Irkçı-faşist İsrail yönetiminin Gazze'nin yoksul halkına yönelik olarak sürdürdüğü 22 günlük kanlı saldırının ardından, 18 ve 19 Ocak 2009 tarihli gazetelerde, ve TV yayınlarında, İsrail ordusunun bilinmeyen esrarengiz yeni bir silah kullandığı, ve bu silahın iyileşmeyen yararlar açıtığı yazılıp söylenmektedir... Aslında, bu sözkonusu esrarengiz yeni silah, İsrail'in Gazze halkına yönelik bir önceki saldırısında da kullanılmıştı. Sinbad'da, sözkonusu silah ve etkileri hakkında bir çeviri ve bir orjinal metin yayınlanmıştı. Günlük basında Sinbad gibi siteler -bilinçli olarak- görmemezlikten gelindiği için olmalı, zaten bilinen bu esrarengiz yeni silah olayı, son saldırı ile ortaya çıkmış yepyeni bir gelişme gibi yansıtılmakta, ve tabii aynı silahın ne olduğu konusunda da bilgi verilmemektedir.. İşte şimdi, daha önce yayınlanmış olan ve bu yeni silahın özelliklerine açıklık getiren iki metni yeniden Sinbad'ın başına alıp yayınlıyorum. İyi okumalar dileğiyle.- Y. Küpeli

 +  son basın haberleri  "Ateşkesin ilk gününde, enkaz altından 100'ü aşkın ceset çıkarılırken, halk kısıtlı imkanlarla enkazı kaldırmaya çalışıyor. Kurtarma ekipleri dün de yıkıntıların altından 10 ceset çıkardı. Ölen Filistinli sayısının bin 310'a yükseldiği, bunlardan 514'ünün kadın ve çocuklar olduğu belirtildi. İsrail katliamından kaçan yaklaşık 100 bin Gazzeli ise evlerini terk etmek zorunda kaldı..."

 

bir yazı & bir çeviri:

 

Kendi varlığını tüketen dünya ve yeni ölüm makineleri üzerine düşünceler

ABD destekli ırkçı sionist İsrail’in sonu gelmeyen şiddetinin, soykırım ve etnik temizlik politikalarının hedefi durumundaki yoksul filistin halkına karşı denenen ve henüz ne olduğu tam bilinemeyen yeni bir silahla ve bu silahın halk arasında yaratmış olduğu ölümcül yaralarla, hastalıklarla ilgili aşağıdaki metin, İsveç’in iki en büyük günlük sabah gazetesinden ikincisi konumundaki ılımlı sağ eğilimli Svenska Dagbladet’in Arap dünyası, Türkiye ve İran’dan sorumlu yazarı Bitte Hammargren tarafından kaleme alınmıştır. Sözkonusu metin, aynı gazetenin 27 Ekim 2006 tarihli sayısında yayınlanmıştır... (...) denekleri üzerinde araştırmalar yapan, ölümcül yararlara da neden olan birtakım deneyler gerçekleştiren kara ünlü Nazi doktoru Josef Mengele’yi akla getirmektedir bu yeni gizemli silah... Auschwitz ve benzeri ölüm- izalasyon- iş kamplarından ve J. Mengele gibilerden sorumlu olan Heinrich Himmler’in (1900- 1945), ve bunların hepsinden sorumlu olan Adolf Hitler’in (1889- 1945) izinde yürümekte olan Anglo-Amerikan- İsrail ortaklığının karanlık eylemlerinin, Nazi Almanyası’nın kötü ünlü işlerinin “pabucunu çoktan dama attığı”, “boynuzun kulağı geçtiği” anlaşılmaktadır... (...) Aslında açıkça gözüktüğü gibi, Ortadoğu’da, Irak’ta, Afganistan’da ve başka ateşi yüksek bölgelerde yaşanan trajedilerin gerisinde duran asıl güç, dünyanın kaynaklarını daha fazla yağmalama peşinde olan ve pazarını genişletebilmek için öncelikle Batı’nın zengin ülkelerinde bir tüketim çılgınlığını pompalayan mali-sermaye guruplarından, uluslarüstü tekellerden başkası değildir. Zaten ellerindeki piyade tüfeklerinden ve birkaç roketten başka silahı olmayan bir filistin halkına ve benzer yoksul halklara karşı böyle gizemli yeni silahlar kullanmanın mantığı da, en yüksek kârları getiren silah endüstrisini sürekli canlı tutabilmek içindir... Bu tüketim çılgınlığının bedeli sadece yoksulların tarifsiz acıları ve kanları ile değil, yerine konamayacak biçimde gün be gün üzerinde yaşanılan dünyanın yokedilmesi ile de ödenmektedir. Bu elde edileni aşan harcama, sadece yoksulları değil, kaynakları har vurup harman savuran zenginleri de içinden çıkamayacakları bir uçuruma, korkunç bir felakete doğru çekmektedir...-Yusuf Küpeli, 21- 11- 2006

 

Bitte Hammargren, Gizemli silah- Gazze’de savaş yaraları

Gazze’de çalışan hekimler savaş yaraları konusunda deneyimli ve beceriklidirler. Fakat yazboyunca süren İsrail saldırıları sırasında aynı hekimler, kendilerine başvuran hastalarında, daha önce rastlamadıkları bilinemeyen birseri hastalıklarla birlikte hızla ölümlelere neden olan yaralara rastlamışlardır. Bunun üzerine sözkonusu yaralara ve hastalıklara neden olan bir silahın, rontgen aygıtlarında görülemeyecek kadar küçük ağırmetallerden oluşan mikroskopik zehirli parçacıklar yayan yeni bir silahın kullanılmakta olduğu üzerine şüpheler gelişmeye başlamıştır... (...) Amerikan labaratuarlarında yeni bir silah olarak geliştirilen ve kısaltılmış adı Dime (dense inert metal explosive, veya türkçesiyle, yoğun durgun metal patlayıcı) olan silahın bu ölümcül yaraların nedeni olduğu hakkındaki şüpheler sonbahar ayları içinde güç kazanmaya başlamıştır...

 

bağlantılı metinler:

 

Yusuf Küpeli, Bu bir sınıf savaşıdır: Gazze’de soykırım, dünya elitinin suskunluğu, 18 Ocak 2009 gününe dek verilmiş olan insani kayıplar üzerine Birleşmiş Milletler’in açıklaması

 

Türkiye'den İsrail'e nota + Genelkurmay'dan İsrail'e sert tepki

 

Rüyamda görsem, bu satırları yazacağıma inanmazdım...

Neden Ortadoğu’da bu kesintisiz şiddet?

Yusuf Küpeli, İsrail, ırkçı, militarist, faşist bir devlettir

 bir yazı & bir çeviri:

 Kendi varlığını tüketen dünya ve yeni ölüm makineleri üzerine düşünceler

 Bitte Hammargren, Gizemli silah- Gazze’de savaş yaraları

 

 Bir çeviri ve oniki not

 Peter Cohen, Sionistler naziler gibi davranmaktadırlar

 

 

Kendi varlığını tüketen dünya ve yeni ölüm makineleri üzerine düşünceler

 

Yusuf Küpeli

 

ABD destekli ırkçı sionist İsrail’in sonu gelmeyen şiddetinin, soykırım ve etnik temizlik politikalarının hedefi durumundaki yoksul filistin halkına karşı denenen ve henüz ne olduğu tam bilinemeyen yeni bir silahla ve bu silahın halk arasında yaratmış olduğu ölümcül yaralarla, hastalıklarla ilgili aşağıdaki metin, İsveç’in iki en büyük günlük sabah gazetesinden ikincisi konumundaki ılımlı sağ eğilimli Svenska Dagbladet’in Arap dünyası, Türkiye ve İran’dan sorumlu yazarı Bitte Hammargren tarafından kaleme alınmıştır. Sözkonusu metin, aynı gazetenin 27 Ekim 2006 tarihli sayısında yayınlanmıştır. Svenska Dagbladet, İsveç günlük sayfası veya kağıdı anlamına gelmektedir.

 

Çevirdiğim metnin konusu olan gizemli silahın neden olduğu ölümcül yaralanmalar, İsrail ordusunun Gazze’ye yönelik saldırıları ile birlikte gözükmeye başlamışlar... Acilen kesilip atılmadıkları, tedavi edilmeye kalkışıldıkları takdirde hızla yayılarak içorganlarda sakatlanmalara yolaçan bu yaraların nedeni olarak gözüken gizli silahın ABD labaratuarlarında geliştirilip, Filistin halkı üzerinde denendiği üzerinde şüpheler yoğunlaşmaya başlamış... Bilindiği gibi, Haziran 2006’dan Kasım 2006’nı ikinci haftasının başına dek İsrail ordusu, 300 Filistinli sivili öldürmüştür. Bu sayı giderek yükselmektedir...

 

Yeni gizemli silah, 1943- 45 yıllarında Auschwitz’de çalışmış olan Josef Mengele’yi (1911- 79) anımsatmaktadır. Üç fonksiyonlu büyük Auschwitz ölüm- tecrit- çalışma kampında çocuklar-kadınlar-özürlüler ve diğer sağlıklı gelişmişlerden oluşan denekleri üzerinde araştırmalar yapan, ölümcül yararlara da neden olan birtakım deneyler gerçekleştiren kara ünlü Nazi doktoru Josef Mengele’yi akla getirmektedir bu yeni gizemli silah... Auschwitz ve benzeri ölüm- izalasyon- iş kamplarından ve J. Mengele gibilerden sorumlu olan Heinrich Himmler’in (1900- 1945), ve bunların hepsinden sorumlu olan Adolf Hitler’in (1889- 1945) izinde yürümekte olan Anglo-Amerikan- İsrail ortaklığının karanlık eylemlerinin, Nazi Almanyası’nın kötü ünlü işlerinin “pabucunu çoktan dama attığı”, “boynuzun kulağı geçtiği” anlaşılmaktadır...

 

Fakat sonuçta, mutlaka bilinmeleri gereken bu kötülükleri görmekle yetinmeden, sadece tek bir milletin, devletin, gücün verdiği zararlara, yıkıcılığa odaklanmadan, soruna nedensellikleriyle birlikte daha geniş açıdan uluslararası düzeyde yaklaşmasını bilmek ve peki neden tüm bu çılgınlıklar?, nedir bu zararlı yıkıcı deliliğin kaynağı?, hem toplumsal yaşam ve hem de içinde varolunan doğayla ilişkiler açısından barışçı yöntemler nasıl bulunabilir?, sorusunu önplana çıkartmak gerekmektedir kanımca. Bu soru zincirini akla getirmeden, etkilerini arttırarak toptan bir yokoluşa doğru ilerleyen toplumsal yaşama ve doğaya yönelik yıkımların önünü alabilecek adımları atabilmek olası değildir...

 

Hitler ve benzerlerinin yıkıcılığını yeniden ve yeniden daha tehlikeli biçimde üreten sistemin temellerine yönelik bütünsel güçlü bir kitle ruhu ve eylemi yaratılamadan; mevcut emperyalis kapitalizmin temel ekonomik yapısından kaynaklanan toplumsal uzlaşmazlıklara sonverecek yeni toplumsal-ekonomik yapılanmalara uluslararası düzeyde geçilemeden; geçmişin baskıcı kültürel kamburlarıyla birlikte sistemin yapısından kaynaklanan egemen yıkıcı-talancı kültüre set çekilemeden; ve aşırı tüketime dayalı yaygın yaşam tarzının yerine yeni akılcı biçimleri ikame edecek yöntemler bulunamadan, tehlikeli deliliklerin kaynağı ve ürünü bu toplumsal kaosun yokedici etkisini arttırarak süreceği açıkça gözükmektedir...

 

Yukarıdaki paragrafta yeralan uzun cümle, birileri tarafindan “sosyalist propoganda” gibi yorumlanmaya kalkılarak etkisiz kılmaya çalışsa bile, sistemin yapısından kaynaklanan bütünsel bir çöküşün önü alınamaz biçimde gelişmekte olduğu gerçeği, kişisel politik beklentileri bulunmayan araştırmacılar, herhangi bir politik bağlantıları olmadan doğa ve sosyal yaşam üzerine inceleme yapan değişik bilim adamları tarafından da açıkça ve çok daha korkutucu biçimde ifade edilmektedir. Gelmekte olan -sistem kaynaklı- felaketlerle ilgili bulguların ve duyuruların, korku yayan peygamberce kehanetlerle en ufacık bir bağları bile yoktur. Bunlar, en gelişmiş bilimsel yöntemlerle yapılmış araştırmaların, istatistiki verilerin insan soyunun önüne koyduğu gerçek tablolardır...

 

Tam elimdeki yeni “gizemli silah”la ilgili metnin çevirisini bitirmek üzereyken, İsveç devlet televizyonu birinci kanalında, üzerinde yaşamakta olduğumuz planetin insanlar, özellikle de zengin Batı tarafından nasıl yenilip yokedilmekte olduğunu bilimsel kanıtları ile açıklayan 2006 Charon Film yapımı bir dökümanter izledim... Rakamlara ve dökümanterde konuşan bilim adamlarının adlarına boğulmadan anlatılanları özetleyecek olursak, bu çılgınca tüketime dünyanın ancak birkaç on yıl daha dayanabileceğini söyleyebiliriz.

 

Hiçbir gereksinimleri olmadığı halde ucuzluk kampanyaları sırasında dükkanlara aç kurtlar gibi saldıran varlıklı Batılı yığınları, sistem tarafından pompalanan bu tüketim hastalığının “ekonomileri büyüyen” Hindistan gibi ülkelerde de hızla yayıldığını aynı dökümanterden izlediğimi söyleyebilirim. Türk basınına yansıyan kredi kartı ile gücün ötesinde alışverişlerin, kişinin ödeme yeteneğini çok aşan alışverişlerin Hindistan gibi “ekonomileri büyüyen” diğer ülkelerde de yaygınlaştığını, ve diğer yandan daha da yoksullaşan Kenya ve benzeri ülkelerde en berbat gecekonduların hızla arttığını, açık kanalizasyonların miğde kaldıran suları ve birikmiş çöp yığınları arasında teneke mahallelerde milyonlarca insanın ve hayvanın birlikte yaşamakta olduklarını söyleyebiliriz. Daha fazla tüketim ve daha fazla artık gerçeğiyle birlikte, ekilebilir toprakları, içilecek suları, yenecek balıkları yokolan bir dünyadaki “ekonomik gelişme” söyleminin ne anlama geldiği?, sorusunun giderek daha fazla insanın kafasında yeretmeye başladığını da yine aynı dökümanterden öğrenmekteyiz.  

 

Aşağıdaki çeviri metinde adı geçen silah uzmanının, “savaşın taraflarının yeni silahlarını denedikleri ve ‘eski döküntülerini’ bitpazarına yolladıkları bilinen gerçeklerdendir”, cümlesi bile, silah endüstrisinin gerçek bir savunma gereksinimine göre değil, sadece tüketime ve daha fazla kazanç elde etme hırsına uyarlandığını açık etmektedir. Bu nedenle yeni çatışmaların kışkırtıldığı, veya Filistin halkı gibi yoksul halkların kurban edildikleri, ve “uzay savaşları projesi” gibi tamamen gereksiz ve yararsız yatırımların yaşam bulduğu bilinen gerçeklerdendir... Bu gerçeğin yanında, sözkonusu dökümanterde, Günümüzde nüfusu 6 milyarı bulan dünyanın yakında 9 milyar nüfusa sahibolacağı, ve şimdiden ekilebilir toprakların, ormanların hızla azalmakta oldukları, 2050 yılında 2 milyar insanın tam bir susuzluğa sürükleneceği anlatılmaktadır. Her alanda gereksinimden fazla üretim yapılmasına, toprakların kaldıramıyacakları kapasitelerle kullanılmalarına, üreyen balıktan daha fazlasının tutulmasına, ormanların yerlerine ikame edilmeden yokedilmelerine karşın, günümüz dünya nüfusunun yüzde 20 kadarının günde 1 Dolar’ın altında bir gelirle yaşam savaşı verdiği ve dünya nüfusunun üçte birini oluşturan 2.2 milyar insanın tam bir yoksulluk içinde yaşamakta oldukları anlatılmaktadır aynı dökümanterde.

 

Konuşmacılardan Mathis Wackernagel, Batı dünyasını kastederek, herkes bizim gibi yaşamak isterse, böyle beş planet daha lazım demektedir. Ve konuşmacılar, tam bir felaketle sonuçlanacak bu gidişin ancak birkaç on yıl daha sürebileceği kanısındadırlar. Ve onlar, insanların sorunlarına elbirliği ile ortak çözümler bulmak, farklı bir düzeni, farklı bir yaşam tarzını seçmek zorunda oldukları konusunda birleşmektedirler. Çünkü, yaşanacak bir başka dünya, kaçılacak bir başka planet yoktur; uzaydaki başka galaksilerde yeni dünyaların keşfi ile ilgili düşler sade birer fantazidir günümüz dünyası için.

 

Peki, üzerinde yaşamakta olduğumuz dünyanın kaynaklarının dengesiz biçimde gereksinimden çok fazla kullanılmaları gerçeğinden, yokedilen doğadan, pompalanan aşırı gereksiz tüketimden asıl olarak kimler sorumludurlar? Bu soruya sözkonusu dökümanterde açık bir yanıt verilmemektedir. Fakat buna karşın, varolan çılgınca tüketimin, dünyanın kaynaklarının israfının, savaşların ve kirliliğin gerisinde uluslarüstü tekellerin, mali-sermaye güçlerinin olduğu, bu gidişten asıl olarak emperyalizm aşamasının son demlerini yaşamakta olan kapitalist sistemin sorumlu olduğu bellidir. Ve zaten dökümanterde konuşan çoğunluğu Amerikalı bilim adamları, yeni bir yaşam biçimine, yeni bir dünya düzenine olan özlemlerini açıkça seslendirmektedirler. Bazıları, bu konuda artık eskisi gibi düşünmediklerini itiraf etmektedirler. Ve yine onlar, giderek daha fazla insanında benzer görüşlere (dünya düzeninin bu haliyle süremeyeceği görüşüne) gelmeye başladığından sözetmektedirler. Kısacası, bir düzen değişikliğinin gerekliliğini açıkça vurgulamaktadırlar. Bu talep mevcut mali-sermaye egemenliğine, emperyalist kapitalist sisteme karşı açık bir başkaldırıdan başka birşey değildir şüphesiz... İnsanlar arasında ortaklık, işbirliği talepleri ise, sosyalist anlamda ileri modern enternasyonalist bir dünya özleminin dile getirilmesidir... Fakat onlar başkaldırılarını ve kaçınılmaz bir zorunluluk olarak gördükleri enternasyonalizme özlemlerini, politik terminoloji ile değil, yaşama ait korkutucu somut verileri sergileyerek dile getirmektedirler.

 

En ilginç konuşmalardan birini yapan Kalifornia üniversitesinden Jared Diamond, bu gidiş sürecek olursa eğer, dünyanın gözükmekte olan geleceğine örnek olarak, Pasifik Okyanusu’nda, Şili kıyılarının 4 bin kilometre kadar batısında yeralan Polynesia takım adalarından Easter’in (Paskalya adası) artık varolmayan halkının serüvenini göstermiştir... Birçok kişi tarafından herbiri 80 ton kadar olan insan başı görünümlü gizemli dev heykelleri ile tanınan ve sadece otlarla kaplı olan bu adada vaktiyle insanlar yaşıyormuş. Sözkonusu dev taşların bu otlarla kaplı adaya nasıl geldiğini birkaç on yıldır araştırmakta olan arkeologlar, sonunda taşlarla ve adayla ilgili gerçekleri keşfetmişler...

 

Günümüzde tek bir ağacın bile bulunmadığı ada, vaktiyle dev palmiyelerle kaplı imiş. Ada sakini olan aşiretler bu palmiyelerden yaptıkları kanotlarla taşları taşımışlar. Ve değişik gereksinimleri uğruna adanın tüm palmiyelerini süreç içinde hesapsızca yoketmişler. Ekilebilir toprakları da aynı biçimde kullanmışlar. Okyanus ortasında diğerlerinden izole konumdaki bu adadan başka gidecek yerleri olmadığı için, süreç içinde diğer tüm canlıları da yemişler. Ardından soyu tüketen hastalıklı bir yamyamlık olayı gelişmiş. Ve sonuçta kendi kendilerini yiyip bitirmişler... Jared Diamond, galeksinin bir köşesindeki küçük planetimizi, Pasifik Okyanusu’nun ortasında izole olmuş Paskalya Adası’na benzetiyor ve bu gidiş değişmezse eğer, dünyamızın geleceğinin de benzer biçimde olacağını ifade ediyor.

 

Sözkonusu dökümanterdeki gerçeklerden, Paskalya adası sakinlerinin trajik sonlarından ve yeni bir dünya düzeni özleminden tekrar Filistin gerçeğine dönecek olursak... Sionist ırkçılığın hem Yahudi halkı ve hem de başta filistin halkı olmak üzere tüm bölge halkları için çözümsüzlük taşıdığını, bölgede yaşanan tarajedilerin başlıca sorumlularından biri olduğu gerçeğini saptamakla birlikte, Ortadoğu’da yaşanmakta olan korkunç olayları sadece sionizme bağlayamayız. Ozaman Yahudi ırkçılığını çağrıştırır ahmakça bir anti-semitizmin çukuruna düşer ve bu çukurun dibinden eksik gördüğümüz dünya ile ilgili hiçbir gerçeği doğru kavrayamayız...

 

Aslında açıkça gözüktüğü gibi, Ortadoğu’da, Irak’ta, Afganistan’da ve başka ateşi yüksek bölgelerde yaşanan trajedilerin gerisinde duran asıl güç, dünyanın kaynaklarını daha fazla yağmalama peşinde olan ve pazarını genişletebilmek için öncelikle Batı’nın zengin ülkelerinde bir tüketim çılgınlığını pompalayan mali-sermaye guruplarından, uluslarüstü tekellerden başkası değildir. Zaten ellerindeki piyade tüfeklerinden ve birkaç roketten başka silahı olmayan bir filistin halkına ve benzer yoksul halklara karşı böyle gizemli yeni silahlar kullanmanın mantığı, en yüksek kârları getiren silah endüstrisini sürekli canlı tutabilmek içindir... İçine yepyeni silahların kullanımını da alan ve sınırlı sayıda tekele kâr üstü kârlar sağlayan bu tüketim çılgınlığının bedeli, sadece yoksulların tarifsiz acıları ve kanları ile değil, yerine konamayacak biçimde gün be gün üzerinde yaşanılan dünyanın yokedilmesi ile de ödenmektedir. Bu elde edileni aşan fazladan harcama, sadece yoksulları değil, kaynakları har vurup harman savuran zenginleri de içinden çıkamayacakları bir uçuruma, korkunç bir felakete doğru çekmektedir...

 

21 Kasım 2006

 

Gizemli silah- Gazze’de savaş yaraları

 

Publicerat 26-10-2006 01:30 http://www.svd.se/dynamiskt/utrikes/did:13933520.asp

 

Gazze’de çalışan hekimler savaş yaraları konusunda deneyimli ve beceriklidirler. Fakat yazboyunca süren İsrail saldırıları sırasında aynı hekimler, kendilerine başvuran hastalarında, daha önce rastlamadıkları bilinemeyen birseri hastalıklarla birlikte hızla ölümlelere neden olan yaralara rastlamışlardır. Bunun üzerine sözkonusu yaralara ve hastalıklara neden olan bir silahın, rontgen aygıtlarında görülemeyecek kadar küçük ağırmetallerden oluşan mikroskopik zehirli parçacıklar yayan yeni bir silahın kullanılmakta olduğu üzerine şüpheler gelişmeye başlamıştır.

 

Gazze’deki Shifa (Şifa) hastahanesinde çalışan hekimler, yaz aylarında göreceli ufak birtakım dış (yüzeysel) yararlarla kendilerine başvuran hastaları konusunda önce yanılgıya düşmüşlerdir. Bu dış yaralar, bir operasyonla hemen kesilip atılmadıkları, tedavi edilmeye çalışıldıkları takdirde, vücudun diğer parçalarına saldırmaya, hızla yayılıp gelişmeye, ve çoğunlukla ölümle sonuçlanan içorgan sakatlanmalarına, birseri hastalıklara neden olmaya başlamışlardır.

 

İsrailli bir askerin kaçırılmasına yanıt bahanesiyle İsrail ordusunun Temmuz 2006’da Gazze’ye saldırısını başlatmasının ardından yeni ölümcül yaralanmalar keşfedilmiştir. Sözkonusu hastalıklar serisi, İsrailli gönüllülerden oluşan İnsan Hakları İçin Hekimler örgütüne duyurulduğu gibi, aynı hastalıklar hakkındaki bilgiler Ortadoğu’da görev yapan Birleşmiş Milletler diplomatlarına ve Avrupa Birliği (AB) diplomatlarına dahi verilmişlerdir. Açıklanmaları çok zor bu yaraları günışığına çıkartan araştırma ürünü bir rapor, İtalyan televizyon kanalı Rai24 Haberler’de yayınlanmıştır.

 

Aralarında İsrail Haaretz gazetesinin de olduğu uluslararası basın, İsrail ordusunun Gazze’de yeni bir silahı gizlice denemesi sonucu bu yaraların ortaya çıktığı üzerine şüphelerin geliştiğini yazmıştır.

 

Amerikan labaratuarlarında yeni bir silah olarak geliştirilen ve kısaltılmış adı Dime (dense inert metal explosive, veya türkçesiyle, yoğun durgun metal patlayıcı) olan silahın bu ölümcül yaraların nedeni olduğu hakkındaki şüpheler sonbahar ayları içinde güç kazanmaya başlamıştır. Sınırlı yarıçapı olan bir alanda çok güçlü bir yaraya yolaçan silah, adını çağrıştırır biçimde, inşaatlarda kullanılan çelikten darbeli bir burgu şişi gibi işleyerek “hedeflenmiş ölümün” nedeni olmaktadır.

 

Amerikalıların bir ölçüde “LCD-vapen” (LCD-silahı; low collateral damage- silahı= düşük düzeyde bitişik zarar- silahı) olarak adlandırdıkları aynı silah, amerikan hava kuvvetlerine ait vebsayfasında verilen bilgilerin temelinde, kullanıldığı alandan geçen günahsız insanlar üzerinde çok daha korkunç etkilere sahiptir aslında.

 

İsrail ordusu, Dime silahını kullanma yönünde kararı olduğu iddialarını, veya hatta bundan yararlandığını reddetmektedir.

 

Buna karşın, Gazze’de bulunan Şifa-hastahesi hekimlerinden doktor Jumaa Saqaa, sözkonusu tipik hastalıklar serisinin nasıl geliştiğini Guardian gazetesine anlatmıştır:

 

- Dışarıda bakınca en dış kenarda sadece çok küçük kıymık gibi parçacıklar bulunmasına karşın, içorganlarda yanık yaraları keşfettik. 

 

Mermilerden yayılan parçacıkların yaratmış olduğu yaralar konusunda Gazze hekimleri deneyimlidirler. Fakat bu durum belli ölçüde yeniydi. Yaz ayları içinde sözkonusu yaralara neden olan parçacıklar, rontgen aygıtlarıyla görülemeyecek kadar ufaktılar.

 

- Doktor Jumaa Saqaa, Guardian’a, bu yararları gördük ama, neden olan parçacıkları keşfedemedik, demiştir.

 

İsrailli gönüllülerden oluşan İnsan Hakları İçin Hekimler örgütü, İsrail savunma bakanı Amir Peretz’e, olaya açıklama getirmesini isteyen bir soru yöneltmiştir.

 

Topyekün Savunma Araştırmaları Enstütüsü (FOI) savaş parçacıkları uzmanı Svante Karlsson, Gazze’de meydana gelen gizemli yaralanmalarla ilgili resmi raporun birkısmını elde edip okumuştur. O’na göre şimdiye dek varolan veriler, Dime benzeri bir silahın yaratacağı yaralarla bağlantılı izler taşımaktadır. Henüz bu silahı belirleyen bir İsveç anlatımı yoktur.

 

- Bir İsveç anlatımı olmamasına karşın, sözkonusu silah, metal tozunun patlayıcı madde ile karıştırılmasından oluşmaktadır. Amerikalılar ağır metal olarak wolfram kullanmaktadırlar. Patlayıcı ateşlendiği zaman, hızla yayılan bir gaz çıkartmakta ve çok hızlı bir destek dalgası (itici dalga) yaratmaktadır. Metal parçacıklar bu itici dalgayla birlikte gitmektedirler. Yakın mesafelerde insan yüksek bir darbe almaktadır, ve metal parçacıkları vücuttan içeriye doğru itilmektedirler.

 

- Patlama ile birlikte wolfram muhtemelen 1000 C dereceye dek ısınmaktadır. Bu da küçük yanık yaralarına neden olmaktadır. Elbette daha küçük parçacıklar vücuttan içeriye çok daha kolay girmektedirler. Böylece, Gazze’den hekimin silah namlusundan çıkmış plastik benzeri bulgularla ilgili notları ile, vücuda girmiş tüm bu parçacıklardan kaynaklanan korkunç ızdırabı düşünebilirim diyen Svante Karlsson’un verileri çakışmaktadır. (İngiliz- Amerikan terminolojisinde Tungsten olarak adlandırılan wolfram, 1.650 C dereceyi aşkın ısılarda gevşemekte, gerilmekte ve 3.410 C ısıda ise erimeye başlamaktadır. Bu bilginin ışığında, patlama ile birlikte aniden 1000 C ısı derecesine ulaşabilecek olan mikroskopik wolfram parçacıklarının tüm sertliklerini koruyarak ve -patlamanın itici dalgasıyla- döne döne bir burgu gibi vücuttan içeriye girebileceklerini, ve bu mikroskopik parçacıkların gövdeye girişlerinin ilk aşamasındaki yüksek hızları sonucu gövdenin dış yüzeyinde sadece ufak yanık yaralarına neden olurlarken, gövdenin içlerinde ilerledikçe hızlarının kesilmiş olması nedeniyle iç organlarda daha etkileyici geniş yanıklara neden olabileceklerini anlamak okadar zor olmasa gerek.- Yusuf Küpeli)   

 

Amerikan hava kuvvetlerine ait vebsayfasındaki anlatıma göre, Dime silahı için, karbon lifleri ile güçlendirilmiş plastikten bir kılıf kullanılmakta imiş. Böylece kılıf, dayanıklı, sağlam olmaktaymış. Kılıfıın aralıklarından ince keskin çelik burunların (wolfram olmalı- Y. K.) fırlatılabileceğini ve patlamanın esintisi için bir iç odacık/ yer oluşturulabileceğini düşünmüş olmalılar (Kapalı olmayan alanlarda gerçekleşen patlamalarda enerji düzensiz, istikameti belirlenmemiş olarak dağıldığı için, yıkıcı veya itici esinti etkileri çok zayıflar. Ayrıca, Gazze Şifa hastahanesi hekimlerinin yaralarda buldukları plastik izleri bu kılıftan geliyor olmalı.- Y. Küpeli). Svante Karlsson’un dediğine göre, sözkonusu yaraları açan parçaçıklar 5- 6 metreyi geçmeyen bir alanda yayılmakta, veya bulunmakta imişler. (Aslında, bu güçlendirilmiş plastik kılıf içinde bilemediğim belli oranlarda karıştırılmış güçlü patlayıcı ile wolfram tozu, daha çok, -ani yüksek ısı yayarak- patlayıcıları patlatmakta kullanılan bir fünyeyi çağrıştırmaktadır. Tri Nitro Tolien gibi en anz 300 C derece ani ısıda patlayabilen askeri amaçlı patlayıcılar için kullanılan fünyelerin karışımlarında barut ve demir oksit veya demir pası bulunur. Patlayan barutum enerjisi demir oksiti yüksek ısıya ulaştırır ve TNT veya bir başka patlayıcı madde olan amonyum picrat bu ani yüksek ısıyla ateşlenir. Tabii burada, Dime silahında, barut yerine çok güçlü bir başka patlayıcı ve demir oksit yerine de patlayıcıdan aldığı enerji ile 1000 C ısıya dek yükselmesine karşın sertliğini koruyabilen wolfram kullanılmaktadır. Bu hastalıklı sapıkça ölüm makinesini bulan beyin veya beyinler, muhtemelen basit bir fünyenin yapısından esinlenmişlerdir.- Yusuf Küpeli)

 

FOI’nin silah uzmanı, savaşın taraflarının yeni silahlarını denedikleri ve “eski döküntülerini” bitpazarına yolladıkları bilinen gerçeklerdendir, cümlesini sözlerine eklemiştir. (Anlaşılmış olduğu gibi bu son cümle, yeni Amerikan silahlarının yoksul Filistin halkı üzerinde denenmekte olduklarını dolaylı yolla anlatmaktadır.- Y. Küpeli)

 

Savaş yasaları sivillere karşı silah kullanılmasını yasaklamıştır. Buna karşın, yeni tip bir silahın yasaklanması, sorunun Birleşmiş Milletler düzeyine taşınması ve burada gerçekleşecek bir sözleşme ile mümkün olmaktadır.

 

- Svante Karlsson, bundan sonra her ülke kendi vicdanını sorgulamak zorundadır, demektedir.

 

Konvansiyonel silahlarla (geleneksel, nükleer olmayan silahlar) ilgili olarak Birleşmiş Milletler konvansiyonu (anlaşması) için bu yılın (2006) Kasım ayında Cenevre’de bir toplantı gerçekleşecektir.

 

Eğer bu vesileyle Birleşmiş Milletler aynızamanda Dime silahının neden olduğu tıbbi yaraları ele alıp olayı açıklık getirici biçimde tartışırsa, sonderece hayırlı bir iş yapmış olur, demektedir FOI’nin silah uzmanı.

 

- Svante Karlson, wolfram madeninin kurşun derecesinde zehirli olduğu gerçeğine de açıklık getirmiştir. (Dime silahında ağır metal olarak wolfram kullanıldığı daha önce belirtilmişti. Yaklaşık 1000 C ısı ve tüm sertliği ile vücuda giren wolfram, aynızamanda kimyasal bir metaldir.- Y. Küpeli)

  

Metnin yazarı: Bitte Hammargren

 

Türkçeye çeviren: Yusuf Küpeli

 

Türkçeye çevrildiği tarih: 21 Kasım 2006

http://www.sinbad.nu/