Yusuf Küpeli, Kuba devrimi 50. yılını doldururken Kuba tarihinden notlar

 

19- Kastro önderliğinde Kuba halkının devrimi, devrimci savaş sürecinde yaşananlar ve Batista’nın kaçışı

 

19 a- Gramma yolculuğu, karaya çıkış, neden Oriente bölgesi, ve Frank Pais’in ölümü

 

19 b- Sierra Maestra’dan yayılan devrimci yürüyüş, Amerikan basınının yoğun ilgisi, silahlı mücadelenin dönüm noktası, El Cubano Libre, Radio Rebelde, ve 45 örgütün destek bildirisi

 

19 c- Köylü meclisi, Jigüe Savaşı, devrime katılan askeri birlikler, zafere yaklaşırken Washington’un devrimi engelleme entrikası, William Douglas Pawley, ve Batista’nın kaçışı

 

 

19 a- Gramma yolculuğu, karaya çıkış, neden Oriente bölgesi, ve Frank Pais’in ölümü

 

Kötü hava koşulları nedeniyle gemilerin denize çıkmalarının yasaklanmış olduğu bu karanlık yağmurlu gecede Gramma yatına binmeye hazırlanan Kastro ve yoldaşlarının ilk işleri, “ilahi ulusal bir marş” haline getirmiş oldukları “26 Temmuz Hareketi” marşını söylemek olacaktı. Anlaşılan, bu bir inanç tazeleme, moral güç alma işi idi. Ve yata binip zorlu bir yolculuğa çıkacaklardı. Tuxpan’ın ışıkları arkalarında küçülürken, onlar hala marşlarını söylemekteydiler. Yağmurun soğuğu dondurucu idi... Che Guevara’nın anlatımı ile, iki- üç denizci ve diğer dört beş kişi dışında kalanları deniz tutacaktı, ve bayağı rahatsızlanacaklardı...

 

Yönlerini güneydoğuya doğru çevirmişlerdi. Grand Cayman adaları ile Jamaika’nın arasından geçerek, Kastro’nun çocukluğunun geçmiş olduğu Santiago de Cuba kentinin, Guantanamo Üssü’nün ve Moncada Kışlası’nın bulunduğu, ayrıca Kuba’nın güney ucunu diğer büyük bölümünden ayıran ve güneybatıdan güneydoğuya doğru denize paralel uzanan Sierra Maestra dağlarının yeraldığı Oriente bölgesine doğru gitmekteydiler...

 

Başlangıç noktası olarak neden Oriente bölgesini seçmişlerdi?.. Oriente, eskiden beri tüm çatışmalarda, Kuba’nın İspanyollara yönelik Bağımsızlık Savaşı (1868- 1898) sırasında stratejik önem taşımıştı. Bölgenin güneydoğu kıyıları aynızamanda tüm Karaip Denizi açısından stratejik önemde idi, ve zaten o nedenle Amerikalılar Guantanamo Deniz Üssü’nü buraya kurmuşlardı... Daha önce yazılmış olduğu gibi, İspanyol egemenliğinden kurtuluş savaşı bu bölgede başlatılmıştı, ve 1868- 78 bağımsızlık savaşı sürecinde kurtarılmış olan bölge, savaşın ana üssü konumunda olmuştu. Kurtuluş Savaşı’nın ikinci dönemi, 1895- 98 süreci yine bu bölgeden başlatılmıştı... Burası, tropik ormanların ve Kuba’nın en büyük dağı Sierra Maestra’nın bulunduğu yerdi. Sierra Maestra, 1511 yılından beri tüm isyancıların sığınak yeriydi. Kastro ve yoldaşları, Moncada Kışlası baskınını (26 Temmuz 1953), yine Oriente bölgesinde, Santiago de Cuba kentinde gerçekleştirmişlerdi...

 

Diğer yandan Oriente bölgesi, aynızamanda bir madencilik ve tarım merkezi idi... İspanya’nın ilk Kuba valisi Diego Velázquez tarafından 1514 yılında kurulmuş olan Santiago de Cuba, aynızamanda Kuba’nın başlıca merkezi demiryolunun limanla birleştiği noktadaydı, ve bu limandan bakır, demir, manganez, şeker ve meyva ihracatı yapılmaktaydı... Tıp Fakültesi, ve gelişmiş spor alanı ile Oriente Üniversitesi, 1947 yılında aynı kentte kurulmuştu. Aynızamanda kent, müzeleri ile bir kültür ve turizim merkezi idi... Oriente bölgesindeki egemenlik, Kuba’nın gırtlağını tutmak gibi oluyor, ülkenin diğer bölgelerindeki egemenliği kolaylaştıracak özellikler taşıyordu...

 

Gramma yatı ile denize açılmış olan Kastro ve yoldaşları, yavaş yol alıyorlardı... Beş gün sonra, 30 Kasım 1956 akşamı, radyo da, Kuba devriminin önemli karakterlerinden olan yoldaşları Frank País’in, Oriente bölgesinin en büyük kenti Santiago de Cuba’da gerçekleştirdiği karşılama eylemini duyup sevineceklerdi. Anlaşılan, karaya çıkışları ile ilgili hazırlıklar yapılmıştı. Kastro ile Pais arasında kararlaştırılmış olduğu gibi, Frank Pais ayaklanmayı başlatmıştı. Fakat onlar zamanında karaya ayakbasamayacaklardı...

 

Frank País’in hazırladığı birlik, ilk kez “26 Temmuz Hareketi” üniformaları içinde Santiago de Cuba’da bulunan merkezi polis istasyonuna, deniz üssüne, ve gümrük müdürlüğüne saldıracaktı. “26 Temmuz Hareketi” veya kısaca söylenişiyle M-26-7 isyancıları, deniz üssünü, daha doğrusu liman müdürlüğünü elegeçireceklerdi. Merkezi polis istasyonunu bütünüyle boşaltmayı başarmış olsalarda, takviye birliklerin gelişi sonucu polis istasyonundan püskürtüleceklerdi. Birbirleri ile bağlarını yitirmiş olmalarına karşın başarılı biçimde geri çekilebilecekler, silahlarını saklayacaklar, ve yeni bir saldırı için hazır konuma geleceklerdi. Fakat Gramma yatı halen karaya yanaşamamıştı.

 

Ertesi gün, 1 Aralık 1956 günü, yattakilerin suları, yiyecekleri, ve mazotları tükenecekti... Yönlerini umutsuzca Kuba’ya doğru tutmaya, ve Oriente bölgesinin en güneybatı ucundaki Cabo Cruz’un ışıklarını görmeye çalışmaktaydılar... Ertesi gün başlarken, gecenin saa 02:00 sularında, eski bir deniz teğmeni olan Roque, Cabo Cruz’un ışıklarını ilk gören kişi olacaktı...

 

Fidel Kastro’nun ve yoldaşlarının yatı Kuba kıyılarına yanaşırken, “26 Temmuz Hareketi”nden Cecilia Sánchez, onları, önceden kararlaştırılmış olan kıyıda, 50 adam, kamyonlar, jipler, gıda ve silahlarla beklemekteydi. Fakat işler yine ters gidecekti, ve Gramma 30 mil daha güneydeki çamurlu bir kıyıya, Las Coloradas köyünün yakınında bulunan çamurlu bir plaja yanaşmak zorunda kalacaktı.

 

Kuba’ya, Oriente bölgesi içindeki Las Coloradas köyünün yakınındaki plaja, çamurlu batak arazilerde ve nehir ağızlarında yetişen ve kökleri dışarıda duran mangrove adlı tropik ağaçların bulunduğu bataklık benzeri plaja, Belic olarak anılan yere, 2 Aralık Pazar günü ayakbasabileceklerdi. Artık gün doğmuştu, deniz tutmasının etkisi altındaydılar, ve görülmüşlerdi... Las Coloradas’dan bir odun kömürü imalatçısı, sabahın saat 02’sinde kalkıp, adeti olduğu üzere kömür için ağaç kesmek üzere bu plaja gelmişti...

 

Yukarıda da ifade edilmiş olduğu gibi, iki gün önce, 30 Kasım günü, Kuba’da kalmış olan yoldaşları Frank País, karşılama hazırlığı olarak ve düşmana hedef şaşırtmak için, zeytin yeşili askeri üniformalar giymiş ve “26 Temmuz Hareketi”nin ablemi olan kırmızı ve siyah kol bandları takmış 300 genç adamla Santiago de Cuba’da bulunan polis merkezini, Gümrük Müdürlüğü’nü, ve liman müdürlüğünü basmıştı... İleride, 11 Mart 1957 günü, sözkonusu eylemi nedeniyle Frank País yakalanıp tutklanacak ve 30 Temmuz 1957 günü, henüz 23 yaşında iken, polis şefi José Salas Cañizares tarafından öldürülecekti...

 

Aslında Santiago de Cuba yakınlarına çıkmaları bekleniyordu ama, yattaki yakıt sorunu, kötü hava koşulları, Kuba’da kalarak gizli eylem yürüten yoldaşları ile yaşadıkları iletişim sorunları, ve gecikmeleri sonucunda, -daha önce de ifade edilmiş olduğu gibi- ancak 2 Aralık Pazar günü, yine Oriente bölgesinde bulunan Las Coloradas yakınındaki plaja çıkabileceklerdi... Aslında, Frank País’in yönettiği gerilla grubu ile Kastro’nun grubunun kıyıda birleşmesi gerekiyordu ama, Gramma yatı ile gelenler iki gün gecikince, ve planlanan yere çıkamayınca, karada bekleyenler dağılmak zorunda kalmışlardı...

 

Gelenler, bir sınır muhafızı tarafından da görülmüşlerdi. Bu kişi, telgraf kanalıyla Batista ordusunu durumdan haberdar etmişti. Artık, Kuba ordusunun takibi altındaydılar... Ellerinde sadece taşınabilir gerekli nesneleri ile bir bataklığın içine düştükleri sırada, Batista’nın hava kuvvetlerinin, düşman uçaklarının saldırısına uğrayacaklardı... Uçaklar tarafında görülemeyecekleri arazi koşullarına ulaşıncaya dek yürüyüşlerini sürdüreceklerdi. Bataklığı geçinceye, ayaklarını sağlam toprağa basıncaya dek birkaç saatleri geçmişti, uçaklardan görülemeyecekleri biçimde çemberler çizerek geceleri yürümekteydiler. Günlerdir kronik bir açlığın, henüz kurtulamadıkları deniz tutmasının, ve ölümcül yorgunluğun pençesindeydiler...

 

Meksika’yı terketmelerinden tam on gün sonra, 5 Aralık 1956 günü, paradoksal biçimde, Alegria de Pio (Pio’nun Mutluluğu) adlı yere erişeceklerdi. Burası, Oriente bölgesi içindeki Cabo Cruz’a yakındı ve Sierra Maestra’dan uzak değildi... Karaya ayakbasmış oldukları 2 Aralık günü, Playa de las Colorados (las Colorados Plajı) denen yerde, birkaç tüfek ve ıslak mermiler dışında sahiboldukları herşeyi, hemen hemen tüm aygıtlarını yitirmişlerdi... Tıbbi malzemeleri tümüyle kaybolmuştu. Kalan malzemelerinin birçoğunu, içine düşmüş oldukları bataklıkta terketmek zorunda kalmışlardı...

 

Bu durumda, Alegria de Pio’da, bir Batista birliğinin saldırısına uğrayacaklardı. Burası, Sierra Maestra’ya pek uzak değildi... Che Guevara’da, Alegria de Pio’da saklandıkları yerde Batista birlikleri tarafından 5 Aralık 1956 günü keşfedildiklerini yazmaktadır. Ve yine O’da, karaya çıkmış oldukları Playa de las Colorados adlı yerde tüm malzemelerini yitirmiş olduklarını, ve bataklıkta sonu gelmeyen bir yürüyüş başlattıklarını anlatmaktadır... Yine Che Guevara, sözkonusu düşman saldırı altında, yaşamında ilk kez, bir tıp adamı olarak mı, yoksa devrimci bir asker olarak mı davranması gerektiği konusunda seçim yapmak zorunda kaldığını söylemektedir. Taşımak için, ya ilaç dolu kutuyu, ya da mermi kutusunu alacaktır. “Kimbilir belki ikisini birden taşıyabilirdim ama, mermi dolu kutuyu alıp taşımayı sececektim”, diye sözlerini sürdürmektedir Che Guevara.

 

Birçoğu öldürülecek veya tutsak alınacaktı ama, diğerleri Sierra Maestra’ya doğru kaçmayı başarabilecekti... Kesin sayı verilmemekle birlikte, değişik metinlerde, geriye 12- 20 arası gerillanın sağ olarak kalabildiği yazılmaktadır. Sağ kalanların arasında, Kastro kardeşlerle birlikte Che Guevara, Juan Almedia, Calixto Garcia, José Poche ve daha bir avuç gerilla bulunmaktaydı. Sonunda, yakınından geçtikleri Julio Lobo’ya ait şeker kamışı plantasyonlarından koparttıkları kamışları yol boyunca emerek açlıklarını ve susuzluklarını tatmin edebileceklerdi...

 

Ancak 18 Aralık günü, Sierra Maestra’nın eteklerindeki bir tepede, Purial’de, “Gramma” yolculuğundan geriye kalmış 10 kişi ile ilk gerilla birliğini yeniden örgütleyeceklerdi. Üç gün sonra, 21 Aralık günü, Che Guevara ve Juan Almeida, Purial’de diğerlerine katılacaklardı. Artık başkaldırı gücünün sayısı 12’ye erişmişti, ve sadece yedi silahları bulunmaktaydı. Ve Sierra Maestra dağlarının daha yükseklerine doğru yollarına devamedeceklerdi. Doğuya, Kuba’nın en yüksek tepesi olan Pico Turquino’ya doğru gitmekteydiler ve 24 Aralık 1956 günü sözkonusu tepede şu kişiler biraraya geleceklerdi. Fidel Kastro, Raúl Kastro, Che Guevara, Camilo Cienfuegos, Calixto Garcia, Juan Almeida, Calixto Morales, Faustino Pérez, Universo Sánchez, Efigenio Amejeiras, Ciro Redondo, ve Rene Rodriguez. Sağ kalmayı başarmış olan diğer on kişi, yakalanıp hapse atılmışlardı. Dağdakilerin kişi başına sadece on mermileri vardı...

 

Kastro, diğerlerine moral veren bir konuşma yapacak, ve “halihazırda savaşı kazanmış olduklarını”, bildirecekti... Aynı gün, onların  Pico Turquino’ya ulaşmış oldukları 24 Aralık 1956 günü, “26 Temmuz Hareketi”nin bazı önderleri, dağdakilere nasıl yardım edebilecekleri konusunu tartışmak üzere Santiago de Cuba’da gizlice toplantı yapmaktaydılar...

 

Kastro ve Che Guevara tarafından dağdaki ilk askeri operasyonun gerçekleşmesinden bir gün önce, 2 Ocak 1957 günü, Santiago’da bir evde, aralarında 14 yaşındaki William Soler’in de bulunduğu dört gencin işkence görmüş cesetleri bulunmuştu. Bu çocukları sorgulayıp öldürenin Batista polisi olduğu belliydi; ve iki gün sonra, 4 Ocak günü, aralarında William Soler’in annesinin de bulunduğu siyahlar giyinmiş 500 kadın, “Oğullarımızı katletmeyi durdurun” pankartları ile sessiz bir yürüyüş gerçekleştirecekti... Batista polisinin bu tip işleri, zaman içinde gerçekleşecek daha yüzlerce cinayeti, ve gerillaların halka yönelik tek bir suç bile işlememeleri, süreç içinde insanları Batista’dan uzaklaştırarak isyancıların saflarına yaklaştıracaktı...

 

İlerici üniversite öğrencileri dağda olanların en yakın bağlaşıkları idiler, ve öğrenci önderlerinden José Echeverría, 13 Mart 1957 günü, küçük bir grupla, Havana’da bulunan bir radyo istasyonunu işgaledecekti. İşgali bitirip üniversiteye dönerken, vurularak öldürülecekti. Sözkonusu radyo işgali gerçekleştiği sırada, aynı zamanda, bir diğer grup öğrenci, başkanlık sarayına saldıracaktı. Çatışmada, 35 isyancı ve 5 saray muhafızı yaşamlarını yitireceklerdi... Daha sonra, 13 Mart tarihli saldırıya, başkanlık sarayına gerçekleşmiş olan saldırıya katılıp sağ kalmış olan dört öğrenci lideri, Batista’nın emri ile, Polis Yüzbaşısı Estaban Ventura tarafından, 20 Nisan 1957 günü, vurulup öldürüleceklerdi. Bu olay, “7 Humboldt Caddesi katliamı” olarak anılacaktı...

 

Daha önce, 23 yaşındaki ihtilalci Frank País’in, 11 Mart 1957 günü tutuklanıp, 30 Temmuz 1957 günü, polis şefi Albay José Salas Cañizares tarafından öldürüldüğünü yazmıştım... Ertesi gün, 31 Temmuz 1957 günü, Oriente bölgesinin en önemli kenti, tarım ve madencilik merkezi Santiago de Cuba’da, 60 bin kişilik bir kitle Frank País’in yargısız infasızı protesto için gösteri yapacaktı. Kitle, polisin kontrol edebileceğinden çok büyüktü, ve üç gün boyunca kentte yaşam duracaktı...

 

Nüfusu ancak 1990 yılında 504 bini bulan, ve 1957’de nüfusu muhtemelen 250- 300 bin civarında olan bir kentte 60 bin kişinin gösterisi demek, yaklaşık tüm yetişkinlerin yarıdan fazlasının alana çıkması anlamına gelmekteydi. Bu, gerçekten de o yılların yaklaşık 6 milyon nüfuslu Kuba’sının ve Santiago’nun ölçüleri ile olağanüstü büyük bir gösteriydi. Gösteri, halkın Batista’ya ve Batista polisine duymaya başladığu nefreti yansıttığı kadar, ihtilalcilerin, Kastro ve yoldaşlarının halk arasındaki desteklerinin de bir göstergesi olmaktaydı...  

 

Artık, dağdaki ilk 15 kişi, önce göreceli ufak askeri birliklere, ardından daha büyük birliklere, ve sonra stratejik önemde küçük yerleşim merkezlerine ve sırasıyla daha büyük merkezlere doğru askeri saldırılarını çoktan başlatmışlardı. Belki başlangıçta dağdaki sayıları çok azdı ama, Batista rejimine yönelik toplumsal tepki çok büyüktü ve halk arasındaki yandaşları çok fazla idi. İleride Kastro, Frei Betto ile yapacağı söyleşide, halkın yüzde 90’ını aşkınının desteğini almayı başararak devrimi gerçekleştirmiş olduklarını söyleyecekti... Dağdakilerin sayıları hızla artacaktı...

 

19 b- Sierra Maestra’dan yayılan devrimci yürüyüş, Amerikan basınının yoğun ilgisi, silahlı mücadelenin dönüm noktası, El Cubano Libre, Radio Rebelde, ve 45 örgütün destek bildirisi

 

Gruba hekim olarak katılmış olan Guevara, artık eline silah almıştı... Bir köylüden, korumasız bir askeri tesis olduğu haberini alacaklardı. Tepeleri ve cangıl ormanı aşarak 3 gün süren bir yürüyüşün ardından, askeri tesisin orduğu yere ulaşacaklardı. Che Guevara’nın görevi, emrindeki beş kişi ile askeri tesisi bekleyen üç nöbetçiyi sessizce halletmekti. O, gecenin karanlığından yararlanarak bu görevini başaracaktı, ve 3 Ocak 1957 günü saat 21:56’da sözkonusu birliği elegeçireceklerdi. Silahlanmalarını bu şekilde gerçekleştiriyorlardı, ve sayıları yavaş ta olsa artıyordu...

 

İsyancılar, 17 Ocak günü (Terence Cannon’a göre, 14 Ocak 1957 günü), La Plata Nehri’nin aktığı tepeye konumlanmış küçük bir askeri garnizona başarılı bir baskın gerçekleştirecekler, ve 23 değerli ordu silahı elde edeceklerdi... Dört gün sonra, 21 Ocak günü, Teğmen Angel Sánhes Mosquera komutasında elit bir Batista birliği, Sierra Maestra’da peşlerine düşecekti. Ardından, Binbaşı Joaquín Casillas komutasında daha büyük bir birlik peşlerine takılacaktı... Artık ciddiye alınmaya başlanmışlardı anlaşılan. Ve onlar, Kastro ve yoldaşları, askeri birliklere yönelik başarılı baskınlarını, 22 Ocak ve 9 Şubat 1957 günleri sürdüreceklerdi... Kastro, bölgenin köylülerinden destek alarak direnişlerini sürdürebileceklerinin bilincinde idi. Başkaldırı ordusu kurtarılmış bir bölge yaratabilmeliydi...

 

Artık, Kastro ve yoldaşlarının ünleri Küba’nın sınırlarını aşmıştı... New York Times gazetecisi Herbert Matthews, Kastro ve diğer gerillalarla röpörtaj yapabilmek için, 17 Şubat 1957 günü Sierra Maestra’ya tırmanacaktı... Yine Amerikalı gazeteci Robert Taber, 23 Nisan 1957 günü, Sierra Maestra’da Kastro ile bir röportaj yapacaktı, ve bu görüşme gazeteci tarafından filme alınacaktı. Sözkonusu film, aynı yılın Mayıs ayında CBC-TV’de gösterilecekti... O yılların ABD basınında Kastro’ya karşı bir sempati gelişmişti. Aynı sempatinin Hollywood’da, sinema endüstrisinde çalışan sanatçılar arasında çok daha yoğun biçimde gelişmiş olduğunu söyleyebiliriz...

 

ABD’nin Havana elçisi Arthur Gardner, 14 Mayıs 1957 günü, makamını yeni elçi Earl Smith’e terkedecekti. Bu durum, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Kuba’da yaşananlardan rahatsız olmaya başladığının göstergelerinden birisi idi...

 

Dağdakilere lojistik destek sağlayan, silah ve cephane ikmali yapan, kentlerde propoganda ve örgütlenme faaliyetlerini yürüten illegal “26 Temmuz Hareketi”, 18 Mayıs 1957 günü Santiago’dan, Sierra Maestra’ya, Kastro ve yoldaşlarına, iki düzineden fazla otomatik silah ile birlikte 6 bin atışlık mermi yollayacaktı. Ve ilk büyük çatışma, bu önemli silah partisinin gelmesinden on gün sonra, 28 Mayıs 1957 günü El Uvero garnizonuna yönelik baskın sırasında gerçekleşecekti...

 

El Uvero garnizonu Kuba ordusunun önemli bir parçasıydı. Sierra Maestra’nın güney bölgesine düşen küçük bir kasabada bulunmaktaydı. Sözkonusu garnizon, Sierra Maestra’nın güneyindeki dar bir kıyı şeridini denetim altında tutmaktaydı. Ve iki buçuk saat sürecek olan savaşı, isyancı güçler kazanacaklardı... Gerilla hareketinde bir dönüm noktası sayılabilecek bu savaş için Che Guevara, sonradan şunları yazacaktı: “Bu zafer bizler için, gerilla hareketimizin yetkinleşmiş olduğunun, önemli bir olgunluğa erişmiş olduğunun göstergesi olacaktı. Bu andan itibaren artık, kararlılığımız, ve zafere yönelik umudumuz yükselecekti. Bundan sonra gelen aylar bizler için zorlu bir sınav niteliğindeydi, ve düşmanı nasıl yaralayabileceğimizin gizli anahtarını elegeçirmiştik.”

 

Artık savaşın ilk aşaması tamamlanmıştı, yeni daha üst bir aşamaya geçilmişti. El Uvero baskınının ABD yönetimi üzerinde de etkili olduğu anlaşılmaltaydı... ABD yönetimi henüz Kastro konusunda kesin bir kararlılık taşıyor olmasa da, ve Batista hükümetini desteklemeyi sürdürüyor olsa da, yaşanmakta olanlardan kafası biraz karışmıştı. Sözkonusu savaş, Batista hükümeti üzerinde negatif bir etki yaratırken, ABD’yi de Kuba politikası üzerinde yeniden düşünmeye sevkedecekti... Artık öncelikle Batista yönetiminin, ve daha az da olsa ABD’nin, yaşanmakta olanlardan ürkmüş oldukları anlaşılmaktaydı... United Press International (UPI), 4 Haziran 1957 günü, ABD’de eğitim görmüş ve Amerikan silahları ile donatılmış 800 kişilik bir Kuba birliğinin, isyancı güçlerle savaşmak üzere Sierra Maestra’ya yollanmış olduğu haberini geçecekti.

 

Aralarında gerçekleştirdikleri günler alan bir tartışmanın ardından, 12 Temmuz 1957 günü, Kastro kardeşlerin ve Felipe Pazos’un imzalarını taşıyan, büyük kısmı Fidel Kastro tarafından kaleme alınmış olan, ve Sierra Maestra’daki ihtilalcilerin görüşlerini yansıtan bir bildiri yayınlanacaktı. Bildiride, tüm Kubalılara, “rejimin baskılarını, şiddetini, bireyselliğini, ve polisin suçlarını sonlandırmak amacıyla, kentsel medeni yaşam içinde ihtilalci bir cephe oluşturma” çağrısı yapılmaktaydı. Anlaşılan Kastro ve yoldaşları, artık mücadelelerini Sierra Maestra’nın dışına yayabilecek, kır ve kentin direnişini koordine edebilecek güce erişmiş oldukları kanısındaydılar.

 

Artan sayıları ile koşut olarak yeni bir askeri örgütlenmeyi başlatmaktaydılar, ve 21 Temmuz 1957 günü Kastro, savaşçıları arasında ilk olarak Che Guevara’yı onurlandıracaktı. O’nu İkinci İhtilal Ordusu Gücü’ne komutan tayinedecekti. Şüphesiz “ordu” derken bunu, nizami orduların güçleri çapında büyük bir ordu gibi algılamamak gerekir ama, yine de sayılarının çoğalmış olduğu, ve yavaş ta olsa aralarına yoksul köylülerden katılımların başladığı anlaşılmaktaydı...

 

Artık mücadele, halk yığınlarını da içine alarak keskinleşmeye başlamıştı. Frank País’in 30 Temmuz 1957 günü polis şefi Albay José Salas Cañizares tarafından yargısız biçimde infaz edilmesinin hemen ardından Santiago de Cuba’da gerçekleşecek olan 60 bin kişilik gösterinin üzerinden iki hafta kadar geçtikten sonra, 15 Ağustos 1957 günü, Batista polisi saldırıya geçecek, toplu tutuklamalar başlatacaktı. Adları uzun bir liste oluşturacak olan tutukluların çoğunluğu, çok genç insanlardı...

 

Tutuklamalardan beş gün sonra, Las Cuevas bölgesinde, Palma Mocha’da, Fidel Kastro tarafından yönetilen ihtilalci ordu, Batista güçlerine karşı önemli bir zafer kazanacaktı. İhtilalci güçlerin bu başarısının hemen ardından, 5 Eylül 1957 günü, ihtilalci önderlerden, ve  “26 Temmuz Hareketi”nin üyelerinden Camilo Cienfuegos’un yönetimindeki güçler, Kırsal Muhafızların (Köy Korucuları’nın) garnizonlarına ve aynızamanda Deniz Polisi’nin merkezine başarılı baskınlar gerçekleştireceklerdi... Artık Kuba toplumu, Batista rejimi mi, yoksa Kastro’nun devrimci eylemi mi, seçimini yapmakla karşı karşıya kalmıştı. Olaylar ara bir yol bırakmayacak kadar gelişmişlerdi, ve Kuba halkının ezici çoğunluğunun yüreği Sierra Maestra’dan yanaydı... Kentlerde yeretmiş devrimci bir örgütlenme olmadan dağdakilerin savaşı sürdürmeleri olanaksızdı, ve bu örgütlenmenin temelleri, 30 Temmuz 1957 günü öldürülmüş olan Frank Pais tarafından atılmıştı...

 

Hükümet güçlerinden bir dağ birliği kalıntısı 1957 Eylül ayı başında Sierra Maestra’dan sökülüp atılırken, Kuba silahlı kuvvetleri içinde varolan bir gizli komplo planı da açığa çıkacaktı. Kuba’nın tam ortasının biraz batısında bulunan Las Villas bölgesinin güneyindeki, Escambray Dağları’nın birkaç mil ötesindeki, Havana’nın yaklaşık 250 kilometre güneydoğusunda ve Kuba’nın güney kıyısındaki Cienfuegos liman kentinde bir grup genç donanma subayının Batista’ya karşı komplo örgütlenmiş oldukları anlaşılacaktı. Komplocu grup, “saf/ katıksız/ temiz birileri” adıyla örgütlenmiş olan ve Havana’dan bir grup subay tarafından yönetilen daha büyük gizli bir silahlı kuvvetler örgütlenmesinin parçasıydı. Örgütlenmenin adının “saf/ katıksız/ temiz birileri” olması, Batista’nın suçlarına ortak olmamaları nedeniyle idi.

 

Havana, Santiago de Cuba, Cienfuegos ve daha bir dizi diğer kent ve kasaba da aynı anda birlikte başlaması planlanmış olan ayaklanma, anlaşılamayan bir nedenle ertelenmişti ama, bu erteleme kararı, Cienfuegos’da bulunan subaylara bildirilememişti. Sonuçta, “26 Temmuz Hareketi” gerillaları ile onları donanma içindeki müttefikleri, 5 Eylül 1957 günü birlikte harekete geçerek Cienfuegos kentindeki deniz polis merkezini, ulusal polis merkezini, ve Köy Korucuları garnizonunu çembere alacaklardı. Deniz polisinin büyük çoğunluğu ihtilalcilerin saflarına katılacaktı... Bir Kuba kentindeki ulusal polis merkezi, ilk kez çembere alınıp halkın eline geçmişti...

 

Ayaklanmanın ertelenmiş olduğundan habersiz isyancı deniz subayları, benzer ayaklanmaların ülke genelinde diğer kentlerde de olduğunu sanmaktaydılar. Kendilerini bastırmak üzere bir zırhlı birliğin kente, Cienfuegos’a yaklaşmakta olduğundan habersizdiler... Ertesi gün malesef, Cienfuegos’da, korkunç bir katliam yaşanacaktı. Las Villas bölgesinin “26 Temmuz Hareketi” komutanı Julio Camacho, daha sonra aynen şunları anlatacaktı: “Rejimin katil güçleri, yaralıları hastahanelerden çıkartıp katlettiler. Onları korumaya hekimlerin güçleri yetmedi.”

 

İlginçtir, aynı yılın (1957) Ekim ayında Türkiye-İstanbul’da gerçekleşen Dünya Tıp Birliği’nin (World Medical Association) kongresinde konuşan Kuba Tıp Birliği’nin eski başkanı Dr. Augusto Fernandez Conde, Batista’nın vahşetini, gaddarlığını açıkça sergileyip, Batista rejimini suçlayacaktı... Yine ilginçtir, Türkiye’yi yönetenler, Batista yönetimi ile ilgili gerçekleri bizzat Augusto Fernandez Conde’nin ağzından dinlemiş olmakla birlikte, “Soğuk Savaş” yılları boyunca, Kastro’nun Kubasını tanımıyacaklar, ihtilalin Kubası ile diplomatik ilişki içine girmeyeceklerdi... Washinton “vur” dese, Ankara öldürüyordu...

 

Aynı yılın (1957) 4 Kasım günü İsyan Ordusu’nun ilk yayın organı El Cubano Libre (Özgür Kubalı), Che Guevara tarafından Sierra Maestra’da basılacak, ve yayına başlayacaktı. Hemen kabul görecek olan El Cubano Libre, köylüler arasında bir haberleşme ağı oluşmasına yardımcı olacaktı...

 

Kısa süre sonra ABD tüm yardımları donduracak olsa da, Batista yönetimi yeni yıla, 1958’e, ABD’nin artan askeri yardımları ile girecekti. O yılın başında ABD yönetimi, Kuba diktatörüne 1 milyon dolar değerinde askeri yardım yapacaktı. Batista ordusunun tüm silahları, tankları, gemileri, uçakları, ve diğer askeri malzemeleri ABD’den gelmekteydi. Batista ordusu, üç askeri görev alanı için ABD’de eğitilmekteydi...

 

İhtilalciler artık “kurtarılmış bölge, kurtarılmış Kuba toprağı” yaratabilmişlerdi. José Martí’nin önderliğinde başlamış olan Bağımsızlık Savaşı’nın ateşlenmesinin 63ncü yıldönümü olan 24 Ocak 1958 günü, “kurtarılmış Kuba toprağı” üzerine kurulmuş olan Radyo Başkaldırı (Radio Rebelde) yayına başlayacaktı. Kuba halkı Radio Rebelde’den ilk olarak şu sözleri işitecekti: “Aquí Radio Rebelde! Transmitiendo desde la Sierra Maestra, en Territorio Libre de Cuba!” (“Konuşan, radyo Başkaldırıdır! Özgür Kuba Toprakları’ndan, Sierra Maestra’dan yayın yapıyoruz!”)

 

Ünlü Look magazinden dağa gelen bir gazeteci, Şubat 1958’de Kastro ile görüşecek ve O’na toplumun hangi kesimleri tarafından desteklenmekte olduklarını soracaktı. Kastro, tüm toplumsal sınıflardan destek aldıklarını anlatacaktı. Eylemlerinin orta sınıflardan güçlü destek aldığını ama, tüccarlar ve endüstriciler arasından, birçok zengin kişiden de destekçileri olduğunu söyleyecekti. Özellikle gençler, ve Kuba’da egemen gansterlikten yorgun işçiler tarafından da desteklendiklerini anlatacaktı.... Aslında, o günlerde adı Halkın Sosyalist Partisi olan Kuba Komünist Partisi, başlangıcında, silahlı kalkışmayı desteklememişti ama, devrime doğru onlar da ayaklanmaya katılacaklardı... Sözkonusu görüşmeden kısa süre sonra, 1 mart 1958 günü, Santiago de Cuba’nın kuzeyine düşen Sierra Cristal dağlarında ikinci cephe açılacaktı. Bu cephe için 67 savaşçıdan oluşturulan küçük birliğe, Raúl Kastro ve Juan Almeida birlikte komuta etmekteydiler...  

 

Artık aydınların ve halkın desteği, iğmesi artan bir hız ve yoğunlukla isyancılardan yana dönmekteydi. Halkın rüzgarı, isyan teknesinin yelkenlerini güçlü biçimde şişirmeye başlamıştı... Mart 1958’de, aralarında avukat, mimar, sosyal hizmet çalışanları, dişçi, elektrik mühendisleri, kamu müfettişleri, profösör ve veteriner odalarının (birliklerinin) bulunduğu 45 sivil kuruluş, “26 Temmuz Hareketi”ni desteklediklerini açıklayan bir bildiriyi imzalayacaklardı. Hatta, Havana’da bulunan Lyceum Lawn Tenis Kulübü bile isyancıları destekleyenler kervanına katılmıştı.

 

Artık yeni bir döneme girilmişti. Bu geçmişte olanlardan farklı idi. Devrimci önderlerin çoğunluğu orta sınıflardan, ve öğrencilerden oluşmaktaydı, ve ihtilalin başarısı için bunların yüzleri işçi sınıfına ve yoksul köylülere dönüktü. Kastro, şimdiye dek Kuba tarihinde görülmemiş bir halk desteği almaktaydı ama, ABD’nin Kuba elçisi Earl T. Smith, bu gerçeği görmemekte israrcı idi. Fakat yine de 45 örgüt tarafından imzalanmış olan destek bildirisi, Amerikalıların görüşlerini  etkileyecekti...

 

İhtilalci hareket genel grev çağrısı yapacaktı ama, 9 Nisan 1958 günü örgütlenen genel grev, zamanlama hatası ve diğer bazı yanlışlar nedeniyle başarısızlıkla sonuçlanacaktı. Bu durum, başkaldırı eylemi için geçici bir gerileme yaratacaktı. Bu hava içinde Batista, Mayıs 1958’de, Sierra Maestra’daki gerillalara yönelik yoğun bir saldırı kampanyası başlatacaktı. Sözkonusu kampanyaya, hava kuvvetleri ile desteklenen iyi silahlanmış 10 bin asker katılmaktaydı. Operasyona katılan hükümet kuvvetlerinin asker sayısı, gerillaların sayısından çok fazlaydı ama, Batista ordusu savaşma motivasyonunu büyük ölçüde yitirmişti... İhtilalcilerin uğramış oldukları geçici başarısızlık, kısa süre sonra çok daha büyük bir başarıya dönüşecekti...

 

19 c- Köylü meclisi, Jigüe Savaşı, devrime katılan askeri birlikler, zafere yaklaşırken Washington’un devrimi engelleme entrikası, William Douglas Pawley, ve Batista’nın kaçışı

 

Bazı hatalar nedeniyle genel grev sırasında yaşanan başarısızlığın hemen ardından Batista’nın 10 bin askerle başlatmış olduğu büyük saldırıya karşın, Başkaldırı Ordusu, 25 Mayıs 1958 günü Sierra Maestra’da, halktan 350 katılımcı ile bir köylü meclisi toplayacaktı. Köylülerden oluşan bu ilk meclisin tartıştığı konuların başında, bir tarım reformu yeralmaktaydı... Bu arada, Mayıs sonundan Ağustos ayının başlangıç günlerine dek, 76 gün sürecek olan yoğun bir savaş dönemi, saldırı ve savunma muharebeleri yaşanacaktı...

 

İsyancılar, Sierra Maestra dağlarında, Santo Domingo’da, saldırıya geçmiş olan Batista birliklerine karşı 29 Haziran 1958 günü ciddi bir zafer kazanıp çok sayıda esir ve askeri malzeme elegeçireceklerdi. Daha sonra esirleri serbest bırakacaklardı... Yaklaşık bir ay sonra, 11- 21 Temmuz 1958 tarihinde 10 gün ve gece süren Jigüe Savaşı devrimci mücadele için bir dönüm noktası olacaktı...

 

Hükümet kuvvetlerine ait 18nci Tabur, isyancı güçlere yakın bir mevzide, bir nehrin çatallaştığı araziye kamp kurmuştu. Bunu haber alan Kastro’ya bağlı güçler, sözkonusu taburu çembere alacaklardı. Hükümete bağlı taburun üst üste gerçekleştirdiği çemberi yarma çabaları boşa gidecekti. Batista’ya bağlı savaş uçaklarının isyancı mevzilerine açtığı makineli tüfek ateşi, attığı 500 pound (227 kilo) ağırlığındaki bombalar, ve hatta napalm bombaları, çemberin yarılmasına yardımcı olamayacaktı...

 

Aynı gün Fidel Kastro, sözkonusu çembere alınmış hükümete bağlı tabura kumanda eden Binbaşı José Quevedo’nun, Havana Üniversitesi’nden sınıf arkadaşı olduğunu öğrenecekti. Ve José Quevedo’ya yazdığı mektubu, tutsak alınmış askerlerden biriyle O’na yollayacaktı...

 

Mektubunda Kastro, “Quevedo’nun konumunu, çembere alınmış olan taburun komutanı olduğunu büyük bir acıyla öğrenmiş olduğunu,” yazıyordu. Yine Kastro, “O’nun, Akademi’yi hukuk derecesi ile bitirmiş onurlu bir subay olduğunu; ve mevcut adeletsiz koşullar içinde askerleri ile birlikte yaşamını feda etmeye hazır olduğunu bildiklerini,” sözlerine ekliyordu. José Quevedo’ya “vakur ve onurlu bir teslimiyet” isteminde bulunan Kastro, mektubuna şu sözlerle devamediyordu: “Anayurdunun düşmanları tarafından değil, bize karşı savaşan askerler dahil tüm Kübalıların refahı için mücadele eden içtenlikli (iki yüzlü olmayan) bir ihtilalci kişi tarafından çenbere alındın. Kuba için aynen senin istediğin şeyleri isteyen sınıf arkadaşın tarafından çembere alındın.”    

 

Çemberin yarılabileceğine halen inanmakta olan José Quevedo, Kasto’nun çağrısına olumsuz yanıt verecekti. Fakat, dört gün sonra isyancı ordu, deniz tarafından, gerilerinden çemberi daha da pekiştirince, hükümet taburu tam bir açmaza sürüklenecekti... Kesin zafer tarihinden bir gün önce, 20 Temmuz 1958 sabahı Kastro, saat 06:00’dan saat 10:00’a dek ateşkes ilanedecekti ve bu düşman güçleri tarafından da kabuledilecekti. Çembere alınmış olan José Quevedo’nun taburu çok zor durumdaydı; ve taburda yürüyebilecek halde olan askerler, isyancıların saflarına dek yaklaşıp, ekmek, su ve sigara istemeye başlayacaklardı.

 

İhtilalci askerler, yanlarına yaklaşan bu düşman güçlerden askerlere ateş açmayacaklar, ve gıdalarını onlarla paylaşacaklardı. Ekmek alan aç 18nci Tabur askerleri, sevinçli bir duyarlılıkla, heyecanla, gözyaşlarına boğulacaklardı. Diktatörlüğün devrimciler hakkında yapmakta olduğu yanıltıcı propogandanın tam tersi bir durumla karşılaşmış, gerçekleri görmüş olmak, onları heyecanlandırmıştı. Çembere alınmış olan José Quevedo komutasındaki tabur, ertesi gün, 21 Temmuz 1958 günü, komutanı ile birlikte teslim olacaktı.     

 

Yaşamış oldukları ve Fidel Kastro ile yapmış olduğu konuşma nedeniyle İsyancı Ordu’nun komuta merkezinden sonderece derinden etkilenmiş biçimde ayrılan José Quevedo, ihtilalci güçlerin safına katılacaktı. José Quevedo, sadece kendisi ihtilalci saflara katılmakla yetinmeyecek, o sırada isyancı güçlere karşı savaşmakta olan Batista ordusunun diğer askeri birliklerini de ikna ederek teslim olmalarını, veya ihtilalci saflara katılmalarını sağlayacaktı... Kastro komutasındaki İsyancı Ordu, artık Sierra Maestra’nın dışına taşıyor, Kuba’nın içlerine, kuzeybatıya, Havana’ya doğru yolunu açıyordu...

 

Jigüe Savaşı’nın sonuna doğru, 20 Temmuz 1958 günü, Sierra Maestra’dan yapılan Radio Rebelde yayınında, ABD’nin Batista’ya yardımlarını sonlandırabilecek geçici bir hükümetin kurulmasını sağlayabilmek amacıyla genel bir başkaldırı için çağrısı yapılacaktı. Propoganda ve çağrılarda ABD doğrudan hedef alınmıyordu, hedef tahtasının merkezine oturtulan Batista ve hükümeti idi... 

 

Süren muharebelerin 76ncı gününde, 18 Ağustos 1958 günü Kastro, Başkaldırı Ordusu’nun diktatörlük güçlerinin elit birliklerini, kremasını parçalayıp yendiğini duyuracaktı. Bu hertürlü moder silaha sahip, topçu ve hava kuvvetleri ateşi ile desteklenen profesyonel ordu, topçu birlikleri olmayan, ve geriden düzenli cephane desteği bulunmayan amatör Başkaldırı Ordusu tarafından yenilgiye uğratılmıştı... Batista ordusu, ölü ve yaralı bin kadar kayıp ve 400 esir vererek dağları terketmişti. Başkaldırı Ordusu’nun kaybı, sadece 27 ölü ve 50 yaralı idi. Tek bir isyancı bile karşı tarafa esir düşmemişti.

 

Başkaldırı Ordusu, 18 Eylül 1958 günü, Batista güçlerini Yara’da yenilgiye uğratacaktı. Yara, Sierra Maestra dağlarının dışında, dağlık bölgenin kuzeybatısındaki düzlüklerde, Canayaba Körfezi’ne yakın bir yol kavşağında idi...  

 

Kuba’nın ihtilalci kahramanlarından Carlos Manuel de Céspedes (1819- 74), sonderece kötü silahlanmış 147 savaşçısının başında, 10 Ekim 1868 günü, Oriente bölgesinde, Yara’da, Kuba’nın bağımsızlığını ilanetmişti. Daha önce anlatılmış olduğu gibi, bu olay tarihe, “Grito de Yara” (“Yara’nın Çığlığı”) olarak geçmişti. Ve şimdi, “Yara’nın Çığlığı”ndan 90 yıl kadar sonra yine Yara’da, Başkaldırı Ordusu zafer kazanıyordu...

 

Bir diğer önemli gelişme olarak ihtilalciler, 4 Eylül 1958 günü, kadın savaşçılardan oluşan Mariana Grajales Takımı’nı oluşturmuşlardı. Bağımsız savaşçı bir takım oluşturacak kadar kadın aralarına katılmıştı.Ve Yara zaferinin hemen ardından, 27- 28 Eylül 1958 günü, sözkonusu kadın savaşçılardan oluşan Mariana Grajales Takımı, yine Oriente bölgesinde yeralan Cerro Pelado’da konumlanmış Batista’ya bağlı askeri birliğe yönelik saldırıya katılacaktı. Ve 9 Ekim 1958 günü, Oriente bölgesinde askeri operasyonlar yapması amacıyla Delio Gómez Ochoa komutasında dördüncü bir cephe daha oluşturacaklardı.

 

Ertesi gün, 1868 bağımsızlık savaşının Yara’da başlayışının 90ncı yıldönümünde, 10 Ekim 1958 günü, Başkaldırı Ordusu, ilk tarım reformu yasasını ilanedecekti. Sierra Maestra yasalarının 3ncü maddesi olarak, kiracılık ve yarıcılık yapan çiftçilerin, ekip-biçtikleri topraklar üzerinde hak sahibi olduklarının altı çizilecekti. Ve sözkonusu yasa, kurtarılmış bölgede hemen uygulamaya konulacaktı...

 

Artık yoksul ve topraksız köylüler, artan sayılarla Başkaldırı Ordusu’nun saflarına katılmaya başlamışlardı... Başkaldırı Ordusu, 26-27 Ekim 1958 günleri, Güinía de Miranda’ya konumlanmış bir ordu garnizonunu elegeçirecekti. Ve hemen ardından, 2 Kasım günü, yine Oriente bölgesinde bulunan Alto Songo’daki askeri garnizon, Başkaldırı Ordusu’nun eline düşecekti... Oriente bölgesi garnizonları, ve kasabaları, tek tek Başkaldırı Ordusu’nun eline geçmekteydiler...

 

Daha önce de yazılmış olduğu gibi, Kuba’nın bağımsızlık savaşının zafere ulaşmasına iki ay kala başlamış olan İspanya-ABD savaşı ile bağlantılı olarak adı anılmış olan ABD’nin 26ncı başkanı (1901- 09) Theodore Roosevelt (Teddy Roosevelt, 1858- 1919), İspanya-ABD savaşı sırasında (1898) 1nci Süvari Birliği’ni organize etmiş ve bu birliğin başında Santiago de Cuba’ya girmişti. Üç yıldır zaten savaşmakta olan Kuba Bağımsızlık Ordusu’da aynı kente girmek isteyince, Theodore Roosevelt tarafından durdurulmuş, ülkenin asıl sahiplerinin bu kente girmesine izin verilmemişti...

 

Santiago de Cuba’nın bulunduğu Oriente bölgesinde ABD destekli Batista birlikleri ile Kuba Başkaldırı Ordusu arasındaki savaş tüm hızıyla sürerken, 31 Ekim 1958 günü, Washinton’daki Kuba Elçiliği’nde, Kuba Bağımsızlık Ordusu’nu Santiago de Cuba’ya sokmamış olan Theodore Roosevelt’in, askeri birliğinin başında Santiago de Cuba’ya girişinin 60ncı yıldönümü kutlanacaktı. Kutlamaya, Batista’nın Washington Elçisi ile birlikte ABD Dışişleri Bakanı (Secretary of State) John Foster Dulles ve Dulles’in eşi katılmışlardı... Sergilenen acıklı komedi, yoruma gerek bırakmayacak kadar ortalıktaydı ama, bu onların son tiyatroları olacaktı...

 

Halkın tüm desteğini hızla yitirmekte olan Batista, iktidarını meşru gösterebilmek amacıyla, ABD Başkanı Dwight (David) Eisenhower yönetiminin güvenini kazanarak ABD yardımlarının devamlılığını sağlayabilmek için, 3 Kasım 1958 günü sahte bir seçim örgütleyecekti. Eisenhower yönetimi, artık Batista’dan rahatsızdı, O’nun hakkında düş kırıklığına uğramıştı...

 

Başta Havana halkı olmak üzere Kuba halkı, kendisiyle alay eden bu sahte seçime gereken yanıtı verecekti. Havana halkının yüde 75’i aşkını, ve diğer bazı bölgelerle birlikte Santiago de Cuba halkının ise yüzde 98’i seçimleri boykot edecekti. Mevcut iktidarın kurtarılması amacıyla Batista tarafından örgütlenmiş adil olmayan hileli bir seçim bile, ihtilalcilerin halk arasında kazanmış oldukları sempatiyi yansıtmaktan, ve Batista’nın sonunu hızlandırmaktan başka bir işe yaramayacaktı. Sonuçta, ne bu seçim, ve ne de artık savaş motivasyonunu yitirmiş olan Batista ordusunun modern silahları, diktatörün iğmesi artan bir hızla düşüşünü engellemeye yetmeyecekti...

 

Bu gelişmenin ardından Sierra Maestra’da bulunan karargahını kapatacak olan Fidel Kastro, 300 kişilik bir ihtilalci birliğin başında ovalara inecek ve Santiago Operasyonu için hazırlığa başlayacaktı. Artık hedef, Oriente bölgesinin en büyük merkezi, ve kalbi olan Santiago de Cuba’yı elegeçirmekti... Diğer yandan gerilla ordusu, batıya, Havana’ya doğru harekete geçmişti...

 

Başkaldırı Ordusu, sözkonusu sahte seçimin ardından, 9 Aralık günü, Oriente bölgesinin kuzeyinde bulunan Baire’yi ve San Luis’i elegeçirecekti... Küçük bir kasaba olan Baire, Sierra Maestra’nın kuzeybatısındaki düzlüklerde ve bir yol kavşağının üzerine kuruludur. Baire, kuzeybatı da çok daha büyük bir merkez ve daha yoğun bir kavşak noktasındaki Jiguani’ye, ve buradan da yine daha da kuzeybatı da yolların kesiştiği yerde büyük bir kent merkezi olan Bayamo’ya uzanan yolu tutmaktadır... Baire’den çok daha büyük bir yerleşim merkezi olan San Luis ise, Baire’nin doğusunda, Santiago de Cuba’nın tam kuzeyinde, Sierra Maestra’nın kuzeyinde kalan düzlüklerde kuruludur. Ve ayrıca San Luis’de yol kavşağına yerleşmiş bir merkezdir...

 

Diğer yandan, Raúl Kastro’ya bağlı birlik, Oriente bölgesinin kuzeyindeki Sierra Cristal’de bir çember çizerek kuzey kıyısındaki kasabaları ve garnizonları elegeçirip, güneye doğru dönerek Santiago de Cuba’ya doğru yaklaşmaktaydı...

 

Haritadan bakılınca anlaşıldığı kadarıyla, Kastro güçleri, zengin Oriente bölgesini, ülkenin diğer büyük bölümünden, batı ve kuzeybatı yönünde kalan çok daha geniş coğrafyadan izole etmekteydiler. Batıya, ve kuzeybatıya, Havana yönüne doğru açılan yolları kontrol altına alarak zafere doğru ilerlemekteydiler... Onlar, halk yığınlarının sempatisini kazanmaya yarıyacak doğru politik mücadeleden anladıkları kadar, bir sınıf politikası temeli üzerinde politikanın zor kullanılarak yürütülmesi olan savaştan, askeri stratejinin ve taktiklerin kurallarından da anladıklarını göstermekteydiler...   

 

Kastro güçleri Baire’ye ve San Luis’e girerlerken, 9 Aralık 1958 günü, William Douglas Pawley, Kuba diktatörü Batista ile 3 saat süren bir görüşme yapıp, ondan çekilmesini, kendisini emekliye ayırarak Florida’da, Dayton Beach’de olan lüks villasına yerleşmesini isteyecekti. Cumhuriyetçi Parti üyesi ve Başkan Eisenhower ile CIA direktörü Allen Welsh Dulles’in çok yakın dostu olan Pawley, Kastro’yu durdurabilmek amacıyla, görünüşte “hem Batista ve hem de Kastro karşıtı ılımlı” askeri bir darbe örgütleyerek ABD yanlısı rejime yeni bir kan aşılamayı, böyle muvazaalı (danışıklı) bir iktidar değişikliği ile halkın Kastro’dan yana dönmüş olan desteğini kesmeyi hesaplamaktaydı. Şüphesiz bundan asıl amaç, Kubadaki ABD yararlarını garanti altına alabilmekti.

 

Amerikalılar, Kastro’nun komünist olup olmadığı konusunda kesin bir karara varmamış olsalarda, “eşşeği sağlam kazığa bağlamaya” çalışmaktaydılar... Fakat, derin bir megolomani içine sürüklenmiş olan Batista’nın gururu, iktidarı muvazaalı (danışıklı) bir darbe ile terketme planını reddetmesine neden olacaktı. Sonuçta bu plan uygulanamayacaktı... Yukarıda adı geçmiş olan ABD’nin Kuba elçisi Earl E. T. Smith, ileride Senato Komitesi karşısında konuşurken, “Batista’nın görevi terketmesinin Kuba’nın ve dünyanın genel yararları açısından en mükemmeli olacağına inanmıştım.”, diyecekti. Şüphesiz O, “dünyanın genel yararları” derken, ABD’yi, ABD’nin yararlarını kastetmekteydi... (not: William Douglas Pawley’in gerçek kimliği)

 

Che Guevara’nın emrindeki askeri birlik, 15- 18 Aralık 1958 günleri, daha önce zaptedilmiş olan yerlerin çok daha kuzeybatısında, Kubanın tam ortasında bulunan Fomento’yu elegeçirecekti. Artık Havana’ya en çok 400 kilometre kadar bir yolları kalmıştı... Ve 19 Aralık günü, sırasıyla -yukarıda adı geçmiş olan- Jiguani, Caimanera, ve Majajigua, Başkaldırı Ordusu’nun eline düşeceklerdi. Batista güçleri tam anlamıyla moral çöküntü içindeydiler, kasabalar ve kentler artan sayılarla üst üste düşerlerken, ihtilalci güçlerin Havana’ya ilerleyişleri de zaman içinde artan bir hızla sürmekteydi.

 

Aynı yılın Aralık ayının 22nci ve 25nci günleri, Guayos; Cabaiguán; Placetas; Manicaragua; Cumanayagua; Camarones; Cruces; Lajas; kuş uçuşu Guantanamo’nun birkaç yüz kilometre kuzeyinde, üç ayrı istikametten gelen yolların kesiştiği yerde ve ülkenin kuzeydoğu kıyısında kurulu Sagua de Tánamo; çok daha kuzeybatı da ve ülkenin doğu kıyısında oldukça büyük bir liman kenti olan üç yolun kesişme noktası Puarto Padre; ve Sancti Spiritus, ihtilalci güçlerin eline geçecekti. Daha önce, 9 Aralık günü devrimci güçlerin eline geçmiş olan San Luis’in batısında, dört ayrı istikametten gelen yolların ve ayrıca Santiago de Cuba’ya giden ana yolun üzerinde olan Palma Soriano, ve ayrıca Remedios, ve Caibarién, 27- 28 Aralık günleri ihtilalci güçler tarafından alınacaklardı.

 

Santiago de Cuba’nın kuzeybatısında, Santiago de Cuba’ya ulaşan anayol üzerinde kurulu son büyük kasaba olan Palma Soriano’da, Fidel Kastro, Raúl Kastro, ve Juan Almeida tarafından komuta edilen birlikler birleşmişlerdi. Artık zengin Oriente bölgesi bütünüyle Başkaldırı Ordusu’nun eline geçmiş demekti, ve Santiago de Cuba’da devrimcilerin ellerine düşmüş sayılabilirdi...  

 

Santiago de Cuba’ya ulaşan ana yolun üzerindeki Palma Soriano’nun 27 Aralık 1958 günü Başkaldırı Ordusu’nun eline geçmesi üzerine, 28 Aralık günü, Oriente bölgesinde bulunan Batista ordusunun kumandanı General Eulogio Cantillo, Santiago de Cuba yakınındaki bir şeker değirmeninde, Fidel Kastro’yu dostca ziyaret edecekti.

 

Kastro, bir helikopter ile gelmiş olan General Cantillo’ya, işbirliği için üç şart koşacaktı: 1) Batista tutuklanmalı idi. 2) Cantillo, ve diğer ordu generalleri, ABD’nin Kuba elçisi ile herhangi bir görüşme yapmamalıydı. 3) Başkaldırı Ordusu’nu geriden vuracak herhangi bir darbe içinde olunmamalıydı. 

 

General Cantillo, Kastro’nun ileri sürmüş olduğu bu şartlara uyacağını 31 Aralık günü saat 03’de bildirecekti ve O’na bağlı birlikler Başkaldırı Ordusu’na katılacaklardı. Ve Moncado garnizonu Başkaldırı Ordusu’na teslim olacaktı. Bu, Santiago de Cuba’nın ihtilalci güçlerin eline geçmesi anlamına geliyordu...  

 

Vermiş olduğu söze karşın General Cantillo, Santiago de Cuba’ya değil, Havana’ya giderek Batista ve ABD elçisi ile görüşüp durum muhakemesi yapacaktı. Batista’nın ülkeden kaçması konusunda fikir birliğine varacaklardı. Ve Başkaldırı Ordusu’nu dikkate almadan askeri bir hükümet kurmayı kararlaştıracaklardı. Fakat şühesiz, Batista’nın ülkeden kaçışı dışında, diğer ahmakça planlar yaşama geçemiyecekti. Artık Kuba tarihinde bir dönem tamamen kapanmak üzereydi...

 

Jiguani yakınındaki Baire’de, 26 Aralık 1958 günü, Alan Robert Nye adlı ABD doğumlu biri, aniden ve öldürme kastı ile Kastro’ya saldırırken etkisiz hale getirilip tutuklanacaktı. Kastro, bundan sonra da, yaşamı boyunca birçok suikast girişimini atlatmayı başaracaktı...

 

General Cantillo ile Kastro arasındaki görüşmenin gerçekleşmiş olduğu 28 Aralık günü, Che Guevara’nın emrindeki güçler, Kuba’nın tam ortasından biraz daha kuzeybatıda ve altı ayrı istikanetten gelen yolların buluştuğu yerde, ve yine Havana’ya giden anayolun üzerinde kurulu Santa Clara’yı, Kuba’nın en büyük kentlerinden birisini elegeçirecekti. Artık Havana’ya daha da yaklaşmışlardı. Aslında bu, son tayinedici zaferdi... Santa Clara ile birlikte 2.900 Batista askeri de tutsak alınacaktı. Anlaşılan artık onlar, Batista için savaşmak istemiyorlardı...

 

Milyonlarca dolar değerindeki Amerikan silahı, piyade tüfekleri, hafif ve ağır makineli tüfekler, bazokalar (roket atarlar) ve bunların cephaneleri, 408 askerle birlikte, cift kat zırhı olan 22 vagonlu bir trene 24 Aralık 1958 günü Havana’da yüklenip, en güneydoğudaki Oriente bölgesine, Santiago de Cuba kentine doğru yola çıkartılmıştı. Cepheye ulaştırılmaya çalışılan bu silahlar, Batista’nın son umudu idiler. Yüklemeyi yapan general, Havana’nın bir demiryolu istasyonunda trenin kumandasını bir yüzbaşıya devredip, Biltmore Yacht Club’e bağlı yatına atlayacak, ve karşıya, ABD’ye, Miami’ye doğru yola çıkacaktı...

 

Başkaldırı Ordusu’nun Havana’da bulunan gizli ajanları, trenin gelmekte olduğunu Che Guevara’ya duyurmuşlardı... Che Guevara önderliğindeki isyancılar, 28 Aralık günü Santa Klara’ya girerlerken, silah ve cephane yüklü sözkonusu tren de aynı kente ulaşmıştı. Trenin gidiş istikametindeki raylar sabote edilmişlerdi. Trenin geriye gitmesini, kente bulunan askeri garnizona yaklaşarak güvenliğini sağlamasını engellemek için, Che Guevara emrindeki askerler, dönüş yolu üzerindeki rayları da, hemen orada eleğeçirdikleri bir iş aleti ile bozmuşlardı. Böylece, silah yüklü 22 zırhlı vagon, içindeki 408 askerle birlikte, kentteki askeri garnizondan uzakta tek başına kalmıştı. Che Guevara’nın emrinde sadece 300 asker vardı...

 

Che Guevara, emrindeki askerleri küçük gruplara ayırmıştı. Bu gruplardan birkısmı, kentteki askeri garnizona ve diğer önemli merkezlere saldırırlarken, Che Guevara, 23 askerle birlik treni kuşatacaktı. Şüphesiz bu çok az bir sayı idi ama, trendekiler, Batista askerleri, onların kaç kişi olduklarını bilmiyorlardı... Kentte tam bir kaos durumu egemendi. Batista ordusu’nun zırhlı araçları, tankları üzerine balkonlardan molotov kokteylleri yağıyordu. Savaşanlar neredeyse iç içe geçmişlerdi, ve bu nedenle isyancılar ile kendi güçlerini ayıramayan Batista ordusuna bağlı uçaklar ve toplar bombardıman yapamıyorlardı...

 

Silah ve cephane yüklü trene kurşun işlemiyordu... Che Guevara, askerlerini, sanki gerçek bir kuşatma varmış gibi, tüm vagonların çevresine yaymıştı. Che Guevara onlara, vagonlara sürekli molotov kokteyli atmalarını emretmişti. Vagonların dışındaki kesintisiz yanmalar, içerideki ısıyı arttırıyor, dayanılmaz hale getiriyordu... Che Guevara blöf yapacaktı... O, trendekilere, “tamamen sarılmış olduklarını, düşünmeleri için onlara sadece 15 dakika tanıdığını, teslim olurlarsa hiçbirine dokunulmayacağını, aksi takdirde savaşın süreceğini”, elindeki megafon ile duyuracaktı...

 

Trendekiler Che Guevara’nın emrinde sadece 23 asker olduğunu bilmiyorlardı, ve gözlerinde onun gücünü abartmışlardı... Yaklaşık on dakika sonra trenin komutanı teslim olduklarını bildirecekti. Böylece, sadece birbuçuk saat kadar süren bir çatışmanın ardından, trende bulunan 408 Batista askeri, Che Guevara’ya ve emrindeki 23 askere teslim olacaklardı. Her iki taraftan da tek bir kişi bile ölmemişti... İçindeki tüm silahlarla birlikte tren Che Guevara’nın eline geçerken, Santa Clara’da Başkaldırı Ordusu’nun eline düşecekti... Günümüzde bu trene ait bazı vagonlar, ve yine trende elegeçirişmiş olan bazı silahlar, ve ayrıca trenin arkadan yolunu kesmiş olan iş aleti, olayın yaşanmış olduğu yerde teşhir edilmekte, müze olarak kullanılmaktadır...

 

Silah ve cephane yüklü trenin Başkaldırı Ordusu’nun eline geçmesi ve Santa Klara’nın düşmesi, Batista’nın son umutlarını da yıkacaktı. Bu olaydan sonra O, kaçmaya kesin karar verecekti... Havana’nın ihtilalcilerin eline düşmesine ramak kalmıştı, ve Batista’ya yardımlarını durdurmuş olan Washington, süreci seyretmekle yetiniyordu...

 

General Batista, artık eski Cumhurbaşkanı konumuna sürüklenmiş olan Batista, Yeni yıla girilirken, geceyarısının soğuğunda, üzerinde beyaz kostümü ile, kalkışa hazır bekleyen özel uçağının önünde, -28 Aralık günü Kastro ile buluşup Batista’nın tutuklanması için söz vermiş olan- General Cantillo ile vedalaşarak son kez kadeh kaldırmaktaydı. Biraz önce anlatmış olduğum gibi, General Cantillo, Kastro ile yapmış olduğu görüşmenin hemen ardından, Kastro’ya vermiş olduğu sözün tam tersini gerçekleştirerek Havana’ya uçmuş, Batista ve ABD elçisi ile buluşmuştu. Aldıkları karara göre Batista kaçacak, geride kalan generaller de hemen askeri bir hükümet kurarak duruma egemen olacaklardı... Sözkonusu karara uygun olarak Batista bir kısım yakını ve milyon dolarları ile havalanırken, General Cantillo’da yeni askeri hükümet için harekete geçecekti...

 

Fidel Kastro, sabah saat 08’de, Batista generallerinin Havana’da yeni askeri bir hükümet kurmak için harekete geçtiklerini duyacaktı. Santiago de Cuba’da sözkonusu haber duyulur duyulmaz, Radio Rebelde, “Dikkat! Çok önemli! Dr. Fidel Castro, Kuba ihtilalinin önderi, çok önemli bir duyuru yapmak üzere Radio Rebelde’nin mikrofonlarına geliyor.”, diye yayına başlayacaktı.

 

Fidel Kastro konuşmasına, “Başkaldırı Ordusu’nun kumandanlarına ve halka buyruk”, cümlesiyle sözlerine başlayacaktı. Ardından O, sözlerini şu cümlelerle sürdürecekti: “Havana’da durumun önemini kavramayan haberler geliyor. Birliklerimiz hiçbiryerde ateşkes yapmamışlardır, ve bunun için bir neden yoktur. Tüm savaş cephelerinde birliklerimiz düşmana karşı operasyonlarını sürdürmektedirler. Son birkaç haftada kazanılan ezici zaferlerimiz neticesinde diktatörlük parçalanıp kırıntılarına ayrılmıştır. Fakat bu durum ihtilalin zafer alayını tamamlamış olması anlamına gelmemektedir. İhtilale, evet! Askeri darbeye, hayır!”

 

Sözkonusu radyo konuşmasının ardından 1 Ocak 1959 günü Kastro, Santiago de Cuba’da yaptığı zafer konuşması sırasında şunları söyleyecekti: “Bu kez ihtilal hedeflerinden uzaklaşmayacaktır! Bu kez Kuba’nın talihi gülecek, devrimimiz doğru amaçlarına başarıyla ulaşacaktır. Daha önce, 1898’de olduğu gibi, Amerikalılar gelip kendilerini ülkemizin patronu yapamayacaklardır.”  

 

Biliyorsunuz, daha önceki bölümlerde, Küba’nın İspanya’dan bağımsızlık mücadelesini anlatırken, tam Kuba halkının özgürlüğüne kavuşma aşamasında çıkan İspanya-ABD savaşı sonucu, Kuba’ya giren ABD güçlerinin (1898), ihtilalcilerin mücadelelerinden de yararlanarak kolay bir başarı kazanmış olduklarını, yazmıştım. ABD güçleri, zaferlerinin ardından Kuba’da bir askeri diktatörlük kurup ülkeyi 1902 yılına dek işgal etmişler ve bundan sonra da Kuba anayasasına yerleştirmiş oldukları müdahale hakkı ile ilgili bir maddeye dayanarak bu ülkeye askerlerini defalarca sokmuşlardı. Amerikalılar Kuba’yı, İspanya’nın yapabilmiş olduğundan kat kat güçlü biçimde ekonomik ve politik olarak kendilerine bağımlı bir sömürge haline getirmişlerdi...Sözkonusu devrim sonrası konuşmasında Kastro, artık bu geçmişte yaşanmış olanların tekrarlanmayacağının sözünü vermekteydi...

 

Ardından Kastro, devrimin henüz gerçekleşmemiş olduğu bölgelerde genel grev ilanedecekti. Bu kez Kuba Komünist Partisi (ozamanki adıyla, Halkın Sosyalist Partisi), ve “26 Temmuz Hareketi”nin işçi örgütlenmesi, genel grevi birlikte örgütleyeceklerdi...

 

Kastro’nun emri ile Che Guevara ve Camilo Cienfuegos komutasındaki dokuz bin kişilik bir gerilla ordusu 2 Ocak 1959’da, saat 02:00 sularında Havana’ya girerken, Fulgencio Batista, 180 yakın çalışma arkadaşı ve 300 bin ABD doları ile birlikte özel uçağına çoktan atlayıp tüymüştü. O’nun bundan sonraki lüks yaşamının çoğu, İspanya’da ve Portekiz’de geçecekti. Ve O, Portekiz’de ölecekti...

 

Havalanına giden yollar, lüks Cadillaclar ve Chryslerler ile dolmuştu. Kuba’nın parazitleri bir an önce kaçıp varlıklarını ve servetlerini kurtarma derdindeydiler. Diğer yandan, devrimci savaş sürecinde yabancı elçiliklere sığınmak zorunda kalmış olan Kubalılar, sevinç içinde sokaklara fırlamaktaydılar. Havana yeni yıla halkın gerçek coşkusu ile girmekteydi. Ve Kastro 7 Ocak 1959 günü Havana’ya ulaştığında, yeni devrimci hükümet beş gün önce kurulmuştu.

 

Kuba’yı zor günler, zorlu mücadeleler ve halkın desteği ile büyük başarılar beklemekteydi. Kuba, sadece Latin Amerika halklarının değil, tüm yoksul ve baskı altındaki halkların umudu haline gelecekti. Kuba, enternasyonal dayanışmanın her türünde bayrağı en yükseklerde tutmayı başaracaktı...

 

 yirminci bölüm için tıkla                                                            başlangıç bölümüne dön 

 

1- Keşfedilmiş kıtayı Avrupa’nın keşfi, ve yeni toplumsal trajedilerin başlayışı

 

1 a- Amerika Kıtası’na ilk yerleşimler üzerine kısa notlar

 

1 b- Amerika Kıtası’na ilk ayakbasan Avruparılar, Eirik Raude (Kızıl Erik) ve oğlu Leif Eriksson üzerine çok kısa notlar

 

1 c- Piri Reis haritası ve Kolomp’tan 71 yıl önce Amerika Kıtası’nın her iki yanını ve Avustralya’yı keşfetmiş olan Çinli amiral Zheng He üzerine çok kısa notlar

 

1 d- Binbirgece Masalları’nın kahramanı Sinbad, ve Amerika Kıtası’nın en eski kaşiflerinin Ortadoğu halklarından birileri olabileceği üzerine bir spekülasyon

 

1 e- Doğu’nun zenginliklerine ulaşmalarını sağlayacak yeni yollar arayan Batı’nın Amerika Kıtası’nı keşfi; Kristof Kolomp ve Amerigo Vespucci üzerine çok kısa notlar

 

2- Amerika Kıtası’nın yerli halkının trajedisi üzerine çok kısa notlar

 

3- Kuba’da beyaz adamı dostça karşılayan yerli halkının trajedisi üzerine kısa notlar

 

4- Afrika’dan gelen köleler, ilk isyanlar, ve Kuba halkının uluslaşma süreci

 

5- Bağımsızlık savaşına doğru Kuba’da sınıfların konumları, ABD’nin Kuba politikası, Monroe Doktrini ve Kuba’da 1844 ayaklanması

 

6- Çin’in sömürgeleştirilmesi, Kuba’nın Çinlileri, ve üç Kubalı-Çinli general

 

7- Kuba’nın bağımsızlık savaşının ilk on yılı, 1868- 78

 

8- Dağılanın yeniden toparlanması, José Martí’nin birleştirici rolü, ve “cumhuriyet”e doğru ihtilalin ikinci aşaması

 

9- ABD-İspanya savaşı, Kuba’nın ABD tarafından istila edilmesi, Amerikan askeri diktatörlüğü ve sözde cumhuriyet

 

10- Kuba’nın ABD tekellerinin eline düşmesi, sendikal örgütlenmelerin ve öğrenci hareketlerinin başlayışı

 

11- Machado diktatörlüğü, Kuba Komünist Partisi’nin tarih sahnesine çıkışı, Mella’nın öldürülüşü, büyüyen muhalefet, devrim ve Machado’nun devrilişi

 

Not: kahramanlık ve sahte kahramanlık üzerine birkaç söz

 

12- Devrimci Batista’dan Batista diktatörlüğü yıllarına ve ilerici 1940 Anayasası üzerine notlar

 

13- II. Dünya Savaşı sonrası Truman politikaları içinde Latin Amerika, Rio Paktı, OAS ve ABD’nin uluslararası “polis gücü” olması

 

14- En genel anlamıyla dünyada ve Türkiye’de sosyal devrim, kitlelerden kopuk terör, karşı-devrimci güçlerin bazı provokasyonları ve dezinformasyonları üzerine çok kısa notlar

 

15- Devrime doğru Kuba’da sosyal yaşam, cennet içinde yaşanan cehennem, ve devrimin hedefi üzerine notlar

 

16- ABD servislerinin ve politik karar merkezlerinin sürmekte olan silahlı ayaklanma  ve Kastro üzerine kararsızlığı, ABD yönetiminin Batista ile ilişkileri, CIA’nın ve Dulles biraderlerin bazı işleri üzerine notlar

 

17- Devrime giden yolda Fidel Kastro, Moncada Kışlası baskını, hapislik ve Meksika’ya gidiş

 

18- “Kaderine” yelken açan Che Guevara, United Fruit Compan, Guatemala’nın ve Jacobo Arbenz’in trajedisi, Meksika’da kesişen yollar, Alberto Bayo ve askeri eğitim 

19- Kastro önderliğinde Kuba halkının devrimi, devrimci savaş sürecinde yaşananlar ve Batista’nın kaçışı

not: William Douglas Pawley’in gerçek kimliği

20- Devrim hükümetinin ilk işleri, ABD’nin Kuba’ya acele bir askeri müdahale gerçekleştirmemesi üzerine düşünceler, ve karşı-devrimcilerin cezalandırılmaları üzerine 

 

21- İlk millileştirmeler, Kastro’nun ABD ziyareti, Nixon-Kastro buluşması, ABD ambargosunun başlayışı, Kuba ekonomisini ABD’den bağımsızlaştırma çabaları, Kahire’de Sovyetler Birliği ile ilk temas, sosyalizme yöneliş, ve Komünistlere hakveren Kastro

22- İdeolojik ayrılıkların belirginleşmesi ve liberallerin tasviyesi, Binbaşı Huberto Matos olayı, Camilo Cienfuegos’un ölümü, ve Kastro’ya yönelik bazı suikast planları

23- Mikoyan’ın Kuba ziyareti ile başlayan yeni dönem; ABD merkezli tekellerin ve Kubalı büyük sermayenin millileştirilmesi; ABD’nin ağırlaşan ambargosu, ekonomik sabotajları, ve Kubayı istila hazırlıkları; sosyalist enternasyonal dayanışmanın önemi, ve anti-Sovyet çığlıklar üzerine bir not

 

not: “Soğuk Savaş” yıllarındaki anti-Sovyet çığırtkanlıklar ve “Tam Bağımsız, Gerçekten Demokratik” şiarı üzerine

 

24- Saldırıya geçen Washington; Operation Pluto; Radio Swan; CIA imalatı karşı-devrimci örgütlenmeler; Kuba’dan atılan ABD elçilik görevlileri; Kuba’nın dostlarının gücü; Kuba’da patlayan bombaları; ABD-Kuba diplomatik ilişkilerinin sonlanışı; Domuzlar Körfezi çıkartması ve emperyalizmin Amerika kıtasında ilk yenilgisi; devrimin sosyalist, kendisini ise Marksist-Leninist olduğunu açıklayan Kastro

 

25- Nasıl komünist olduğunu anlatan Kastro; “Mongoose Operasyonu”; Kuba’yı Latin Amerika’da izole etme çabaları; birleşen ihtilalci örgütler ve Kuba Komünist Partisi’nin yeniden organize edilmesi; U-2 ispiyon uçakları; dünyayı nükleer savaşın eşiğine taşıyan 1962 Füze krizi; pazarlık masasında Türkiye Cumhuriyeti  

 

http://www.sinbad.nu/