
|
Yusuf Küpeli, Yasaları çiğnerken yüzleri kızarmayanlar ve denetleyemeyenler
(...) Dağlarda tuzağa düşen -yoksul aile çocuğu- 15 askerin daha cenazeleri kaldırılmadan, aynı "cumhurbaşkanı", yüzbinlerce YTL harcamayla, ve ünlü oyun yazarı Molièrenin (1622- 1673) sonradan görme zengin karakterlerini aratmayacak çiğlikler sergileyerek, ve şüphesiz yüzü kızarmadan, kızına "masallar"daki gibi bir düğün yapıyor
Birilerine miktarı bilinmez paralar akıtılıyor, ve kayserili bir zenginin ithalatcı damat oğlu ve üniversiteyi yeni bitirmiş bir gelin kız için, ailelerinin zenginliği ve konumu ötesinde kişisel olarak kayda değer özellikleri olmayan iki genç için, özel müzikler besteleniyor. Diğer yandan, ancak öldükleri zaman adları anılan genç insanlar cephelerde can veriyorlar. Canverenlerin aileleri, eşleri ve yetimleri çığlıkçığlığa gözyaşları dökerlerken, devletin tepesine çöreklenmiş tarikatçıcın kızı, -kendileri için bestelenmiş- özel müziğin eşliğinde, sıkmabaş gelinliğinin içinde, ithalatçı şık damadın kolunda, gülücükler dağıtıyor. Ve halkın "vatansever kahraman" çoğunluğu, yardım kuyruklarında birbirlerini çiğniyorlar
Yaklaşık seksen yıl önce kılık kıyafetini ve yasalarını modern dünyaya uydurmuş, dini devletin denetimine alarak din ve devlet işlerini birbirinden ayırmış Türkiye Cumhuriyetinin "cumhurbaşkanı" ve başbakanı, ülkenin tarihiyle ve yasalarıyla dalga geçer gibi, Molière oyunlarını çağrıştıran sözkonusu gösterişli düğünde, bir Katolik manastırından çıkmış görünümü veren sıkmabaşlı eşleriyle, kameraların karşısına geçiyorlar
(...) Basındaki bilgilere göre, cumhurbaşkanının kızı evlenirken, 5 bini asayiş, 2 bini trafik olmak üzere toplam 7 bin polis düğün salonunun çevresinde görev yapıyor. Çevredeki yüksek binalara keskin nişancılar yerleştiriliyor. Havada iki polis helikopteri kameralarla uçuyorlar ve çevre yüzlerce kamera ile gözetleniyor. Kayseriden gelen misafirler polis eşliğinde havaalanına uğurlanıyorlar vs Helikopterlerin, polis araçlarının yakıt masraflarını elbette devlet karşılıyor Böyle özel bir iş için yollar kesiliyor, trafik aksıyor vs Benzerleri, hatta daha beterleri, başbakanın çocukları evlenirken de olmuştu Birileri, basın, politik partiler, sendikalar, dernekler, "sivil toplum örgütleri" denilenler, halk yığınları, çıkıp ta, "Ne oluyoruz, devletin polisi, olanakları, nasıl oluyor da böyle özel bir işte, kullanılabiliyor? ", diye sormuyor. Çünkü, soldan sağa, veya sağdan sola, toplumun tüm kesimlerine yalanın, ikiyüzlülüğün, sahteciliğin zehiri işlemiş, üst üste yenilen darbelerle beyinler uyuşmuş, ruhlar ölmüş
Orada biryerlerde özel güvenlik şirketleri dururken, devletten maaş alan polisler, devletin helikopterleri, kayserili bir zenginin ithalatçı oğlu ile cumhurbaşkanının kızının düğününü güvenlik altına almak için, yani tamamen özel bir iş için seferber ediliyorlar. Ve aynı "cumhurbaşkanı", baştan sona ruhsuz yapay bayram mesajları yayınlıyor, yüzü kızarmadan, "birlik" çağrıları yapıyor. Ve insanlar yardım kuyruklarında birbirlerini çiğniyorlar, dağlarda vurulan gençlerin cenazeleri kalkıyor
Günlük basında bağlantılı metinler
|
|
Yasaları çiğnerken yüzleri kızarmayanlar ve denetleyemeyenler
İstatistikler Türkiyede 100 kişiden 29unun tam bir yoksulluk içinde olduğunu, aç ve yarı aç dolaştığını söylüyor. Diğer yandan, aynı ülke de yüzde 20 civarında sıradan yoksul bulunduğu yine sözkonusu istatistiklerden ve basın haberlerinden anlaşılıyor. Sonuçta, nüfusun yarısı değişik ölçülerde yolsul ve aç vaziyette yaşam kavgası veriyor
Temel gereksinim mallarının, gıda maddelerinin pazarı daralırken, lüks tüketim mallarının pazarına nur yağması, yoksulluk ve açlık gerçeğini somut biçimde kanıtlıyor Sokaklarda dilenenler, terkedilmiş yaşlılar, sokak cocukları, 15- 20 YTL yardım veya bedava ekmek alabilmek için birbirlerini çiğneyen kalabalıklar, iftar çadırlarının ve yardım merkezlerinin önünde sonu gelmeyen kuyruklar, oylarını satanlar, artan fuhuş ve çocuk fuhuşu, her yağmur yağışta sel baskınına uğrayan döküntü mahalleler, bunların hepsi aynı gerçeğin aynaları oluyorlar
Üretenler, çalışabilir nüfusun yaklaşık yarısı kadar olan işsizler, tüm güvencelerden yoksun olarak boğaz tokluğuna kara çalışan milyonlar, bir savaşta ölenlerden 5-6 kez daha fazla iş ve trafik kazalarında ölenler, ve askerliklerini yaparlarken dağlarda can verenler yine aynı insanlar
Sözkonusu insanların yaşamakta oldukları ülkenin laiklik düşmanı sıkmabaşlı "cumhurbaşkanı" ve başbakanı, bayramlarda, "70 küsur milyonu temsil ettiklerini" söylüyorlar ve "birlik" çağrıları yapıyorlar. Bu nasıl bir "birlik" ise, başbakan servetine servet katarken, yüksek başbakanlık maaaşının yanında bir de utanmadan emekli maaşı alıyor Adam daha 50 yaşını bile doldurmadan emekli olmuş. Ve nasıl oluyorsa, başbakanlık maaşı ile birlikte bu emekli maaşını da alabiliyor ve yüzü kızarmıyor. Diğer ticari gelirleri, hisse senetleri, taşınamaz malları, bankalardaki milyonları, olayın tuzu biberi
Aynı başbakanın sahte raporla askerlikten yırtan oğullarından biri, ABDde Dünya Bankasıda çalışıp lüks bir yaşam sürüyor. Diğeri, daha taş atıp kolu yorulmadan milyonlarca dolarlık gemi alıyor Ve yoksul ailelerden gelen diğer torpilsiz gençler dağlarda can verirlerken, "askerlik yangelip yatma yeri değildir" diyen -eski kantin yedeksubayı- başbakan, birlik-beraberlik nağmeleri çığırıyor, 70 küsur milyonun başbakanı olduğu palavralarını savuruyor.
Başbakanın biraderi "cumhurbaşkanı", sözde ülkenin onurunu temsileden ve yasalara en büyük bir titizlikle uyması gereken kişi, milyarlık hortum davasının sanığı olarak yargılanamıyor. Aynı kişi, "cumhurbaşkanı" olmasına çeyrek kala, dışişleri bakanlığı forsundan yararlanarak, tüm kuralları çiğneyip, üniversite diploma törenine kızını sıkmabaşı ile dahil edebiliyor, ve onu orada bu haliyle kucaklıyor Gücü üniversiteye yeten bu dışişleri bakanının, AB, Kıbrıs ve diğer tüm önemli dışpolitika konularında Türkiye Cumhuriyetini batağa soktuğunu herkes görüyor, biliyor. Fakat O, zafer kazanmış bir komutan rolünde, Cumhuriyetin son laik kalesine de gol atabilmek amacıyla, "cumhurbaşkanlığı" postuna soyunuyor. Biraderinin ve uluslarüstü tekellerle bağlı birtakım görünmez ellerin yardımlarıyla, kuraldışı golünü atıyor
Dağlarda tuzağa düşen -yoksul aile çocuğu- 15 askerin daha cenazeleri kaldırılmadan, aynı "cumhurbaşkanı", yüzbinlerce YTL harcamayla, ve ünlü oyun yazarı Molièrenin (1622- 1673) sonradan görme zengin karakterlerini aratmayacak çiğlikler sergileyerek, ve şüphesiz yüzü kızarmadan, kızına "masallar"daki gibi bir düğün yapıyor
Birilerine miktarı bilinmez paralar akıtılıyor, ve kayserili bir zenginin ithalatcı damat oğlu ve üniversiteyi yeni bitirmiş bir gelin kız için, ailelerinin zenginliği ve konumu ötesinde kişisel olarak kayda değer özellikleri olmayan iki genç için, özel müzikler besteleniyor. Diğer yandan, ancak öldükleri zaman adları anılan genç insanlar cephelerde can veriyorlar. Canverenlerin aileleri, eşleri ve yetimleri çığlıkçığlığa gözyaşları dökerlerken, devletin tepesine çöreklenmiş tarikatçıcın kızı, -kendileri için bestelenmiş- özel müziğin eşliğinde, sıkmabaş gelinliğinin içinde, ithalatçı şık damadın kolunda, gülücükler dağıtıyor. Ve halkın "vatansever kahraman" çoğunluğu, yardım kuyruklarında birbirlerini çiğniyorlar
Yaklaşık seksen yıl önce kılık kıyafetini ve yasalarını modern dünyaya uydurmuş, dini devletin denetimine alarak din ve devlet işlerini birbirinden ayırmış Türkiye Cumhuriyetinin "cumhurbaşkanı" ve başbakanı, ülkenin tarihiyle ve yasalarıyla dalga geçer gibi, Molière oyunlarını çağrıştıran sözkonusu gösterişli düğünde, bir Katolik manastırından çıkmış görünümü veren sıkmabaşlı eşleriyle, kameraların karşısına geçiyorlar
Başbakan, "kişiler laik olmaz, devlet laik olur", diye bol keseden atıp yalanlar söylerken, açıkça, "ben laik değilim, demeye getiriyor Halbuki, hem kişiler, hem toplumsal yaşam devletle birlikte laik olurlar. Laiklik toplumsal ve kişisel yaşamda yerini almadan, başbakanın ağzında olduğu gibi sadece lafta kalır ve süreç içine rafa kaldırılır. Sonuçta, yasalara göre "laik" bir ülkenin başına, Türkiyenin tepesine, laik olmayan tarikatçı bir başbakan ve cumhurbaşkanı çöreklenirler. "Laik" devletin zirvesinde, cumhurbaşkanlığı köşkünde, günümüzde olduğu gibi, kadınsız davetler verilmeye, harem-selamlık uygulaması yaşama geçirilmeye başlanır
Basındaki bilgilere göre, cumhurbaşkanının kızı evlenirken, 5 bini asayiş, 2 bini trafik olmak üzere toplam 7 bin polis düğün salonunun çevresinde görev yapıyor. Çevredeki yüksek binalara keskin nişancılar yerleştiriliyor. Havada iki polis helikopteri kameralarla uçuyorlar ve çevre yüzlerce kamera ile gözetleniyor. Kayseriden gelen misafirler polis eşliğinde havaalanına uğurlanıyorlar vs Helikopterlerin, polis araçlarının yakıt masraflarını elbette devlet karşılıyor Böyle özel bir iş için yollar kesiliyor, trafik aksıyor vs Benzerleri, hatta daha beterleri, başbakanın çocukları evlenirken de olmuştu
Birileri, basın, politik partiler, sendikalar, dernekler, "sivil toplum örgütleri" denilenler, halk yığınları, çıkıp ta, "Ne oluyoruz, devletin polisi, olanakları, nasıl oluyor da böyle özel bir işte, kullanılabiliyor? ", diye sormuyor. Çünkü, soldan sağa, veya sağdan sola, toplumun tüm kesimlerine yalanın, ikiyüzlülüğün, sahteciliğin zehiri işlemiş, üst üste yenilen darbelerle beyinler uyuşmuş, ruhlar ölmüş
Orada biryerlerde özel güvenlik şirketleri dururken, devletten maaş alan polisler, devletin helikopterleri, kayserili bir zenginin ithalatçı oğlu ile cumhurbaşkanının kızının düğününü güvenlik altına almak için, yani tamamen özel bir iş için seferber ediliyorlar. Ve aynı "cumhurbaşkanı", baştan sona ruhsuz yapay bayram mesajları yayınlıyor, yüzü kızarmadan, "birlik" çağrıları yapıyor. Ve insanlar yardım kuyruklarında birbirlerini çiğniyorlar, dağlarda vurulan gençlerin cenazeleri kalkıyor
Yine basındaki bilgilere göre, Adile Sultan Yalısında verilen düğünyemeği 107 bin YTLye maloluyor ama, diğer masraflar ve takıların değerleri belirsiz Mafya babalarının işlerine benzer bir tavırla, nikaha basın mensupları alınmıyor. Ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bir "cumhurbaşkanı"nın çocuğu böyle Molière oyunlarını çağrıştırır gürültülü, özenti, masraflı, ve devlet olanaklarının seferber edildiği bir düğünle evlendiriliyor. Tüm olanlar ve bu son olay karşısında, geçmişi biraz bilenler, yeğenleri ile ünlü Demireli ve "öküzbaş" lakabıyla ünlenmiş olan Sunayı bile birer "aziz" gibi görmeye başlıyorlar
Hürriyet gazetesinin 15 Ekim 2007 tarihli nüshasında yeralan, "Cumhurbaşkanını ve 3 bin konuğu Allah korudu", başlıklı haberde, "( ) düğün için tutulan İstanbul Gösteri ve Kongre Merkezi Çadırının ruhsatsız ve iskánsız olduğu, mühürlendiği, belediye ile çadırın işletmecisi Mustafa Özbeyın mahkemelik olduğu", belirtiliyor. Belirtiliyor ama, nikahı, salonu mühürlemiş olan büyükşehir belediye başkanı kıyıyor. Vaktiyle, "kayıp silah" işleriyle ilgili olarak Demirelin de demiş olduğu gibi, "arada rutin dışına çıkmakla", veya anlaşılır ifadesiyle yasaları çiğnemekle dünyanın sonu gelmez. Hem burada yasayı sadece belediye başkanı değil, başbakan ve cumhurbaşkanı da çiğniyorlar
İzin verin de "koskoca cumhurbaşkanı"nın bukadarcık yasa ve kural çiğneme hakkı olsun Ve de "ne hakla 35e bakla" Hernekadar 35e bakla kalmadı ise de, yasa, hak, hukuk vs. nin lafta olduğunu dile getiren bu tekerleme geçerliliğini ağırlığı artan ölçüde halen korumaktadır Atılan kazıklar, işlenen suçlar, biriken hesaplar tüm uyuşuklukları parçalayacak bir limite ulaşmadan, halk dizlerinin üzerinden ayağa kalkarak öfkeyle hesap sormaya başlamadan, ve gerekli demokratik denetim mekanizmalarını oluşturamadan, aynı tekerleme toplumsal yaşamdaki geçerliliğini koruyacaktır.
Yusuf Küpeli
16 Ekim 2007
|
|
Günlük basında bağlantılı metinler
Gül'ün kızı evlendi
|