Stockholm’de İşgal ve işgalciler sorgulandı

 

Stockholm’da  “Irak: Şavaş, işgal ve halkların hukuku” konulu toplantıya katılan uzmanlar, aydınlar ve savaş karşıtları iki gün süren toplantı boyunca Irak’taki savaşı ve savaşın yol açtığı sonuçları tartıştılar. Stockholm’daki toplantı daha önce ABD, Japonya, Belçika gibi ülkelerde yapılan ve işgal ve işgalcileri sorgulamayı amaçlayan Irak Dünya Mahkemesinin devamı olarak yapıldı. Sonuncu toplantı ise önümüzdeki yılın 25 Mart’ında İstanbul’da yapılacak. Toplantın açılışında  Ayşe Berktay Irak Dünya Mahkemesinin kuruluşu ve amaçlarını anlatan bir konuşma yaptı.

Üç bölüm halinde yapılan toplantının ilk bölümünde Irak savaşı uluslarası hukuk kuralları açısından ele alarak tartışıldı. Konuşmacıların tamamı Irak işgali ile ABD’nin uluslarası hukuk kurallarını ihlal ettiği yolunda görüş dile getirdiler.

İsveç eski büyükelçilerden Sverker Oström ABD’nin Irak’ta sürdürdüğü savaşın Nürnberg yasalarına aykırı olduğunu belirttiği konuşmasında Falluca’nın harebeye dönüştürüldüğünü ve ABD’nin toplu katliamlar yaparak savaş suçu işlediğini söyledi.

Toplantının ikinci bölümünde ise Irak’ta yaşananlar gündeme getirildi.  Katliama tanıklık eden iki Irak’lı İşgalcilerin amacının Saddam’ı devirmek değil Irak devletini ortadan kaldırmak ve kuracakları kukla devlet aracılığı ile Irak’ın zenginliklerine el koymak olduklarını söylediler.

Iraklı bayan gazeteci Emam Ahmed Khammas The Lancet’ın 100 bin Iraklı sivilin öldürüldüğü saptamasının gerçekleri yansıtmadığını, gerçek rakamların bunun çok üstünde olduğunu belirtti. Bugüne kadar 45 bin direnişçinin öldürüldüğünü söyleyen Khammas ABD’nin Irak’ı bir içsavaşa doğru sürüklemek istediğini değişik örnekler vererek anlattı. “Yüzyıllar boyunda şiilerle sunniler araplar, kürtler ve türkmenler barış içinde yaşadılar” diyen gazeteci Falluca saldırısı sırasında Irak ordusunda görev yapan askerlerin kente girmek istemediklerini ve 500’ü aşkın askerin firar ettiğini söyledi. Daha sonra şii ve kürt kökenli askerlerin  sunni halkın yaşadığı Falluca’ya gönderildiğini, bu askerlerin saldırılara katılmalarının Falluca halkı tarafından tepki ile karşılandığını söyledi. İşgalcilerin Falluca’ya her türlü insani yardımın yapılmasını engellediklerini ve yaralıları tedavi etmek isteyen 15 doktorun kente girişine izin verilmediğini söyleyerek yaşadıklarını şu cümlelerle anlattı. “Falluca yerle bir ediliyor. Ceset kokusu kentin her tarafından hissediliyor. Sağlık sistemi ortadan kaldırıldığı için ölülerin sayısı yaralılardan fazla. Falluca’nın merkezi hastanesi işgal altında, onun yerine kurulan geçici hastaneye de 6 tane el bombası atıldı. Yaralıları buradan camiye taşıdık. Ama camiyide bombaladılar. 6 doktor öldürüldü. Yaralı direnişçiler diğer illerdeki hastanelere gidemiyorlar. Çünkü Amerikalılar genç yaştaki bütün yaralıları gözaltına alıyorlar.”

El Nahrain üniversitesi ekonomi professörü  Abd Ali Kadim el-Mamouri  ise ABD’nin Irak’ı savaş ganimeti olarak görerek yağmaladığını söyledi. ABD’nin başlattığı dünyada benzerine rastlanmayan özelleştirme furyasının gelecekte Irak’ta büyük sorunlara yol açacağını, işşizliği, yoksulluğu ve kriminaliteyi daha da artıracağı uyarısında bulundu. ABD’nin Irak’ta savaşın yol açtığı yıkımları gizlemek için ülkenin yeniden inşası için gereken parayı düşük gösterdiğini, Irak’ın yeniden inşasının 135-200 milyar dolara malocacağını tahmin ettiğini söyledi. El-Mamouri onbinlerce aydın ve zenginin Irak’tan kaçtığını söyleyerek işgalcilerin eğitim sistemini yok etmelerini şu cümlelerle anlattı. “Irak’ta işgalden önce 14 üniversite vardı ve bölgenin en iyi eğitim sistemine sahipti. Çocuk yuvalarından doktora yapmaya kadar tüm öğrenim parasızdı. Çocukların okula gitme zorunlulukları vardı. Bunu yapmadıkları takdirde devlet kurumları müdahale ediyordu. Şimdi çocukların sadece % 57’si okullara gidiyor. İşgalden sonra 2000 civarında yüksek okul öğretmeni değişik nedenlerden dolayı işten ayrıldı veya atıldı. Bunlardan 250’i işgalciler tarafından katledildi. Yerlerine yeterli eğitimi olmayan ama işgale karşı çıkmayanlar atandı.”

Toplantının sonuncu bölümünde ise İsveç hükümetinin savaşa karşı tutumu ele alındı. Konuşmacılar İsveç’in savaşa karşı olduğunu açıklamakla birlikte savaşın durdurulması için somut bir girişimde bulunmadığını belirttiler. Yazar Jan Myrdal savaşı önleyecek tek gücün halkların birliği ve mücadelesi olduğunu belirterek ABD ve işgalci ülkelere karşı boykotlar ve gösteriler örgütlenmesini istedi. “İyi Amerikalı ölü Amerikalıdır” diyen Myrdal “öyle güçlü eylemler yapmalıyız ki ya hükümet bizi cezaevine atmak zorunda kalmalı ya da bu savaşı durdurmak için harekete geçmelidir” şeklinde konuştu. Myrdal “Irak işgal altında. İşgale karşı Iraklıların hangi mücadele yöntemlerine başvurmaları gerektiğini tartışmak bizlere düşmez. Savaş sürüyor ve bizim Iraklılara işgalcilere karşı iyi davranın diyemeyiz. İşgale karşı mücadele Fransa’da Nazi işbirlikçisi Vichy rejimine karşı sürdürülen direniş kadar normal ve meşrudur.” şeklinde konuştu.  Ünlü yazar Peter Kurman ise hükümetin Irak’taki polislerin eğitimini üstlenmesini eleştirdi. Savaşa karşı olduğunu belirtmesine karşın hükümetin savaşın durdurulması için bir girişimde bulunmamasının savaşa onay vermek anlamına geldiğini söyledi. Toplantıya İsveç dışişlerini temsilen katılan iki bürokratın Falluca’da ABD’nin aşırı şiddet uyguladıklarını söylemelerine rağmen ABD’lilerin Irak’ta terörle mücadele ettiklerini söylemeleri tepki ile karşılandı. Afton Bladet gazetesi şef redaktörü Helle Klein hükümet temsilcilerin Felluca’daki katliamları “terörizme karşı mücadele” olarak değerlendirmelerini yadırgadığını belirterek hükümetin işgale karşı çıkma cesaretini gösteremediğini söyledi

İki gün süren toplantıdan sonra yayınlanan sonuç bildirgesinde ise şu görüşlere yer verildi.

“Irak savaşı barışa karşı girişilen en ağır uluslararası hukuk suçu olarak görülmelidir.”

“ABD ve ortakları Irak’ta işgalin yol açtığı yıkımların karşılığı olarak Irak halkına koşulsuz olarak tazminat ödemelidir”

“Birleşmiş Milletler Irak’taki işgale karşı tüm gücü ve kurumları ile birlikte tavır almalıdır. Bu yapılmadığı takdirde uluslarası insan haklarına olan güven kaybolacaktır. Genevre sözleşmesi bu sözleşmeyi imzalayan ülkelere işgale ve işlenen insan hakları ihlallerine karşı müdahele etme zorunluluğu getirmektedir. Birleşmiş Milletler İnsan hakları sözleşmesi, işkenceyi önleme sözleşmesi çerçevesinde işlenen ve işlenmekte olan suçların belirlenip mahkum edilebilmesi için tüm olanaklar kullanılmalıdır. Bu sözleşmeler devletlerin ve sivil toplum örgütlerine hemen ve güçlü bir şekilde harekete geçme yükümlülüğü getirmektedir.”

 

 

El Nahrain üniversitesi ekonomi professörü  Abd Ali Kadim el-Mamouri’i Irak’ın içinde bulunduğu ekonomik durumu ve özelleştirmeleri anlattı:

“Bugün Irak’ta benzeri tarihte görülmeyen bir durumla karşı karşıyayız. Amerikan savaş aygıtı önce ülkemizi yıktı Daha sonra pençelerini ülkemize attı. Ülkemizin kaynakları çalınıyor ve talan ediliyor. Şu anda Irak’ta ülkenin yeniden inşasıyla hiç bir ilişkisi olmayan dev bir özelleştirilme çalışması yürütülüyor. ABD valisi Paul Bremer özelleştirmelerin yolunu açmak amacıyla yüzbinlerce kamu görevlisini işten attı. İşsizlik arttı ve işçiler asgari ücretle çalışmayı kabul etmek zorunda kaldılar. Bu uygulama ülkedeki büyük ABD tekellerinin büyük karlar elde etmelerinin yolunu açtı. Bremer  Irak’ın koruyucu sosyalist modelden vazgeçmesi ve sanayisini yabancı sermeyeye açması gerektiğini bir çok kez söyledi. Uluslarası hukuka aykırı olarak yetkisi olmadığı halde ülkemizin geleceği ile ilgili ekonomik kararlar aldı. İngiltere’de başsavcı Tony Blair’e yazdığı bir mektupta Bremer’in aldığı kararların yasadışı olduğunu bildirdi. Bremer’in aldığı kararlar arasında 192 devlet şirketinin özelleştirilmesi de bulunuyor. Bu karar Wall Street Journal tarafından “özelleştirmelerin peygamberi” olarak adlandırılan Dünya Bankası’nın tavsiyelerine bile aykırı. Dünya Bankası ülkedeki sosyal istikrarın korunması için bu şirketlerin devlet denetiminde kalmasını ve en erken 4-5 yıl sonra özelleştirilebileceklerini söyledi. Bremer’in çok uluslu tekellere karşı izlediği politika vergilerin % 15 ila 45 arasında azaltılması ve  şirketlerin elde ettikleri karları özgürce ülke dışına transfer etmelerini de sağladı. Uygulanan bu özelleştirme politikası daha ülkemiz işgal edilmeden sürgündeki gruplarla ABD’li yetkililer arasında Washington’da yapılan bir toplantıda kararlaştırılmıştı. Kendilerini muhalefet olarak tanımlayanlar yağmadan kırıntı kapabilmek için böylesi bir politikayı onayladılar. ABD Irak’ı ve Irak’ın doğal kaynaklarını savaş ganimeti olarak görüyor. Amerikan tekelleri 21. yüzyılın en büyük yağmasını Irak’ın doğal kaynaklarına el koyarak sürdürülüyorlar. Bu yağmadan en büyük pay Bush’un seçilmesine ekonomik katkıda bulunan tekellere veriliyor. Halliburton bu yağmadan en büyük payı aldı. 2002 yılında 500 milyar dolar zarar ederken Irak’ta aldığı ihallelerden sonra kara geçti ve şirketin hisse senetleri % 77 oranında değer kazandı. Neredeyse tüm ihalelerin ABD tekellerine verilmesi İngilizleri bile rahatsız etti. “Amerikalılar bize tuvalet temizlemekten başka bir şey bırakmadılar” dediler.” 

.

Ayşe Berktay Irak Dünya Mahkemesi’ni anlattı:

 

”Irak dünya mahkemesinin amacı ABD ve İngiltere tarafından Irak’a yapılan saldırıyı sorgulamak. İşgal sırasında Irak halkına karşı işlenen suçları ortaya çıkarmayı ve belgelemeyi amaçlıyor. Irak’taki işgal ABD ve İngiltere’nin dünyada hegomonya kurma çabasının bir parçası olarak ortaya çıktı. Mahkeme buna karşı bir karşı duruşu ifade ediyor. Bugün savaşa ve işgale karşı çeşitli şekillerde karşı çıkılıyor. Mahkeme de bunun bir parçası ve dünya çapında savaşa karşı sürdürülen mücadelenin içinden çıktı. Galip gelenler tarihi kendi çıkarları doğrultusunda yazıyorlar. Oysa gerçeklerin tanıklarla ve belgelerle tarihe iletilmesi gerekiyor. Biz bugün bunu yapmaya çalışıyoruz. Bu savaş karşıtı hareketin adelet mücadelesine bir katkı sağlayacaktır. Hukuk ve adalet arasında bir açıklık var. Biz bu mahkeme aracılığıyla bunu gündeme getiriyoruz. Dünyada savaş ve işgalleri önlemek amacıyla kurulan Birleşmiş Milletler gibi kurumlar sorumluluklarını yerine getirmediler. BM bir insanlık suçu olan bu saldırı ve işgali engelleyemedi. İşte tam da bu noktada savaş karşıtlarına büyük görevler düşüyor. Yalan söyleyerek bir halkı bitirmek üzere saldırıya geçtiler. Bütün bir sosyal dokuyu alt-üst ettiler, kıyamet yarattılar. Şimdide kıyamet kaosa dönüşmesin diye orada kalacağız diyorlar. Uluslararası hukuk çok önemli. Ama bunun güçlü olanın ve iktidarı elinde tutanların çıkarlarına göre uygulandığını görüyoruz. Yıllardır Irak’a karşı ambargo uyguladılar. Ama ABD uluslararsı hukuku çiğnediğinde bir şey yapılmıyor. Biz buna karşı çıkıyoruz. Karşımıza çıkan bir yeni dünya düzenini hedef alıyoruz. Vietnam savaşı sırasında Russell mahkemeleri vardı. Bu mahkeme Vietnam savaşı sırasında işlenen insanlık suçlarını ortaya çıkarttı. Bizde bu mahkemelerden ilham alarak yola çıktık.  Savaşa karşı yapılan uluslarası toplantılara katıldık. Bu toplantılarda dünyanın diğer ülkelerinde yaşayan insanların da bizler gibi düşündüklerini gördük. Dünyanın değişik ülkelerinde savaşı ve işgali konu alan oturumlar yapmayı kararlaştırdık. Şimdiye kadar ABD, İngiltere, Japonya, Almanya, Hindistan, Belçika, Danimarka ve İsveç’te 10 oturum yapıldı.

 Sonuncu ve nihayi oturumu da İstanbul’da yapacağız. Mahkemenin son oturumunun İstanbul’da yapılmasını biz istedik. Hem coğrafi olarak Irak’a yakın hem de Türkiye’de savaşa karşı güçlü bir hareket var. Bu savaş karşıtı hareket meclisten tezkerenin geçmemesinde büyük bir rol oynadı. Bu dünyada bize büyük bir saygınlık kazandırdı. Uluslarası toplantılara katıldığımızda söylediğimiz her sözün dikkate alındığını gördük.”

gönderen: Murat Kuseyri

19- 11- 2004

http://www.sinbad.nu/