daha yapmak zorunda kaldı. Çok fırtınalı geçen bir mevsimde, sonbarda, kimsenin uçak yolculuğu yapmak istemediği bir zamanda O, çok kötü hava koşullarında, üstelik çok küçük bir uçakla, ve hem de gece vakti Havanaya uçuyor. Devrimin ilk yılı, Ekim 1959 idi. O benden gençti. Öldüğünde 27 yaşında idi. Yukarıda daha önce yazmış olduğum gibi, Huber Matosu etkisiz hale getirmek amacıyla, 21 Ekim 1959 günü, Kastro ve Cienfuegos birlikte Camagüeye gidiyorlar ve işlerini halledince Havanaya geri dönüyorlar. Fakat çok kısa süre sonra Cienfuegos yeniden Camagüeye gitmek zorunda kalıyor. Bu ikinci gidişinin ardından geri dönerken geçirdiği uçak kazasında O, yaşamını yitiriyor...
Aslında, merkezi Kubada bazı karşı-devrimci unsurların CIA tarafından silahlandırılmaları, ve yine Miamide karşı-devrimci Kubalı göçmenlerin CIA tarafından örgütlenmeye başlamaları, bu döneme, Matosun devrime karşı çıktığı zaman dilimine rastlamaktadır.
Kastro, devrimci hükümeti toplayıp Matos olayını tartışacaktı. Artık, liberal unsurlarla yapılmış olan koalisyon sonbulmaktaydı. Devrimin ileriye gitmesi bu ayrılığı zorunlu kılmaktaydı... Huber Matos için 11 Aralık 1959 günü toplanan mahkemenin duruşmaları beş gün sürecekti. Duruşmaların ardından O, 15 Aralık 1959 günü, 20 yıl hapis cezasına çarptırılacaktı... Hapisten 21 Ekim 1979 günü çıkacak olam Matos, 1963 yılında Miamiye gitmiş olan eşinin ve dört çocuğunun yanına ABDye, Miamiye gidecekti...
Tüm devrim süreci içinde tekbaşına küçük bir olay gibi gözüksede, Huber Matos ayrılığı, liberal unsurlarla sosyalistler arasındaki ayrışmanın başlamış olduğunu göstermesi bakımından ilginçtir. Devrimin üzerinden sadece 10 ayı biraz aşkın bir süre geçtikten sonra bu ayrılık başlamıştır. Bu zamana dek devrimin gerçek karakterinin neden tam anlaşılamadığını göstermesi bakımından da Matos olayı ilginçtir. ABDnin politik karar merkezlerinin başlangıçta Kastro ve yoldaşları hakkında kesin bir yargıya neden varamamış oldukları, aynı olay sayesinde daha iyi anlaşılmaktadır...
Yukarıda da ifade edilmiş olduğu gibi, Kastronun 19 Nisan 1959 günü Nixon ile karşılaşması sırasında ABD dostu olmadığı hissedilmiş, ve devrilmesi için CIAya gizli emir verilmişti ama, yine de komünist olup olmadığı anlaşılamamıştı... Ayrıca yine aynı olay, Sovyetler Birliği yönetiminin de başlangıçta Kuba devrimine neden temkinli yaklaşmış olduğuna açıklık getirmektedir...
Şüphesiz Matos olayı, patlayacak olan politik fırtınanın habercisi bir esinti gibiydi aynı zamanda. Asıl büyük olaylar bundan sonra yaşanacaktı, ve bu arada ABD servisleri, Kastroya yönelik birçok suikast planı yapacaklardı... Kastroya karşı CIA operasyonları, daha 1959 yılında Nixonun emri ile başlamıştı. Ayrıca, New York Times gazetesinin 13 Mart 1960 tarihli sayısında yeralan Entrikaların Diğer Miami Kenti başlıklı bir habere göre, beş adet anti-Kastro grup, Miamide işler çevirmekteydi...
Örneğin... CIAnın Teknik Servisler Bölümü (TSD, Tecnical Services Division), ilk olarak, Kastronun etkili konuşmalarını sabote etme planı yapacaktı. Kastronun konuşmasını yaptığı stüdyoya, halusinasyonlara neden olan kimyasallar püskürtülmesi planlanacaktı. Yani hesaplarına göre Kastro, stüdyo da halka hitabederken, kimyasalların etkisi ile saçmalamaya başlayacak ve karizması yıkılacaktı...
ABD servisleri, Kastronun içtiği puroya kimyasallar bulaştırmaktan, dış gezilerinde giydiği ayakkabılarına -canlılar için çok tehlikeli- kimyasal bir element olan thallium tuzları bulaştırmaya dek planlar yapacaklardı... Aynı yıl (1960) CIA, bir Kubalıya, Raúl Kastroya yönelik öldürücü bir kaza örgütlemesi için 10 bin dolar ödeyecekti. Yine 1960 yılında CIA, bazı bakterilerle gıdalarda oluşabilen, ve alınınca kesin ölüme yolaçan botulinum zehri haplarını, sinirlerin tepkilerini bloke eden, adaleleri ve sinir sistemini işlemez hale getiren bu zehri, başta Kastro kardeşler ve Che Guevara olmak üzere Kubalı önderlere vermek için uğraşacaktı. Böyle bir ölüm, gıda zehirlenmesinden de sanılabilirdi...
Botulinum zehiri içeren purolar bir şekilde Kastroya yollanacaklardı. Bunları ağzına alan biri hemen ölebilirdi ama, bir sonuç elde edemeyeceklerdi... Aslında tüm bunlar, hastalıklı cinayetleri konu edinen paranoya yüklü polisiye romanların hayali öyküleri sanılabilirler ama, hepsi gerçekti. Ve şüphesiz ürküntü verici ve akla zarar suikast planları ve girişimleri, burada özetlenenlerle sınırlı da kalmayacaklardı.
CIA, 1961 yılından Haziran 1965e dek, AM/LASH kod adını verdiği yüksek rütbeli Kubalı bir görevli ile birlikte Kastroyu öldürme planları yapacaktı. CIA, güvenlik gerekçeleri ile Haziran 1965de bu kişi ile olan ilişkisini sonlandıracaktı.
CIAnın Görev Gücü W, 1963 yılında, Kastroyu öldürebilmek için iki plan yapacaktı. Bunlardan birincisi, Kastronun sürekli denize daldığı yere patlayıcı bir deniz kabuğu yerleştirmeyi içermekteydi. Gerçek bir sivri zekalının ürünü olduğu anlaşılan bu plan, pratik bulunmadığı için, CIAnın Teknik İşler Bölümü (TDS, Tecnical Services Division) tarafından reddedilecekti. İkinci plan, -Domuzlar Körfezi Çıkartması sırasında Kuba tarafından alınmış olan esirlerin iadeleri için Kastro ile görüşmeler yapan- James Donavanın, Kastroya, hastalık kaynağı olacak bir dalış giysisi vermesi üzerine kurulmuştu. CIAya bağlı TDS, bu plan üzerinde çalışmaya başlayacaktı... Dalış elbisesinin nefes alma bölümüne tüberkülos (verem) nedeni olan basiller (bakteriler) yerleştirilecekti. Giysinin iç kısmına da, kronik cilt hastalığına neden olan mantarlar yerleştirilecekti. Fakat bu giysi, CIA labaratuarından çıkamayacaktı...
Bu satırları yazana göre, sözkonus ikinci plan da pratik değildi, yine bir sivri zekalı işiydi. Diğer yandan, tüm bunlar ne ölçüde gerçek öykülerdir?, sorusu da akla gelebilir. CIA kaynaklı olarak yayıldıkları anlaşılan bu öyküler, AM/LASH işi, hepsi, CIAnın gerçek eylemlerini, çalışma yöntemlerini örtmeye, karşı tarafta gereksiz şüpheler yaratmaya yarayan dezinformasyonlar da olabilirlerdi... Herneyse, bunlarla, veya daha bilinmeyen başka planlarla Kastroyu öldürmeye, veya Ona zarar vermeye çalışmış olan CIA, bu konuda başarı sağlayamayacaktı. Anlaşılan, Kastroya yönelik suikast planlarının başarısızlıkları, Kuba istihbaratının halk arasındaki güçlü desteğine bağlıydı. Görüldüğü kadarıyla Kuba halkı, Kastroyu kolluyordu, koruyordu...
Bir CIA görevlisi, 22 Ekim 1963 günü, Kastroya karşı kullanması için, ilişkide olduğu Kubalıya, zehirli kalem verecekti. ABD Kongresi, 20 Ekim 1975de, Kastronun öldürülmesi için CIA tarafından hazırlanmış en az sekiz komployu açığa çıkartacaktı...
ABD yönetimleri bu tip işlerle uğraşacaklarına, hayati sayılacak ekonomik yararlarının bulunmadığı Kuba ile ilişkilerini normalleştirmiş olsalar, belki de Kuba rejimini çok daha fazla kendi yararları yönünde etkileyebilirlerdi...
Diğer yandan şüphesiz, askeri-endüstri komplekslerin azami kârlarını arttırabilmek ve sırtlarını bu güce dayamış olan politikacıların kariyerlerini sürdürebilmek için, gerilime gereksinimleri vardı. CIAnın, bu istihbarat ötgütü sıfatlı şirketin, ABD bütçesinden ve diğer kaynaklardan payını arttırmak, varlığını güçlendirerek sürdürebilmek için sözkonusu karanlık komplolara, ahmakça planlara gereksinimi bulunmaktaydı...
Devrimin birinci yılı dolarken, birçok şey, hatta devrimin yaşayıp yaşamayacağı bile kesinlik kazanmış değildi. Fakat devrimi gerçekleştirmiş olanlarla halkın bütünleşmesi gerçekleşmişti, ve inançlar güçlüydü. Fakat yine de, gelecek tehlikeli yıllarda Kubanın hangi kararları vereceği sorusu ortada durmaktaydı.
Kuba halkı yeni yıla, 26 Temmuz Hareketi devrimcilerinin silahlarından çıkan mermilerin izlerini halen taşıyan, yedi yıl önce (1953) birçok devrimcinin en ağır işkenceleri yaşamış oldukları, Abel Santamaríanın ve diğerlerinin öldürüldükleri Moncada Kışlasını okula dönüştürerek girecekti. Büyük yurtsever şair José Martínin 107nci doğum günü olan 28 Ocak 1960 günü bu kışla, 26 Temmuz Okul Kenti adıyla eğitim hizmetine açılacaktı. Aşılış konuşmasında, özet olarak, çok çalışmak gerektiği üzerinde duran Kastro, sözlerine, Bu gün ihtilalin ayak izleri nerede? sorusunu çocuklara yönelterek başlayacaktı. Çocukların yanıtı, İnsanların içinde!, olacaktı.
Evet, insanı en yüce değer gören ve onu her alanda sürekli geliştirip ilerletmek ve onun yaşam kalitesini yükseltmek olan ihtilalin bilinci, insana olan inançlar, veya kısacası ihtilal bilinci yitirildiği zaman, ancak ozaman ihtilal yenilebilirdi. Fakat Kuba halkı ihtilal bilincini koruyarak tüm zorlukları aşmayı sürdürebilecekti...
Ne doğrudan müdahaleler ve politik izolasyon çabalarıyla, ve ne de giderek ağırlaşacak olan ekonomik ambargo ile Kubayı yolundan çevirmek mümkün olamayacaktı...
yirmiüçüncü bölüm için tıkla başlangıç bölümüne dön
|
|
1- Keşfedilmiş kıtayı Avrupanın keşfi, ve yeni toplumsal trajedilerin başlayışı
1 a- Amerika Kıtasına ilk yerleşimler üzerine kısa notlar
1 b- Amerika Kıtasına ilk ayakbasan Avruparılar, Eirik Raude (Kızıl Erik) ve oğlu Leif Eriksson üzerine çok kısa notlar
1 c- Piri Reis haritası ve Kolomptan 71 yıl önce Amerika Kıtasının her iki yanını ve Avustralyayı keşfetmiş olan Çinli amiral Zheng He üzerine çok kısa notlar
1 d- Binbirgece Masallarının kahramanı Sinbad, ve Amerika Kıtasının en eski kaşiflerinin Ortadoğu halklarından birileri olabileceği üzerine bir spekülasyon
1 e- Doğunun zenginliklerine ulaşmalarını sağlayacak yeni yollar arayan Batının Amerika Kıtasını keşfi; Kristof Kolomp ve Amerigo Vespucci üzerine çok kısa notlar
2- Amerika Kıtasının yerli halkının trajedisi üzerine çok kısa notlar
3- Kubada beyaz adamı dostça karşılayan yerli halkının trajedisi üzerine kısa notlar
4- Afrikadan gelen köleler, ilk isyanlar, ve Kuba halkının uluslaşma süreci
6- Çinin sömürgeleştirilmesi, Kubanın Çinlileri, ve üç Kubalı-Çinli general
7- Kubanın bağımsızlık savaşının ilk on yılı, 1868- 78
8- Dağılanın yeniden toparlanması, José Martínin birleştirici rolü, ve cumhuriyete doğru ihtilalin ikinci aşaması
Not: kahramanlık ve sahte kahramanlık üzerine birkaç söz
12- Devrimci Batistadan Batista diktatörlüğü yıllarına ve ilerici 1940 Anayasası üzerine notlar
17- Devrime giden yolda Fidel Kastro, Moncada Kışlası baskını, hapislik ve Meksikaya gidiş
19- Kastro önderliğinde Kuba halkının devrimi, devrimci savaş sürecinde yaşananlar ve Batistanın kaçışı
19 a- Gramma yolculuğu, karaya çıkış, neden Oriente bölgesi, ve Frank Paisin ölümü
19 b- Sierra Maestradan yayılan devrimci yürüyüş, Amerikan basınının yoğun ilgisi, silahlı mücadelenin dönüm noktası, El Cubano Libre, Radio Rebelde, ve 45 örgütün destek bildirisi
19 c- Köylü meclisi, Jigüe Savaşı, devrime katılan askeri birlikler, zafere yaklaşırken Washingtonun devrimi engelleme entrikası, William Douglas Pawley, ve Batistanın kaçışı
not: William Douglas Pawleyin gerçek kimliği
22- İdeolojik ayrılıkların belirginleşmesi ve liberallerin tasviyesi, Binbaşı Huberto Matos olayı, Camilo Cienfuegosun ölümü, ve Kastroya yönelik bazı suikast planları
24- Saldırıya geçen Washington; Operation Pluto; Radio Swan; CIA imalatı karşı-devrimci örgütlenmeler; Kubadan atılan ABD elçilik görevlileri; Kubanın dostlarının gücü; Kubada patlayan bombaları; ABD-Kuba diplomatik ilişkilerinin sonlanışı; Domuzlar Körfezi çıkartması ve emperyalizmin Amerika kıtasında ilk yenilgisi; devrimin sosyalist, kendisini ise Marksist-Leninist olduğunu açıklayan Kastro
25- Nasıl komünist olduğunu anlatan Kastro; Mongoose Operasyonu; Kubayı Latin Amerikada izole etme çabaları; birleşen ihtilalci örgütler ve Kuba Komünist Partisinin yeniden organize edilmesi; U-2 ispiyon uçakları; dünyayı nükleer savaşın eşiğine taşıyan 1962 Füze krizi; pazarlık masasında Türkiye Cumhuriyeti
|