|
Filistih halkının ve bölgenin diğer halklarının sularını gaspeden ve Arap halklarının yaşadıkları toprakların çölleşmelerinin yolunu açan İsrailin haydutluğu üzerine bir çeviri ve bir not:
Nasrin Hoseini, SU SAVAŞ NEDENİ OLABİLİR + Yusuf Küpelinin notu: İsrailin su savaşları |
|
Önce bir not:
Yusuf Küpeli
İktidardaki İsveç Sosyaldemokrat İşçi Partisinin (SAP) Hıristiyan sosyaldemokratlarının örgütü Broderskapsrörelsen'in (Biraderlik/ Erkekkardeşlik Örgütü) yayın organı Broderskapın (Biraderlik) 10 Mart 2006 tarihli 10ncu sayısının arka sayfasında, Nasrin Hoseini imzalı ve Vattnet som kan orsaka krig (Su savaş nedeni olabilir) başlıklı bir makale yayınlandı. Hoseini, İsrail yönetiminin, Filistin, Suriye ve Lübnan halklarının sularını nasıl gaspettiğini kısaca ve sonderece ılımlı bir üslupla anlatıyor. Türkçeye çevirdiğim bu metinde, terör bahanesi ile Filistin halkını hapseden kilometrelerce uzun duvarın, aynızamanda ve asıl olarak bu halkı nasıl su kaynaklarından koparttığı açıklanıyor.
İleride filistin halkının, Filstinli köylülerin yaşadığı toprakları çölleştirecek olan sözkonusu utanç duvarının, filistin halkını ürettiği tarım ürünlerini kurutmaya, bu halkı tüm geçim kaynaklarından yoksun bırakarak 15- 20 yıl içinde toptan göçe zorlamaya yönelik olduğu anlaşılıyor... Naziler, Yahudileri gaz odalarında yoketmeye çalışmışlardı. Şimdi de ırkçı yahudi devleti Filistin halkını susuz ve aç bırakarak yoketmeye, ve topraklarından tamamen sürmeye çalışıyor... Birinci haksızlığın ve kötülüğün temelinde ahmak Nazi ırkçılığı duruyordu; kötülükte bu birincisinden aşağı kalmayacak ikincisinin temelinde de Siyonist ırkçılık yatmaktadır. Ve malesef bölgenin yakın geleceğini kanlı karanlık günler beklemektedir.
Bölgede yaşanan trajedilerin baş sorumlusu, yaklaşık iki bin yıl aşağıladıkları, sistematik soykırımlara uğrattıkları, ruhlarını ve beyinlerini zehirledikleri Yahudi toplumunun en dindar ırkçı unsurlarını bölgeye yerleştiren ve kendi yaratmış oldukları Yahudi sorununu Filistin halkının, Arap halklarının başına bela eden ve böylece görünüşte günahlarında kurtulmaya çalışan Batının emperyalist merkezleridir. Mevcut acıklı durumun baş sorumlusu, İsrail devletinin nükleer silahlara sahip olmasına yardımcı olan ve petrol yararları uğruna bu devleti bir ileri karakol olarak Arap halklarına karşı kullanan ABD ve Büyük Britanya (İngiltere) devletleridir. Filistin halkına yönelik bitmeyen saldırıların giderek daha da tehlikeli ve rajik olaylara doğru tırmanışın baş sorumlusu, militarist İsrail devletini her yıl en az dört milyar ABD Doları ile destekleyip, İsrail ordusunun sivil Filistin halkına yönelik açık cinayetlerine ve yıkımına gözyuman ABDdir, İngilteredir ve diğer büyük emperyalist devletlerdir.
İsrail, bölgede yürüttüğü tüm saldırganlıklarında sistematik olarak su kaynaklarını elegeçirmiş ve suyu Filistin halkına, Arap halklarına karşı bir silah olarak kullanmıştır. Değişik kaynakların ortak verilerine göre günümüze artık İsrail, bölgedeki su kaynaklarının yüzde 80 kadarını denetleyebilmektedir . Bu sadece Filistin halkının suları değildir. İsrail, 1967 savaşından sonra, büyük kısmı Filistin bölgesinde akan Ürdün Nehrinin (Şeria) sularının en büyük kısmına elkoyduğu gibi, Suriyenin Golan tepelerindeki su kaynaklarını da elegeçirmiştir. Yine İsrail Lübnanı işgalettiği 1982 yılında, Lübnanda doğup Ürdüne akan Hasbani ve Wazzani Nehirlerinin sularına elkoymuştur. Lübnanın işgaledildiği 1982 yılından beri İsrail, tamamen yasadışı yollarla Litani Nehrinden daha fazla su almaktadır. Bu satırları yazana göre İsrailin Kuzey Irakta'ki güçlü varlığının önemli nedenlerinden biri de, bölgenin zengin su kaynaklarıdır...
Arca Arıyorukın 14 Ağustos 2003 tarihli ve Turkish Water to Israel? başlıklı ingilizce makalesinde, kişibaşına düşen 2 150 metreküp ile bölgenin en su zengini ülkesinin Irak olduğu ve ardından kişibaşına 1850 metreküp su ile Türkiyenin geldiği yazılmaktadır. İsrailde ise kişibaşına yaklaşık 325 metreküp su düşmektedir ama, aşağıdaki makalede okuyacağınız gibi İsrailli Yahidiler bu ortalamanın çok üzerinde su kullanmaktadırlar. Bunun nedenide Filistin halkından çalınan sulardır ve anlaşılmış olacağı gibi Filistinli insanlarda sözkonusu ortalamanın çok altında su tüketmek zorunda kalmaktadırlar... Tüm bunların ötesinde İsrail, çekilecek boru hatlarıyla Türkiyenin Manavgat suyunun önemli birkısmını ve yine Mısırın yaşam kaynağı Nilin sularını almayı planlamaktadır...
BBC, 16 Haziran 2003 tarihli ve Water war leaves Palestinians thirsty başlıklı yazılı haberlerinde, Kyotoda düzenlenen Üçüncü Dünya Su Konferansında konşan eski Sovyet Cumhurbaşkanı Mikhail Gorbaçovun, yakın tarihte su kaynakları üzerine 21 kez silahlı savaş oldu ve bunların 18 tanesini İsrailin başlattı, dediğini bildirmektedir. Yine aynı habere göre, 1993 Oslo Barış Görüşmelerinde, Filistin halkının su kaynakları üzerinde daha fazla haklarının ve denetimlerinin olması gerektiğinin altı çizilmiştir. ABD gibi emperyalist güçlere güvenerek Birleşmiş Milletler kararlarını en çok çiğneyen ülke ünvanına sahip İsrail, Filistin halkının yaşamsal su gereksinimi üzerine bu öneriyi rahatça geri çevirmiştir. West Bank Water Usage başlıklı makalede ve ayrıca isveççeden çevirdiğim aşağıdaki makalede açıklandığına göre, Batı Yakasının suyunun yüzde 73ünü İsrail, yüzde 17sini Filistin halkı ve yüzde 10unu da -nüfusları çok daha düşük olan- illegal Yahudi yerleşimciler kullanmaktadırlar. Ve saldırgan militarist ırkçı İsrail devleti, güçlü propoganda aygı ile halen mazlum rolü oynamaya çalışmaktadır.
13 mart 2006
Kaynaklar: - Israel lays claim to Palestine's water, http://www.newscientist.com/article.ns?id=dn5037- West Bank Water Usage, http://www.ifamericansknew.org/cur_sit/water.html
- by Ronald Bleier, Israel's Appropriation of Arab Water: An Obstacle to Peace, Middle East Labor Bulletin, Spring 1994, http://desip.igc.org/TheftOfWater.html
- by Ronald Bleier, Will Nile Water Go To Israel?: North Sinai Pipelines And The Politics Of Scarcity, http://desip.igc.org/WillNile1.html ; http://desip.igc.org/WillNile2.html
- Lake Kinneret http://www.jafi.org.il/education/100/PLACES/kineret.html
- ISRAEL WATER CRISIS FACTS & FIGURES , http://www.jnf.org/site/PageServer?pagename=Water_facts
- WATER http://www.jnf.org/site/PageServer?pagename=Water
- By Yedidya Atlas, ISRAEL'S WATER BASICS, http://www.freeman.org/m_online/nov99/atlas.htm
- By Ayca Ariyoruk, Turkish Water to Israel? http://www.washingtoninstitute.org/templateC05.php?CID=1660
- Water war leaves Palestinians thirsty, http://news.bbc.co.uk/1/hi/world/middle_east/2982730.stm
|
|
Nasrin Hoseni
Ortadoğunun sıcağında suyun yaşamsal önemi vardır. Aynızamanda su, Ortadoğuda eksikliği duyulan bir nesnedir. Sadece Ortadoğuda değil, dünyanın daha birçok bölgesinde eksikliği duyulan bir gereksinim olarak su, yeni çatışmaları kışkırtmaktadır.
Dicle bölgesinde suyun ne ölçüde büyük önem taşıdığını kavramak, Suriye, İsrail/ Filistin, Lübnan ve Ürdünde yaşanan çatışmaların bölgede yarattıkları tahribatı daha derinlemesine anlamaya yardımcı olacaktır.
Bu bölgedeki akarsuların, Genesaret (Kinneret, Galile) gölünün ve yeraltı kaynaklarının karmaşık bir sistemleri vardır. Bölgedeki kentler arası ilişkilere yukarıdan çok yönlü zengin görüşlü bir kuşbakışı atıldığı zaman, ülkeler arası çatışmaların ağırlıklı nedeninin su olduğu anlaşılacaktır. Sözkonusu çatışmaların en ciddisi, Filistinin batı Yakasında ve Gazze Bölgesinde görülenlerdir. Buralarda binlerce Filistinli kendi su kaynaklarını yitirmişlerdir.
Yetersiz yeraltı su kaynakları ve Ürdün Nehrine bağımlılık, İsrail ile Filistin arasında olduğu kadar bölgedeki diğer tüm çatışmalar açısından da önem taşımaktadır. Tüm Ortadoğuda yeraltı suları çok düşük düzeydedir ve bölgenin içinde olduğu politik durum zaten yetersiz olan işbirliğini daha da kötüleştirmektedir.
Ürdün Nehri, Fırat, Dicle ve Nil, Ortadoğuda bulunan başlıca hassas akarsulardır. Birleşmiş Milletler, iki- üç ülkenin sınırlarını aşan akarsular üzerine yapılacak anlaşmaları belirlemiştir. Sınır aşan akarsular üzerine anlaşma, aynı su kaynaklarını kullanan ülkelerin bunu haksever biçimde paylaşmaları gerektiğinin altını çizmiştir. Aralarında Profösör Malin Falkenmarkın da bulunduğu bölge sularıyla ilgili tüm uzman kişiler, suyun gelecekte Filistinde yaratacağı huzursuzluğa dikkatleri özellikle çekmektedirler.
- Aşırı derecede haksız hatalı paylaşım
Su kaynaklarının İsrail ile Filistin arasında ileri derece haksız hatalı paylaşımı, kökleri geçmişe uzanan bir problemdir. İsrailde Yahudi toplumuna kişi başına 400 metreküp su düçerken, Filistinde bu kişi başına 100 metreküpün altındadır. Batı Yakasının su kaynaklarının yüzde 73ünü İsrail kullanmaktadır. Bu kaynakların ancak yüzde 17 kadarını Filistin halkı, yüzde 10 kadarını da illegal Yahudi yerleşimciler kullanmaktadırlar. Suyunun asıl büyük kısmı Filistin bölgesinden akıyor olmasına karşın, Ürdün Nehrinin sularının en büyük kısmını da israil kullanmaktadır.
- Kuyu kazma yasağı
Filistin halkı, İsrail işgali nedeniyle kendi su kaynaklarını ve kaynakları üzerindeki denetimini yitirmiştir. Aslında uluslararası yasalara göre, işgaledilmiş bölgelerin suyunun işgalci gücün kendi toplumu için kullanılması yasaktır.
Bu yasağı çiğnemesinin ötesinde İsrail, Filistin halkına yeni kuyular kazmasını da yasaklamaktadır. Ve eski kuyulara da elkoymakta, bunların sularını da İsrailde kullanmaktadır. İşgalci İsrail, Filistin halkının eski kuyulardan ne ölçüde su alıp kullanabileceğini tekyanlı olarak kararlaştırmaktadır.
Sözkonusu su problemi Gazza Bölgesinde en ağır biçimiyle hissedilmektedir. İsrail bu bölgedeki kuyulardan suyu çekip gittikten sonra, boşalan kuyuları tuzlu sular istila etmektedir. Birleşmiş Milletler uzmanları, Gazzanın 15 yıl sonra susuz kalacağı uyarısını yapmaktadırlar.
Tarafların su sorunuyla ilgili sorumluluğu bütünselliği içinde paylaşmamaları ve İsrailin mevcut su kaynaklarını sadece kendi yararları uğruna aşırı biçimde sonuna dek kullanması, bölgedeki su problemini giderek ağırlaştırmaktadır. Filistini işgalinin ötesinde İsrailin Güney Lübnanda ve Golan Tepelerinde varolan konumu, aynı problemden soyutlanarak ele alınamaz. Bölgedeki suyun yetersizliği ve su problemi üzerine işbirliğinin bulunmayışı, gelecekte sonderece ciddi sonuçlara yolaçacaktır.
- Duvarın gerisinde kalan su
İşgaledilen ve elkonulan Filistin toprakları ile su kaynakları arasında göze batan açık bir ilişki bulunmaktadır aynızamanda. Filistin bölgesini derinlemesine bölen İsrail duvarı öyle hileli inşa edilmektedirki, tüm su kaynakları duvarın İsrail tarafında kalmaktadırlar. Duvarın inşa edilmesinden beri birçok Filistin köyü tüm su kaynaklarını yitirmilşlerdir. Durum en kötü olarak Qukqiliya bölgesinde gözükmektedir. Batı Yakasında 50 tane yeraltı su kaynağı vardır ve duvar çekilirken 200 tane su haznesi Filistinli sahiplerinden kopartılmışlar veya tahrip edilmişlerdir. Bu durum Filistinli köylüler için yıkıcı sonuçlara yolaçmaktadır. Filistin halkının kendi geçimini sağlama olanaklarını ve becerisini yoketmektedir. Bölgedeki Filistinli köylüler yılda 2 200 ton zeytinyağı, 50 bin ton meyva ve 100 bin ton sebze üretmektedirler.
Su sorunu Filistin halkı için özel dikkati zorunlu kılmaktadır. Su kaynaklarının İsrail ile Filistinliler arasında haksız çarpık paylaşımı, sadece Filistinli köylüleri etkilememektedir. Sözkonusu haksızlık tüm bölgenin yeraltı su kaynaklarının azalmasına neden olmakta ve bölgeye egemen iklimle uyuşmayan bu durum, ileride daha da azalacak su kaynakları nedeniyle çok kişi tarafında umut edilen barışı tehdit etmektedir.
Broderskap, Nr 10, 30 Mart 2006 www.broderskap.se
isveççeden türkçeye çeviren: Yusuf Küpeli |