![]()
Yeni bir Ortadoğu' böyle mi kurulacak + İsrail güçleri misket bombası atıyor + İsrail, bankaları vurmaya başladı
-İsrail: Bir füzeye karşılık, 10 ev yıkarız (not: Direnişi pasifize etmek isteyen işgalci Nazi güçleri de benzer tehditleri savuruyorlar ve yaşama geçiriyorlardı-Y. K.) + ABD, İsrail'e sığınak delen 100 bomba veriyor -İsrail savaş suçu işliyor + 4 BM gözlemcisi öldü -İsrail kimyasal silah kullanıyor + İnsanlığın sıfır noktası -Ceyda Karan, İsrail 'Tanrı'nın işini görüyormuş!
-İsrail, Beyrut'ta iletişim kuleleri ve televizyon vericilerini de vurdu (not: ABD- İsrail'in söz ve haberleşme özgürlüğünden demokrasiden ne anladıklarının açık göstergesi.- Y. K.) -Yaralılara yardım eden Filistinli doktor katledildi + Lübnan hastanelerinde dram + Saad Hariri:Lübnanda soykırım yapılıyor
-Kısa kısa Türkiye'den ve dünyadan protestolar: İslamcılar, Saadet Partisi, politik yelpazenini diğer rekleri, sosyalist çevreler içinde giderek büyüyen tepkiler, sözler ve eylemler -Recai Kutan: İsrail ve ABD terör örgütüdür -John Berger, Noam Chomsky, Harold Pinter ve Jose Saramago': İsrail'i durdurun! -Bazı aydınların bildirisi: İsrail, Filistin ve Lübnanda İnsanlık Suçu işlemektedir |
|||
|
Karanlık hesapların tutsağı olarak kullanırken kullanılanlar
Yusuf Küpeli
ABD, tüm NATO ülkelerinin ve ayrıca buna ek olarak bir dizi diğer büyük devletlerin toplam askeri bütçelerini çok aşan askeri bütçesine ve yeryüzünün en üstün askeri teknolojisine sahip olmasına karşın düşlediği dünya egemenliğini tekbaşına başaracak kapasitede değildir. Bunu çok iyi bilen ABD yönetimleri, fiziki kapasitesini alet kullanarak defalarca arttırmayı başaran insan gibi, bir kurum olarak, uyguladığı askeri yıkım politikalarına diğer irili ufaklı devletlerin ve farklı etnik- dini örgütlenmelerin güçlerini ekleyerek, kendi dışındaki tüm bu güçleri farklı yöntemlerle politikaları doğrultusunda manupule ederek, kullanarak, gerçek gücünü çok aşan bir güce ulaşmaya çalışmaktadır... Şüphesiz bu kullanma işi, kişinin bir baltayı, motorlu aracı veya aklınıza gelebilecek herhangi başka bir aygıtı kullanması gibi basit, mekanik, tekyanlı bir ilişki biçiminde olmamaktadır. Zaten aklıyla planlı olarak hareket edebilen insan toplulukları için ilişkilerin bu ölçüde basit bir biçim alması da düşünülemez. Yalnız tabii sorun bu karşılıklı toplumsal- kurumsal ilişkilerde kimlerin -güçleri ile uyumlu olarak- daha akıllı, daha doğru ve uzun erimli planlar yapmakta oldukları noktasında düğümlenmektedir. Ve yine tüm bu planları aşan diğer birçok karmaşık toplumsal ve teknolojik gelişmeler de süreçleri beklenmeyen biçimlerde etkileyebilmektedir...
Olay yukarıdaki son cümlelerde ifade edildiği ölçüde de basit değildir... Demokratik süreçlerin alabildiğine erezyona uğradığı veya tamamen yokolduğu veya zaten önceden de hiç bulunmadığı değişik toplumlarda sözkonusu planlı politikaları tüm toplum veya millet adına çizdiğini iddia edenlerin asıl yararlarının nerede olduğunu, hangi dar sınıfsal veya zümresel hesaplarla bu planları yaptıklarını da doğru görebilmek gerekir. Çünkü sınıflı toplumların tarihleri boyunca dar zümresel, sınıfsal hesaplar tüm bir milletin, halkın hesapları imiş gibi yutturulmuşlardır sürekli olarak. Halklar bu şekilde aldatılarak kendi gerçek yararları dışında değişik çatışmalara, hatta felaketlere sürülmüşlerdir...
Örneğin, İsrail yönetimleri mevcut ırkçı saldırgan militarist politikalarında kendi toplumlarının desteğini büyük ölçüde alıyor olsalar bile, yıkımdan başka birşey getirmeyen bu insan soyuna düşman politik çizgi gerçekten İsral halkının, Yahudi toplumunun yararınamıdır? Aslında, başkaları için yıkımı ve ölümü seçmek demek, kendin için de aynı yolu seçmek anlamına gelir. Yahudi toplumunun -efsanelerle de karışmış- felaketlerle dolu tarihi bu gerçeğin sayısız örnekleri ile doludur. İ. Ö. 2000 yıllarında Mezepotamyanın en güney ucundaki tarihi Ur kentinden kovulan Yahudi aşiretleri, kendilerini hem diğer Semitik kardeşlerinden ve hem de tüm insanlardan ayıran bir fanatizmin tutsağı olarak yaşam sürelerinin çoğunluğunu sürekli sürgünde geçirmişlerdir...
Karl Marksın da bir yüzyılı aşkın süre önce ifade ettiği gibi, Yahudi toplumunun felaketlerinin temelinde dinlerinden kaynaklanan ırkçı düşünce yapıları yatmaktadır. Onlar kendilerini diğer insanlardan ayırdıkları ve ahmakça düşleriyle kendilerini en üstün gördükleri sürece, diğer insanlarla aralarındaki uçurum da büyümektedir. Bu durum ise, binlerce yıldır bilinç altlarında yeretmiş olan ırkçı korkularını sürekli beslemekte, onları akılcı politikalar çizmekten uzaklaştırmaktadır. Batağa saplandıkca, çevrelerindeki düşmanlık halkalarını çoğalttıkça, vaktiyle Yahudi tapınağındaki tefeciliğe karşı çıkan akıllı İsayı çarmıha yollamak için Roma yönetimine baskı uygulamış olan kısa görüşlü fanatik dindar ataları gibi, Ortadoğu'da yaşan diğer halkları yoketmesi için ABD savaş makinesini kışkırtmaya, kullanmaya çalışmaktadırlar. Bölgedeki Kürt feodalizmini Arap ulusalcılığına yönelik olarak kullanmaya çalışmaktadırlar... Askeri teknoloji ile bağımlı kıldıkları Türkiyeyi, Arap ve İranlı komşuları ile karşı karşya getirmek için düzenler kurmaktadırlar...
İsrailde yaşayan Yahudi nüfusundan daha fazlası ABDde yaşadığı için, onlar, ABDde mevcut güçlü Yahudi lobisini kullanarak, ABD toplumunun çoğunluğunun yararlarıyla çelişen bir ABD dışpolitikasını bu ülkeye dikte etmeye çalışmaktadırlar. Mali- sermaye güçlerinin yararlarını tüm toplumun yararları imiş gibi yutturan üst sınıfların temsilcisi ABD yönetimleri de, ABDde egemen mali- sermaye güçlerinin kısa vadeleli yararları ile uyuştuğu ölçüde Yahudi lobisinin sözkonusu manipülasyon çabalarıyla uyumlu politikaları yaşama geçirmektedirler. Bu uyum süreci içinde onlar da (ABD yönetimleri de), bölgedeki Yahudi militarizmini kendi hesapları doğrultusunda yönlendirmektedirler. Daha açık ifade etmek gerekirse, ABD askeri makinesini, Pentagonu tüm komşularını kahretmesi için kışkırtan İsrail, aslında kendisini silanlandırıp finanse eden ABD yönetimleri tarafından askeri bir güç olarak bölgesinde kullanılmaktadır...
Tavukmu yumurtadan, yoksa yumurtamı tavuktan çıkar?, problemini çağrıştırır bu görünüm, birçok kişide Yahudi lobisinin ABD dışpolitikalarını çizdiği yanılgısını yaratabilmektedir. Hatta bu yanılgı ABD içindeki bazı güç odakları ve bu odaklarla bağlantılı akademisyenler, aydınlar arasında da yayılmaktadır (bak: Nasrin Hoseini, İsrail yanlısı lobi ABD dışpolitikası için tehdit oluşturuyor + John Mearsheimer'in ve Stephen Walt'in birlikte kaleme aldıkları İsrail yanlısı lobi üzerine raporun ingilizce orjinaline ulaşmak için tıklayın- The Israel Lobby ( John Mearsheimer and Stephen Walt) ) Sözkonusu durum, ABD içinde giderek artan bir İsrail ve Yahudi düşmanlığını beslemektedir ve daha da besleyecektir... Aslında, yumurta denen biyolojik yapının içinde tavuğun milyonlarca yıllık gelişim sürecinin, bu sürecin değişik basamaklarının şifreleri gizlidir ve her yeni nesil tavuk ve onun yapacağı yumurta ilk bakışta eskisinin aynısı gibi gözükse de aynı olmayacaktır... Kendiliğinden gelişen doğal biyolojik süreçlerden farklı olarak bilinçli insan iradesini de içinde barındıran toplumsal süreçler, geçmişin bazı izlerini içlerinde taşımaları nedeniyle yumurta- tavuk ikilemini çağrıştırır tekrarlar gibi yansıyor olsalar bile, aslında yeni süreçler hiçbirzaman eskilerin aynısı olamazlar. Ve ABD yönetimleri İsrailin istemleri doğrultusunda davranıyormuş gibi gözükseler de, zaman zaman gerçekten Yahudi lobisinin tuzağına düşüyor olsalarda, bu ilişkide egemen güç ABDdir. ABDnin çizdiği sınırlar çerçevesinde İsrail saldırabilmektedir asıl olarak...
Sonuçta, ABD- İsrail ilişkilerinin bir limitten sonra kopma noktasına ulaşacağını iddia etmek hiçte yanlış olmayacaktır. Çünkü, bir büyük güç olarak ABD, İsrailin gerçekdışı hastalıklı korkuları ile uyumlu biçimde saldırganlaşamaz, saldırganlığını dengelemek zorundadır. ABDnin politik terminolojisinde sadece yoketmek değil, korkutarak veya satınalarak veya iktidar değişiklikleri sağlayarak kendi safına çekmekte vardır. İsrailin akıldışı yıkım hesapları ile ABDnin bölgesel yararlarının çeliştiği noktada, İsrail yönetimleri yalnız kalmaya mahkumdurlar...
Kullanma olayı da karşılıklıdır ama, bu karşılıklı süreçlerde bile bir dengesizlik, süreçler ilerledikçe daha açık biçimde gözükmeye başlayacak bir eşitsizlik vardır. Ve insan toplumları ile ilgili süreçlerde, doğa ile ilgili biyolojik süreçlerden farklı olarak bilinçli irade, kişilere, zümrelere, sınıflara, milletlere özgü bilinçli irade olgusu mevcuttur. Ve sonuçta asıl olarak güçlü olanlar, ekonomik olarak, bunun bir parçası olan nüfus olarak, bilgi ve teknoloji olarak, örgütlenme düzeyi olarak daha güçlü olanlar, giderek etkisi daha açık biçimde gözüken süreçlerde daha zayıf olanları artan ölçülerde kullanabilirler... Borç yiğidin kamçısıdır diyerek IMF ve Dünya Bankası gibi mali kurumları kullandığını sanan; NATOyu, ABD ve İsrail askeri teknolojilerini kullandığını sanan; ABD ve İsrail gibi ülkelerin yedeğinde Kürt feodalizmini besleyip kullandığını sanan Türkiye yönetimlerinin giderek artan ölçülerde kullanılır hale gelmeleri, bağımsız politikalar çizme insiyatiflerini daha da fazla yitirmeleri sözkonusu gerçeğin en somut örneklerinden biridir...
Kendisini iki bin yıl boyunca aşağılamış olan Batıyı, ABDyi arkasına aldığını, ahmakça ırkçı büyük düşleri uğruna Batı emperyalizmini kullandığını sanan Yahudi lobisi, ve İsrail devleti, kanlı bir batağa artan ölçülerde saplandığını hissettikçe asabileşmektedir. Irkçı dinlerinin tutsağı Yahudiler, ırkçılıkları ile bağlantılı korkularından kaynaklanan bir asabiyetiyle sürekli entrikalar çevirmekte, güçleri oranında politikacıları ve toplumda etkili kişilikleri satınalma yöntemleri uygulamakta, şantajlar yapmakta, yalan haberler yaymakta, sürekli bir Arap, İslam ve terör korkusu üretmeye çalışmaktadır. Fakat bu eylemleri arttıkça, kendilerini hapsettikleri korku ve şiddet kuyusu derinleşmekte, bundan çıkış olanakları, barışçı aydınlık bir geleceğe doğru yeni gerçekçi politikalar çizebilme olanakları yokolmaktadır... İsrail karşıtı bazıları ise, Yahudi fanatizmini çağrıştırır asabi bir telaşla İsrailin ABDyi yönettiğini korkuyla haykırabilmektedirler. Şüphesiz bunlar gerçeğin ifadesi değillerdir. Bu korku yüklü tavırlar, Yahudi fanatizmine ve dargörüşlülüğüne benzer bir fanatizm ve dargörüşlülükten kaynaklanmaktadır. Sözkonusu korkular gerçeğin ifadeleri olsalardı eğer, şimdi -Türkiye ve İranı da içine alan- tüm Ortadoğunun yerinde nükleer bir yıkımın kalıntıları bulunuyor olurdu...
Nüfusu çoktan altı milyarı aşmış bir dünyada, nüfusu 300 milyonu geçen bir ABDde ve yine bundan daha fazla bir nüfusa sahibolan AB ülkelerinde, sayıları iki milyarı aşan Hıristiyan toplumu ve birbuçuk milyara ulaşan Müslüman toplumları içinde tüm dünyadaki nüfusları ancak 12- 13 milyon civarında olan Yahudi cemaatının manüpülasyon (yönlendirme) gücü nekadar olabilir? Böyle bir güç göreceli olarak varsa eğer, emperyalist Batı dünyasındaki bu etki nezamana dek sürebilir? Çünkü, nüfusla ilgili verileri mali- sermaye güçlerinin gözlükleri ile görmeye çalıştığınız zaman, tüm bu nüfusa yönelik sayıları aynızamanda pazar, büyük tüketim mallarının pazarları olarak algılamamız gerekir... Sonuçta, mali sermaye güçleri, daha uzun vadeli yararları için 12- 13 milyonluk bir Yahudi pazarını değil ama, sayısal olarak 200 milyonu aşan bir Arap pazarını, bir buçuk milyara ulaşan bir İslam ülkeleri pazarını, iki milyara ulaşan bir Hıristiyan toplulukları pazarını tercih edecekleri bellidir. Diğer yandan, anti- semitizm hastalığının kaynağının İncile (Yeni Ahit) uzandığını ve İsraili bundan 60 yıl kadar önce kendi kısa vadeli hesapları doğrultusunda Doğu Akdenize yerleştirenlerin, önceki iki bin yıl boyunca anti- semitizmin, Yahudi düşmanlığının şampiyonluğunu yaptıklarını da anımsamakta da yarar vardır... Yani, İsrailin gerisinde gözüken güçler aslında İsrail için güvenilir değildir. Fakat diğer yandan Arap ülkelerinin, halkları Müslüman ülkelerin, hangi inançtan olurlarsa olsunlar en geniş anlamıyla ezilen halkların çoğunluğunun hükümetlerinin emperyalist merkezlerin işbirlikçilerden oluşuyor olmaları ve sonuçta bu milletlerin ortak politikalar çizme yeteneğinden yoksun olmaları, saldırgan emperyalist güçlerin ellerini rahatlattığı gibi, İsrailin de halen kullanılabilir bir güç olarak kalmasına yardımcı olmaktadır. Daha açık ifade etmek gerekirse, ABD ve yakın ortakları, karşılarında birleşik bir direniş cephesi bulsalar, İsrailden rahatlıkla vazgeçebilirler.
Yahudilere yönelik Hitler politikaları gökten zembille inmemiştir veya W. Busha olduğu gibi yapacağı işler konusunda Hitlere vahiy gelmemiştir... Katolik kökenli Hitler ve yine en önemli bazıları Katolik kökenli kurmayları, Yahudi cemaatına yönelik olarak Batının Hıristiyan toplumlarında egemen iki bin yıllık pogrom (soykırım) geleneğini sistematik hale getirerek ön plana çıkartmışlardır sadece. Hitler ve kurmayları, -geçmişte olduğu gibi- Yahudileri günah keçisi olarak kullanmışlar ve bu politikaları ile Hıristiyan inancına sahip geniş yığınları Nazi Partisinin peşinde toparlıyabilmişlerdir... Başta ABD olmak üzere, -daha başından beri bildikleri halde- sürmekte olan Yahudi soykırımına karşı çıkmayan, olayı sessizlikle karşılayan ve böylece suça ortak olan Batı yönetimleri, savaş sonrası, sözkonusu suçu kendi yararlarına bir propoganda aracı olarak kullanmışlardır. Bukadarla da kalmamışlar, Yahudi toplumuna kurnazca bir ikinci kötülük daha yapmışlardır... Size adamış ülkenizi veriyoruz diyerek, onları, emperyalist yararlarının bulunduğu Ortadoğuda bir ileri karakol konumuna getirmişlerdir. Böylece, Hıristiyan dünyasında zaten varolan Yahudi düşmanlığına bir de İslam toplumları içinde yeni bir kinin ve nefretin eklenmesini sağlamışlar, Yahudileri tam bir ateş çemberi içinde bırakmışlardır.
Özünde Hitler ırkçılığından hiç te aşağı kalmayan ırkçı bir fanatizm ile ve buna özgü ahmakça düşlerle Kenan ülkesine, iki bin yıl önce terketmiş oldukları sözde adanmış topraklara, Filistine dönme düşü içindeki siyonist politikalara Batının yeşil ışığı, karşılıksız ve hesapsız yakılmamıştır. Böylece emperyalist merkezler, Haçlı seferlerinde olduğu gibi, Doğu Akdenizde -Kıbrıstan sonra- kendileri için yeni bir atlama taşı ve stratejik denetim üssü oluşturmuşlardır. Yahudileri, Haçlı ordularının bir dönem için egemen olabildikleri alanlara yerleştirirlerken, bir yandan Süveyş, Kızıldeniz yolu, Mısır üzerinde baskı ve denetim yaratabilmeyi, diğer yandan Hint Okyanusunun arka kapısı Basraya dek uzanan zenginlikler ve özellikle fosil enerji yatakları üzerinde yepyeni bir üsse sahibolmayı hesaplamışlardır. Arap dünyasında gelişen hertürlü anti- emperyalist ve milliyetçi uyanışa, başkaldırıya karşı biryandan İsrail devletini öne sürüp kullanırlarken, diğer yandan da İslam köktenciliğini besleyip örgütlemişlerdir... Bölgenin yakın tarihine dikkatle bakacak olursanız, Batının emperyalist yararları doğrultusunda gelişmelerin yaşandığı süreçlerde, İsrail atının öne sürüldüğünü, bu şekilde bölgesel savaşlar patlatıldığını hemen görürsünüz. Zaten İsrail aynı amaçla sürekli silahlandırılmış, gerçek anlamıyla militarist bir toplum haline getirilmiştir. Günümüzde İranın uranyum zenginleştirme çabaları karşısında ortalığı velveleye veren Batılı güçler, İsrailin atom bombası üretebilecek teknolojiye sahibolmasını sağlamışlardır...
Yukarıda özetlenen gerçeklerin ışığında, asıl olarak kimin kimi kullandığını söylemek daha doğru olur? Biryandan İsraili silahlandırıp saldırtan Batı, ABD yönetimleri, diğer yandan rahatlıkla Arap yönetimleri ile, hatta Filistin yönetimi ile ilişkiler kurabilmekte, onların karşısında da şu veya bu ölçüde arabulucu veya hatta kurtarıcı rolleri oynayabilmektedirler. İsraili Lübnana saldırtan ABD, Ricenin ağzından, birkaç haftada bozulmayacak kalıcı bir ateşkes oluşturulması için çalışmakta olduklarını ifade edebilmektedir. Açıkça görüldüğü gibi, politikanın zor yoluyla uygulanması olan savaşı İsrail ordusu yürütmektedir ama, bu politika İsraile ait değildir. Bu ABD yönetimlerinin politikalarıdır ve İsrail burada sadece ABDnin zor aygıtıdır ve istese de Beyaz Saraydan bağımsız olarak Suriyeye ve İrana saldıramaz. Çünkü, Filistini ve Lübnanı İsrail ordusu ile vurup yıkan ABD, savaşını Suriyeye ve İrana yaymadan önce, çok daha az riskli ve maliyeti düşük alternatifleri yaşama geçirmeye çalışmaktadır.
Anlaşılan, ABD yönetiminin ilk hedefi, İsrail sopasını göstererek, Lübnan yönetimini Suriyeli ve İranlı müttefiklerinden tamamen kopartmaktır. Yine ABD yönetimi, Lübnan içindeki anti- Amerikan güçleri izole etmek istemektedir. Ardından da Suriye yönetimini satın alınması veya yıkılması ve böylece Suriyenin İrandan tamamen kopartılması adımı gelecektir... İsrail vururken, ABD yönetimi de bu hedeflerine yönelik diplomasisini yaşama geçirmeye çalışmaktadır. Şüphesiz buradaki asıl hedef, başarılabilirse eğer yalnızlaşacak olan, Suriyeden kopartılacak olan İranı öncelikle bir iç çatışmaya sürükleyerek parçalayabilmektir. Fakat bu da nihai hedef değildir; nihai hedef, adım adım tüm bölgeyi, özellikle de Rusya Federasyonunu atomlarına ayırmaktır... Şüphesiz bunların hiçbiri kader değildir ama, halkına ihanet içindeki eli bağlı Türkiye hükümeti gibi hükümetler barış gücü adı altında Lübnana asker yollamaya kalkışırlarsa, halkın güvenliği ile ilgili olarak atılması gereken kaçınılmaz adımları fındık tüccarları aracılığıyla gizli pazarlıklara alet ederlerse, yakın komşularla ilgili kaçınılması olanaksız dışpolitik adımları ABD yönetimlerinin sahte vaatleriyle hasır altına süpürürlerse, diğer bölge hükümetleri de benzer biçimlerde davranırlarsa, ABD emperyalizminin işleri birsüre daha planladığı gibi yürüyebilir...
Şüphesiz sınıflı toplumlarda -belirli sınıfsal temelleri olan politikaların bir sonucu olarak- şiddet uygulama olgusu kaçınılmaz biçimde kendisini dayatmaktadır ama, bunu kimin ne amaçlarlarla ve ne ölçüde dengeli uyguladığı önem kazanmaktadır. Şiddet, geniş emekçi yığınların, çalışanların haklarını savunmak amacıyla en doğru ve dengeli biçimde kullanıldığı ölçüde işe yarayabilir ama, bu tavrın tersi, içinden çıkılmaz kaosların ve en geniş yığınlara yönelik tamiri zor yıkımların, felaketlerin kaynağı olabilir. Ekonomik tabanından göreceli bağımsızlaşmış ve alabildiğine karmaşık sorunların içine çekilmiş bir üstyapı kurumu olarak ABD devletinin, İsrail devletinin ve bunların akıntısındaki diğer devletlerin uygulamakta oldukları tamamen haksız şiddet, bir ölçüde belirli mali- sermaye güçlerinin yararlarına olsa bile, aslında bu yararları da tehlikeye sokan bir kanala doğru akmaktadır. Hitleri de Alman mali- sermayesi ve bu sermayenin Avrupa ve Amerika kıtasındaki ortakları desteklemişlerdi ama, Onun politikaları bir sınırı aştıktan sonra bu sermaye çevrelerinin de zararlarına işlemeye başlamıştı... Günümüzde dünyanın sürüklenmekte olduğu toplumsal- politik kaosun başlıca kaynağı olan ABD politikaları da Hitler Almanyası'nınkine benzer bir kanala doğru akmaktadırlar. Ve aslıda bu durum yeryüzündeki diğer tüm kötülüklerinde anasıdır...
Yuvarlandıkça büyüyen ve sonunda belirli birtakım yıkımlara yolaçarak duran, kendi kendisini yokeden bir kartopu gibi, karşılıklı kısa vadeli kullanma ilişkilerinin yumağı da, sözkonusu yumağın ilmiklerini atan entrikalar da, giderek karmaşık hale gelip büyüyen bu yumağın hızını ve yıkıcı etkisini arttıran şiddet uygulamaları da, sonuçta durdurulamaz hale gelerek büyüyen bu kötülükler yumağı da, bilincinde olmadan kendi anti- tezini, toptan yokoluş sürecini adım adım yaratmaktadır... Bölge haritasını, dünya haritasını ABDnin gücünün değil ama, ABDnin ve ortaklarının yaratacağı kaosun değiştireceğini ve bu değişime ABDnin de dahil olduğunu söylemek hiç te ham bir düşün veya peygamberce bir öngörünün ürünü olmayacaktır. Bu çizilecek olan yeni toplumsal haritanın içinde İsrailin adı okunamayacağı gibi, ABDnin adı da gözükmeyecektir...
24 Temmuz 2006 Bak, diğer ilgili metinler:
Yusuf Küpeli, Filistine bak, kendi geleceğini görmeye çalış + Olle Svenning, İçsavaşı Batı ısmarladı Nasrin Hoseini, SU SAVAŞ NEDENİ OLABİLİR + Yusuf Küpelinin notu: İsrailin su savaşları Nasrin Hoseini, İsrail yanlısı lobi ABD dışpolitikası için tehdit oluşturuyor John Mearsheimer'in ve Stephen Walt'in birlikte kaleme aldıkları İsrail yanlısı lobi üzerine raporun ingilizce orjinaline ulaşmak için tıklayın- The Israel Lobby ( John Mearsheimer and Stephen Walt) |
|||
|
|||
|
İsrail: Bir füzeye karşılık, 10 ev yıkarız (not: Direnişi pasifize etmek isteyen işgalci Nazi güçleri de benzer tehditleri savuruyorlar ve yaşama geçiriyorlardı- Y. K.) İsrail: Bir füzeye karşılık, 10 ev yıkarız 24 TEMMUZ 2006 PAZARTESİ http://www.yenisafak.com.tr/10496.html İsrail ordusu, ülkenin kuzeyindeki Hayfa kentine düşen her füzeye karşılık Lübnan'ın başkenti Beyrut'un güney mahallesinde 10 evi yıkma tehdidinde bulundu. İsrail askeri radyosuna açıklamalarda bulunan üst düzey havacı yetkili, İsrail Genelkurmay Başkanı Dan Halutz'un hava kuvvetlerine Hayfa'ya düşen her füzeye karşılık Beyrut'un güney mahallesinde çok katlı 10 binayı yıkma talimatı verdiğini söyledi. İsrail uçaklarının, dün gece Beyrut'un Hizbullahın kalesi kabul edilen güneyine yönelik saldırılarına yeniden başladığı belirtiliyor. · KUDÜS (A.A) ABD, İsrail'e sığınak delen 100 bomba veriyor 24 TEMMUZ 2006 PAZARTESİ http://www.yenisafak.com.tr/10493.html ABD'nin, Lübnan'daki Hizbullah örgütünün liderini öldürmesi için İsrail'e sığınak delen 100 kadar bomba vereceği bildirildi. Eşşark El Avsat gazetesi, Washington ve Tel Aviv'deki kaynaklarına dayandırdığı haberinde, ABD'nin Lübnan'daki Hizbullah lideri ve sığınağını yok etmek için yakın zamanda İsrail'e sığınak delen yerin 40 metre kadar altına gidebilen 100 kadar bomba sağlayacağını yazdı. Gazete, bombaların Katar'daki bir Amerikan üssünden İsrail'e gönderileceğini belirtti. İsrail hava kuvvetleri, Hizbullah lideri Hasan Nasrallah ve diğer üst düzey üyelerini öldürmek için Beyrut'taki iki binaya saldırı düzenlemişti. Nasrallah ve diğer Hizbullah üyeleri saldırılarda zarar görmemişti. İsrail, betonu 7 metre delme kapasitesine sahip GBU-28 bombalarından 100 tane satın almak için 2004 yılında ABD'ye başvurmuş, Pentagon'un onay vermesine rağmen İsrail Savunma Bakanlığının bütçe kesintisi nedeniyle satış işlemi yerine getirilememişti. · DUBAİ (A.A) |
|||
|
23.07.2006 http://www.milligazete.com.tr/index.php?action=show&type=news&id=27790 CENEVRE Uluslararası Hukukçular Komisyonu, Lübnanda katliama girişen İsrailin savaş suçu işlediğini belirtti. Dünyada üst düzey yargıç ve avukatları biraraya getiren ve merkezi Cenevrede bulunan komisyon, İsrailin Lübnanda sivil hedeflere yönelik hava saldırılarıyla orantısız ve fark gözetmeksizin kullandığı gücün toplu cezalandırma kategorisine girdiğini ve bunun yasadışı olduğunu açıkladı. Komisyonun genel sekreter yardımcısı Federico Andreu-Guzman, yaptığı açıklamada, Toplu cezalandırmalar, uluslararası hukukta savaş suçunu oluşturur dedi. Komisyon, taraflara şiddetin derhal durdurulması çağrısında bulundu ve uluslararası toplumu İsrailin Lübnan ve Gazzedeki eylemlerinin sınırlanması için yeterince çaba sarf etmemekle suçladı. Açıklamada, İsrailin süregelen askeri operasyonlarına karşı uluslararası toplumun kayıtsızlığı ve kilit öneme sahip yönetimlerin hareketsizliğinden çok fazla kaygı duyulduğu ifadesi kullanıldı. |
|||
|
'İsrail kimyasal silah kullanıyor' 21 TEMMUZ 2006 CUMA http://www.yenisafak.com.tr/d05.html Lübnan asıllı Belçikalı bir doktor, İsrail'in Lübnan'da kimyasal silah kullandığını bildirdi. Sayda'da bir hastane yöneten ve Brüksel'de düzenlenen bir toplantıya telefonla katılan doktor Bachir Cham, bazı patlamalardan sonra hastanesine getirilen cesetlerde hiçbir kanama ve yara izi olmadığını, ölülerin saç, sakal ve bıyıklarında hiçbir aşınma görülmediğini, derilerin siyahlaştığını, ancak hiçbir yanık izi bulunmadığını anlattı. Cham, yara izi taşımayan 'mumyalaşmış' 8 cesedin fotoğraflarının çekildiğini söyledi. Sığınağa 23 ton bomba attılar 21 TEMMUZ 2006 CUMA http://www.aksam.com.tr/haber.asp?a=47212,5
Lübnanı hava, kara ve denizden vuran İsrail Ordusu,
başkent Beyrutun güneyindeki Burj El Barahne bölgesinde Hizbullah
liderlerinin saklandığını tahmin ettiği sığınağı vurdu. Çarşamba gecesi
onlarca savaş uçağı sığınak olduğu iddia edilen bölgede 80 hedefe tam 23
ton bomba yağdırdı. İsrail sığınakta aralarında Hizbullah lideri Şeyh
Hasan Nasrallahın da bulunduğu üst düzey Hizbullah liderlerinin
olduğunu ileri sürdü. Ancak Hizbullah, Burj El Barahnedeki saldırıda
hiçbir Hizbullah liderinin ölmediğini duyurdu. Hizbullahın yayınladığı
bildiride savaş uçaklarının hedef aldığı binanın, İsrailin iddia ettiği
gibi Hizbullah liderlerinin kaldığı bir sığınak değil, inşaat halindeki
bir cami olduğu belirtildi. İsrail Ordu yetkilileri ise sığınakların
vurulduğunda ısrarlı. İsrailin BM Büyükelçisi Dan Gillerman da
İsrailin neyi vurduğunu çok iyi bildiğini ve emin olmadan asla bir
açıklama yayınlamayacaklarının bilindiğini vurguladı. Gillermana göre
bu yapı kesinlikle bir cami değil. Söz konusu hedeflerin
bombalanmasından önce, havadan bildiriler atıldı ve Arapça radyo
istasyonlarından yayınlar yapılarak, bölgedeki köylerin boşaltılmasını
istedi. Lübnana yönelik operasyonun başladığı 12 Temmuzdan bu yana 70
ölüyle çarşamba en kanlı gün oldu. İsrail Ordusu, Lübnanın güneyindeki
200den fazla hedefe 250 saldırı gerçekleştirdi.
12 Temmuz'dan beri sürekli İsrail ateşi altındaki Lübnan halkı, yiyecek, su ve ilaç sıkıntısı çekiyor, özellikle çocukların durumu vahim. Sokaklarda sadece militanlar geziyor. 500 bin kişi hâlâ yollarda 21/07/2006 http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=193523
BEYRUT - İsrail'in günlerdir hava ve denizden vurduğu
Lübnan'a karadan da cephe açmasının ardından çatışmalar kızışıyor.
Sınırda İsrail askerleriyle Hizbullah gerillaları arasındaki
çarpışmalarda dün dört İsrail askeri daha ölürken, 12 Temmuz'dan beri
1200 hedefe düzenlenen 3 binden fazla hava akınında ölenlerin sayısı
325'e, yaralı sayısı 700'e yükseldi.
'Her şey hedef'
'Araplara koruma yok'
Büyük kaçışta Türkiye kavşak Lübnan'dan kaçış sürerken, Güney Kıbrıs'ın ardından Türkiye de tahliye üssüne dönüştü 21/07/2006 http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=193522
MERSİN - Lübnan'dan kaçış sürerken, Güney Kıbrıs'ın
ardından Türkiye de tahliye üssüne dönüştü. Birçok ülkenin
vatandaşlarını Türkiye üzerinden çıkarmak için harekete geçtiğini
açıklayan Dışişleri, 14 Temmuz'dan itibaren Beyrut Büyükelçiliği'nin
düzenlediği dört otobüs seferiyle 104'ü Türk ve 22'si yabancı 126
kişinin Yayladağı Kapısı'ndan geçtiğini de duyurdu. Ayrıca Dışişleri'nin
kiraladığı 450 kişilik feribotla Türk vatandaşları pazartesi Beyrut'tan
tahliye edilecek. Çoğu Mardinli 10 bin Türk elçilik önünde uzun
kuyruklar oluşturdu. Sayda ve Sur'daki Türkler ise eski Lübnan Başbakanı
Refik Hariri'nin kardeşi Behiye Hariri'nin organizasyonuyla Lübnan'dan
çıkmayı umuyor.
23 yıl sonra Beyrut'ta
|
|||
|
İsrail 'Tanrı'nın işini görüyormuş! Ceyda Karan 24/07/2006 http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=193829
Amerika'daki etkili neocon'lardan Larry Kudlow'a bakılırsa İsrail
ordusu, Filistinli ve Lübnanlı sivillerin katledildiği
bombardımanlarıyla 'Tanrı'nın işini görüyor.' Yine etkili neocon David
Horowitz'e göre İsrail, 'Medenileşmiş dünyanın yapması gereken işi
yapıyor.'
|
|||
|
İsrail operasyonu hız kesmiyor. Çatışmadan kaçmak için yollara düşen 750 bin kişi de füzelerin hedefi oluyor. BM yetkilisi: Bombardıman insani yasaların ihlali 24/07/2006 http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=193832 BEYRUT - İsrail'in saldırılarını tüm hızıyla sürdürdüğü ve güneyden girdiği Lübnan'da insani felaketin boyutu her geçen gün büyüyor. 12 Temmuz'da başlayan İsrail operasyonunda Lübnan'ın can kaybı 375'i geçerken, ya başkentin güvenli bölgeleri ya da Suriye'de sığınak aranıyor. Lübnan Sağlık Bakanlığı, saldırılardan kaçan 750 bin kişinin hareket halinde olduğunu duyurdu. Dünya Sağlık Örgütü ise evlerini terk etmek zorunda kalanların sayısını 600 bin olarak verdi. Ancak kaçanlar da İsrail'in hedefi oluyor. Son olarak saldırılardan kurtulmaya çalışan 16 kişinin bulunduğu minibüsün güneydeki Teyiri köyü yakınında vurulması sonucu üç kişinin öldüğü, 13 kişinin yaralandığı haberi geldi.
100 milyar dolar gerek
Çocukların hali perişan
|
|||
|
Lübnan'da işgal manzaraları hortladı İsrail'in sınır köylerine asker ve tanklarla girdiği Lübnan'da 1982'deki işgalin tekrarlanacağı korkusu hâkim. Lübnan, 'Ordumuz toprağımızı savunacak' derken, İsrail, Beyrut'ta iletişim kuleleri ve televizyon vericilerini de vurdu (not: ABD- İsrail'in söz ve haberleşme özgürlüğünden demokrasiden ne anladıklarının açık göstergesi.- Y. K.) 23/07/2006 http://213.243.28.21/haber.php?haberno=193744
BEYRUT - İsrail'in Lübnan operasyonu 12. günü geride bırakırken çanlar
geniş çaplı kara savaşı için çalıyor. Hizbullah mevzilerine nokta
operasyonu açıklamasıyla bombardıman eşliğinde en az bin askerini
sınırdan içeri sokan İsrail, üç gündür Hizbullah'la şiddetli
çatışmaların yaşandığı sınır köyleri Marvahin ile Marun el Ras'ta önce
denetimi ele geçirdiğini, sonra ilk köyden çekildiğini duyurdu. Ardından
911 metrelik rakımı dolayısıyla ötürü stratejik önemi olan ikinci köye
İsrail tankları da girdi. Hizbullah ise Marun el Ras'ta üç İsrail
tankını imha ettiğini ve yaklaşık 20 İsrail askerinin öldüğü veya
yaralandığını öne sürdü.
'Hizbullah'ın yerine Kaide mi'
İletişim kanalları çöktü
|
|||
|
Yaralılara yardım eden Filistinli doktor katledildi
Batı Şeriada İsrail askerlerinin, yaralı göstericilere yardım etmeye çalışan Filistinli bir doktoru öldürdüğü bildirildi. Görgü tanıkları ve sağlık görevlileri, doktorun, Batı Şerianın Nablus kentinde İsrail askerleriyle girdikleri çatışmada yaralanan 3 Filistinliye yardım etmeye çalıştığı sırada İsrailin topçu ateşinde öldüğünü söylediler. İsrail ordusunun sözcüsü de askerlerin, kendilerine taş ve molotof kokteyli atan göstericilere ateş açtığını, ancak bunun top ateşi olmadığını açıkladı.
Lübnan hastanelerinde dram
23.07.2006 http://www.milligazete.com.tr/index.php?action=show&type=news&id=27787
Lübnan Meclisinde parlamenter çoğunluğun lideri Saad Hariri: |
|||
|
Kısa kısa Türkiye'den ve dünyadan protestolar: İslamcılar, Saadet Partisi, politik yelpazenini diğer rekleri, sosyalist çevreler içinde giderek büyüyen tepkiler, sözler ve eylemler
Sabrımızı taşırma! 23.07.2006 http://www.milligazete.com.tr/index.php?action=show&type=news&id=27834 İstanbul ve Diyarbakırdan sonra yüzbinler Trabzondan haykırdıSabrımızı taşırma! Ortadoğuyu kana bulayan ABD ve İsraile, Brezilyadan Avustralyaya, Fransadan Rusyaya kadar dünyanın her yerinden tepki yağıyor. Trabzonlular da, İsrail ve ABD vahşetinin son bulması için dün ayaktaydı. Onbinler Filistin için omuz omuza ABDnin doğrudan, Batılı devletlerin de dolaylı desteğini arkasına alarak, Filistin ve Lübnanda Siyonist vahşetin dozunu her geçen gün daha da arttıran İsraili lanetlemek için Trabzon Meydan Parkında toplanan on binlerce insan, terörist devlet İsraile karşı dünyada yapılan en görkemli kitle protestolarından birini daha Saadet Partisi öncülüğünde yapmış oldu. İsraile öfke çığ gibi Saadet Partisinin organize ettiği ve 50den fazla sivil toplum kuruluşunun da destek verdiği mitingde, genç ihtiyar, kadın-erkek farklı kesimlerden on binlerce insan hep bir ağızdan, Kahrolsun İsrail, Yaşasın İntifada, Küresel Katiller Hesap Verecek, El-Aksaya Selam Direnişe Devam diye haykırdı. Miting, Türkiye kamuoyunun İsrail vahşetine duyduğu öfkeyi de gözler önüne serdi...
(...)
İsrail ve ABD terör örgütüdür 23/07/2006 http://213.243.28.21/haber.php?haberno=193742 İsrail ile ABD, dün Avustralya, Britanya ve Brezilya'da protesto edildi. Sydney'de 10 bini aşkın kişi, tabutlar taşıyıp 'Savaşa hayır' sloganı atarken, çocuklar 'Bebekleri öldürmeyi bırakın' yazılı tişörtler giydi. + 22 Temmuz 2006 Cumartesi günü Stockholm'de yapılan İsrail- ABD saldırısını protesto gösterisine, havanın güzlliğine ve insanların kıyılara ya da başka ülkelerde tatile gitmiş olmalarına karşın, üç bini aşkın kişi katıldı...- Y. K.
John Berger, Noam Chomsky, Harold Pinter ve Jose Saramago'dan mektup: Amaçları Filistin'i tasfiye etmek. Olayın adını olduğu gibi söylemeli ve buna ebediyen direnmeliyiz 23/07/2006 http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=193764
İsrail'le
Filistin arasındaki çatışmanın son faslı, İsrail güçlerinin Gazze'den
bir doktorla kardeşini, yani iki sivili kaçırmasıyla başladı. Bu olay
Türkiye hariç hiçbir ülkenin basınında fazla yer bulmadı. Ertesi gün
Filistinliler İsrailli bir askeri rehin alarak İsraillilerin esir
tuttuğu insanlarla bir takasın müzakere edilmesini önerdi; zira İsrail
cezaevlerinde yaklaşık 10 bin esir var.
Bazı aydınların bildirisi: İsrail, Filistin ve Lübnanda İnsanlık Suçu işlemektedir Biz aşağıda imzası bulunan kurum yöneticisi, temsilcisi ve şahsiyetler: 1- Filistin ve Lübnana yönelik saldırıların derhal durdurulmasını; 2- İsrailin kolonyalist yayılmaya son vermesini ve 1967deki sınırlara çekilmesini; 3- Filistinli bakan ve milletvekillerinin derhal serbest bırakılmasını; 4- Filistin halkının vazgeçilmez self-determinasyon hakkının tanınmasını; 5- Bölgenin kalıcı barışa kavuşması için herkesin üzerine düşeni yapmasını; 6- Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin cesur ve kararlı olarak Filistin halkını ve meşru Filistin hükümetini desteklemesini istiyoruz. 7. Biz bu metne imza atanlar, bu yoldaki çabalarımızı sürdürmekte de kararlıyız. Unutmamak gerekir ki, orada katledilen sadece masum çocuklar, kadınlar, yaşlılar, siviller değil insanlık onuru, hepimizin onuru ve geleceğidir. Fikret Başkaya - Özgür Üniversite Başkanı Yusuf Alataş - İHD Başkanı Yavuz Önen TİHV Başkanı Ayhan Bilgen - Mazlumder Başkanı Çağdaş Hukukçular Derneği İsmail Beşikçi Aydın Çubukçu |