İSMİN NE ÖNEMİ VAR!
Rahmi Yıldırım
İnsan kendisini ne kadar özgür sayarsa saysın, özgürlüğü sınırsız değil. Filozofların çoğunluğu insan dünyaya özgür doğar, ama sosyal şartlar onu köleleştirir dese de, aslına bakılırsa insan doğarken bile özgür değildir.
Laf kalabalığı olmasın, en azından dünyaya gelip gelmeyeceğine bile başkaları karar vermiştir. Hatta bunun için verilmiş bir karar da yoktur çoğu kez.
İnsan, kendisini dünyaya getirecek olanları özgürce seçemediği gibi dünyanın neresinde doğacağını da seçemez. Dünyanın bu ülkesinde değil de öteki ülkesinde doğarken, bir fıkara barakanın alçacık tavanına ya da saray yavrusu bir villanın ışıltılı avizelerine ilk bakışlarını fırlatırken de özgür bir seçim yapmaz insan.
Eskiden insan hiç değilse adını seçmekte bir parça söz ve yetki sahibiymiş. Doğan çocuk büyüyüp bir marifet bir yiğitlik göstermeden adı konmazmış. En azından efsaneler öyle söylüyor.
Örneğin, Dede Korkutun anlattığına göre, Dirse Hanın oğlu 15 yaşını bitirmiş, Bayındır Hanın ordusunda askere alınmış, fakat hâlâ adı yok. Çünkü henüz bir yiğitlik marifet gösterememiş. Derken yoldaşlarıyla oynaşırken Bayındır Hanın ünlü boğası adsız oğlanın ve arkadaşlarının üzerine yürümüş. Boğa öylesine güçlü ve azgın ki, boynuzladığı kayayı un gibi öğütüyor. Arkadaşları boğayı görünce kaçmışlar, fakat Dirse Hanın oğlu kaçmamış. Yumruğunun gücü ve zekâsının kıvraklığıyla boğayı kafa üstü yere çakmış. Bunun üzerine Oğuz beyleri Dede Korkuta haber salmışlar, gelsin taze yiğide ad koysun diye. Dede Korkut da boy boylayıp soy soylayıp, Adı Boğaç olsun. Adını ben verdim, yaşını Allah versin demiş.
Eskiden böyle, şimdi ise insan kendi adı üzerinde bu kadarcık da hak sahibi değil. Kendi iradesi dışında doğduğu ülkenin kanunlarına göre, doğar doğmaz adı başkaları tarafından alnına yazılıyor. Bu çocuk ilerde adını beğenir mi beğenmez mi, kimse düşünmüyor. Çocuk büyüyüp akıl fikir sahibi olduktan sonra adını beğenmezse kıvranıp duruyor.
Bu kadar peşrevden sonra sözü getirmek istediğim konu, Kürtçe isim için mahkemelerde açılan davalar değil. Daha önce de söylediğim gibi. Kürtçe isim konusu hem trajik hem komik bir noktaya taşındı. Shakespeare İsmin ne önemi var? Gül dediğimiz şeye başka bir şey deseydik yine aynı derecede güzel kokardı demiş; ama, Shakespeare devrinde değiliz. Shakespeare nerden bilsin, milliyetçilik çağında isim konusu ideolojik ve etnik kimliğin göstergesi haline gelecek.
Kürtçe isim konusu da biraz gösterge olarak öne çıktı. Kürtler işi etnik inat haline getirince Türk devleti de özel kişi isimlerinde W, Q, X harflerini yasakladığı gibi, şirket isimlerinde Kürt sözcüğünün kullanılmasına da engel oldu.
Daha önce de değinmiştik. Madem ki Türk ve Kürt etle tırnak gibi ayrılmaz ve kardeştir; Türk kendi diline nasıl sevdalıysa, Kürtün de kendi diline öyle sevdalı olmasına şaşmamalı. Nasıl ki, Türk anne baba, çocuğuna Türkçe isim verebiliyor; Kürt anne baba da çocuğuna Kürtçe isim koyabilmeli. Hatta, kim kendisine ve çocuğuna hangi adı beğenirse beğensin.
Asıl değinmek istediğim konu, kim hangi adı beğenirse beğensin de, Türk ya da Kürt, vatandaş çocuğuna istediği ismi koyduğunda sorun çözülecek mi? İşte ondan yana çokça umutlu değilim. İdeolojik ve etnik düzlemdeki sorun çözülse bile bireysel ve sosyal kimlik boyutunda sorun çözülecek gibi görünmüyor.
En basitinden, gazetelerde resmî ilan olarak yayımlanan mahkeme kararlarının birçoğu isim değişikliğiyle ilgili. Geçen gün benim köyüme komşu Mazıbaşı Köyü ile ilgili bir mahkeme kararını görünce daha da ilgimi çekti. Vatandaş, Bursalı olan adını Kaya Haydar olarak değiştirmiş.
Birlikte çalıştığımız Satı adında hanım kardeşimiz de adını Melis olarak değiştirmişti. Satı ve Bursalı, isimlerinden neden bıktıklarını artık kendileri bilir. Yeni isimleriyle uzun ve mutlu yaşasınlar. Lakin, internette gezinirken gözüme çarptı. Halkımızın muzipliği mi desem, isim konusunda Shakespearei de geride bırakan kalenderliği mi desem, öyle sevimli ve manidar isimler var ki, Satı ve Bursalı görseler herhalde boşuna mahkemeyle uğraşmazlardı.
Çeşitli internet siteleri üşenmemişler, telefon rehberlerindeki isimleri taramışlar, kafalarına göre garip buldukları isimleri listelemişler, gruplandırmışlar. Neler yok ki içlerinde!
Örneğin, siyasal anlam yüklü bir listede, İzmir Çeşmeden Talat Devrimci, İstanbul Pendikten Bahattin Sağcı, Tekirdağ Merkezden Alaattin Ülkücü, Çorumdan Vahit Dönek. (İzmirden Abdürrahim Türkücü, Edirneden Hasan Domatesçi ve İstanbuldan Yıldıray Hıyarcının aynı listede ne işi var, anlayamadım doğrusu.)
İnternet uleması bazı isimleri dinsel anlam yükleyerek gruplandırmış. Adanadan Bekir Yobaz, Vandan Burhanettin Dinci ve Karamandan Hacı Şaman bu grupta yer alıyorlar.
Bazı isimler, tabiatta başka nesne kalmamış gibi cinsel organlardan alınmış. Gaziantepten Ali Anüs, Çorumdan Durdu Kuku, Diyarbakırdan Mahmut Pipi bu gruptan. Bir sosyal ortamda karşılaştıklarını düşünün. Diyarbakırlı, gayet kibar bir şekilde kendisini takdim ediyor: - Efendim, ben Mahmut Pipi. Çorumlu aynı nezaketle yanıt veriyor: - Memnun oldum, ben de Durdu Kuku. Gaziantepli nezaketten geri kalmıyor: - Ben de Ali Anüs. Tanışma faslından sonra bu üçlü arasındaki samimiyet nasıl ilerler, bilemiyorum artık.
Cinsellik çağrıştıran gruptaki isimler yalnızca bunlar değil. İzmitten Fahrettin Kalkmaz, Bartından Mehmet Kaldırır, Konyadan Cafer Yalar, Mersinden Ahmet Ali Emiciyi de internet uleması cinsel gruba koymuş.
Liste öylesine uzun ki, tek tek okumaya bugün vakit kalmadı. Shakespeare, Türk nüfus kayıtlarını gözden geçirse, yine de İsmin ne önemi var? der miydi? Emin değilim. Her zamanki gibi bir fıkrayla vedalaşalım.
Adını değiştiren adamAdamın köy yerinde lakabı 'Eşek Hüsam' imiş... Karısı 'Ben bu eşek adından bıktım, git ağaya yalvar yakar, ne yaparsan yap, senin adını değiştirsin' demiş... Adam gitmiş, bir süre sonra sevinçle dönmüş; - Müjde hanım müjde! Ağa benim adımı değiştirdi... Kadın heyecanla sormuş; - Ne yaptı, ne yaptı? - Adımı 'Sıpa' koydu. Artık herkes bana 'Sıpa Hüsam' diyecek!
Karısı
yüzünü buruşturarak;
Burası Türkiye!
28 Mayis 2004 |