Irak'ta süren emperyalist vahşetle ilgili üç çeviri ve üç yazı:

Vietnam Halkına Yönelik Feniks (Fenix, Phoenix) Operasyonu Irak’ta Yeniden Doğdu,

Amerikalı İnançsızlar Iraklı Kadınları kaçırıp Irzlarına Geçtikten Sonra Öldürüyorlar  (...) Son yıl içinde (2004) ABD yönetimi Irak için 40 bini aşkın “anlaşmalı bağımsız” paralı asker kiralamıştır. Bu silahlanmış kiralık askerlerin 20 binden fazlası, Vietnam’da ünlenmiş Operation Phoenix’in (Feniks Operasyonu) tamamen aynısını Irak’ta uygulamaktadırlar. Feniks (Phoenix) elemanlarının yegane görevleri, boyuneğdirebilmek (köleleştirebilmek) amacıyla “gerkli hertürlü yöntemi” kullanarak Vietnam halkını terörize etmekti. Aynı operasyona bulaşmış iki kişisel dostum, aradan geçen bukadar yılın (35- 40 yıl) ardından halen haftada en az bir kez korku nöbetleri içinde soğuk terler döktüklerini anlattılar. Ve muhtemelen yaşamlarının kalan kısmını geceyarısı kabuslarına katlanarak geçirmek zorunda kalacaklardır. Ben onların anlattıklarına inanıyorum...

+

İtalyan Televizyonu Alleges ABD’nin Falluca’da Kimyasal Silah Kullandığını Duyurdu. “Falluca- gizli soykırım” adlı dökümanter, saldırıya katılmış eski ABD askerlerinin anlatımlarını, Falluca sakinleri tarafından yapılmış video bant kayıtlarını ve çekilmiş fotoğrafları kullandı... “Gövdeleri yanmış kadınları ve çocukları gördüm. Patlayan fosfor dev bir tüy görünümünü alır. Patlama merkezinden itibaren 150 metre yarıçapında bir çemberin içinde olanlar için kurtuluş yoktur.”

 +

Yusuf Küpeli, Önce, kesik kelleler ve ikinci kez “öldürülen” Zarkavi üzerine bir not: (...) Bir diğer düşündürücü gerçek, Zarkavi’nin bundan iki yılı biraz aşkın süre önce öldüğü ile ilgili haberin günümüzdeki ölüm haberi üzerine de şüpheler yaratmasıdır... (...) Yalnız şüphesiz tartışılamaz gerçek, ABD’de desteği yüzde 30 civarına düşmüş olan W. Bush takımı için Zerkavi’nin “ölüm” haberinin mükemmel bir propoganda aracı olarak kullanıldığıdır... (...) ABD yönetimlerinin ve işbirlikçilerinin ellerine ve alınlarına bulaşmış masum insan kanlarını temizleyebilecek bir yöntem, temizlik malzemesi bulunmamaktadır. Asıl suçlular tarihin önünde çoktan mahkum olmuşlardır...

  +  

“Kesik kellerin ardında ABD var”

 +

Yusuf Küpeli, Günümüzde Irak’ta da yürürlükte olduğu anlaşılan Feniks (Fenix, Phoenix) Operasyonu hakkında biraz daha bilgi (...) “The Phoenix Program” adlı bir kitabı olduğu belirtilen Douglas Valentine, “Katliam, kaçırma ve sistematik işkence yöntemleri ile kurtuluş mücadelesinin sivil halk arasındaki tabanını yoketmeyi amaçlayan Phoenix, 1967’de CIA tarafından Saygon’da başlatılmıştır.”, diye yazmaktadır. Yargısız infazlar, adam kaçırmalar ve sistematik işkencelerle Güney Vietnam’da sürmekte olan ulusal direnişin sivil tabanını, dayanağını yokedebilmeyi amaçlıyorlardı... (...) William Egan Colby, 1959- 62 yıllarında CIA’nın Saygon istasyon şefi, 1963- 68 yıllarında CIA’nın Uzakdoğu bölümünün yöneticisi ve 1968- 71 yıllarında Feniks Operasyonu’nun resmi başı olmakla birlikte, Feniks Operrasyonu’nun asıl mimarının örgüte 1949 yılında katılmış olan CIA subayı Nelson Brickman olduğu söylenmektedir. Aynı operasyona doğrudan bulaşmış ünlü CIA ajanları arasında ... (...) ve Türkiye’de çok ünlü olan Robert Komer gibi görevliler vardı...

+

(...) Karanlık ünlü Feniks Operasyonu’nun Vietnam’da başlayışı ve amacı ile ilgili yukarıdaki alabildiğine özet bilgilerin ardından, son günlerde, sadece son günlerde Irak’ta olanlara kısaca bir gözatalım...

 

Yusuf Küpeli, “solcu”, “demokrat”, “ulusalcı”, “liberal” vs. maskeleriyle başta kendi halkları olmak üzere tüm insan soyuna ihanet edenler üzerine birkaç söz... Belirli bir yerde ve zamanda insan soyuna karşı işlenen suçlara, yapılan kötülüklere gözyumanlar, başka bir alandaki diğer büyük haksızlıklara karşı çıkamazlar, direnemezler. O alanda da önlerine yeni bir kemik atıldığı an, sözde savundukları herşeyi, peşlerine takılmış insanları hemen satışa çıkartırlar... Satılmış ölü bir ruh, hiçbirzaman haklı bir başkaldırının ateşini yakamaz...

+

JOHN PILGER, Dödsskvadroner ska krossa det sista av Irak (Ölüm mangaları Irak’ın kalanını da parçalayacak)

+

Celal Talabani Tony Blair’i ağırladı
"Blair, lrak’ın Demokratik Gelişimi Talabani’nin Şahsında somutlaşmıştır"
Okuyun! Yaklaşık 30 yıl komünist tiyatrosu oynadıktan, sosyalist ülkelerin halklarının olanaklarından yararlandıktan, devrim üzerine cilalı nutuklar attıktan sonta Irak'ta yaşanan ABD "demokrasisi"ne övgüler düzenlerin ibretlik haberini okuyun.

+

Kaynaklar:

 

tıkla, Irak foto

 

Vietnam Halkına Yönelik Feniks (Fenix, Phoenix) Operasyonu Irak’ta Yeniden Doğdu

Amerikalı İnançsızlar Iraklı Kadınları kaçırıp Irzlarına Geçtikten Sonra Öldürüyorlar

 

Copyright Joe Viallas, 5 May 2004 http://www.joeviallas.co.uk/myahudi/rape.html

 

 “Feniks (Phoenix) elemanlarının tek görevleri, boyuneğdirebilmek (köleleştirebilmek) amacıyla “gerkli hertürlü yöntemi” kullanarak Vietnam halkını terörize etmekti. Başka bir alanda başlatılmak üzere bu özel olmayan dehşet günlerine ara verildiği düşünülsede, Feniks (Phoenix) ile ilgili dökümanlar halen çok özel kişilerin bakabilecekleri ölçüde derin bir gizlilik içerisindedirler. Aynı operasyona bulaşmış iki kişisel dostum, aradan geçen bukadar yılın (35- 40 yıl) ardından halen haftada en az bir kez korku nöbetleri içinde soğuk terler döktüklerini anlattılar. Ve muhtemelen yaşamlarının kalan kısmını geceyarısı kabuslarına katlanarak geçirmek zorunda kalacaklardır. Ben onların anlattıklarına inanıyorum.”

 

“Açık ve yıldızlı gecede mezarımı kaz ve uzanmama izin ver:

Mutlu yaşadım ve mutlulukla öldüm, ve yere kendi arzumla uzandım.”

“Ölünün ruhu için okunan dua, fatiha”, Robert Louis Stevenson

 

Irak Savaş Suçları Mahkemesi

 

Erken saatlerde, 8 Haziran 1972 sabahı, 1 numaralı Anayol’un yakınındaki Güney Vietnam köyü Tran Bang’a gökten Amerikan “ateşi” yağdı. Napalm bombasının etkisiyle kötü biçimde yanmış olan dokuz yaşındaki kız çocuğu Phan Thi Kim, üzerindeki elbiseleri yırtıp atarak kör bir şaşkınlıkla yoldan aşağı fırladı. Fotoğrafcı Nick Ut’s tarafından yakalanan ağzı dehşet ve acı ile sonuna dek açılmış, kolları çıplak ince gövdesinin iki yanında birbirlerinden ayrılarak sarkan derin bir korku içindeki Kim Phuc görüntüsü, Vietnam’da sürmekte olan nedensiz ve ahlak dışı barbarlığa karşı zaten 1971 yılından beri gösteriler yapmakta olan -çoğunluğu kadın- milyonlarca Amerikalı üzerinde üzerinde sonderece öfkelendirici bir etki yaptı.

 

Saf bir tepkinin yükselen med-cezir dalgası ABD’yi boydanboya kapladı. İnsanlar, ince çırılçıplak Kim’in herhangi biri, hatta kendi kızları veya kızkardeşleri olabileceğinin bilincine vardılar. Sözkonusu fotoğraf, Amerikalı politikacıların sivil halkın üzerine “ateş peltelerinden/toplarından” oluşan kitle imha silahlarının yağdırılması için emirler verdiklerinin gerçek tam bir kanıtı oldu...

 

(...) Günümüz Batı dünyasının ahlakı üzüntü verici bir görünümdedir. Dünya Ticaret Merkezi’de yönelik Eylül 2001 saldırısının etkisi altında insanlar, ordu içindeki “bizim oğlanlar”ın ne yaptıklarını ve bunu nasıl yaptıklarını sorgulamamaktadır... (...) Mamafi, CBS, Abu Graib Hapishanesi’nden bir avuç dolusu oldukça yumuşak görüntü yayınladı. Aynı yayıni izleyen Dünya Haberleri Günlüğü daha berbat resimlerin bulunduğuna dikkatleri çekti. Gerçekte bunlar “Iraklı Bebekler” adlı bir porno sitesinden alınmışlardı...

 

(...) Ve sayıları 600’ü aşan “şüpheli”, kötü ve acımasız amaçlarla kullanılabilmek, üzerlerinde en ileri karmaşık yöntemlerle işkence uygulayabilmek amaçlarıyla, insan hakları anlayışının değişmez temel ilkeleri kökten çiğnenerek, Cenevre Anlaşmaları’na ve Uluslararası Yasa’ya tamamen aykırı bir tavır sergilenerek ve tamamamen yasadışı yöntemler uygulanarak, bunların tümünü içine alan bir kavrayışla kaçırılıp, Afganistan’dan Küba’nın Guantanamo körfezine açıkça nakledildiler... (...) Sonuçta -bu çeviriyi yapanın özetlemesi ile-, sözkonusu toplama, izalasyon ve işkence kamplarının varlıkları, yalana dayalı propogandanın, “teröre karşı savaş” propogandasının malzemesi olarak kullanılıp, yönetimin ve basının yarattığı havayla, “ırksal” olarak veya toplumsal/ sınıfsal anlamda alta olanlara, Nazi deyimiyle sub-humans (ikinci derecede/ alt basamakta insanlar) kabuledilen Müslümanlara yönelik hertürlü aşağılama, işkence ve cinayet için askerlere ve kiralıklık muhafızlara yeşil ışık yakılmış oldu.  

 

(...) Tam bir açıklık içinde bir kez daha tekrarlamama izin verin: Dünya Ticaret Merkezi’ne yönelik imzasız saldırının üzerinden geçen 956 gün içinde Amerika’da bir “Müslüman Terörist” tarafından öldürülen tek kişiye dahi rastlanmadı. Bu durumda Rothschild, Cheney, Sharon, Wolfowitz ve Perle ne yapabilirlerdi? Zionistlerin çok daha iyi ve fazla ham petrol sağlamaları uğruna deneyimsiz genç Amerikalı askerlerin Irak çölünde kendilerini öldürtmeleri için nasıl yalanlar uydurabilirlerdi? (Guantanamo gibi toplama kampları aracılığıyla “teröre karşı” savaş yalanını sürekli tekrarlama olanağı bulunmasaydı, yukarıda adları anılan Zionist lobi mensubu kişiler) Amerika’yı, halkının dikkatleri körelmiş kullanabilecekleri bir ülke konumuna dönüştüremiyeceklerdi. (Amerikan toplumunu ve Amerikalı askerleri aldatarak amaçlarına ulaşabilmek için, Guantanamo izalasyon ve işkence kampına hapsedilmiş) acınacak konumdaki 600 Müslüman erkeği, -süt veren bir ağıl ineği gibi- medyanın değişmez sürekli sağılan bir kışkırtma malzemesi olarak kullandılar. İnsan haklarını -giderek artan ölçülerde- hem ülke içinde ve hem de ülke dışında rahatça kesintisiz çiğneyebilmek uğruna bu insanların konumlarından yararlandılar.    

 

Günümüzde Amerikan halkının yüzyüze kaldığı en büyük zorluk, Irak’ta kimin kime ne yaptığını doğru olarak saptayabilmektir. Son yıl içinde (2004) ABD yönetimi Irak için 40 bini aşkın “anlaşmalı bağımsız” paralı asker kiralamıştır. Bu silahlanmış kiralık askerlerin 20 binden fazlası, Vietnam’da ünlenmiş Operation Phoenix’in (Feniks Operasyonu) tamamen aynısını Irak’ta uygulamaktadırlar. Feniks (Phoenix) elemanlarının yegane görevleri, boyuneğdirebilmek (köleleştirebilmek) amacıyla “gerekli hertürlü yöntemi” kullanarak Vietnam halkını terörize etmekti. Aynı operasyona bulaşmış iki kişisel dostum, aradan geçen bukadar yılın (35- 40 yıl) ardından halen haftada en az bir kez korku nöbetleri içinde soğuk terler döktüklerini anlattılar. Ve muhtemelen yaşamlarının kalan kısmını geceyarısı kabuslarına katlanarak geçirmek zorunda kalacaklardır. Ben onların anlattıklarına inanıyorum...

 

İngilizceden kısaltarak Türkçeye çeviren: Yusuf Küpeli    

 

Not: Bazı paragraflar ve bu oldukça uzun metnin özellikle son bölümleri çevrilmemiştir. Sadece en önemli bilgileri içerdiğini düşündüğüm bölümler, ABD yönetiminin bazı yalanları ve Feniks (Phoenix) Operasyonu ile ilgili bilgiler buraya alınmıştır… Ardından gelen sözcüklerin anlamlarını tamamlamak amacıyla daha önceki anlatılanların özeti olarak bazı kelimeler parantez içinde verilmişlerdir. Parantez içinde olmayan cümleler tam çeviridirler.-  Yusuf Küpeli

 

 

Falluca’da gizli soykırım fotoğrafları galerisi

7 Kasım 2005 www.uruknet.info/?p=17582&colonna=&bh=0&I=e

 

Irak’la ilgili kısa bir çeviri daha: İtalyan Televizyonu Alleges ABD’nin Falluca’da Kimyasal Silah Kullandığını Duyurdu.

 

“Falluca- gizli soykırım”

 

Roma, 7 Kasım 2005 (AKI)- Geçen Salı günü İtalyan satalit TV kanalı RAI Haberler 24’de, ABD birliklerinin son yılın Kasım ayı içinde Falluca’da gerçekleştirdikleri saldırı sırasında direnişi kırabilmek amacıyla kimyasal silahlar kullandıklarını gösteren bir dökümanter yayınlandı. “Falluca- gizli soykırım” adlı dökümanter, saldırıya katılmış eski ABD askerlerinin anlatımlarını, Falluca sakinleri tarafından yapılmış video bant kayıtlarını ve çekilmiş fotoğrafları kullandı. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın (State Department) iddiaları yadsımasına karşın, ayrım yapılmadan tüm kentin üzerine beyaz fosfor atılmıştır. Aralarında kadınların ve çocuklarında bulunduğu sivil halka korkunç zararlar verilmiştir. (Çok tehlikeli ve uluslararası anlaşmalarla yasaklı kimyasal silah katagorisi içindeki beyaz fosfor, yanılmıyorsam eğer, sarımsak kokulu beyaz kristallerden oluşan, zehirli bir buğu/ duman yayarak ve 70 C derecede alev alarak canlıları yokedebilen bir fosfor oksididir.- Y. Küpeli)

 

Dökümanterin direktörü Sigfrido Ranucci ile konuşan eski bir Amerikalı asker şunları söylemiştir: “Falluca’da beyaz fosfor kullanılması emrinin verildiğini duydum. Askeri argoda bu Willy Pete olarak adlandırılmaktadır. Fosfor gövdeleri yakmakta, vücudun etlerini kemiğe dek eritmektedir.”

 

Bir başka eski askerin anlatımı ise şöyledir: “Gövdeleri yanmış kadınları ve çocukları gördüm. Patlayan fosfor dev bir tüy görünümünü alır. Patlama merkezinden itibaren 150 metre yarıçapında bir çemberin içinde olanlar için kurtuluş yoktur.”

 

Fallucalı biyolog Muhammed Tarık’ın Ranucci’ye anlattıkları: “Bir ateş yamuru kente yağdı. Farklı reklerle yanan maddeler insanları hedef almıştı. Elbiseleri bozulmamış, garip biçimlerde yaralanmış ölü kişiler bulduk.”

 

(...) Aynı dökümanter, bazıları uyurken bombalanmış olan Fallucalı sivillerin gövdelerindeki korkunç yaraları da gösterdi.

 

Aynı ölçüde rahatsız edici bir başka döküman, vaktiyle Vietnam savaşı sırasında sivil halk üzerinde yıkıcı etkileri olan MK 77 biçimi Napalm bombalarının bu kez Irak’ın sivil halkına karşı kullanıldıklarını kanıtlamaktadır.

 

Bu yılın (2004) başında Irak’ta rehin alınmış olan İtalyan kadın gazeteci gazeteci Giuliana Sgrena aynı dökümanterde şunları söyledi: “Irak’ta fosfor ve napalm bombalarının kullanıldıklarını kanıtlayan bilgileri Falluca’dan kaçan bazı mültecilerden topladım. Bu bilgileri dünyaya duyurmak istedim ama, beni rehin tutanlar buna izin vermediler.” (Sözkonusu kadın gazeteci serbest bırakıldıktan sonra bir kontrol noktasında Amerikalı kiralık askerler tarafından öldürülmek istenecek, arabasına ateş açılacak ve yaralı olarak kurtulacaktır.- Y. Küpeli)   

 

Beyaz fosfor ve napalm kullanımı Birleşmiş Milletler anlaşmaları ile yasaklanmıştır. Bundanda öte ABD yönetimi, 1977 yılında Kimyasal Silahlar Anlaşması’nı imzalamıştır.

 

İngilizceden türkçeye çeviren: Yusuf Küpeli

 

 

Önce, kesik kelleler ve ikinci kez “öldürülen” Zarkavi üzerine bir not:

 

Yusuf Küpeli

 

Yukarıda ingilizceden çevirdiğim ilk metinde, “Günümüzde Amerikan halkının yüzyüze kaldığı en büyük zorluk, Irak’ta kimin kime ne yaptığını doğru olarak saptayabilmektir.”, biçiminde bir cümle vardı. İsveç’in sosyal demokrat eğilimli en büyük günlük akşam gazetesi Aftonbladet’ten kısaltarak çevirdiğim aşağıdaki haber bu cümleyi doğrulamaktadır. Diğer yandan yine aşağıdaki haber, dehşet saçan cinayetler işleyen ölüm mangalarının Amerikalılar ve yakın işbirlikçileri tarafından örgütlendikleri üzerine iddiaları da güçlendirmektedir...

 

Bu çeviriyi yaptığım günden bir gün önce (8 Haziran 2006, Perşembe) tüm haber ajansları Iraktaki Al Kaida önderi Zarkavi’nin bir hava bombardımanı ile kaldığı evde öldürüldüğünü duyurdular. Halbuki, 19 Mayıs 2004 tarihli aşağıdaki habere göre de Zarkavi bu tarihten birkaç hafta önce, yani 2004 yılı Nisan ayının son haftası veya aynı yılın Mayıs ayının ilk günleri içinde bir helikopter saldırısı sırasında “öldürülmüş”. Bu durumda Zarkavi kaç kez ölmüş oluyor?

 

Zarkavi’nin “öldürülüp öldürülüp diriltilmesi” biryana, tüm bu haberler ABD’nin propoganda makinesinin nasıl çalıştığını en açık biçimde gösteriyor. Nazi propoganda makinesinin, Göbels’in pabucunu dama değil, aya atan ABD yalan makineleri kamuoyunun ve özellikle kendi vatandaşlarının akıllarını alabildiğine bulandırarak biryandan vahşi emperyalist talanlarını ve cinayetlerini sürdürürlerken, diğer yandan da birkaç uluslarüstü tekelin kasalarının daha fazla dolması için ABD toplumunun en yoksul kesimlerinden gelen genç askerlerini aldatarak, evlerinden binlerce kilometre uzaklarda rahatça ölüme yollayabiliyorlar.

 

Bir diğer düşündürücü gerçek, Zarkavi’nin bundan iki yılı biraz aşkın süre önce öldüğü ile ilgili haberin günümüzdeki ölüm haberi üzerine de şüpheler yaratmasıdır... Zarkavi’nin kaldığı evin -Ürdün istihbaratının da yardımıyla- tesbit edildiği ve basındaki haberlere göre F 16 uçaklarından bu evin üzerine ağırlıkları 226 kilo olan iki bomba atıldığı söyleniyor. Ve TV ekranlarında baştan sona yıkılmış ve taş yığını haline gelmiş bir ev kalıntısı yansıtılıyor... Sadece bir insanı öldürmek için küçük taş bir evin üzerine 226 kilo ağırlığında iki bomba atılırmı? Bu nasıl bir barbarlıktır ve korkaklıktır. İşin bu insanlık dışı vahşet yanı birtarafa, gösterilen Zarkavi’ye ait yüz fotoğrafı da gerçeğe uymuyor... Böyle bir yıkıntının altından tanınabilmesi neredeyse olanaksız pastırmaya dönmüş gövdeler ve parçalanmış suratlar çıkabilir ancak. Buna karşın, “Zarkavi’nin ölüsü” diye hiç bozulmamış, sadece gözünün yanında yumruk izine benzeyen bir kızarıklık olan düzgün bir yüz resmi yayınlanıyor. Fakat gövdenin diğer parçaları ortada yok ve bu “gövde parçalarının arandıkları” söyleniyor. Gövdesinin tüm parçaları dağılmış ve aranan bir cesedin yüzü nasıl bukadar düzgün, tanınır, hiç bozulmamış bir biçimde bulunabiliyor acaba? Yoksa Zarkavi sağ yakalanıp, işkence de elektrik verilirken mi öldü? Ya da tüm ölüm haberi baştan sona yalan da, eski bir Zarkavi portresi biraz rötuşla ölü resmi olarakmı yayınlanıyor? Gerçekten de Irak’ta hangi kirli işlerin nasıl döndüğünü, işgal güçleri kaynaklı hangi haberin nasıl bir yalan olduğunu anlamak okadar kolay değil.

 

Son akla gelen bir soru da şu... Irak’ı parçalara bölmeyi düşleyen ABD yönetiminin ağzını sulandıracak biçimde mezhep çatışması kışkırtan, tüm enerjisi ile işgal güçlerine değil de Şia çoğunluğa saldıran bir Zarkavi’nin ölümünden ABD işgal komutanlığı ne gibi bir yarar umabilirki? Komşu devletlerin itirazlarına karşın Irak’ı üç parçaya bölmeyi düşleyen ABD’nin Zarkavi’yi öldürmekten umabileceği tek yarar, Şia çoğunlukla veya güçlü bir Şia örgütlenmesi ile yapılabilecek bir anlaşma olabilir... Ellerinde olanak olduğu halde Usame bin Ladin’i ve en yakınlarını yakalamayanlar veya öldürmeyenler, aynı politik çizgide olan birisini neden yoketmek istesinlerki? Kafkaslar’da, Çeçenistan’da işlerine yarayan, Irak’ta mezhep savaşı kışkırtan bir gücün temsilcisinin, Zarkavi’nin, Irak’ın dehşet sahnesinden  çekilmesini gerçekten isterlermi acaba? İsterlerse neden isterler?

 

Yalnız şüphesiz tartışılamaz gerçek, ABD’de desteği yüzde 30 civarına düşmüş olan W. Bush takımı için Zerkavi’nin “ölüm” haberinin mükemmel bir propoganda aracı olarak kullanıldığıdır. Saldırgan W. Bush ve ekibi, “terörizme karşı savaş” yalanı çerçevesinde üretilen ve “dünyanın en önemli olayı” imişçesine büyütülerek verilen ölüm haberi ile, “teröre karşı” büyük bir “zafer kazanmış kahramanlar” tiyatrosunu oynamaya çalışmaktadır. Bush ve ortakları, “Zarkavi’ye karşı kazanılan zafer ile” içpolitikada puan toplamaya çalışırlarken, işgal güçleri ve yerli işbirlikçileri de Irak halkına karşı işlemiş oldukları tüm büyük günahlarını “terörist” Zarkavi figürünün omuzlarına yükleyerek temize çıkma çabası içine girmişlerdir. Dev aynasında yansıttıkları Zarkavi figürünü kullanarak günahlarından arınmaya çalışmaktadırlar ama, nereye ve hangi zamana dek?

 

Zarkavi gerçekten ölmüş olsa da, veya bu ölüm haberi ABD yönetimine ve işgal güçlerine nefes aldırabilmek için üretilmiş olsa da, aslında özünde değişen birşey yoktur. Irak halkının anti- emperyalist direnişi durdurulamayacaktır. ABD yönetimlerinin ve işbirlikçilerinin ellerine ve alınlarına bulaşmış masum insan kanlarını temizleyebilecek bir yöntem, temizlik malzemesi bulunmamaktadır. Asıl suçlular tarihin önünde çoktan mahkum olmuşlardır... Irak’ı tarihte şimdiye dek görülmemiş bir barbarlıkla yıkmış olmanın ötesinde W. Bush takımının kazandığı bir zafer yoktur ve giderekte yarattıkları yıkıntının batağına daha fazla saplanmaktadırlar. Vietnam’dan kaçıldığı gibi bu bataktan da kaçarak çıkabilmek olanaklı gözükmemektedir. Avrasya’nın enerji pompalayan kalbi olan Ortadoğu, Orta Asya ve Kafkaslar’a taşıdıkları terör ve şiddeti kendi içlerine de ithal edeceklerinden, “rüzgar ekenlerin fırtına biçeceklerinden” kimsenin şüphesinin olmaması gerekir. Ve daha nelere tanık olacağımızı tarih gösterecektir? 

 

9 Haziran 2006

yusuf@comhem.se

 

 

“Kesik kellerin ardında ABD var”

 

19 Mayıs 2004, Çarşamba www.aftonbladet.se/vss/nyhet

 

Beş maskeli Iraklı adamın 26 yaşındaki Nick Berg’nin kellesini nasıl kestiklerini gösteren video kaydı tüm dünyada nefret duyguları uyandırdı. Fakat internette dolaşan konspirasyon anlatımlarına göre olayın gerisinde ABD vardır. İddiaya göre bu görüntülerin amacı, Iraklı tutsaklara yönelik işkenceleri dikkatlerden uzaklaştırabilmektir.

 

Amerikalı Nick Berg’nin kellesinin barbarca kesilmesi ABD güçlerinin işidir.

 

Amerikalının kafasını kestikleri şüphesiyle dört Iraklı tutuklandı. Buna karşın görüntülerin sahteliği üzerine söylentiler sürmektedir.

 

İnternetteki iddialara göre, Amerikalıların Abu Ghraib Hapishanesi’nde yapmakta oldukları işkenceleri dikkatlerden uzaklaştırmak amacıyla bu kelle kesme fotoğrafları yayınlanmıştır. Amerikalılar, işgallerine destek sağlayabilmek amacıyla Nick Berg’i kendileri öldürmüşlerdir.

 

Şive konuşmuyor

 

Sıradan bazı kanıtlar:

 

Birkaç hafta önce bir helikopter saldırısında öldüğü bildirilen -Usame bin Ladin’in en yakın adamı- Ürdünlü Zarkavi’nin sözkonusu video filminde varolduğu söylenmektedir.

 

-“Zarkavi” Ürdün şivesi ile konuşmamıştır.

 

-Sıradan bir bıçakla bir adamın kafasını kesmek kolay değildir ve filmde çok az kan gözükmektedir.

 

Adamlar çok şişmandılar

 

-Kellesi kesilen Nick Berg’nin üzerinde Amerikalı mahkumların giydikleri hapishane giysisi vardı.

 

-Filmde gözüken maskeli kişiler Amerikalılara benzer biçimde şişmandılar.

 

-Aynı maskeli kişilerin elleri -Iraklılarda bulunmayacak ölçüde- açık renk tenliydi.

 

-Katillerden birinin elinde yanlış silah vardı. Sıradan AK47- Kalaşnikov taşıyacağına, İsrail yapımı Gilal silahını tutmaktaydı.

 

Heberi yazan: Svante Lidén

 

İsveççeden kısaltarak türkçeye çeviren: Yusuf Küpeli

 

 

Günümüzde Irak’ta da yürürlükte olduğu anlaşılan Feniks (Fenix, Phoenix) Operasyonu hakkında biraz daha bilgi

 

Yusuf Küpeli

 

Gizemli masal kuşu Feniks’in bilinen kökleri eski Mısır’a uzanmaktadır. Feniks, Mısır mitolojisin de, -her gece “öldükten” sonra her sabah yeniden “dirilen”- güneşi simgelemektedir. Mısır mitolojisine göre O, yanıp yokolduktan sonra kendi küllerinden yeniden dirilen birçeşit devasa kartaldır... Efsanenin değişik anlatım biçimlerinden birine göre Feniks, ölümüne yakın kendi çevresinde koza gibi bir yuva oluşturur ve orada ölür. Ardından bu yuvadan bir larva/ kurtcuk çıkar. Sözkonusu kurtcuktan yeni nesil Feniks gelir ve döngü bu şekilde sürer. Bir diğer anlatıma göre ise, yanıp kül olan Feniks’in küllerinden çıkan larva/ kurtcuk gelişerek yeni nesil Feniks olur... Anlaşılmış olacağı gibi burada, efsanede yaşam-ölüm-yaşam döngüsü çocukca bir saflıkla, güneşin hem yakıp kül eden ve hem de yaşam kaynağı olan enerjisi ile de özdeşleştirilerek anlatılmaktadır...

 

Efsane yaratığı Feniks’in köklerinin, geçmişin dini merkezi konumunda olan Mısır’ın en eski kentlerinden birine, Heliopolis’e uzandığı söylenmektedir. Aşağı Mısır’da bulunan bu kent, aynızamanda güneş tanrısı Re’nin, yaratıcı tanrının da merkezidir... İ. Ö. 1353- 36 yıllarında Mısır’a egemen olan Akhenaton (Akhnaton, Ikhnaton, Amenhotep IV), monoteist (tek tanrılı/ tek yaratıcılı) kültürün, tüm tanrıların gücünü benliğinde toplamış olan Amon- Re kültürünün baş mimarı olmuştur. Heliopolis, Re aracılığıyla bu kültürle de bağlantılıdır...

 

Peki yıkıcı, katliamcı, talancı bir güç olan ABD’nin, işkenceli cinayetlerin uygulayıcısı CIA’nın masal kuşu Feniks ile, böyle insancıl bir efsane ile ne gibi bir bağı olabilir? Albert adını taşıyan her kişinin gerçekte Albert Einstein ile ne ölçüde bağı olabilirse, efsane kuşu Feniks’in de CIA’nın “Feniks Operasyonu” ile o ölçüde bağı olabilir... Anlaşılan CIA, Heredot Tarihi’nde anlatılan sözkonusu mitolojik kuştan esinlenerek tüm Vietnam’ı yakmayı, moral olarak çökmüş, kriminal unsurlardan oluşan kendisine uygun yeni nesil bir Vietnam yaratmayı düşlemiştir. Yalnız açıkça görüldüğü gibi, kültürün ileticisi yurtsever aydınlara yönelik bu işkence ve katliam operasyonu ile sözkonusu operasyona adını veren masal kuşu Feniks arasında herhangi bir uyum yoktur. Feniks Operasyonu adlı sistematik işkence ve cinayet operasyonuna verilen ad, sözkonusu kötülükleri yaşama geçiren kriminal unsurların gerçek kimliklerini ve niyetlerini gizlemelerine yarayan uyumsuz bir kamuflajdan başka birşey değildir.

 

İşgalci güçler, talancı, katliamcı kriminal unsurlar, -Feniks Operasyonu’nun ötesinde- yaptıkları ağır bombardımanlarla, attıkları öldürücü zehirlerle ve askeri kara operasyonları ile ezici çoğunluğu sivil halktan olan 3 ile 5 milyon arasında Vietnamlıyı öldürebildikten sonra kaçmak zorunda kalmışlardır... ABD’nin II. Dünya Savaşı boyunca değişik cephelerde, çok geniş bir çoğrafya’da kullanmış olduğu bombalardan çok daha fazlası ile yakılıp yıkıldıktan sonra kendi külleri içinden yeniden doğan küçük Vietnam, Feniks Operasyonu (Operation Phoenix) ile hedeflenen Vietnam’dan tamamen farklı, kendi yurduna egemen bir halkın onurlu ülkesi olmuştur... İşgalci kriminal unsurları ülkesinden söküp atacak olan Irak’ın da gelecekte aynı ölçüde onurlu insanların yurdu olacağından kimsenin şüphesinin olmaması gerekir.

 

CIA’ya 1973- 76 yıllarında Direktör olacak ve 27 Nisan 1996 günü kaybolduktan sonra 28 nisan günü güney Maryland’da evinin yakınındaki nehirde boğulmuş cesedi bulunacak olan William Colby, 1959- 62 yıllarında Saygon’da CIA’nın istasyon şefliğini yapmıştır. Aynı kişi, 1963- 68 yıllarında CIA’nın Uzakdoğu bölümünü yönetmiştir. William Colby, 1968- 71 yıllarında Güney Vietnam’da yürütülen ve direnişin halk tabanını yoketmeyi amaçlayan Feniks (Phoenix) operasyonunun yöneticisidir aynızamanda.Tamamen planlı faşist bir soykırım uygulaması olan Feniks operasyonu ile, sistematik biçimde ve kayıtlara geçirilerek 40 bini aşkın seçilmiş Güney Vietnamlı sivil öldürülmüştür. Bazı verilere göre aynı operasyonda 60 bin insan katledilmiştir. Feniks Operasyonu sadece planlı yargısız infazları değil, işkenceli sorgulamaları da içermektedir. Direniş eylemini ve direnişin bireylerini karalamaya yönelik dezinformasyonlar da Feniks Operasyonu’nun ayrılmaz parçaları olmuşlardır.

 

İnternet kaynaklarında “The Phoenix Program” adlı bir kitabı olduğu belirtilen Douglas Valentine, “Katliam, kaçırma ve sistematik işkence yöntemleri ile kurtuluş mücadelesinin sivil halk arasındaki tabanını yoketmeyi amaçlayan Phoenix, 1967’de CIA tarafından Saygon’da başlatılmıştır.”, diye yazmaktadır. Yargısız infazlar, adam kaçırmalar ve sistematik işkencelerle Güney Vietnam’da sürmekte olan ulusal direnişin sivil tabanını, dayanağını yokedebilmeyi amaçlıyorlardı. Batı’nın terminolojisinde adı Vietnamlı Komünistler anlamında “Viet Cong” olan ama, asıl olarak Vietnam’ın Bağımsızlığı İçin Birlik anlamında Viet Minh diye adlandırılan ve Mayıs 1941’de Ho Chi Minh tarafından örgütlenmesi Çin’de başlatılan ulusal direnişin kitle tabanını yokedebilmek amacıyla Feniks Operasyonu adı verilen kanlı karanlık süreci başlatmışlardı...

Yine internet bilgilerine göre, her ay kayıtlara geçirilerek 1800 kişinin yokedildiği Feniks operasyonunun tüm belgeleri -ABD güçleri Vietnam’dan kaçarlarken- CIA tarafından yokedilmişti ama, aynı operasyonun bazı mimarları, katliamla ilgili birtakım dökümanların ellerindeki kişisel kopyalarını ve anılarını  Douglas Valentine’ye vererek sözkonusu kitabın yazılmasını sağlamışlardı.

 

CIA direktörlüğünün ardından William Colby, 1970’li yıllarda, ABD yönetimine karşı eleştirel bir tavır içerisine girmişti. Ayrıca O, Senato karşısında da açıkça konuşmuştu. Halen en üst düzeyde gizliliğini koruyan Feniks Operasyonu üzerine derin bilgileri ile politik yönetime karşı tavrı ve Senato’da sergilediği herşeyi anlatmaya hazır görünümü biraraya getirildiği zaman, Colby’nin ölümü üzerindeki şüpheler derinleşmektedir. Nehir gezintisine, balık tutmaya gitmesinin ardından kayboluşu ve kısa süre sonra boğulmuş cesedinin bulunması birsürü sual işaretini beyinlere kazımaktadır. Ve şüphesiz yine de Feniks Operasyonu’nun son kurbanının William Colby olduğunu söylemeye olanak yoktur. Çünkü aynı operasyonun Irak’ta sürmekte olduğu ve yine ABD etkisindeki birçok ülkede benzerlerinin yürürlükte oldukları gözlemlenmektedir.  

 

William Egan Colby, 1959- 62 yıllarında CIA’nın Saygon istasyon şefi, 1963- 68 yıllarında CIA’nın Uzakdoğu bölümünün yöneticisi ve 1968- 71 yıllarında Feniks Operasyonu’nun resmi başı olmakla birlikte, Feniks Operrasyonu’nun asıl mimarının örgüte 1949 yılında katılmış olan CIA subayı Nelson Brickman olduğu söylenmektedir. Aynı operasyona doğrudan bulaşmış ünlü CIA ajanları arasında operasyonun ilk direktörü olan Evan Parker, Bölge/ İl Sorgu Merkezi programı direktörü John Muldon, ve ayrıca Jim Ward, Tom Jack Horgan, Edvard Lansdale, Charles Lemoyne, Roger McCarthy, Tom McCoy, Ralph McGeheee, Walter Mackem, Warren Milberg, Stu Methven, Robert Peartt, Rufus Philips, Bernard Picard, Tom polgar, Ron Radda, Lionell Rosenblatt, Frank Scotton, Robert Slater, Howard Stone, John Tilton, Robert Wall ve Türkiye’de çok ünlü olan Robert Komer gibi görevliler vardı.

 

CIA Nisan 1975’de Saygon’u tamamen boşaltırken Feniks Operasyonu’nun belgelerini ve özellikle infazlarla ilgili belgeleri yoketmişti. Eğer Nelson Brickman CIA görevi sırasında yazdığı dökümanların bir kopyalarını elinde tutmamış olsaydı, Feniks Operasyonu’nun resmen nasıl şekillendirildiğini kanıtlayabilmek olanaksız olacaktı... Brickman, 1965 yılında Vietnam’a gönüllü olarak gitmişti ve 1966 yılında yabancı ajanlarla bağlantılı Saygon Savaş Alanı Operasyonları şefi olacaktı. ABD elçiliğinde özel bir ofisi olmakla birlikte vaktinin çoğunu kendi ofisinin Vietnam Özel Polisi içinde karşılığı olan Ulusal Sorgulama Merkezi’nde geçiriyordu. Bu satırları yazanın anladığına göre Nelson Brickman, işkenceden, işkence çığlıkları işitmekten zevk alan hastalıklı bir ruh yapısına sahipti. O, sadist ve aynızamanda masochist bir karakterdi... Feniks Operasyonu gibi karanlık miğde bulandırıcı bir işin baş mimarı olabilmek için böyle bir ruhsal yapıya sahibolmak gerekmekteydi herhalde.

 

Vietnam’da takma adı “Blowtorch Bob” (“Kaynak Lambası Bob”) olan Robert W. Komer, çatışmaların yoğunluk kazandığı 1966 yılında Başkan Lyndon B. Jonson’un Vietnam konusunda özel yardımcısıydı. O, pasifikasyon (sindirme, ezme) programının yaşama geçirilebilmesi amacıyla Ağustos 1966’da Başkan Lyndon B. Jonson tarafından Saygon’a yollanacaktı. Orada, sivil hiyerarşide, ABD elçisi Ellsword Bunker’den sonra ikinci kişi konumunda olacaktı. Komer, Ekim 1966’da şekillendirilen Yurttaş Operasyonları Bürosu’nun (Office of Civil Operations- OCO) başına geçecekti.

 

Ölümünün hemen ardından, 12 Nisan 2000 tarihli The New York Times’ta Tim Weiner imzası ile yayınlanan kısa yazıda, Robert W. Komer’in savaşı kazanabilmek için esir alınmaması gerektiği görüşünü güçlü biçimde savunduğu belirtilmektedir. Feniks Operasyonu adı verilen kirli işte de zaten esir alınmıyordu. İnsanlar ya sırtlarından vuruluyorlar, ya da işkencehanelerde canveriyorlardı... İlginçtir, Feniks Operasyonu çerçevesinde gerçekleşmiş olduğu 25 Ağustos 1970 tarihli The New York Times’ta açığa çıkartılacak olan My Lai katliamı ilk kez Mart 1969’da rapor edilmişti. Oysa katliam, duyurulduğu tarihten tam bir yıl önce, Robert W. Komer henüz Vietnam’da görevli iken gerçekleşmişti. Amerikan piyadeleri 504 savunmasız Vietnamlı sivili katletmişlerdi... Olayın benzerlerinin günümüz Irak’ında sürekli gerçekleşmekte olduğunu anımsatmaya gerek yok herhalde...

 

Komer’in Ortadoğu’ya yönelik özel bir ilgisi vardı. Bu ilgi, geleneksel sömürgeci ve talancı düşünce yapısının ve modern emperyalist dünya görüşünün zenginlikler karşısındaki açgözlü iştahından, ya da bir hırsızın veya hazine arayıcısının hastalıklı tutkularından, vahşi bir yaratığın avına yönelik ilgisinden soyutlanarak ele alınamazdı... Başkan Jonson, görevinden ayrılmadan önce, Ekim 1968’de Komer’i elçi olarak Türkiye’ye yollayacaktı. Öğrenciler O’nu 28 Kasım 1968 günü Ankara Esenboğa Havaalanı’nda “Vietnam kasabı Komer” protestolarıyla karşılayacaklardı... Yine O, Komer, hakkındaki yargıları bile bile, 6 Ocak 1969 günü, öğle yemeği saatlerinde, “ben buradayım” dercesine, Ortadoğu Teknik Üniversitesi Rektörlüğü’ne gelecekti. Belki de amacı kışkırtmak ve tepkileri ölçmekti... Bir gurup öğrenci Komer’in lüks Kadillak’ını ters çevirip yakacaklardı... Komer’in Türkiye’deki elçilik görevi uzun sürmeyecekti. Ocak 1969’da Başkanlık koltuğuna oturacak olan Nixon, Komer’in yerine bir başkasını atayacaktı... Fakat anlaşıldığı kadarıyla Türkiye’de uygulamaya konulan pasifikasyon programı da Komer’in Ankara’daki görevi ile başlamıştı. Bu olayları 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 askeri darbeleri izleyecekti...      

 

9 Haziran 2006

yusuf@comhem.se

 

 

Karanlık ünlü Feniks Operasyonu’nun Vietnam’da başlayışı ve amacı ile ilgili yukarıdaki alabildiğine özet bilgilerin ardından, son günlerde, sadece son günlerde Irak’ta olanlara kısaca bir gözatalım...

Aşağıya yerleştireceğim haberlerden benim anladığım, yoruma yer bırakmayacak biçimde Feniks Operasyonu’nun Irak’ta da yürürlükte olduğudur. Ve Irak’ta sürmekte olan bu operasyona, MOSSAD’ın ve bazı işbirlikçi Kürt gurupların katkı yaptıkları da rahatça anlaşılmaktadır. CIA’nın ve İngiliz servislerinin sözkonusu işkenceli cinayetlerini yönetimdeki bazı Kürt gurupları ve MOSSAD ile birlikte işledikleri gerçeği apaçık gözükmektedir...   

“MOSSAD Irak'ta 530 akademisyen öldürdü

10 MAYIS 2006 ÇARŞAMBA  http://www.yenisafak.com.tr/d01.html  Filistin İstihbarat Merkezi, Irak'ta 2003 yılından bu yana İsrailli ajanlar tarafından 530 bilimadamı ve akademisyenin öldürüldüğünü iddia etti. Suikastlere kurban giden kişilerin daha çok nükleer ve biyoloji uzmanı olduğu vurgulanıyor. Filistin İstihbarat Merkezi'nin açıkladığı bir rapora göre, Irak'ta 2003 yılının Nisan ayından bu yana İsrailli ajanlar tarafından 530 bilimadamı ve akademisyen öldürüldü. Bilimadamlarının daha çok Bağdat'ta öldürüldüğü belirtildi. Filistin İstihbarat Merkezi'ne göre, bu konuda bugüne kadar sayısız rapor yayınlandı, ancak hiç biri basına yansımadı. Cinayetlerin çoğu gizlendi ve ölümler hakkında ailelere hiç bir bilgi verilmedi. Filistin istihbaratının, İsrail ve Amerikan haber alma servislerinin Haziran 2005 tarihli ortak raporuna dayanarak verdiği bilgiye göre, Irak'ta 200'den fazla üniversite profesörü ve 350 bilimadamını hedef alan suikastlerin, İsrailli ajanların Amerikan istihbaratı ile ortak çalışması sonucunda gerçekleştirildiği iddia edildi.

BİZİMLE ÇALIŞMAYAN ÖLÜR

Rapora göre, suikast kurbanları genellikle ABD'nin kendilerine 'bizimle çalış' teklifine 'hayır' diyen profesörlerden oluşuyor. İsrailli askerlerin yaklaşık bir yıldır Irakta düzenli operasyonlar düzenlediği belirtilen raporda, bazı bilimadamlarının Amerikan araştırma merkezlerinde çalışmaya zorlandığı belirtildi. Raporda ayrıca CIA'nın Mossad'a akademisyenlerin biyografilerini gönderdiği de belirtiliyor. ·  DIŞ HABERLER”

 

“ABD'ye kara leke DIŞ HABERLER SERVİSİ
02 Haziran 2006 / Cuma  http://www.milliyet.com.tr/2006/06/02/dunya/adun.html
Amerikan askerlerinin Irak'ın Hadisa kasabasında 24 sivil Iraklıyı intikam için öldürdüğü kesinleşiyor. Olaya karışan askerlerin üstlerine, 'sivillerin bomba patlaması sonucu öldüğünü' söylediği saptandı
Geçen yıl 19 Kasım'da Irak'ın Hadisa kasabasında aralarında kadın ve çocukların bulunduğu 24 masum Iraklı sivilin Amerikan deniz piyadelerince intikam için öldürüldüğü konusundaki yaygın iddialar…”

 “ABD'nin yeni katliam görüntüleri Bugün, 14:39 02 Haziran 2006 Cuma http://www.haberx.com/

BBC, ABD ordusunun Irak'ta 11 sivilin kasten öldürülmesinden sorumlu olabileceğine dair kanıtlar ele geçirdi. Görüntüler, başkent Bağdat'ın 100 kilometre kuzeyinde bulunan İshaki kasabasında Mart ayında yaşanan olayların Amerikan ordusunun iddia ettiği şekilde gerçekleşmediğini ortaya koyuyor…”

 

“Kapı kapı gezerek sivilleri öldürdüler

9 HAZİRAN 2006 CUMA http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2006/haziran/09/d03.html 

Irak'ta geçtiğimiz hafta ortaya çıkan, Amerikan askerleri tarafından 24 sivilin öldürüldüğü Hadisa katliamı tanıklarından Tahir El Haditi katliamı anlattı

Irak'ta geçtiğimiz hafta ortaya çıkan Amerikan askerleri tarafından 24 sivilin öldürüldüğü Hadisa katliamının görgü tanıklarından Hammurabi adlı Iraklı insan hakları kuruluşu üyesi Tahir El Haditi, katliam sırasında bir grup Amerikan deniz piyadesinin ev ev sivilleri nasıl öldürdüğünü anlattı. Katliamın görüntülerini dünyaya ulaştıran Hammurabi adlı Iraklı insan hakları kuruluşu üyesi 42 yaşındaki Tahir El Haditi, katliam esnasında Hadise'deki ailesini ziyaret etmekte olduğunu söyledi… (…)Olayı pencereden izlediğini kaydeden El Haditi, ilk silah seslerinin sabah 07.30 civarında duyulduğunu, ve askerlerin patlamanın olduğu bölgede ilk olarak yaşlı ve hasta Abdülhamid Hasan Ali'nin evine gittiklerini söyledi. Amerikan deniz piyadelerinin kasabayı 3 gün abluka altına aldığını anlatan Haditi, hastanedeki yaralı akrabaları ziyarete ve ölülerin toplanıp gömülmesine 3 gün sonra izin verildiğini söyledi. ·  BAĞDAT”

 

“Amerikan askerleri hamile kadını vurdu

01 Haziran 2006 / Perşembe  http://www.milliyet.com.tr/2006/06/01/dunya/dun02.html
Irak'ta biri hamile olan 2 kadın, hastaneye giderken içinde bulundukları araç denetleme noktasında duramadığı için Amerikan askerlerinin açtığı ateş sonucu vurularak öldü…”

 

“Irak Türkmen Cephesi: '22 Türkmen katledildi'
Bugün, 18:21
06 Haziran 2006 Salı http://www.haberx.com/

AA - Irak Türkmen Cephesi (ITC), Irak'ın başkenti Bağdat'ın kuzeyinde önceki gün 22 Türkmenin "hunharca katledildiğini" belirterek, bu olayın sadece Türkmen tarihine değil, Irak tarihine bir "kara leke" olarak geçeceğini kaydetti. ITC'den yapılan yazılı açıklamada, "Irak'ta, Bağdat'ın 100 km kuzeyinde, Kifri ile Hanekin arasında yer alan Karatepe ilçesinde 22 Türkmen hunharca katledildi...”

 

“Karton kutudan 9 kesik baş çıktı

06 Haziran 2006 / Salı http://www.milliyet.com.tr/2006/06/06/son/sondun13.asp
Irak'ta Bakuba kenti yakınlarında bir kutudan 9 kesik baş çıktı. Bakuba polis yetkilileri, insanı dehşete düşüren kesik başların, şehrin 8 km kuzeydoğusunda yol kenarına bırakılan bir karton kutudan çıktığını bildirdi…
”

 

“Bağdat'taki morgda bir ayda ceset rekoru kırıldı: 1398
6 HAZİRAN 2006 SALI http://www.sabah.com.tr/dun106.html
Mayıs ayı, Irak'taki en kanlı saldırılara sahne oldu. Hükümet rakamlarına göre nisan ayından fazla ölüm yaşandı. Üç yılda morga gelen ceset sayısı ise 30 bin 240...
 (...)
11 ÖĞRENCİ ÖLDÜRÜLDÜ Başkentte dün yine korkunç bir saldırı düzenlendi. Silahlı saldırganlar, üniversite servisindeki 11 öğrenciyi araçtan indirip kurşuna dizdi. Öğrencileri taşıyan teknik üniversite servisinin Dura caddesinde iki araç tarafından yolu kesilerek durdurulduğu belirtildi. Polis, araçtan indirilen öğrencilere ateş açan saldırganların 11'ini öldürdüğünü söyledi...” (Bir de morga gelmeyen, kaybolan, gizlice gömülen cesetler var.- Y. Küpeli)
 

“İbrahim KARAGÜL ikaragul@yenisafak.com.tr

Yüzyılın en büyük CIA operasyonu aydınlanıyor!

8 HAZİRAN 2006 PERŞEMBE http://www.yenisafak.com.tr/ikaragul.html 

21. yüzyılın en büyük CIA operasyonu yavaş yavaş aydınlanıyor. Onlarca ülkeyi kapsayan insan kaçakçılığı ve gizli işkence merkezleri ile ilgili her geçen gün yeni bilgiler ortaya çıkıyor. Uluslararası Af Örgütü'nün CIA'nın işkence uçakları ve gizli cezaevleriyle ilgili raporundan sonra Avrupa Konseyi de, aylardır süren araştırmasının sonuçlarını 67 sayfalık bir rapor halinde açıkladı. Bu rapor da, Af Örgütü'nünkü gibi, bu köşede birkaç yıldan bu yana aktarılan bilgileri doğruluyor. O zamanlar, bu bilgileri komplo olarak değerlendirenler, terörle mücadele adı altında dünya genelinde yürütülen operasyonların büyük bölümünün CIA komploları olduğunu ne zaman öğrenecek?

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi raporunda, CIA'nın terör zanlılarının yasa dışı transferi ve gözaltında tutulmaları için "küresel örümcek ağı'' kurduğu belirtiliyor ve CIA'nın bu operasyonunda yer alan Avrupa Konseyi'nin 14 üye ülkesine suçlamalar yöneltiliyor. Bu ülkelerden biri de Türkiye. Listede, İsviçre, Bosna-Hersek, İngiltere, İtalya, Makedonya, Almanya, Polonya, Romanya, İspanya, Kıbrıs Rum kesimi, İrlanda, Portekiz, Yunanistan gibi ülkeler var. Bu ülkelerin gizli uçuşlara izin verdiği, Romanya ve Polonya gibi ülkelerde gizli cezaevleri bulunduğu ifade ediliyor. Raporda yer almasa da, insan hakları havarisi Norveç'in bu kirli ticarette önemli bir ülke olduğunu, karşılığında da Kuzey Irak'tan petrol kuyuları aldığını daha önce yazmıştım…”

“Dödsskvadroner ska krossa det sista av Irak JOHN PILGER om en gammal taktik som ska vinna kriget ċt George W Bush Publicerad: 2006-05-09

http://www.aftonbladet.se/vss/kultur/story/0,2789,822444,00.html (…)Inrikesministeriet i Bagdad, som stċr under CIA:s kontroll, styr de viktigaste dödsskvadronerna. Deras medlemmar är inte uteslutande shiamuslimer, som myten pċstċr. De mest brutala är de sunnistyrda specialpoliskommandona, som leds av tidigare högt uppsatta officerare i Saddams Baathparti. Dessa enheter upprättades och utbildades av ”upprorsbekämpningsexperter” frċn CIA, däribland veteraner frċn CIA:s terroroperationer i Centralamerika pċ 1980-talet, inte minst El Salvador…” İsveç’in en büyük akşam gazetesi Aftonbladet’te ünlü gazeteci ve yazar John Pilger’in imzası ile 9 Mayıs 2006 günü yayınlanmış olan yazıdan alınma paragrafın türkçesi: “Ölüm mangaları Irak’ın kalanını da parçalayacak (...) CIA’nın denetiminde olan Bağdat’taki İçişleri Bakanlığı, en önemli ölüm mangalarını yönlendirmektedir. Bu ölüm mangalarının üyeleri, efsaneleştirilerek anlatıldığı gibi Şia inancında olanlardan değillerdir. En acımasız olanları, Sünni inancında olan bazı eski Saddam yanlısı Baascı subaylar tarafından yönetilmektedir. Bu guruplar, “silahlı kalkışmaları ezme uzmanı” CIA subayları tarafında eğitilmişlerdir. Eğitmenler arasında, başta El Salvador olmak üzere 1980’li yıllarda Orta Amerika’da terör operasyonları yürütmüş olan eski CIA elemenları vardır. – Türkçesi: Yusuf Küpeli (Sünni üyelerden oluşan en acımasız birtakım ölüm mangalarının üyelerinin 1991’de ABD tarafından alınıp Guam adasına ve başka yerlere götürülerek eğitilmiş olan bazı Kürt guruplardan oluştuklarını tahmin etmek okadar zor olmasa gerekir. Ayrıca -bir aşağıdaki gibi- bunu destekleyen bazı haberler de vardır.- Y. K.)

Kurdish peshmergas join US Marines in Fallujah (Kürt peşmergeleri Falluca’da ABD Deniz Piyadeleri’ne katıldılar.) http://ancapistan.typepad.com/unfairwitness/2004/04/kurdish_peshmer.html Members of the Iraqi special forces, a unit formed by Kurdish peshmergas, (Irak özel kuvvetleri içinde Kürt peşmergelerden oluşan bir birim oluşturuldu...) walk throught the outskirts of Fallujah, Iraq, Wednesday, April 7, 2004, for a joint patrol with U.S. Marines of the 2nd Battalion 1st Marine Regiment. (AP Photo/Murad Sezer) SEE ALSO:Chalabi's INC, INA and peshmergas fighting in Fallujah

 

 

“Solcu”, “demokrat”, “ulusalcı”, “liberal” vs. maskeleriyle başta kendi halkları olmak üzere tüm insan soyuna ihanet edenler üzerine birkaç söz...

 

Yusuf Küpeli

 

Irak’ta yaşanmakta olan kanlı karanlık katliamları sergileyen ve sayıları daha da çoğaltılabilecek olan yukarıdaki haberlerin yanında, aşağıdaki gibi ibretlik olan haberler de var şüphesiz... Yıllarca en hızlı “Sovyetçi” ve “komünist” geçindikten sonra aşağıdaki haberi yazabilmek, birçok insana sonderece anlaşılmaz gelebilir. "Celal Talabani Blair'i ağırladı" başlıklı ve benzeri haberleri yazarken Irak “demokrasisine” ve talancı emperyalist güçlerin politikacılarına ve bunların Iraklı feodal kuklalarına övgüler düzmek ve diğer yandan Türkiye’de demokrasi olmadığından şikayet edebilmek, çeteler üzerine yazılar döktürmek, doğal olarak miğdeleri kaldırır ve derin bir ikiyüzlülük örneği olarak anlaşılır...

 

Bu hastalıklı tavırların, derin ikiyüzlülüğün, belkemiksizliğin, inançsızlığın, dejenerasyonun, halkının kanını pazarlayarak ranttan pay alma geleneğinin en az iki bin yıldır süren çok özel feodal kölelik ilişkileri içinde şekillemiş olduğunu bilenler için ortada şaşılacak pek bir yan olmasada, yine de sözkonusu tavrı iğrenti duygularıyla karşılamamak olanaksızdır... Toplum olarak aralarında sağlıklı unsurlar bulunsada, sıfatları “solcu”, “demokrat”, “ulusalcı” vs. gibi ne olursa olsun sözkonusu halkın birtakım "önderleri", rantiyer feodal yapılarına, uşak ruhlarına uygun olarak küçük yararlar karşılığında bir büyük güce, hatta en kanlı emperyalist güçlere hizmetler sunmaktadırlar. Onları çok iyi tanıyan ve gerçekte hiçbirzaman onlara güvenmeyen emperyalist merkezler, vaktiyle bölge devletlerinin onları kullanmış oldukları gibi günümüzde de kendileri kullanmaktadırlar. Fakat şüphesiz tüm bu kullanmaların bir sınırı, limiti olmaktadır. Emperyalist merkezler çok daha büyük yararlar karşılığı kullandıkları bu sıradan kuklalarını -1974 yılında bir örneği yaşanmış olduğu gibi- ortalarda bırakabilmektedirler... Aslında bu kullanma olayı tüm hızıyla 1960’lı yılların başından beri sürmektedir ama, günümüzde en hainane ihanet boyutlarına ulaşmıştır. Ve bu işinde kuklalar açısında pek sevindirici olmayan bir sonunun geleceği şimdiden hissedilmektedir... Şüphesiz benzer karakterler Türkler, Araplar ve diğer halklar arasında da vardır...

 

“Biz politika değiştirdik” diyerek don değiştirir gibi bir anda saf değiştirebilen bu utanmaz tiplere, hastalıklı kişiliklere ve körü körüne bunların peşlerine takılanlara bazı yakıcı gerçekleri anımsatmakta şimdiden yarar vardır... Belirli bir yerde ve zamanda insan soyuna karşı işlenen suçlara, yapılan kötülüklere gözyumanlar, başka bir alandaki diğer büyük haksızlıklara karşı çıkamazlar, direnemezler. O alanda da önlerine yeni bir kemik atıldığı an, sözde savundukları herşeyi, peşlerine takılmış insanları hemen satışa çıkartırlar... Satılmış ölü bir ruh, hiçbirzaman haklı bir başkaldırının ateşini yakamaz...

 

Irak’ta “demokrasi” olduğunu iddia eden kişiler, ve onların peşinden gidenler, -aralarında bu satırları yazanın da bulunduğu- birçok sosyalizm ve demokrasi yanlısı tarafından Türkiye’de varolan anti- demokratik uygulamalara, milliyetçi baskılara karşı savunulmaya çalışılmışlardır. Bunları ayrıntılarıyla anlatmaya gerek yoktur ama, onların kendilerini savunabildiklerinden bile daha çok savunulduklarını vicdanı olan herkes anlar ve bilir... Fakat onlar günümüzde Irak’ta sürmekte olan barbarlığı, Irkçı İsrail devletinin yoksul Filistin halkına karşı uyguladığı sistematik işkenceleri ve soykırımı “demokrasi” olarak tanıtma çabası içinde oldukça; vahşi ve talancı işgal güçlerini ve bu güçlerin yerli feodal işbirlikçilerini savundukça, Türkiye’de Türk halkından ve bu halkın en ilerici unsurlarından dayanışma bekleyemezler. Çünkü bu tavırlarıyla onlar, herşeyden önce kendi halklarına ve toplumun en ileri aydınlık unsurlarına ihanet etmektedirler... Eğer onlar “büyük balığın küçük balığı yuttuğu” deyiminde ifadesini bulan insanlık dışı ırkçı düşünceleri kendilerine rehber edinmişlerse, ve en kandökücü balıkların çevresinde kulaç atarak onların artıklarıyla geçinen parazit balıklar olma rolünü benimsemişlerse, hiçbirzaman özgür olamayacaklardır. Ya izledikleri vahşi balıklarla birlikte yokolacaklardır, ya da yeni vahşi balıkların peşinde parazit balık olma veya kölelik rollerinin sürdüreceklerdir.

 

11 Haziran 2006

yusuf@comhem.se     

 

(Yaklaşık 30 yıl "komünist" tiyatrosu oynadıktan, sosyalist ülkelerin halklarının emeğinden çöplendikten sonra gelinen nokta ile ilgili ibretlik bir haber aşağıda sizleri beklemektedir... Ruhunu 3- 5 kuruşa, günlük yararlar uğruna Mephistophales'e (şeytana) kiralama ahlakı binlerce yıl içinde genlere yerleşmişse eğer, feodal bey de olsan, "komünist" önder de olsan farketmiyor, aynı çizgisizlik çizgisinde belkemiksiz bir yaratık olarak ilerleyebiliyorsun... Dün ABD emperyalizmine verip veriştirir ve "devrim" üzerine cilalı sözler ederken, bugün Irak'ta yaşanan Anglo- Amerikan "demokrasisini" alkışlayabiliyorsun... Yalnız türkçede yeralan kaba bir özdeyişi anımsatmakta sanırım yarar vardır: "El aleti ile gerdeğe girilmez!"... Aynen bunun gibi, emperyalistlere yalanarak özgürlükler elde edilemez, demokrasi gelmez. "El aleti ile gerdeğe girdikten" sonra "muzaffer koca" rolünde nekadar şişinirsen şişin, yaldızları parlayan boynuzlarını gizlemene olanak yoktur. Emperyalist güçlerden "demokrasi" ve "özgürlük" beklediğini iddia edenler de, halklarının kanı ve geleceği karşılığında boyunlarına gümüş işlemeli süslü bir tasma taktırabilirler ancak. Zincirinin ucu emperyalist güçlerin elinde olan bu tasma boynuna geçirildikten sonra, istediğin kadar "cumhurbaşkanı", "başbakan", "örgüt lideri", "ulusal önder" rolü oyna, sahibinin çektiği yöne gitmekten başka alternatifin olamaz. Ünvanın ne ölçüde süslü olursa olsun, boynundaki gümüş işlemeli tasmayı, tasmadan uzanan zincirin gittiği merkezi ve ellerindeki kardeş kanını gizlemene olanak yoktur artık! Ve ruhunu satanlar, hiçbirzaman özgür olamazlar. Sadece efendileri değişir...- Y. K.)

 

Celal Talabani Tony Blair’i ağırladı
Blair, lrak’ın Demokratik Gelişimi Talabani’nin Şahsında somutlaşmıştır

SAL: 6 HEJMAR: 155 30 Gulan 2006 http://www.demanu.com.tr/sir_talabani_blair.htm

Başkan Talabani, Başbakan Tony Blair’i ağırlamak kendileri için büyük bir şeref olduğunu ifade ederek; “Irak Halkının büyük bir dostu olan Blair’in… (…)Irak Devlet Başkanı Celal Talabani, İngiltere Başbakanı Tony Blair ile bir araya gelmekten gurur duyduklarını belirterek, şunları söyledi:”Sayın Tony Blair ile, dünyanın en çirkin diktatör rejiminin çökertilmesinde bize en büyük desteği veren Koalisyon güçlerinin kalması sorununu görüştük. Kendisine, Irak halkının bugüne gelmesinde vermiş oldukları destekten dolayı teşekkür ettik. Bugün özgürlük ve demokrasiye kavuşan Irak halklarının seçilmiş bir parlamentosu ve… (…)Basın toplantısında İngilizce de konuşan Başkan Talabani, Başbakan Tony Blair’i ağırlamak kendileri için büyük bir şeref olduğunu ifade ederek… (…) İngiltere Başbakanı Tony Blair ise yaptığı açıklamada, lrak’ta demokrasinin süslenmeye başladığını belirterek, demokrasinin Başkan Talabani ve iki yardımcısının şahsında merkezi yönetimde somutlaştığını ifade etti…” (not: Talabani ve çevresinin onyıllardır “sosyalist”, “sosyal demokrat”, “özgürlük savaşçısı” olarak tanıtıldıklarını veya bu sıfatları taşıdıklarını anımsamakta yarar vardır... Afganistan’daki ortaçağ kalıntısı feodal lordlar, eroin tüccarları da “özgürlük savaşçıları” olarak tanıtılmışlardı... Y. K.)

 

11 Haziran 2006

yusuf@comhem.se

 

 

Kaynaklar:

http://www.thememoryhole.org/phoenix/

http://www.writing.com/main/view_item/item_id/583086

http://www.counterpunch.org/valentine0824.html

http://ksgnotes1.harvard.edu/
BCSIA/ESDP.nsf/www/Contact

See Bob Kerrey, the CIA and War Crimes

http://www.aftonbladet.se/vss/kultur/story/0,2789,822444,00.html

http://www.milliyet.com.tr/2006/06/08/son/sondun13.asp

Fallujah - the hidden massacre http://www.uruknet.info/?p=17582&colonna=&bh=0&l=e

http://www.amazon.com/gp/product/customer-reviews/0595007384/002-8220926-0208806

www.thememoryhole.org/phoenix/..
 

http://www.thewatcherfiles.com/bird.htm

http://free.freespeech.org/americanstateterrorism/vietnamgenocide/MyLaiPhoenix.html

http://www.whale.to/b/ph2.html

http://www.counterpunch.org/gibson.html

http://www.newmassmedia.com/nac.phtml?code=new&db=nac_fea&ref=14651

The Phoenix Program  

The Mylai Massacre, 1968  

American Genocide of the Vietnamese people  

American Genocide of the Laotian people  

American Genocide of the Cambodian People  

American Patriots and the Napalm Attack on the People of Trang Bang  

Neighborhood Bully: American Militarism

http://www.douglasvalentine.com/books.html

http://www.reformation.org/holoc23.html

http://www.oz.net/~vvawai/

Gulf War crimes? http://dir.salon.com/news/feature/2000/05/15/hersh/index.html

http://www.globalresearch.ca/index.php?context=viewArticle&code=20060222&articleId=2032

http://www.mtholyoke.edu/acad/intrel/bush/walt.htm

Robert William Komer http://www.arlingtoncemetery.net/rwkomer.htm

http://www.lexisnexis.com/academic/guides/military_history/vietnam/vietnam_pacification.asp

http://www.lexisnexis.com/academic/2upa/Imhw/VietnamJohnsonPacification.asp

http://www.mishalov.com/Komer.html  

William Egan Colby http://www.arlingtoncemetery.net/wcolby.htm

http://www.globalresearch.ca/index.php?context=viewArticle&code=CHO20060418&articleId=2275

http://www.milliyet.com.tr/2006/06/11/son/sondun07.asp

http://www.yenisafak.com.tr/8793.html 

http://www.yenisafak.com.tr/8813.html 

http://www.sabah.com.tr/dun99.html

http://www.hurriyet.com.tr/dunya/4546500.asp?m=1&gid=69

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=189781

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=189725

http://www.milliyet.com.tr/2006/06/10/son/sondun02.asp

http://www.milliyet.com.tr/2006/06/10/yazar/idiz.html

http://www.milliyet.com.tr/2006/06/10/dunya/adun.html

http://www.hurriyet.com.tr/dunya/4557782.asp?m=1&gid=69 

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=4552883&tarih=2006-06-09

http://www.exampleessays.com/viewpaper/10715.html

http://www.exampleessays.com/viewpaper/22407.html

http://www.exampleessays.com/viewpaper/97346.html

http://www.exampleessays.com/viewpaper/862.html

http://www.exampleessays.com/viewpaper/52442.html

http://www.exampleessays.com/viewpaper/60626.html

http://www.exampleessays.com/viewpaper/1619.html

http://english.pravda.ru/opinion/columnists/15-12-2005/9392-bush-0

http://www.yenisafak.com.tr/8751.html 

http://www.milliyet.com.tr/2006/06/08/dunya/adun.html

www.douglasvalentine.com/books.html#phoenix)

www.thememoryhole.org/phoenix/  

www.scoop.co.nz/mason/stories/

http://www.time.com/time/archive/preview/0,10987,950535,00.html

http://www.time.com/time/archive/preview/0,10987,950536,00.html

http://www.time.com/time/archive/preview/0,10987,950537,00.html

 

11 Haziran 2006

yusuf@comhem.se

http://www.sinbad.nu/