Sinbad, bilgi denizinde bir yelkenli  http://www.sinbad.nu/ 

 

Türkiye- politika- ekonomi- tarih   

 

Kültür 

 

Kol ve kafa emekçileri

 

Irkçılık, Faşizm

 

Sovyet Devrimi

 

KAFKASLAR

 

Direnen Irak  & Iraq-english

 

Filistin Memleketimdir

 

Asya, Çin, Güneydoğu Asya, Vietnam, Japonya

 

ABD- AB- 11 Eylül- konspirasyon

 

Latinamerika & Afrika

 

İnsan Hakları

 

Kürtler

 

Balkanlar

 

Türkiye'den yazılar

 

Basından

 

Söylesiler

 

Kriminalite, hırsızlık, haksızlık

 

Sinbad'ı hazırlayan Küpeli hakkında çok kısa bilgi

 

linkler

 

Yusuf Küpeli, Irkçılığın ve faşizmim serüveni üzerine kısa notlar

  • Tarihsel kökler, eski medeniyetler, dinler, baskılar, ayrımcılık

  • Antisemitizm ve kökleri

  • Haçlılar, çağdaş yansımaları, ırkçılığa doğru

  • Modern anlamda ırkçılığın ve faşizmin doğuş süreci
  • Malthus ve Darvin'in ırkçılığa katkıları
  • Faşizm'in emrine giren ırkçı jeopolitik teorileri
  • Nazi kafatascılığının formülasyonu ve bazı İsveçlilerin rolleri
  • İsveç-Nazi işbirliği ve İsveç halkının olumlu örnek yanları
  • Batı'da yayılan kafatascılık ve Hitler Almanyası
  • Nazi mistisizmi, ırkçılığı ve ideolojinin mitolojik kökleri
  • Naziler, kilise ve ABD yönetimi
  • Faşizmi diğer diktatörlüklerden, baskıcı rejimlerden, sıradan ataerkillikten ayıran özellikleri
  • Sınırlarını tel örgüler, elektronik ve yasal duvarlarla ören "ütopya adası"nın sahte demokrasisi, 11 eylül olayının "yararları" ve Hitler'in dirilen "bin yıllık imparatorluk" düşü
  • Kışkırtılan İslam düşmanlığının asıl nedeni, postmodern faşizmin hilesi ve İsrail
  • Küçük neonazi örgütler ve asıl faşist güç, CFR
  • Minarenin kılıfı, "kültürler çatışması" ve Huntington
  • Postmodern faşizmin emrinde marjinal prütan İslami fanatizm, Vahabilik
  • Yıkmaya ve yıkılmaya koşan askeri- endüstri komplekslerin ABD'si

(not: Yukarıdaki metin düzeltilip genişletilecektir.- Y. Küpeli)

 

Yusuf Küpeli, Soykırımlar, sömürgecilik, ırkçılık ve Batı toplumları; Soykırım suçlamaları ve gerçek soykırımlardan kısa notlar; gaz odalarında öldürülenler, yahudiler, çingeneler, ABD, İsviçre; Belçika, Ruanda katliamı ve Katolik Kilisesi; Latin Amerika, Afrika, Kongo, Angola, kısa kısa diğer örnekler ve Batı’nın üst sınıflarının derin ikiyüzlülükleri...

a- Ho Chi Minh’in bundan 85 yıl önce, 1920 tarihli Sosyalit Parti Kongresi’nde söylemiş olduklarının günümüz koşullarına çevirisi ve Batı emperyalizminin köklerinde yatan ırkçılık

b- Sosyal Darvinist Belçika sömürgeciliği; Habyaramina ve Ziya ül Hak süikastlerinin paralellikleri; Ruanda katliamı üzerine özetlenmiş gerçekler; Kongo, Patrice Lumumba ve Angola üzerine notlar

c- Güncel emperyalist hesaplarla yeniden ısıtılan 90 yaşındaki tarajedi, I.- II. Dünya Savaşları içinde ve günümüzde emperyalist jeopolik hesaplar, olsun- olmasın soykırım çığlıkları ile kamufle edilen asıl niyetler ve Türkiye yönetimlerinin saman alevi gibi parlayıp tekrar sinme nedenleri, gösteri aydınları, ikiyüzlülükler

d- Batı tekellerinin tatlı kârları ve egemenlikleri uğruna gerçekleştirilmiş olan bazı soykırımlar: Yahudi soykırımı ve İsrail’in Filistin halkına yönelik soykırım politkasından kısa örnekler; Kongo (Zaire) ve Patrice Lumumba; Angola ve Kara Afrika’nın yüzkarası Savimbi; Endonezya, Guatemala, Bosna- Hersek vs.

 

Yusuf Küpeli, Dedeler, babalar, oğullar, kızlar... ya da Guantanamo, Abu- Garib ve daha başka gizli merkezlerdeki uygulamaların tarihi- kültürel kökleri

Bu yazı ile birlikte verceğim web sayfası adreslerindeki metinler ingilizcedir. Şüphesiz herkes ingilizceyi aynı ölçüde anlayamaz ama, sayfalardaki resimleri rahatca anlayabilir. Bu nedenle ingilizce bilsin- bilmesin yüreği kaldırabilenlere adresleri açıp bakmalarını salık veririm. İnsanlar bu resimlere bakarlarken hemen Abu- Garib’den yansıyan fotoğrafları düşüneceklerdir. Ve ardından, Abu- Garib’deki veya Guantanamo’daki veya bir başka bilinmeyen merkezdeki uygulamaların hiçte istisna ve hatta günümüze ait olaylar olmadığını, vahşetin tarihi- kültürel kökleri bulunduğunu hemen anlayacaklardır.

yazının tamamına ve adreslere ulaşmak için adresler e git

 

Yusuf Küpeli, Nazi Almanyası ve Polonya, Büyük Biritanya, ABD, Sovyetler Birliği, Varşova ayaklanması ve yalanlar  üzerine kısa notlar

a. Avrupalılar, Polonyalılar ve Türkiyeliler üzerine kısa notlar

b. Hitler’i iktidara taşıyan Alman ve ABD tekelleri, pusuda bekleyen İngiltere ve Fransa, Sovyetler Birliği ve Nazi Almanyası, Polonya’ya saldırı ve II. Dünya Savaşı

c. Nazi işgali altındaki Polonya, toplama ve ölüm kampları, Alman tekelleri ile birleşmiş ABD tekelleri, “Üç Maymunları” oynayan ABD yönetimi

d. Varşova Ayaklanması, Büyük Biritanya ve Sovyetler Birliği

e. Kısa bir gerçek öykü; Polonya, Papa, Reagan, Roberto Calvi ve tarih halen yazılmaktadır

f. Notlar

g. Kaynaklar

 

Yusuf Küpeli, OLAĞAN ve OLAĞANÜSTÜ, KORKU FİLMLERİNİ SIRADAN KOMEDİLERE DÖNÜŞTÜREN GERÇEKLER, DOĞAYA ve İNSANA NÜKLEER- BİYOLOJİK- KİMYASAL SALDIRI

a- Olağan ve olağanüstü

b- Stockhom’de bir konferans ve önce “portakal gazı”

b- 1. Bilimi insana karşı kullananlar üzerine genel kısa notlar

b- 2. Vietnam, portakal gazı ve Dr Hoang Trong Quynh’in verdiği bilgiler

c- Tüketilmiş Uranyum (DU- Depleted Uranium) içeren mermilerle gelen ölüm

c-  c c- 1. DU nedir, nasıl kullanılır? DU üzerine genel bilgiler

c- 2. DU ve 1991 Birinci Körfez Saldırısı’nda olanlar üzerine kısa notlar

c- 3. DU ve Balkanlar

c- 4. ABD ordusu Radyoloji Labaratuarı eski şefi Doug Rokke’ın tanıklığı

c-  5. Atom  ve “seks gücünü arttıran” radyasyon

c- 6. Basra’dan Dr Cevad al- Ali’nin 1991’den 2003’e uzanan süreç ve sonrasında DU’nun Irak’ta yaratmış olduğu ölümcül etkiler üzerine anlattıkları ve DU cephanesinin Afganistan’daki etkileri üzerine çok kısa notlar

 

DOLAR ve AMERİKAN FAŞİZMİ'nin GİZLİ YÜZÜ- İmzasız çok ilginç yazı + Yusuf Küpeli

 

 

İsveç’te ırkçılık yaygınmı?  Kamali Uppsala üniversitesinde sosyoloji professörü olarak görev yapıyor. Aynı zamanda Avrupa çapında yürütülen ”The European Dilemma” adlı proje içinde İsveç’i temsilen yer alıyor. Kamali konu ile ilgili sorularımızı yanıtladı... Komisyon başkanlığına İran asıllı sosyoloji professörü Masoud Kamali getirildi. Kamali’nin komisyon başkanı olarak atanmasını 70 civarında uzman protesto etti. Sahlin protestolarda ırkçı bir ton bulunduğunu belirterek Kamali’nin görevden alınmayacağını açıkladı... Bilim dünyasında insanları ırklara ayıran ilk kişi İsveçliydi. Carl von Linne insanları dört ırka ayırdı... ABD’de World Trade Center’e yapılan saldırıda 3 bin masum insanın ölmesinden sonra 3 dakikalık saygı duruşu yapıldı. Üç ay sonra da Afganistan bombalandı. Çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere 20 bin kişi öldürüldü. Hiç kimse bu insanlar için bir saniyelik bile saygı duruşu yapılmasını önermedi. Onların yaşamları batılıların yaşamları kadar değerli görülmedi.

 

yusufk@telia.com

 

Önsöz yerine: Ukrayna’yı geçmişten günümüze anlatan, özellikle Ukrayna’nın batısında, Katolik Ukrayna’da yoğunlaşmış olan faşist, Neo Nazi örgütlenmeleri tarihsel kökleri ile sergileyen bu çalışma, -metne yerleştirilecek fotoğraflar dışında- 12 punto ile 70 A-4 sayfasi tutmaktadır... Yusuf Küpeli (önsözün devamı ve metnin ara başlıkları için tıkla)

 

 Yusuf Küpeli, Geçmişten günümüze Ukrayna, Ukrayna tarihinden sayfalar, Batı’nın desteklediği Neo-Naziler, Kırım ve toplumsal politik kriz üzerine kısa notlar

1)     

1) Nüfusla ve coğrafya ile ilgili genel bilgiler

 

2) Halkların harman olduğu ülke Ukrayna’nın tarihine kısa bir gözatış:   Kimmerler, İskitler, Sarmatlar, Slavlar, Türkler, Moğollar, Almanlar ve diğerleri...

 

3) Ukrayna tarihinde Kazak halkı, toplumsal etkileri ve ayaklanmaları hakkında kısa notlar

 

4) Kırım Savaşı, I. Dünya Savaşı, Ekim Devrimi ve Ukrayna üzerine notlar

 

5) Sovyetler Birliği’ne Nazi saldırısı; Hitler’inki ile NATO-ABD jeopolitiği arasında varolan paralellikler; Nazi güçleri ile birleşen ve Nazi soykırımlarına katılan Ukraynalı faşistler; Stepan Bandera, OUN ve UPA örgütlenmeleri hakkında hakkında notlar

 

6) Dünya barışını tehdit eden Ukrayna krizinin gelişme süreci; NATO- ABD- AB patronlarının desteğini alan Ukraynalı Neo Naziler, ve bunların iktidarı gaspedişleri üzerine notlar

 

7) Faşistlerin damga vurduğu Ukrayna hükümeti, Kırım’ın tekrar Rusya’ya

      bağlanışı, ülkenin doğusunda başlayan isyan, kanlı olaylar ve büyüyen uluslararası gerilimde  fosil enerji tekellerinin rolleri üzerine notlar

           Bazı kaynaklar:                       (önsözün devamı ve metnin ara başlıkları için tıkla)

Yusuf Küpeli, Nelson Mandela’yı 1992 yılında yaşanmış bir olay ve bu olayın öyküsü olan bir metinle anmayı düşündüm: “I love you Nelson Mandela”

Önce kısa bir açıklama

Aşağıdaki “I love you Nelson Mandela” başlıklı metin, vaktiyle 15 günde bir türkçe ve kürtçe yayınlanan “Kürdistan Press” adlı gazetenin Haziran 1992 sayısında yayınlandı. Mandela ile karşılaşmam sırasında yaşanmış olan olayın biraz daha kısaltılmış öyküsü ise, röpörtaj biçiminde, aynı başlıkla, İsveç Barış Komitesi’nin (Svenska Fredskommittén) “Barış & Dayanışma” (“Fred & Solidarite”) adlı dergisinin 1992 yılındaki 5. sayısında isveççe olarak arka kapakta basıldı... Mandela ile olan toplantının ardından, toplantının yapılmış olduğu Sida salonunda, Mandela ile kişisel olarak konuşurken...

 

1992’de yazılmış olan metin:

“SİZİ ÇOK SEVİYORUM, ÇÜNKÜ DÜŞLERİMİ SEVİYORUM”

“I love you Nelson Mandela!”

** Türkiye hükümetinin verdiği “Atatürk Barış Ödülü”nü almamakla yaşamınızdaki en iyi işlerden birini yaptığınızı size söyleyebilirim. Türk ve Kürt halklarının aldatılmalarına izin vermediniz. Size çok teşekkür ederim.

** Ben burada diplomasinin diliyle konuşmuyorum. Halktan biri olarak, halkın diliyle konuşuyorum ve sizi bütün kalbimle seviyorum! Siz, tüm haksızlıklara karşı özgürlük savaşımının simgesisiniz. Sizi bu nedenle seviyorum.

Yusuf Küpeli

metnin tamamına ulaşmak için tıklayın  

 

Çevirmenin ön notu: Yusuf Küpeli, “ayak öpme gösterileri” ile birlikte yürütülen yalan kampanyası hakkında

(...) Bergoglio’nun görevi, Katolik inancına bağlı yoksul Latin Amerika halklarını ABD dış politikasının ve Wall Street’in hesaplarına uygun olarak yönlendirmektir. Bu nedenle, rolünü iyi oynayabilmek amacıyla O, tutucu Cizvit kimliğini geri plana iterek -hem erkeklerin ve hem de kadınların tarikatı olan ve yoksullara yakın duran- Franciskan (Franciscan) mezhebinin kurucusu St. (Aziz) Francis’in (1181/ 82- 1226) adını almıştır. Rolünü daha iyi oynayabilmek, yoksul halkı aldatarak Washington’a daha iyi hizmetler sunabilmek için O, kameralar önünde ayak yıkama gösterileri yapmaktadır...

 

“Washinton’un Papası”? Papa I. Francis Kimdir? Kardinal Jorge Mario Bergoglio ve Argentin’in “Kirli Savaşı”

yazar: Prof Michel Chossudovsky

Global Research, 14 Mart 2013

türkçesi: Yusuf Küpeli

Vatikan, Papayı seçen Kardinaller Kurulu’nun özel toplantısında (conclave), Kardinal Jorge Mario Bergoglio’yu Papa I. Francis adıyla seçti.

Jorge Mario Bergoglio kimdir?

“Kondor Operasyonu”

Wall Street ve Ulusal Ekonomik Gündem

Wall Street ve Katolik Kilisesi Hiyerarşisi

“Kirli Savaş”: Kardinal Jorge Mario Bergoglio’ya yönelik Suçlamalar

Diktatörler için kutsal ilişki

Katolik Kilisesi: Şili karşıtı Arjantin

“Kondor Operasyonu” ve Katolik Kilisesi

Jorge Mario Bergoglio: “Vatikan’da Washington’un Papası”

Washington’un ve Wall Street’in Papası Vatikan’da?

Yazarın Notu

çevirmenin bilgi notları:

ayrıca bak: Latinamerika & Afrika 

 

Yusuf Küpeli, İşçi düşmanlarından demokrat, işçi düşmanlığı ile demokratik açılım olmaz, olamaz

 

1) Demokrasi, işçiler, çalışanlar, ya da “sözde vatandaşlar” için değil

AKP hükümetinin içişleri bakanı Beşir Atalay’ın “demokratik açılım” ile ilgili pırıltılı sözleri 17 Aralık 2009 tarihli günlük gazetelerin internet sayfalarına düşerken, aynı bakana bağlı polisler, Ankara’da ve İstanbul’da işçilere “kahramanca” saldırıyor, o soğukta, yasal haklarını barışçı yasal yöntemlerle arayan insanların üzerlerine yeşil pis kokulu kanalizasyon suyu fışkırtıyor, gözlerine biber gazı sıkıyorlardı...

 

2) Laiklik düşmanları ile, kadını aşağılayan ataerkil kültürle, ve “yargı benim” kafasıyla, demokrasi ve demokratik açılım değil, ancak birçeşit faşizm olur

Onlarca örnek verilebilir ama, lafı fazla uzatıp dolandırmaya gerek yok... Tayyip Erdoğan, İstanbul belediye başkanı olduğu günlerde, kameralar karşısında konuşuyor... “(...) Hem Müslüman, hem laik olunmaz. Bunlar birarada olamazlar. Biraraya getirilirlerse, adeta ters mıknatıslanma yaparlar (“Ters mıknatıslanma” ne demekse?, “ulemaya sormak lazım” herhalde(!)- Y.K.) Allah kesin hakimiyet sahibidir. ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’, diyorlar. Yalan, inanmayın... (Aşağılayıcı alaylı bir üslupla devamediyor) Bunların anayasacılarına, gelin bu ifadenin, ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ sözünün yanına bir parantez açalım, parantezin içine, “beş yılda bir” notunu düşelim dedim...”

 

3) Türkiye’de yaşanmış olanlara ve yaşananlara ışık tutması amacıyla faşizm üzerine kısa notlar

(...) Faşizm herşeyden önce bir mali-sermaye (banka sermayesi, endüstri sermayesi, ve ticari sermaye bütünlüğü, bunların birleşik hali) diktatörlüğüdür ve ilk kez tarihte en açık biçimiyle...

 

4) Tekel işçilerine yönelik saldırı, mevcut sınırlı demokrasiye yönelik bir saldırıdır

(...) Tekel’in içki bölümünü yok pahasına satınalmış olan ortaklık, aradan iki yıl geçtikten sonra, elindeki işletmenin hisselerinin yüzde 92’sini, Amerikan Teksas Pasifik şirketine toplam 900 milyon dolara satacaktı. Yani, Başbakan ile, AKP’nin önde gelenleri ile gizli karanlık ilişkiler içinde olduğu anlaşılan MEY adlı ortaklık, parmağını oynatmadan, yatırmış olduğu paranı üç mislini kasasına dolduracaktı... MEY’e 292 milyon dolara satılan bu devlet işletmesinin sadece depolarındaki içkilerin ederi 126 milyon dolardı. Sahibolduğu ham maddenin değeri 70 milyon dolardı. Ve Tekel’in devlet bankalarında 200 milyon doları durmaktaydı... Yetim hakkını yiyenler kimlerdi?     (metnin devamı için tıkla)

 

Yusuf Küpeli, Her türden sömürünün, baskının, iki-yüzlülüğün ve yalanın dünyasında uluslararası kadın günü üzerine kısa notlar

 

Yusuf  Küpeli, İlerlemekte olan postmodern faşizmin hedef tahtasında öncelikle kadınlar durmaktadır

(...) Kadınların hedef tahtasının 12 noktasına oturtulmuş olduğu günümüz dünyasında, gelen bu 8 Mart Uluslararası Kadınlar Günü, çok daha farklı bir önem, büyük bir anlam kazanmaktadır... Özetlenen mevcut faşist saldırıya katılanlar, ve yaşanmakta olanın öneminin bilincinde olmayanlar, aynen “sevgililer günü”nü kutlar gibi derin bir duyarsızlık ve ikiyüzlülükle kadınlar gününü kutlamaktadırlar. Kadınlar günü kutlanırken, savaşların, emperyalist saldırıların, açlığın, yoksulluğun, fuhuşun, seks köleliğinin, hertürlü ataerkil erkek baskısının ve “onur” cinayetlerinin kurbanları olan kadınlar, derin acılar içinde bunalmaktadırlar. Cins olarak zaten asırlardır ayırıma uğrayan kadınlar, öncelikle laikliği hedef alan faşist saldırıların asıl kurbanları olma durumundadırlar...

Kadınlar günü, kutlamalar için değil, politik gerçeklerin doğru biçimde sergilenebilmeleri ve haksızlıklara yönelik mücadelelerin iğme kazanması amacıyla üretilmiştir. Kökleri 1900’lü yılların başına uzanan bu mücadeleyi, çalışan insanların, emekçi halkların, hertürlü baskı altındaki diğer insanların mücadelelerinden soyutlayarak ele alabilmek olanaksızdır... Sonuçta, kadınların özgürlük mücadeleleri, faşizme karşı savaşın ve emekçi yığınların ekonomik ve politik özgürlük savaşlarının kopmaz bir parçasıdır... ayrıca bak: Kol ve kafa emekçileri + İnsan Hakları

bağlantılı eski metin:

Yusuf Küpeli, Uluslararası Kadınlar Günü 8 Mart’ı Selamlarken

- “Masa üstünde testi/ Amcam yengemi kesti...”

- “Tatlı” erkekler sonunda “tuzlu” kadınların defterini dürdüler

- Dünya emekçi kadınlar günü veya “Uluslararası Kadınlar Günü” üzerine kısa notlar   

- Faşist yönetimlerde ve  günümüzde kadının durumu üzerine kısa notlar

- Türkiye Cumhuriyeti’nde Kadınların durumu ve bunu nedenleriyle ilgili çok kısa not ayrıca bak: : İnsan Hakları + Kol ve kafa emekçileri  

Yusuf Küpeli, HALK TÜRBANLA OYALANIRKEN, İŞÇİLER VE TOPLUMUN TÜMÜ ÜZERİNDEKİ FAŞİST BASKILAR YOĞUNLAŞIYOR!

Çalışanların yüzde 55'i kayıtdışı. Yani, vergisiz, sigortasız, hertürlü güvenlikten yoksun. İstanbul'un en yoğun nüfuslu semtlerinden birinde bulunan böyle kaçak bir işyerinde patlama oluyor, 23 sahipsiz genç köle işçi yaşama veda ediyor...

(...) Şili'de faşizm nasıl ITT tekeli ve Washington dayanaklı olmuşsa, Türkiye ve benzeri ülkelerde varolan faşizm de, uluslarüstü tekeller ve Washington dayanaklı olabilir ancak. Bu gerçek unutulmayacak olursa, Tayyip Erdoğan'ın -ortalıklarda gözükmeyen- ne ölçüde bilgili ve akıllı danışmanları olabileceği, veya bu tip dolaylı danışmanları olabileceği akla gelebilir. Zaten iktidarın finans kaynaklarından ve akıl hocalarından Fethullah Gülen ve Gülen'in çekirdek kadrosu ABD'de yaşamaktadır. Yine iktidarın gerisindeki Körfez ve Suudi sermayesi de ABD'nin politik denetimi altındadır. Ve yine tüm ulusal hazinelerin, en verimli ve kazançlı Kamu İktisadi Kuruluşları'nın haraç-mezat uluslar üstü tekellere, dev mali-sermaye kuruluşlarına peşkeş çekildikleri gözönüne alınırsa, Türkiye'de varolan faşizmin hangi güçlere dayandığını anlamak ta kolaylaşır.

(...) Sözkonusu dini dogmalarla yönetilen toplumlarda kadınların, ve dolayısıyla beyinleri sıkmabaşlar içinde iğdiş edilmiş aynı kadınların ellerinde büyütülen erkeklerin, ve sonuçta sözkonus toplumun tümünün trajedisi, çözümsüzlüğü, gözler önündedir. Türkiye toplumu da, uluslar üstü mali-sermaye ve Washington dayanaklı faşist bir rejime sıkmabaş aracılığıyla adım adım itilmektedir. Sıkmabaş tipi siyasi üniformaların yardımlarıyla birtakım dini dogmalar, hissetirilmeden, ve "inanç özgürlüğü" yalanlarının gerisine sığınılarak toplumda egemen kılınmaya çalışılmaktadır. Toplum, bir dini ataerkil baskı sisteminin içine sokulmaya, ve dini dogmaları dayanak yapan dış merkezli bir faşizme doğru sürüklenilmeye çalışılmaktadır. Gerçekler bu yönde iken, neden muhalefet önderleri, "teolog" rolünde sıkmabaşın dine uyup uymadığını kanıtlamaya çalışmaktadırlar? Laik toplumsal düzeni hiç te ilgilendirmeyen bu tip sonuçsuz tartışmalara girerek, hazırlanmakta olan yamama dini ideoloji destekli bir faşizme hizmet etmekte olduklarının farkında değillermidir?

(...) Washinton dayanaklı siyasi iktidarın tek ayak üzerinde kırk yalan söyleyebilen cahil demagog önderleri, "laiklik aslında tüm inançlara özgürlük tanımaktır" biçiminde zehirli yalanlar söylemektedirler. Zaten yıllar içinde, çok partili sisteme geçildiğinden beri, dini politikaya alet ederek oy toplama, çağdışı dini önderleri kullanabilme kayguları ile süreç içinde daha fazla sakatlanmış laik sistemin özünün "tüm inançlara özgürlük tanımak" gibi bir yalanla alakası olamaz, ve yoktur. Bu yalanın tek amacı, laik sistemin kalanını da yokedebilmektir. Tek kelimeyle laik sistemin özü, dini dogmaları devlet idaresinden, başta medeni kanun olmak üzere hukuk sisteminden, yargı sisteminden, eğitim sisteminden, ve sosyal yaşamın her alanından uzaklaştırmaktır. Tüm bu alanları katı tartışılamaz kalıplar içine, cendereler içine sokacak dini dogmalar, toplumsal ilerlemenin önündeki en büyük egel oldukları gibi, toplumsal trajedilerin de asıl kaynağıdırlar. Bu tip dini doğmalar sadece kadınların baskı altına alınmalarına değil, mutlak iktidarlara dayanak oluşturarak tüm toplumun boyunduruk altına alınmasına da hizmet ederler.

(...) Mali-sermaye güçleri desteklemedikçe ve istemedikçe bir ülkeye faşist rejim gelemez. Ayrıca, her diktatörlük faşizm değildir, ve mali-sermaye güçleri ile çelişen faşist bir rejim de olamaz. Faşizm, en güçlü mali sermaye çevrelerinin öncelikle işçi sınıfı, diğer tüm çalışanlar, ve sermayenin henüz tekelleşememiş kanatları üzerinde kurduğu değişik ağırlıklardaki diktatörlüğün adıdır. Ulusun hertürlü tarihi değerini ve inançlarını tam bir ikiyüzlülükle istismar eden faşizm, ulusal birliği sağlama iddiasına karşın, toplumdaki çelişkileri alabildiğine derinleştirir ve çürümeyi hızlandırır. Sadece en güçlü ekonomik merkezlerin yararlarını kollayan faşist bir diktatörlüğün toplumsal çelişkileri derinleştirmesinden ve ikiyüzlülüğü yayarak toplumsal çürümeyi hızlandırmasından daha anlaşılır bir gerçek olamaz... Günümüz dünyasında ise, uluslar üstü tekeller tarafından desteklenmeyen bir faşizm düşünülemez. Uluslar üstü tekeller ise açıkça Tayyip Erdoğan iktidarını desteklemektedirler ve "ılımlı islam" maskesi Türkiye toplumunu denetim altına alabilmek için en uygun faşist yalan olmaktadır... "Faşizmi getiriyorlardı" gürültüsü ile tutuklananlar, anlaşıldığı kadarıyla, aşırı milliyetçi ve hatta birtakım faşist düşüncelere sahip kişiler olmakla birlikte, ABD'nin ve uluslarüstü tekellerin Türkiye'de varolan yararlarını ürkütecek söylemler içine girmişlerdir. Ve zaten bu nedenle darbe yemişlerdir. Bunların yemiş oldukları darbe, Tayyip Erdoğan'a "demokrat" görünümü verebilmek için kullanılmaya çalışılmaktadır ama, bu da nafile çabadır... metnin devamı ve bağlantılı metinler için tıkla

vicdanınız dar, miğdeniz genişse sevinebilirsiniz: W. BUSH MÜSLÜMANLARIN RAMAZAN AYLARINI KUTLADI(!)

günlük basından:

+Bush: Ramazan bize merhamet aşılasın, WASHINGTON (İHA)

ABD Ramazan'da saldırdı: 45 ölü   (not: Irkçılar ve faşistler doğaları gereği ikiyüzlü ve yalancıdırlar)

+ABD özgür ruhunu kaybetti (radikal)

+tüketiciler birliği: "Rama ZAM "

+SİNBAD, İNANAN OKUYUCULARINA SAĞLIKLI BİR RAMAZAN AYI DİLER VE ORUÇ ÜZERİNE ÇOK KISA BİLGİLER VERİR

+SİNBAD"DAN GÖRECELİ ESKİ BİR METİN: Irak'ta süren emperyalist vahşetle ilgili üç çeviri ve üç yazı:

+günlük basında "güllü" haberler:

Gül'ün 2. resmi kabulüne 500 kişi katıldı,

 

Yusuf Küpeli, Bazı yerli faşist yalanlar, Thomas More, Ütopya, Vatikan ve Hitler üzerine kısa notlar

(...) Diğer yandan, İslam’ın hangi dalı olursa olsun, bunların hiçbirinin içinde ırk ayırımı, millet ayırımı olmadığı, İslam’ın Türklük, Araplık, İranlılık veya başka bir millet için olamayacağı, ırkçı ideolojilerle yanyana getirilemeyeceği gün gibi ortadadır... (...) Anti-emperyalist sosyalist düşüncelerin etkisindeki gençler, vaktiyle CIA ve yerli ortakları tarafından örgütlenip alanlara salınmış olan ırkçı faşist güruhlarla bütünleştirilmeye, birleştirilmeye çalışılmaktadır... Sovyetler Birliği’nin yıkılmış olması ve değişen bazı ABD politikasları nedeniyle günümüzde sahte anti-emperyalist bir retorik (söylem) geliştirmiş olan sözkonusu eski faşist CIA oğlanlarından birisini, büyük bir bilgiçlikle “Türkçülük” taslayan böyle komik küçük bir sahtekarı, tesadüfen... (...) Yalancının, faşistin yerlisi veya Avrupalısı olmaz ama, Batı’nın patronları benzer tezgahları çok daha büyük bir incelikle kurmakta, yalanı daha ustaca söylemektedirler... (...) Evet beklenemez ama, Papa XI. Pius (= XI. “inanmış”, veya XI. “mu’tekid”), 1935 yılında Thomas More’i Vatikan’ın “azizler” listesine almıştır. Papa tarafından inancın kutsal “şehidi” mertebesi ile taçlanan More’in “küçük altın kitabı” Ütopya, asıl bundan sonra ön plana çıkartılarak milyonlarca nüsha basılıp dağıtılmaya başlamıştır. Bu olaydan sonra Thomas More, Ütopya adlı yapıtıyla dünyamızda tanınmıştır.  (...) Tek ayak üzerinde hertürlü yalanı utanmadan kıvırabilen faşist karakterlerin ne Türk milletinin tarihi kahramanlarıyla, ne halkın insancıl kültürüyle, ne yine halkın gerçek sorunlarıyla, ve ne de herhangi bilimsel bir gerçekle uzaktan yakından bağları yoktur ama, tüm bu gerçekleri usanmadan anlaşılır biçimde madde madde halka anlatabilecek aydınlara gereksinim vardır

 

Yusuf Küpeli, Halkın ekmeğine ve özgürlüklerine saldıran 12 Eylül darbesi; hazırlık tatbikatı 12 Mart darbesi ve dünyanın en ünlü ajanprovokatörlerinden biri üzerine kısa notlar

- 12 Eylül 1980 darbesi üzerine notlar

a. “Ahtapot operasyonu” ve devletin  teröristi

b. Darbeye döşenen yoldaki faşist terörden bazı kısa örnekler

c. Askeri müdahaleyi gerekli kılan, NATO açısından gelişmenin darbesiz atlatılmasını engelleyen nedenler

- 12 Eylül’ün basamağı ve hazırlık tatbikatı olarak 12 Mart 1971 askeri darbesi üzerine kısa notlar

a. 12 Mart’ı 12 Eylül darbesinden ayıran temel özellikler üzerine not

b. Batur’un altının oyulması üzerine çok kısa bazı notlar

c. sivil kesimdeki ayrışma üzerine çok kısa notlar

d. Erim hükümetinin tasviyesi üzerine çok kısa notlar

e. İz silme cinayetlerinden bazı örnekler

f. 12 Mart Darbesi’nin 12 Eylül Darbesi’ne başılaca katkıları

- Düşünmeye çalışan insanlara yardımcı olmak amacıyla Çarlık Rusyası’nın gizli polisi Okhrana ve gerçek bir ajanprovokatör olan Azev üzerine kısa notlar

 

 

Yusuf Küpeli, Ağca ile oyalanan Türkiye toplumu ve Ağca üzerine eski bir yazı (...) İpekci, Türkiye'de görev yapan ünlü CIA ajanı Paul Henze'ye görüşlerini açıklamasının hemen ardından, 1 şubat 1979 tarihinde öldürülmüştür. Görüşme istemi Paul Henze'den gelmiştir... (...) İpekci, 19- 26 aralık 1978'de Türkiye'nin doğusundaki Kahraman Maraş kentinde Kürt ve Alevi inancına sahip halka yönelik katliamın, “Kontragerilla” adlı CIA bağlantılı NATO kuruluşu tarafından örgütlendiği kanısındaydı. Sözkonusu provokasyona bir CIA ajanının karıştığı, İpekçi tarafından tesbit edilmişti... (...) ''Abdi, askerlerin arazide bazı sivillere Kontragerilla eğitimi verdiğini öğrenmiş. CIA şefi ile bunu konuşmuş. Ardından vuruldu. Halbuki Genelkurmay'ın haberi olmadan böyle talimler yaptırılmayacağını bilmesi lazımdı.'' (...) Diğer yandan, Ağca'nın yakalanması ile birlikte, bağlantı halkaları arasında olan Mehmet Şener ve Abdullah Çatlı yutdışına kaçacaklar ve Federal Almanya'da yakalanacaklardır. Türkiye'de halen iktidarda olan seçilmiş yönetim bu kişilerin iadesini resmen talep edecektir. Buna karşın, 12 Eylül darbesine giden kanlı yolun parke taşlarını döşeyenlerin önde gelenlerinden, siyasi cinayetlerin baş aktörlerinden Mehmet Şener ve Abdullah Çatlı Alman yönetimi tarafından korunacaklar, iade edilmeyeceklerdir... Sadece bu olay bile 12 Eylül Darbesi ile Papa'ya yönelik süikast girişiminin nasıl CIA bağlantılı aynı servislerin ürünleri olduğunu anlayabilmek için yeterlidir... Alman dış istihbarat örgütü BND’yi eski Gestapo ve SS savaş suçluları ile 1956 yılında kuran ve 1968 yılına dek yöneten Reinhard Gehlen, Nazi askeri istihbaratının Doğu Cephesi komutanlığını, “Gurbette Doğu Ordusu” adlı örgütlenmenin şefiliğini yapmış ünlü bir Nazi generalidir. Aynı kişi, CIA öncesi ABD servisi OSS'in savaş yıllarında İsviçre Bern'de istasyon şefi olan Allen Dulles ile daha 1943 yılında temasa geçmiştir ve 1947'de CIA'nın kuruluşunda da bu ikili başrolü oynamışlardır... Kısacası CIA ve Alman dış istihbarat örgütü BND birlikte çalışmaktadırlar ve olay bununla da sınırlı değildir. Almanya’da 9 Eylül 1952 günü patlayan kontra- gerilla skandalını örtbas eden başsavcı Hurbert Schrobber, Almanya’nın iç istihbarat örgütü olan Anayasa’yı Koruma Federal Dairesi’nin (Bundesamt für Verfassungsshutz, BfV) başına Ağustos 1955’de oturtularak ödüllendirilecek ve bu görevini 18 yıl sürdürecektir... Kısacası, Mehmet Şener ve Abdullah Çatlı gibi kişileri ve benzerlerini koruyup Avrupa'da bunlara geniş hareket özgürlüğü tanıyan güçlerin CIA, Alman servisleri ve bunların Avrupa'nın diğer ülkelerindeki bağlantıları olduklarını anlayabilmak için keramet sahibi olmaya gerek yoktur. Ve yine şüphesiz "milliyetçilik" kalkanı gerisine sığınmaya çalışan sözkonusu tetikçilerin ve kademe kademe bunları kullananların milliyetçilikle, ulusallıkla ve hepsinde önce insanlara karşı sevgi ve sorumlulukla uzaktan yakından bağlarının olmadığını anlamakta okadar zor değildir. İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş, Ağca’yı, soruşturmanın uzatılarak gerçeklerin ortaya çıkmasını engellemeye çalışan İstanbul Sıkıyönetim Komutanı Orgeneral Necdet Üruğ'a teslim etmek zorunda kalacağını anladığı zaman, bir basın toplantısı örgütleyecektir. Bu basın toplatısında Ağca, İpekci cinayetini kendisinin işlediğini özgür iradesi ile gazetecilerin karşısında anlatacaktır. Aynı ifadesini askeri mahkemedeki ilk duruşmalarında da tekrarlayacaktır. Buna karşın, İstanbul Sıkıyönetim Komutanı Orgeneral Necdet Üruğ’un emrinde çalışan askeri savcı soruşturmayı derinleştirmeyecektir. Tam aksine Ağca, kalmakta olduğu İkinci Zırhlı Tugay’ın ortasındaki Askeri Cezaevi’nden kaçırılarak kurtarılacaktır.  

(...) Papa II. John Paul’e yönelik süikast girişiminin ardından paniğe kapılan MHP başkanı faşist Türkeş, Ağca ile bağlarının olmadığını, Ağca’nın Kara Kuvvetleri Komutanı Nurettin Ersin’in adamı olduğunu ve bu kişi tarafından cezaevinden kaçırtılıp yurtdışına çıkartıldığını anlatmıştır. Aynızamanda daha önce Ağca’yı polisin elinden kurtarmış  ve soruşturmanın derinleşmesini engellemiş olan İstanbul Sıkıyönetim Komutanı Necdet Üruğ ise, Nurettin Ersin’in emrinde çalışan birisidir. Bu generallerin her ikisi de...  

 

http://www.sinbad.nu/