Söze gerek yok- İşte felluce! Yerde "yangelip yatan" cansız yaşlı kadın ve işgalci tankı... Amerikalı teröristler zırhlı araçlarında sivil halkı kalkan olarak kullanıyorlar!

http://www.albasrah.net/maqalat/english/1104/statement-falluja_221104.htm + www.albasrah.net

savaş suçlarını sergileyen bazı içkarartıcı fotoğraflar: http://www.albasrah.net/index1.html

 

Al Basra net, Felluce direnişcilerinin 22- 11- 2004 tarihli bildirilerini yayınlamıştır... Bildiride, işgal kuvvetlerinin Felluce'de kitle kırım silahları ve kimyasal silahlar kullandıklari, 5 bini aşkın sivili öldürdükleri yazılı. ABD zırhlı araçlarının kadınlar ve çocuklardan oluşan sivilleri nasıl kalkan olarak kullanmakta olduğunu fotoğraflarla açıklıyorlar... Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı sıfatını taşıyan kişiye sormak lazım! Fotoğraftaki gri saçlı kadın Amerikan tankının önünde "yangelmiş yatıyor"mu acaba?

 

Felluce'de ve Irak'ın diğer kentlerinde işgalci yağmacı faşistler masum sivil halkı katlederkerken, Türkiye Cumhuriyeti'nin İslam taciri başbakanı, yüzünde aşağılayıcı bir ifade ile ağzını yayarak, "Öyle yan gelip yatmak yok!", diyebiliyor. Bu sözleri ve devamıyla aklısıra halkı müslüman ülkeleri eleştiriyor, asırlardır emperyalist yağmanın kurbanı olan çalışkan Müslüman halkları suçlamaya çalışıyor. Ve nedense bu talihsiz saldırısını tam Felluce katliamı sürerken gerçekleştiriyor...  Yoksulluğun nedeninin ülkelerini pazarlıyan işbirlikçi benzerleri olduğunu, kendisi gibi din tüccarı yöneticiler olduğunu söylemesi beklenemez şüphesiz... Dışişleri bakanı, suratına bilgic ve ciddi bir ifade vermeye çalışarak, "eleştirilerde ölçülü olmak gerektiğini" söyleyebiliyor. Partisi içinde dillendirilen gerçeklere saldırıyor, dolaylı olarak işgalci güçlerin avukatlığını üstleniyor. Halbuki tüm dünya biliyorki, 1991 yılından beri Irak halkına karşı uranyumlu mermiler kullanılıyor... (bak: OLAĞAN ve OLAĞANÜSTÜ, KORKU FİLMLERİNİ SIRADAN KOMEDİLERE DÖNÜŞTÜREN GERÇEKLER, DOĞAYA ve İNSANA NÜKLEER- BİYOLOJİK- KİMYASAL SALDIRI- Yusuf Küpeli )

 

Bağdat ve diğer büyük kentler bombalanırken çıkan mantar görüntüleri ve gecenin gündüz gibi aydınlanmış olması küçük çaplı nükleer bombaların kullanılmış olabileceği şüphelerini güçlendiriyor. Tanınmış İsveçli dökümanter film yapımcısı Maj Wechselmann bu yakıcı gerçeği, "Agent Orange och Utarmat Uran" (Portakal Gazı ve Tüketilmiş Uranyum) adlı kapsamlı dökümanter filminde hem fotoğraflarla ve hem de değişik tanınmış tanıkların anlatımlarıyla sergiliyor... Ayrıca, gerçekçi olgun adam tiyatrosu ile Amerikalı patronlarının Irak'ta nükleer ve kimyasal silah kullandıklarını örtbas etmeye çalışan Türkiye dışişleri bakanını bizzat ABD savunma bakanı yalanlamaktadır...

 

İsveç devlet televizyonunun 21 Mayıs 2003 tarihli yazılı haberine göre, ABD yönetimi hafif nükleer silahlar üzerine konan yasağı kaldırarak bu alandaki araştırmalarını yeniden başlatmak istemektedir. (Bu anılan silahların imalatına, 1972'de Irak'ın petrollerini tümüyle millileştirmesinin ve hemen sonra gelen petrol krizinin ardından başlanmıştı ve hedef Ortadoğu idi. Daha sonra dünya kamuoyunun baskılarıyla durdurulan üretim, W Bush yönetimi ile yeniden canlandırılmaktadır. Ve zaten depolarında bu silahların ilk üretimleri hazır durmaktadır...) Aynı habere göre, savunma bakanı Donald Rumsfeld, -anlaşılan doğacak tepkileri yumuşatmak amacıyla- "yapılanın sadece araştırma olacağını ve hafif nükleer silahların belki Irak'ın biyolojik ve kimyasal silahlarına karşı kullanılabileceğini", söylemiştir. Peki, ellerinde zaten hazır bulunan bu tip silahların işgalci güç tarafından Irak'ta kullanılmadıklarının bir garantisi varmıdır? Irak bombalanırken çekilen filmlerdeki mantar görüntüleri ve tanıkların ifadeleri, hafif nükleer silahların kullanıldıklarını göstermektedir. Diğer yandan, ABD yönetiminin iddialarının tam tersine Irak'ta kimyasal, biyolojik veya herhangi başka bir kitle imha silahı bulunamamıştır ama, nükleer silah katagorisi içine giren tüketilmiş uranyumlu (DU) mermilerin alabildiğine kullanılmış olduğu ve hatta aynı mermilerin etkileriyle Amerikan askerlerinin dahi ölmüş oldukları tüm kanıtları ile ortadadır. (yukarıda gösterilen aynı kaynağa bak)

 

Tanınmış dökümanter film yapımcısı Maj Wechselmann'ın konuştuğu Bağdat Üniversitesi'nin asistan profösörü bayan Suad Al- Azzavi, "Bağdat Üniversitesi ve Bağdat Yüksek Teknik Okulu içinde altı araştırmacı ve birçok teknik elemandan oluşan bir takım yarattık. Basra'ya gittik ve radyasyon ölçümü yaptık. Bir insanın yılda alabileceği azami 2.4 milisievert doza karşın, Basra halkıın ve askerlerin 400 milisievert doz almış olduklarını tesbit ettik.", demektedir. Ardından, "Peki bu Iraklı askerlerin sağlığına neler oldu? Bunlardan doğan çocukların görüntüleri nasıl oldu?", diye sormaktadır. Sorular, korkunç görünümlü fotoğraflarla birlikte bir çığlık olarak büyüyüp dalga dalga yayılmaktadır...Peki Amerikalı patronlarının avukatlığını üstlenen Türkiye dışişleri bakanı Irak'ta kendisi özel radyasyon ölçümü yaptırmışmıdır acaba? Nasıl olmaktadır da "ciddi ciddi" bu ölçüde  sorumsuzca konuşabilmektedir?  

                                                Tüketilmiş uranyumlu mermiler den etkilenmis askerlerden birinin bebeği

 

Suad Al- Azzavi, 2003 baharında başlayan Bağdat'a yönelik bombardımanı anlatırken şunları söylemektedir... "Gecenin tam ortasında Bağdat, birkaç dakika için tam gün ortası gibi aydınlandı. Kulaklarımızı tıkamış olduğumuz halde, şimdiye dek duyulmamış bir patlama gürültüsü geldi, gözlerimiz bir an için körleşti ve göğe bir mantar bulutu yükseldi. Küçük veya taktik bir atom bombası kullanmış olduklarını düşündük!.." Günlük gazeteler Irak'ta 300'ü aşkın bilimadamının, araştırmacının, işgal güçleri ve işbirlikçileri tarafından öldürüldüklerini yazıyor. Nazi güçleri, SS ve Gestapo, işgal ettikleri ülkelerde, özellikle Polonya ve Sovyetler Birliği içinde elegeçirdikleri aydınları yokediyorlardı. Suad Al- Azzavi halen yaşıyormu, bilemiyorum.

 

Aynı dökümanterde ünlü İngiliz gazeteci Robert Fisk, alabildiğine zengin ve tarihi dökümanlarla dolu Irak ulusal kitaplığının nasıl acımasızca yakıldığını, eğitim bakanlığının, diğer bakanlıkların ve özellikle dış ülkelerle ilgili silah alımlarının belgelerini içeren ticaret bakanlığının, dışişleri bakanlığının ve diğer bakanlıkların kilometrelerce uzunluğundaki arşivlerinin nasıl yakılıp yokedildiklerini anlatıyor. Tek dokunulmayan petrol bakanlığı dışındaki tüm bakanlıkların ve dünyanın en zengin müzesinin nasıl yağmalandıklarını acıyla anlatıyor... Irak ile ilgili herşeyin, ulusu ulus yapan tüm kayıtların toptan yokedildiğini anlatıyor... Bir başkası, bir kadın, daha önce "misket bombası" denen şeyden haberdar olmadığını, yolda giderken yerde bir oyuncak bebek, bir dolmakalem gördüğünü ve dokununca patlayan bu nesnelerden aynı büyüklükte misket parçaları yayılarak sivilleri, çocukları yaraladığını, öldürdüğünü anlatıyor. Saf saf, bunlar herhalde tanklara karşı atılmadı diyor... Ve farklı kişilerden, hatta ABD yönetimine yakın kişilerden ürkütücü ve acıklı anlatımlar sürüp gidiyor...

 

Yukarıda adresini vermiş olduğum Al Basra nette, "ABD ordusu Felluce'de kitle kırım silahları ve kimyasal silahlar kullanarak 5 bini aşkın sivili öldürmüştür.", deniyor. (“the US army in Falluja has used weapons of mass destruction and chemical weapons which killed more than 5000 of civilians”) Bunlar olurken, Türkiye başbakanı, o bilinen "delikanlı" üslubu ile ağzını burnunu eğip bükerek bilgiç bilgiç, "yoo yoook öyle yan gelip yatmak(!)", deyip, oklarını Müslüman halklara fırlatabiliyor. En ciddi pozuyla dışişleri bakanı, gözlerini ve ellerini açarak, "Eleştirininde bir ciddiyeti olması lazım. Kitle kırım silahı kullanıldığını iddia edersek tüm inandırıcılığımızı yitiririz! Yani daha ciddi olmak lazım ama.", diye ahkam kesebiliyor... Peki, sokaklardaki çocuk ve kadın ölülerinden, baştan sona yıkılan kentlerden, camilerin içinde katledilen silahsız yaralı insanların görüntülerinden daha ciddiyemi alınabilir dışişleri bakanının sözleri?

 

Felluce direnişcilerinin 22- 11- 2004 tarihli bildirileri:

 

Direnişçilerin ABD ordusunun kitle kırım silahları ve kimyasal silahlar kullanarak Felluce'de 5 bini aşkın sivili öldürdüğünü açıklayan raporu aynen şöyle devamediyor:

 

"1- ABD ordusu Felluce'yi zehirli gaz ve kimyasal silahlarla bombaladı.

  2- ABD ordusu Felluce'ye fosfor bombaları attı.

  3- ABD ordusu evleri, Camileri, dükkanları ve tarihi değeri olan şeyleri tahribetti.

  4- ABD ordusu, çoğunluğu çocuk, kadın, yaşlı olan 5 bin civarında sivili öldürdü. Vurulup yaralananları, hastaları ölüme terketti ve onları soyulmuş olarak sokaklarda bıraktı. Bu sivillerin birçoğunu toplu mezarlara gömdü. Direnişcilerin ölülerini yemeleri için köpeklere bıraktı.

  5- ABD ordusu 3 bin kadar sivili tutukladı, kadınlara ve çocuklara tecavüz etti (cinsel anlamda tecavüz etti).

 

"Felluce'yi çevirmiş olan ABD ordusuna karşı direnenler, uluslararası medyaya ve bağımsız firmalara savaş suçlarını görmeleri için kente girmelerini salık vermektedirler. Sivil halkın ve yaralı yakınlarının güvenlikli olarak tahliyeleri için 24 saatlik bir ateşkes önermişlerdir. Felluce direnişcileri halen kentin yüzde 50'sinden fazlasını kontrol edebildikleri ve işgalcilere karşı zafer kazandıkları garantisini vermektedirler." ( http://www.albasrah.net/maqalat/english/1104/statement-falluja_221104.htm )

 

Yusuf Küpeli

29- 11- 2004

 

Aynı sayfadan... Felluce fotoğraflarını içeren web sayfalarının adresleri:

 

http://uploads.savefile.com/users/uploads/51740410.jpg 

http://www.shohood.com/Public/Shohood_Images/5197.jpg (A civilian who were carrying his mother)

http://www.jlsaat.host.sk/upload/docs/neda2.wmv (Video file of a man from Falluja describing what happened in Falluja)

http://uploads.savefile.com/users/uploads/51740401.jpg (Collective annihilation-genocide)

http://us.news1.yimg.com/us.yimg.com/p/rid...r4265495919.jpg

 

http://www.sinbad.nu/