|
![]()
E- POSTA İLE BİRLİKTE YOLLANAN ALABİLDİĞİNE BİLGİÇÇE BİR YAZI BENİ BİRAZ KIŞKIRTTI. "KOMPLO TEORİLERİNİ AKLIN KISA DEVRE YAPMASI OLARAK YORUMLUYORUM" GİBİSİNDE SÖZLERLE ÇOK YUKARILARDAN, BULUTLARIN ÜZERİNDEN KONUŞAN KIŞKIRTICI ŞIMARIK YAZARIN ADINI VERMEDEN, MEKTUBU YOLLAYANA VERDİĞİM YANITI BURAYA, SİNBAD'A YERLEŞTİRİYORUM: MERHABA, BEN BU TİP "TUZU KURU", ŞIMARIK VE HERŞEYİ BİLDİĞİNİ SANAN AYDINLARLA ÇOK KARŞILAŞTIM. BU TİP GİDİP- GELEN, İMPULSİV (ÖNCE ATES EDEN, SONRA DÜŞÜNEN) VE ALABİLDİĞİNE KARİYERİST KİŞİLİKLER HERYERDE VAR. BUNLARIN ASIL SORUNLARI KENDİLERI İLE... ONLAR, GERİSİNDE DERİN BİR EZİKLİK DURAN BÜYÜK HIRSLARIYLA SÜREKLİ KİŞİSEL BİR YARIŞ İÇERİSİNDELER ASLINDA BU HASTALIKLI TİPLERİN YAZDIKLARI VE SÖYLEDİKLERİ HİÇ Mİ HİÇ İLGİMİ ÇEKMİYOR. BUNLARI GÖRDÜĞÜM AN SESSİZCE UZAKLAŞIYORUM... KOMPLO (aslı, konspirasyon, gizli karanlık amaçlı planlar), SINIFLI TOPLUMLAR VAROLDUĞUNDAN BERİ YAŞANAN BİR GERÇEKTİR... NAZİ ALMANYASI BU TİP İŞLERİN ALABİLDİĞİNE MÜKEMMEL ÖRNEKLERİ ILE DOLUDUR. SS ÖRGÜTLENMESİNİN HİYERARŞİSİNDE İKİNCİ KİŞİ OLMASINA KARŞIN PRATİKTE HERŞEYİ HALLEDEN ZALİM REINHARD HEYDRICH, BU İŞİN, KOMPLONUN VIRTİYÖZÜ İDİ. SAHTE DELİL VE BELGE HAZIRLAMAKTA, INSANLARI MANUPULE ETMEKTE ÜSTÜNE YOKTU VE HATTA YANLIS İSTİHBARAT (DEZİNFORMASYON) YOLLAYARAK STALİN'İ BİLE DOLANDIRDIĞI, O 30 BİN SUBAYIN KATLEDİLMESİ OLAYINDA BAŞROLÜ OYNADIĞI SÖYLENMEKTEDİR... ÖRNEKLER UZAR VE 11 EYLÜL OLAYININ KOMPLO OLDUĞUNU ANLATAN KOCAMAN KİTABI BU İŞLERDE UZMAN ESKİ ALMAN BAKANI YAZDI. BENİM YAZILARIMDA BU KİTAPTAN ALINTILAR VAR (bak: Helmut Schmidtsin kabinesinde 1980- 82 yıllarında teknoloji ve araştırma bakanı olarak görev yapmış olan Andresa von Bülov, CIA ve 11 Eylül + Yusuf Küpeli, Barbara Olson, ya da 9/ 11 Hakkındaki Tüm Yalanların Anası ). AYRICA, İÇİNDEKİ KULLANILAN CAHİL KİŞİLERİ BİRYANA KOYARSAK, EL- KAİDE DENEN ÖRGÜTÜNÜN CIA İLE İÇ İÇE OLDUGU ÜZERİNE HEMEN HEMEN TÜM İLGİLİ YAZARLAR VE UZMANLAR MUTABIKTIR. BU KONUDA YÜZLERCE CİDDİ YAZI, İNGİLİZCE KAYNAK GÖSTEREBİLİRİM. ÖRGÜTÜN ADI BİLE BATI YAKIŞTIRMASIDIR... TÜRK SERVİSLERİ DAHİL TÜM BÜYÜK SERVİSLERİN, ÖZELLİKLE ZENGİN BATILI SERVİSLERİN, MOSSAD GİBİ SERVİSLERİN İKİNCİ ELDEN BİREYSEL TERÖR ÖRGÜTLERİ KURUP BUNLARI MANUPULE ETTİKLERİ BİR SIR DEĞİLDİR. HASTALIKLI TOPLUMSAL YAPILAR BU TİP TUZAKLAR İÇİN ZENGİN BİRER MADEN GİBİDİRLER... HERKESCE BİLİNEN ALDO MORO (23.09.1916- 09.05.1978) CİNAYETİ BU TİP KOMPLOLARLA İLGİLİ EN TİPİK ÖRNEKLERDEN SADECE BİRİSİDİR... EL-KAİDE İLE İLGİLİ CİDDİ KAYNAK YAZILARIN ÖTESİNDE, EL-KAİDE DENEN ÖRGÜTÜN YAPTIĞI EYLEMLERİN POLİTİK SONUÇLARININ KİMLERİN HESABINA YAZDIKLARI DA ORTADADIR... ANILAN SON OLAY DA (uçaklar havada uçurulacaktı masalı da), TAM BM GÜVENLİK KONSEYİ TOPLANTISI ÖNCESİNE RASTLAMIŞTIR. SÖZKONUSU "İKİNCİ 11 EYLÜL" GÜRÜLTÜSÜ İÇİNDE İSRAİL YANLISI BİR KARAR BM'DEN KOLAYCA GEÇMİŞTİR... AYRICA BENZER KARANLIK İŞLER TÜRKİYEDE ALABİLDİĞİNE DERİNLEMESİNE YAŞANDI VE YAŞANMAKTADIR... SÖZKONUSU ŞIMARIK YAZAR, SAHİBOLDUGU DERİN AŞAĞILIK KOMPLEKSİ İLE AYNI BOYUTTAKİ MEGOLOMANİSİNİN VERDİĞİ SAHTE GÜVENLE ÇOK YUKARILARDAN KONUŞMAKTADIR. "KOMPLO TEORİLERİNİ AKLIN KISA DEVRE YAPMASI OLARAK YORUMLUYORUM" GİBİSİNDEN KABA SÖZLER DE KULLANARAK BOL KESEDEN ATMAKTADIR. SANKİ DEDİKLERİ İLAHİ BİR BUYRUKMUŞ RAHATLIĞI VE GÜVENİYLE ALABİLDİGİNE YUKARIDAN KONUŞMAKTADIR... EĞER KISA DEVRE VEYA KONTAK YAPAN BİR BEYİN VARSA ORTADA, O'DA TARİH BİLİNCİNDEN TAMAMEN YOKSUN OLAN O ŞIMARIK YAZARIN BEYNİDİR. BU TİP YAZILAR İLGİMİ ÇEKMİYORLAR. ASLINDA SÖZKONUSU "TUZU KURU" ŞIMARIK BİLGİÇ KİŞİLİK GERÇEKLERİ BİR KEZ DAHA İFADE ETMEK İÇİN ARAÇ OLMUŞTUR. - YUSUF KÜPELİ, 15.08.2006 Uçağın tuvaletindeki Arapça not paniğe yol açtı (Not: "Buyrun cenaze namazına" demeyin. Bu durum ırkçı faşist propogandanın Batı toplumlarını nasıl derinden etkilediğinin en somut göstergelerinden biridir. Bu, Hitler- Göbels ekibinin bile sahibolamadığı korkunç yalan makinesinin, yalana hizmet eden medyanın gücünün kanıtıdır. Ortadoğu'da Arap- Müslüman halklar, kadınlar, çocuklar koyun gibi boğazlanırlarken, Batı toplumunun bireyleri katillerden değil, boğazlanan zayıflardan, katledilenlerden korkmaktadırlar. Ve emperyalist propoganda ile yaratılan bu psikoloji, katillerin işlerini kolaylaştırmaktadır... "Uçaklar havaya uçurulacaktı" yalanı da aynı emperyalist propogandanın ürünüdür. Ve yarın birilerinden bu yönde ifadeler alırlarsa, işin arkasında El- Kaide olduğunu ilan edilirse hiç saşmayın. Çünkü, bu şaşkınları kendileri ikinci elden örgütlemekte, senaryoyu yazamakta ve ondan sonra da en sıkıştıkları andan herşeyi çözmüş gibi dünyayı ayağa kaldırmaktadırlar. Gündemi birsüre için değiştirmektedirler. Bunlar eskimiş taktiklerdir ama, halen etkili olmaktadır. Çünkü, medya üzerinde egemenlikleri vardır... El- Kaide adlı ne idüğü belirsiz örgüt bile -içindeki kullanılan bilinçsiz zavallıları biryana koyarsak- onların denetimindedir. Ve işgalci ABD'nin politikasına paralel olarak Irak'ta içsavaşı körükleyen bu örgütün Hizbullah ile, Şia ve türevleri ile, kısacası Lübnan direnişinin belkemiğini oluşturan güçlerle ve ayrıca Filistin halkı ile uzaktan yakından bağı yoktur. Buna karşın, aynı El- Kaide'nin Amerikan, Pakistan, Suudi servisleri ile çok yakın ilişkileri mevcuttur. Zaten, "uçaklar havaya uçurulacaktı" yalanını üretenler de bu servislerden başkası değildir... "Komplo"nun zamanlaması da ayrıca ilginçtir! İngiliz- Pakistan servislerinin "uçak korsanlarına" karşı büyük "zaferleri", Birleşmiş Milletler kararının hemen öncesine rastlamıştır. "Uçaklar Müslüman teröristler tarafından bombalanacaktı" yalanıyla, bir aydır sürmekte olan İsrail saldırısını dolaylı biçimde onaylayan bir kararı, İsrail yanlısı bir "ateşkes" kararını " Birleşmiş Millerlerden geçirmek kolaylaşmıştır... Sonuçta, ne bu karar ve ne de İngiliz polisinin kurbanlarından alınacak ifadeler yalanların gizlenebilmelerine yetmeyecektir.- Yusuf Küpeli, 11-08-2006) + İngilizler de kuşkuyla bakıyor İngiliz polisinin önceki gün, '9 uçağa yönelik terör saldırısını bertaraf ettik' açıklaması, yeterli delil bulunamaması yüzünden ortada kaldı. Tutuklanan zanlıların uçak bileti bile almamış olması kafaları karıştırdı +
DİKAT! DİKKAT! FAŞİST YALAN TÜM BATI MEDYASINI KENDİSİNE TUTSAK ETTİ!
"UÇAKLAR KAÇIRILACAK, 11 EYLÜL
TEKRARLANACAK" YALANI, LÜBNAN'IN SİVİL HALKINI
KESİNTİSİZ BOMBALAYAN, BEŞİKTEKİ ÇOCUKLARI KATLEDEN VE LÜBNAN İÇLERİNE DOĞRU
ayrıca bak: Vedat Yenerer, Londra'daki Paniğin Perde Arkası + ilgili diğer haberler ve yorumlar + Rahmi Yıldırım, Savaş değil insanlık suçu (...) Filistinde, Lübnanda savaşın ötesinde en modern silahlarla insanlık suçu işleniyor. Hayata merhaba diyeli birkaç gün olmuş bebeleri, anneleri katletmek insanlık suçu değilse, insanlık suçu daha ne olabilir ki... + İbrahim KARAGÜL, Katliama biz de ortağız! (...) 1996'lardan bu yana devam eden süreç, savunma anlaşmaları, milyarlarca dolarlık ihaleler, istihbarat anlaşmaları, gizli operasyonlar, ortak tatbikatlar, oluşturulan eksen çerçevesinde uygulanan 28 Şubat projesi neden bir kez daha masaya yatırılmıyor? İsrail lobisine ve onların kontrolündeki dar bir kadroya teslim edilen bu ülkenin iç güvenliği ve dış politikasının Türkiye'yi nelere sürükleyeceğine dair neden bir sorgulama başlatılmıyor?
- Londra'daki Paniğin Perde Arkası
- İngilizler de kuşkuyla bakıyor İngiliz polisinin önceki gün, '9 uçağa yönelik terör saldırısını bertaraf ettik' açıklaması, yeterli delil bulunamaması yüzünden ortada kaldı. Tutuklanan zanlıların uçak bileti bile almamış olması kafaları karıştırdı
- 'İslamcı faşistlerle savaştayız'
- Rahmi Yıldırım, Savaş değil insanlık suçu (...) Filistinde, Lübnanda savaşın ötesinde en modern silahlarla insanlık suçu işleniyor. Hayata merhaba diyeli birkaç gün olmuş bebeleri, anneleri katletmek insanlık suçu değilse, insanlık suçu daha ne olabilir ki...
- İbrahim KARAGÜL, Katliama biz de ortağız! (...) 1996'lardan bu yana devam eden süreç, savunma anlaşmaları, milyarlarca dolarlık ihaleler, istihbarat anlaşmaları, gizli operasyonlar, ortak tatbikatlar, oluşturulan eksen çerçevesinde uygulanan 28 Şubat projesi neden bir kez daha masaya yatırılmıyor? İsrail lobisine ve onların kontrolündeki dar bir kadroya teslim edilen bu ülkenin iç güvenliği ve dış politikasının Türkiye'yi nelere sürükleyeceğine dair neden bir sorgulama başlatılmıyor?
- İsrail saldırılarında 1002'si sivil toplam 1103 kişi öldü
- İsrail Lübnan'da 1 ayda 1115 kişiyi öldürdü
- Küresel liderler tatilde (başlığın devamı, "ÇOCUK KATİLLERİ İŞBAŞINDA" olmalı- Y. K.)
- Uçağın tuvaletindeki Arapça not paniğe yol açtı (Not: "Buyrun cenaze namazına" demeyin. Bu durum ırkçı faşist propogandanın Batı toplumlarını nasıl derinden etkilediğinin en somut göstergelerinden biridir. Bu, Hitler- Göbels ekibinin bile sahibolamadığı korkunç yalan makinesinin, yalana hizmet eden medyanın gücünün kanıtıdır. Ortadoğu'da Arap- Müslüman halklar, kadınlar, çocuklar koyun gibi boğazlanırlarken, Batı toplumunun bireyleri katillerden değil, boğazlanan zayıflardan, katledilenlerden korkmaktadırlar. Ve emperyalist propoganda ile yaratılan bu psikoloji, katillerin işlerini kolaylaştırmaktadır... "Uçaklar havaya uçurulacaktı" yalanı da aynı emperyalist propogandanın ürünüdür. Ve yarın birilerinden bu yönde ifadeler alırlarsa, işin arkasında El- Kaide olduğunu ilan edilirse hiç saşmayın. Çünkü, bu şaşkınları kendileri ikinci elden örgütlemekte, senaryoyu yazamakta ve ondan sonra da en sıkıştıkları andan herşeyi çözmüş gibi dünyayı ayağa kaldırmaktadırlar. Gündemi birsüre için değiştirmektedirler. Bunlar eskimiş taktiklerdir ama, halen etkili olmaktadır. Çünkü, medya üzerinde egemenlikleri vardır... El- Kaide adlı ne idüğü belirsiz örgüt bile -içindeki kullanılan bilinçsiz zavallıları biryana koyarsak- onların denetimindedir. Ve işgalci ABD'nin politikasına paralel olarak Irak'ta içsavaşı körükleyen bu örgütün Hizbullah ile, Şia ve türevleri ile, kısacası Lübnan direnişinin belkemiğini oluşturan güçlerle ve ayrıca Filistin halkı ile uzaktan yakından bağı yoktur. Buna karşın, aynı El- Kaide'nin Amerikan, Pakistan, Suudi servisleri ile çok yakın ilişkileri mevcuttur. Zaten, "uçaklar havaya uçurulacaktı" yalanını üretenler de bu servislerden başkası değildir ve ellerindeki kurbanları bile yalanlarını gizlemelerine yetmeyecektir.- Yusuf Küpeli, 11-08-2006)
- Piyasalarda terör paniği kısa sürdü (yalanı çabuk anlamışlar- Y. K.)
- İsrail'den tarihi fenere bomba
- İsrail, mülteci konvoyuna füze fırlattı: 3 ölü, 8 yaralı
- ABD, İsrail'e 'misket roketi' vermeyi tasarlıyor
- İsrail'in en ağır kaybı: 15 ölü
|
|||
|
Londra'daki Paniğin Perde Arkası (Saadet Geliyor, den 10 augusti 2006 19:02)
|
|||
|
İngilizler de kuşkuyla bakıyor 12 AĞUSTOS 2006 CUMARTESİ http://www.yenisafak.com.tr/d02.html İngiliz polisinin önceki gün, '9 uçağa yönelik terör saldırısını bertaraf ettik' açıklaması, yeterli delil bulunamaması yüzünden ortada kaldı. Tutuklanan zanlıların uçak bileti bile almamış olması kafaları karıştırdı Önceki gün, İngiltere'den ABD'ye giden 10 uçağın havada infilak ettirilmesi planını ortaya çıkardığını açıklayan İngiliz polisi bütün dünyada yeni bir terör dalgası estirmesine rağmen bu iddianın arkasını dolduramadı. Polis yaptığı baskınlarda gözaltına aldığı 24 kişinin saldırılarla olan bağlantısını bulmakta zorluk çekiyor. Bir polis yetkilisi "bazı ilginç şeyler bulduk" dedi ama bunlar üzerinde hala inceleme yapıldığını ekledi. Ancak İngiliz polisi, bu kişilerin saldırıyı gerçekleştirecekleri söylenen uçak şirketlerinden bilet bile almamış olmasını açıklayamıyor. İSİMLERİ YAYINLANDI Pakistan hükümetinden bir yetkili de, yolcu uçaklarına saldırı girişiminden önce Pakistan'da tutuklanan 7 zanlı arasında iki Pakistan kökenli İngiliz vatandaşının bulunduğunu belirterek bu kişilerden birinin geçen hafta Karaçi'de diğerinin de Lahor kentinde tutuklandıklarını kaydetti. Tutuklanan 24 kişinin Müslüman olması ve suçları sabit olmadan isimlerinin medyada yer alması büyük bir skandal olarak değerlendiriliyor. İNGİLİZ HALKI ŞÜPHELİ İngiltere'de yayınlanan The Guardian gazetesi konuyla ilgili olarak yayınladığı dünkü baskısında, "Daha önce 'kitle imha silahları dosyalarını', 'yanlış alarmlarla Heathrow Havaalanı'na gönderilen tankları' hatırlayan bir toplum, kendisine her söylenene inanmak konusunda biraz şüpheci" ifadelerine yer verdi. 'İSLAMOFAŞİST' TEPKİSİ Öte yandan, ABD Başkanı George Bush'un, "ABD İslamcı faşistlerle savaş halinde olduğunu gösterdi" sözleri Amerikan Müslüman toplumunda büyük tepkiye yol açtı. Amerikan-İslami İlişkiler Konseyi (CAIR)'nin Başkanı Pervez Ahmed, Bush'a gönderdiği mektupta, "İslamcı faşistler, militan cihatçılık, İslami radikalizm' gibi düşüncesizce terimler, ulusumuzun görüntüsüne ve büyük zarar veriyor" dedi. · LONDRA
|
|||
|
'İslamcı
faşistlerle savaştayız'
|
|||
|
Tom Hanksin başrolünü oynadığı, Steven Spielberg yapımı Er Ryanı Kurtarmak filminde, düşman bölgesindeki bir eri kurtarmanın öyküsü anlatılır. Amerikalı anne üç çocuğunu savaşta yitirmiştir, Normandiya Cephesinde düşman bölgesinde kalan dördüncü oğlunun kurtarılmasını ister. Annenin isteği üzerine Washingtonun verdiği emir kesindir. Er Ryan kurtarılacaktır. Yüzbaşı Millerin askerleri Er James Ryanı kurtarmak için savaş içinde savaş verirken bir yandan da emri sorgulamaktadırlar. Bir insanın hayatı için sekiz insanı tehlikeye atmak doğru mudur? Neyse ki film mutlu sonla biter. Son derece gerçekçi savaş sahneleriyle bezenmiş, görünüşte savaş karşıtı, ama savaş makinesi ABD hesabına fazlasıyla romantik mesajlar yüklü, gerçekte sadece bir erin kurtarılmasına odaklanıp savaşı tümüyle sorgulamayan bir film. Bugün de Filistinde ve Lübnanda sözümona İsrailli Onbaşı Gilat Şalidi kurtarma filmi çevriliyor. Filistin ve Lübnan, Normandiya cephesindeki gibi kan gölü. Ne ki, Onbaşı Gilat Şalidi kurtarma filminde Er Ryanı kurtarmanın romantizmi yok. Onun yerine ekranlardan evlerin içine yayılan yanık et kokusu, yanmış, kavrulmuş çocuk ve kadın cesetleri, yerle bir edilmiş evler, hastaneler, okullar, köprüler, elektrik santralleri, su depoları, harabeye çevrilmiş bir ülke. Film değil, gerçeğin ta kendisi. İsrail ordusu, Onbaşı Gilat Şalidi kurtarma bahanesiyle bir aydır Lübnana vahşet ve ölüm yağdırıyor, yakıp yıkmadığı yer bırakmadı Lübnanda. Bombalanan evlerin enkazından çıkartılan parçalanmış insan bedenleri karşısında vicdanların sızlamaması, yüreklerin ezilmemesi mümkün değil; ama, uluslar arası topluluk denilen emperyalist ülkeler, katliamı durdurmak için parmaklarını bile kımıldatmıyorlar. BM, katliamı hiç değilse kınama kararı bile alamıyor, uygar(!) Avrupa Birliği ise sadece laf üretiyor. İsrail Genelkurmay Başkanı, uluslar arası topluluğun açık-örtük desteğinden aldığı cesaretle, Lübnanı 20 ila 50 yıl arası geriye bombalayacağız diye vahşet kusuyor. Türkiyede ise, İncirlik Üssünden TIRlar dolusu silah ve malzeme sevkiyatı yapılıyor. Dışişlerinin açıklamasına göre, ihtiyaç fazlası mühimmat ABDye geri gönderiliyormuş.
Savaş değil insanlık suçu Savaş da bir insanlık suçu, ama Filistinde, Lübnanda olan biteni savaş diye adlandırmak yeterli olmuyor. Savaş, nispeten denk güçler arasında verilir. Filistinde, Lübnanda savaşın ötesinde en modern silahlarla insanlık suçu işleniyor. Hayata merhaba diyeli birkaç gün olmuş bebeleri, anneleri katletmek insanlık suçu değilse, insanlık suçu daha ne olabilir ki... İsrail ilk kez insanlık suçu işlemiyor. İsrail devletinin kuruluşunda kan ve insanlık suçu var. İsrail, 1948 yılında ABD ve yandaşı emperyalistler tarafından, milyonlarca Filistinlinin zorla çıkartıldığı topraklar üzerinde kuruldu. O günden bugüne bölgede kan ve gözyaşı var. Milyonlarca Filistinlinin yurtlarından sökülüp atılmasına karşın Arap dünyası, İsrailin kuruluşunu kabul etti; ama, İsrail, kendisiyle birlikte Filistin Devletinin de kurulmasını kabul etmedi. İsrail, kurulduktan sonra komşularıyla barış içinde yaşamak yerine, kendisine bağışlanan topraklarla da yetinmedi, hep, arz-ı mevudu gerçekleştirme, yani sözüm ona Tanrının vaad ettiği toprakları ele geçirme hayali peşinde koştu. İsrail, yurtlarından kovulan Filistinlileri ezmek, arz-ı mevud hayali peşinde koşmak yerine Filistinlerin yurtlarına dönme ve bağımsız devlet kurma hakkını tanısa, bulunduğu coğrafya kan deryasına dönmezdi. Ama İsraili yöneten şeriatçı-militarist elit, halkını güvensizlik paranoyasıyla tutsak ederek, bulunduğu coğrafyada emperyalizmin fedaisi olmayı yeğledi. Görünüşte sivil ve demokratik, gerçekte şeriatçı-militarist karakterdeki İsrail devleti, 1967 yılında, Filistine ait Batı Şeria ve Gazze bölgeleri ile Suriyeye ait Golan Tepelerini de işgal etti. Yüzbinlerce Filistinli bir kez daha mülteci durumuna düştü. Sonraki yıllarda İsrail, işgal altında tuttuğu bölgeleri terk etmeye ve barışçı çözüme yanaşmadı. Filistinliler Oslo barış sürecinde, kendi devletlerini kurmalarına izin verilmesi karşılığında İsraili tanımayı ve barış yapmayı kabul ettiler; ama İsrail buna da razı olmadı. Sonuçta, bölgede şiddet şiddeti, savaşlar savaşları izledi. Kazanan hep emperyalizm ve silah tekelleri olurken, Yahudi köktendinciliği karşıtını doğurdu. İranda İslamcı rejimin kurulmasının ve FKÖnün dejenere olmasının da etkisiyle, Filistin ve Lübnanda, emperyalizmin yaramaz çocuğu siyonizme direnme misyonu, İslamcı Hamas ve Hizbullah örgütlerine geçti. Kadınlar ve çocukların payına ise İslamcı örgütlerin sütresi, İsrail gaddarlığının hedefi olmak düştü. Sözün özü, bu tarihsel arka plan görülmeden ne söylenirse söylensin, bölgedeki olayları açıklamaya yetmez. Bölgedeki kan ve gözyaşının kaynağında şeriatçı-militarist İsrail devletinin gaddarlığı vardır. Kuruluşundan bu yana yaşanan 60 yıllık süreç, İsrailin güvenliğini salt askeri metodlarla sağlayamayacağını yeterince göstermiş olmalıdır. İsrailin Arap dünyasınca kabul edilmiş sınırlarına çekilmesi, Filistinlilerin kendi bağımsız devletlerini kurması, akıl ve vicdanın emrettiği biricik çözüm seçeneğidir.
Yeni Ortadoğu Bugün Lübnanda ve Filistinde uyguladığı gaddarlığı İsrailin kendini koruma içgüdüsüne bağlamak da, tarihsel arka planı ihmal eden bir yüzeyselliktir. İsrailin kaçırılan erlerini bulmak için saldırdığı, Hamas ve Hizbullah sivilleri kalkan yaptıkları için İsrail ordusunun da sivilleri hedef almak zorunda kaldığı yorumları, fotoğrafın tümünü flulaştıran sığ yorumlardır. Bu yorumların geçersizliği, İsrailin kendisi için savaşmaktan çok ABDnin bölgedeki taşeron terörist gücü olarak hareket ettiği, ABD Dışişleri Bakanı Riceın açıklamalarıyla yadsınamaz bir açıklıkla ortaya çıktı. Rice, İsrail Başkanı Olmertle birlikte düzenlediği basın toplantısında açık sözlülükle, yeni Ortadoğuyu oluşturma zamanının geldiğini söyleyerek, asıl savaşın Büyük Ortadoğu Savaşı olduğunu ilan etti. Ayaküstü, gelişigüzel edilmiş sözler değildi herhalde. Yani, asıl amaç, tarih, coğrafya ve toplum mühendisliği ile müslüman coğrafyayı dönüştürerek sözümona bölgenin demokratikleştirilmesini veemperyalist sermaye düzenine daha sıkı bağlarla eklemlenmesini hedefleyen Büyük Ortadoğu Projesini gerçekleştirmektir. Yinelemek gerekirse, ABDnin hedefi, kobaylaştırdığı Irakta yapamadığını bütün Ortadoğuda gerçekleştirmek, bu arada sınırları da yeniden çizmektir. Demokratikleştirilecek ve sınırları yeniden çizilecek ülkeler listesinde ilk sıralarda Suriye ve İran gözükmektedir. Sonrasında sıra hangi ülkeye gelecektir, bilen biliyor. Ne ki, Ortadoğuda sınırları yeniden çizmeyi de kapsayan Büyük Ortadoğu Projesini gerçekleştirmeye, yanında İsrail ve Irakta kurdurduğu Kürt Devleti de olsa ABDnin gücü yetmez. Zaten Irakta batağa saplanmışken, her şeye kadir askeri gücüyle her istediğini yaptırabileceği zannı yıkılmışken, ABDnin başka taşeron müttefiklere, en azından kestaneleri ateşten alacak müttefiklere ihtiyacı vardır. İlk elde akla gelen taşeron müttefik ise ne yazık ki Türkiyedir. İsrailin Filistin ve Lübnanda işlediği insanlık suçuna engel olmayan ABD, Lübnanda konuşlandırmayı düşündüğü uluslar arası güce Türkiyenin katkısını istiyor, İsrail liderleri de Türk ordusuna ve hükümetine çok güvendiklerini söylüyorlar. Hatta, ABD'nin önde gelen köşe yazarlarından Thomas Friedman, New York Times gazetesinde yayınlanan yazısında, ABD'nin Irak'ta demokrasi ebeliği değil sivil savaş bakıcılığı yaptığının artık net bir biçimde ortada olduğunu vurgulayarak, ABDnin Iraktan çekilmesini ve Türk ordusuna Irak barış gücü için de görev verilmesini öneriyor. (Referans, 5 Ağustos 2006) Ve ne yazık ki, Türkiyeyi yöneten hükümet Lübnana asker göndermeye heveslidir, ordunun yeni komuta yapısı da başta Yaşar Büyükanıt olmak üzere Büyük Ortadoğu Projesine sevdalı isimlerden oluşmuştur. ABD ünsiyetli medyada ise, dünya yeniden kurulurken çıkması kaçınılmaz savaşlarda Türkiye aktif rol alırsa, Lübnana asker gönderirse, hem yeni yüzyılda etkin bir ülke olacağı hem de PKK meselesinde rahatlayacağı yorumları Tam da bugünlerde artan PKK eylemleri ve PKK karşısında ABDnin aslında Türkiyeyi ne kadar sevdiği havası. Havuç niyetine, PKK ile daha etkili mücadele sözleri, Türkiyenin Osmanlı odaklı emperyal geçmişine vurgular Tayyip Erdoğanı arayan ABD Başkanı Bush, Abdullah Gülü arayan Dışişleri Bakanı Rice, PKK meselesinin vahametini anladıklarını, çözüm için düğmeye bastıklarını söylüyorlar.. Türkiyeyi yöneten elit, PKKya karşı etkin önlem masalı okunmasa da Lübnana asker göndermeye teşnedir. Çünkü, iktidarda kalmanın güvencesini halk desteğinde değil, ABD icazetinde görmektedir. Çuvalın üstüne bir de ABD Liyakat Madalyası boşuna takılmamıştır. Oysa büyük güçlerin yanında olmak her zaman kazandırmaz! İktidarlarını sürdürmek ve Osmanlı imparatorluğunu ihya etmek sevdasıyla Alman emperyalizminin yedeğinde dünyayı paylaşma savaşına girenlerin akibetini bilmek isteyen bilir. Vurgulanmalı ki, bugün ABD emperyalizminin yedeğinde Ortadoğu bataklığına heveslenen işbirlikçi politika, AKP hükümetiyle ortaya çıkmış da değildir. Tayyip Erdoğan ve hükümeti, İsmet Paşa ile başlayan, Menderes, Demirel, Ecevit ve aralarda our boys paşalarla süren politikanın mirasçısıdır. Ne de olsa Türkiye bir sermaye cumhuriyetidir.
Mezarlık bekçiliği İsrailin askeri hedeflerine ulaşmasından sonra Türkiyenin Lübnana göndereceği asker, Doç. Dr. Haluk Gergerin deyişiyle mezarlık bekçiliği yapacaktır. Ama, iş mezarlık bekçiliğiyle kalmayacaktır. Mezarlık bekçiliği sırasında ister istemez, Türk askeri, ülkenin asıl sahipleriyle de çatışmak zorunda kalacaktır. Daha başka nelerin olacağını sorgulamak, kendisini ülkenin sahibi sayan herkesin sorumluluğudur. En basitinden tüm Ortadoğu ülkelerinin un ufak edildiği projede, bölgenin her şeye karşın en istikrarlı ülkesi Türkiye için de bir iyilik mutlaka vardır. (Sahi, BOPun Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan, bir ABD gezisi sırasında projeyi nasıl savunmuştu: Bu proje içinde Diyarbakır bir yıldız, bir merkez olabilir. Bunu başarmamız lazım...) Yönetici elit marifetiyle Türkiyenin kendi aleyhine bir projeye sürüklenmek istenmesi şaşılacak bir çelişki değil. Malum, Türkiye ABD ile halvet olmuş bir sermaye cumhuriyeti ve eski ABD Genelkurmay Başkanı Myers diyordu ki: İkili ve NATO düzeyinde iyi ilişkilerimiz var. Aynen bir evlilikte olduğu gibi, bir ilişkinin sürdürülmesi için çaba gerekir. (Milliyet, 8 Nisan 2004) Her şeye karşın yönetici elit istese de Türkiyeyi Ortadoğu bataklığına sürüklemesi kolay olmayacak. Sürüklenirse, gönül ister ki, Türkiye bir de Er Mehmeti Kurtarmak filmini izlemek zorunda kalmasın! Burası Türkiye! Rahmi Yıldırım 11 Ağustos 2006
|
|||
|
İbrahim KARAGÜL ikaragul@yenisafak.com.tr 11 AĞUSTOS 2006 CUMA http://www.yenisafak.com.tr/ikaragul.html Lübnan'a yönelik kıyımda Türkiye'nin hiç mi rolü yok? Uluslararası iradenin İsrail'in önünü açmasıyla başlatılan ve bu ruhsatla devam ettirilen ABD-İsrail saldırılarına "İsrail'in en iyi ikinci dostu" Türkiye'nin katkısını konuşalım. Sorular soralım ve cevabını isteyelim. Bütün dünyada infial uyandıran saldırılar Türkiye'de de yüksek sesle kınanırken Türk-İsrail askeri ortaklıkları neden sorgulanmıyor? Neden kimse ağzını açıp tek bir cümle söylemiyor? Türkiye'nin İsrail'e her türlü desteği vermeye devam ettiğine neden dikkat çekilmiyor? İç kamuoyuna yönelik mesajlarda İsrail eleştirilirken, askeri/güvenlik anlaşmalarından bir tanesi bile neden iptal edilmiyor? 1996'lardan bu yana devam eden süreç, savunma anlaşmaları, milyarlarca dolarlık ihaleler, istihbarat anlaşmaları, gizli operasyonlar, ortak tatbikatlar, oluşturulan eksen çerçevesinde uygulanan 28 Şubat projesi neden bir kez daha masaya yatırılmıyor? İsrail lobisine ve onların kontrolündeki dar bir kadroya teslim edilen bu ülkenin iç güvenliği ve dış politikasının Türkiye'yi nelere sürükleyeceğine dair neden bir sorgulama başlatılmıyor? İki ülke arasındaki ortak füze kalkanı projesi, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'ya yerleştirilmesi yerleştirilen füze sistemleri, füzelerin İran ve Suriye'ye karşı konuşlanması, Arrov füzelerinin ortak üretimi, "Green Pine" (Yeşil Çam) radar sistemi, tanksavar füzeleri, insansız uçaklar, Türk F-16'ları için havadan karaya Popeye füzelerinin satışı, Türk M-60 tankları için modernizasyon paketleri, sınırlarda kurulan İsrail elektronik dinleme istasyonları ile ilgili kimse neden bir soru sormuyor. Filistin'e, Lübnan'a, Suriye'ye ve İran'a saldırı için Türkiye hava sahasında uzun menzilli uçuşlara hazırlanan İsrail savaş uçakları şimdi Lübnan'ı bombalıyor. Konya ovasında eğitilen İsrail pilotları şimdi Lübnan'da sivillere karşı korkunç bir kıyım gerçekleştiriyor. Türkiye'de savaşa hazırlanan uçaklardan geriye dönen ilk parti F-16'lar, aldıkları ilk görevde Filistinlileri bombalamadı mı? Şimdi aynı uçaklar sığınak delici bombalarla Lübnan'da apartmanları yerle bir etmiyor mu? Konya ovasında yapılan, 20 bin kilometre kare alanda yüzlerce uçağın katılımıyla gerçekleştirilen nükleer saldırı tatbikatları bugünler için değil miydi? 1992 ve 1994 yıllarında yapılan bu nükleer saldırı tatbikatlarında ABD, İsrail ve NATO pilotlarının bu silahları nasıl kullanacağına dair verilen eğitim hangi ülkeyi, hangi bölgeyi hedef alıyordu? "Anadolu Kartalı" şimdi Lübnan'a bomba yağdırıyor. Doğu Akdeniz'de, Suriye açıklarında yapılan ABD-İsrail-Türkiye tatbikatları bu saldırılar için miydi? Türk özel timleri İsrail'in Negev Çölü'nde ne arıyordu? İsrail askeri uzmanları Suriye-İran sınırlarında kimleri eğitiyordu? Bakü-Ceyhan'ı İsrail'e bağlamak için planlanan Ceyhan-Aşkelon-Eilat boru hattı için ne tür temizlikler yapılıyor? Lübnan saldırılarının bu projeyle hiç mi bağlantısı yok? İsrail Genelkurmay Başkanı Dan Halutz'un, İsrailli komandoların Bolu ve Hakkari'deki dağ komando birliklerinde eğitilmesi talebi ne aşamada? Bölgesel savaş için Irak, S. Arabistan ve Türk hava sahalarının üç seçenek olarak öne çıktığı, Türkiye hava sahası üzerinde yoğunlaşıldığı, İsrail uçaklarının yakıt ikmali için Türk hava sahasının düşünüldüğü, vurulan İsrail uçaklarının Türkiye'ye veya Kuzey Irak'a iniş yapacakları söylentileri ne kadar gerçekçi? ABD'den İsrail'e açılan askeri yardım koridorunun bir diğer ayağı Türkiye değil mi? Lübnan'a atılan bombalar ve füzelerin ne kadarı Türkiye'den gidiyor? Bir soru daha: Bugünlerde Lübnan'da olduğu iddia edilen Türk özel harekat birimlerinin ne amaçla burada tutulduğunu, ne tür operasyonlara katıldığını açıklayacak birileri var mı? Bu soruların cevabını kim verecek? Gelin; Türkiye-ABD-İsrail ve NATO arasındaki Yeni Ortadoğu Projesi'ne yönelik askeri anlaşmaları tartışalım, 1994 yalında yapılan anlaşmanın ayrıntılarını ele alalım. Türkiye'de bunları tartışacak kimse var mı? Türkiye kamuoyundaki infiale oynayanlar, bu soruların cevabını verebilirler mi? Evet, İsrail'in Lübnan'da yürüttüğü katliamlarda Türkiye'nin de rolü var! Türkiye de sorumlu! İsrail'e lanet okuyan bizler de sorumluyuz! En akıllı adamları böyleyse!.. Anglosakson faşizminin teoloğu, Yahudi kökenli, Uygarlıklar Savaşı tezinin öncü ismi, İngiliz istihbaratının akıl hocası ve George Bush yönetiminin pek tuttuğu Bernard Lewis, İran'ın Miraç Gecesi yani 22 Ağustos'ta İsrail'i yok edecek çok dehşetli bir saldırı yapacağını bunun da küresel kaosa yol açacağını iddia etmiş. Yani Kıyamet Savaşı başlayacakmış. Türkiye'de ve dünyada çok itibarlı olan Lewis'in neoconları çok sevindirdiği ortada. Çünkü Armageddon, yani kıyamet savaşını en çok isteyenler onlar. Türkiye'de birileri böyle bir iddiada bulunsa başına neler gelir tahmin edersiniz. En masum ifadeyle cinnet geçirdiği söylenir. Ama o Batı'nın en "akıllı" adamlarından. Her ne kadar adı 11 Eylül saldırısına karışmış olsa da. Batı'nın en "akıllı" adamları böyleyse bize eyvah demekten başka ne düşer!
|
|||
|
İsrail saldırılarında 1002'si sivil toplam 1103 kişi öldü 10 AĞUSTOS 2006 PERŞEMBE http://www.yenisafak.com.tr/11269.html İsrail'in 30 gündür saldırılarına hedef olan Lübnan'da ölen sivillerin sayısı bini aştı. Lübnan kabinesinden bir yetkili, İsrail taarruzlarında 1002 sivilin hayatını kaybettiğini, bunların yüzde 30'unun 12 yaşından küçük çocuklar olduğunu belirtti. 30 Lübnan askerinin de öldüğü saldırılarda, 3580 kişi yaralandı. Hizbullah örgütü de İsrail bombardımanlarında 58 kayıp verdiğini açıkladı. Hizbullahın müttefiki Emel hareketinin verdiği kayıp 8. Savaşta, 4 BM gözlemcisi ve bir BM askeri de hayatını kaybetti. Bilançoya, sadece teşhis edilebilen cesetlerin sayısı dahil. Enkaz altında da çok sayıda ceset bulunduğu sanılıyor. İsrail'in saldırısı yüzünden Lübnan'da 915.792 kişi evini barkını terk etmek zorunda kaldı, bunların 220 bini Lübnan'dan da ayrıldı. "SAVAŞIN MALİYETİ 1,6 MİLYAR DOLAR" İsrail Maliye Bakanı Abraham Hirchson, göreve çağrılan yedek askerlerin maaşı hariç, Lübnan'daki savaşın maliyetinin bugüne dek 7 milyar şekel (yaklaşık 1,6 milyar dolar) dolayında tahmin edildiğini söyledi. Maliye Bakanı, düzenlediği basın toplantısında, Hazinenin, ordunun kuzeydeki çabalarına tümüyle destek vereceğini de söyledi. Hirchson'un yaptığı açıklamaya göre, İsrail Hazinesi, önümüzdeki hafta Savunma Bakanlığına 2 milyar şekel (yaklaşık 450 milyon dolar) aktaracak. Hirchson, en azından şimdilik vergileri artırma niyetinde olmadıklarını, rezerv olarak tutulan 600 milyon şekel ile birlikte tüm bakanlıkların bütçelerinden toplam 1,8 milyar şekellik kesintiye gidileceğini anlattı. Bakan, ancak sağlık ve yerel yönetimlerin bütçelerinden kesinti olmayacağını söyledi. · BEYRUT (A.A)
İsrail Lübnan'da 1
ayda 1115 kişiyi öldürdü Lübnan hükümetinin verilerine göre, 12 Temmuzdan bu yana devam eden taarruzda ölenlerin yüzde 30'u 12 yaşından küçük çocuk olmak üzere 1014'ü sivil, 30'u asker ve jandarma, 58'i Hizbullah ve 7'si de Şii Emel örgütü militanı. Filistin Halk Kurtuluş Cephesi-Genel Komutanlık örgütü de bir militanını kaybederken, İsrail bombardımanı ayrıca 4 BM gözlemcisinin yaşamına mal oldu. Yetkililer, çarpışmaların 915 bin 792 kişinin evinden olmasına yol açtığını, bunların 220 bininin Lübnan topraklarını terk ettiğini belirttiler. Bu rakamlara, 100 bin yabancı ve çift uyruklu da dahil ediliyor
|
|||
|
Küresel liderler tatilde (başlığın
devamı,
"ÇOCUK KATİLLERİ İŞBAŞINDA"
olmalı- Y.
K.) 10 Ağustos 2006 / Perşembe http://www.milliyet.com.tr/2006/08/10/dunya/dun01.html İsrail'in 1 ay önce bombalamaya başladığı Lübnan'da çoğu kadın ve çocuk binden fazla insan öldü. BM, dramı durduracak bir karar alamazken Bush, Blair, Merkel gibi liderler olanları tatilde seyrediyor DIŞ HABERLER SERVİSİ İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırısı 29'uncu gününü geride bırakırken çatışmalara hemen son verilmesi umudu, BM Güvenlik Konseyi'ndeki bölünme yüzünden azaldı. ABD ve Fransa'nın ortaklaşa hazırladığı ateşkes taslağını önceki gün görüşen Konsey, Lübnan ve Arap dünyasının sert muhalefeti yüzünden herhangi bir karar alamadı. Dünya siyasetinde ağırlığı olan liderler ise dramı tatilde izlemekle yetiniyor. ABD Başkanı George W. Bush, Teksas'taki çiftliğinde tatil yaparken, Almanya Başbakanı Angela Merkel Avusturya'da turistik geziye çıktı. İngiltere Başbakanı Tony Blair de Barbados'ta. Dışişleri Bakanı Margaret Beckett, BM toplantısı nedeniyle Fransa'daki tatilini böldü. İspanya Başbakanı Jose Zapatero ailesiyle birlikte Lanzarote'de tatilini sürdürürken, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Bregançon'da dinleniyor. Chirac, Lübnan krizi nedeniyle tatiline bir süre ara verdi. İtalya Başbakanı Romano Prodi de ailesiyle tatilde bulunuyor... |
|||
|
Uçağın tuvaletindeki Arapça not paniğe yol açtı (Not: "Buyrun cenaze namazına" demeyin. Bu durum ırkçı faşist propogandanın Batı toplumlarını nasıl derinden etkilediğinin en somut göstergelerinden biridir. Bu, Hitler- Göbels ekibinin bile sahibolamadığı korkunç yalan makinesinin, yalana hizmet eden medyanın gücünün kanıtıdır. Ortadoğu'da Arap- Müslüman halklar, kadınlar, çocuklar koyun gibi boğazlanırlarken, Batı toplumunun bireyleri katillerden değil, boğazlanan zayıflardan, katledilenlerden korkmaktadırlar. Ve emperyalist propoganda ile yaratılan bu psikoloji, katillerin işlerini kolaylaştırmaktadır... "Uçaklar havaya uçurulacaktı" yalanı da aynı emperyalist propogandanın ürünüdür. Ve yarın birilerinden bu yönde ifadeler alırlarsa, işin arkasında El- Kaide olduğunu ilan edilirse hiç saşmayın. Çünkü, bu şaşkınları kendileri ikinci elden örgütlemekte, senaryoyu yazamakta ve ondan sonra da en sıkıştıkları andan herşeyi çözmüş gibi dünyayı ayağa kaldırmaktadırlar. Gündemi birsüre için değiştirmektedirler. Bunlar eskimiş taktiklerdir ama, halen etkili olmaktadır. Çünkü, medya üzerinde egemenlikleri vardır... El- Kaide adlı ne idüğü belirsiz örgüt bile -içindeki kullanılan bilinçsiz zavallıları biryana koyarsak- onların denetimindedir. Ve işgalci ABD'nin politikasına paralel olarak Irak'ta içsavaşı körükleyen bu örgütün Hizbullah ile, Şia ve türevleri ile, kısacası Lübnan direnişinin belkemiğini oluşturan güçlerle ve ayrıca Filistin halkı ile uzaktan yakından bağı yoktur. Buna karşın, aynı El- Kaide'nin Amerikan, Pakistan, Suudi servisleri ile çok yakın ilişkileri mevcuttur. Zaten, "uçaklar havaya uçurulacaktı" yalanını üretenler de bu servislerden başkası değildir ve ellerindeki kurbanları bile yalanlarını gizlemelerine yetmeyecektir.- Yusuf Küpeli, 11-08-2006)
11 Ağustos 2006 / Cuma http://www.milliyet.com.tr/2006/08/11/son/sondun07.asp
|
|||
|
Piyasalarda terör paniği
kısa sürdü (yalanı çabuk anlamışlar- Y. K.) Bu sabah piyasaların açılışında İngiltere havaalanında yaşanan olaylar gündemi belirledi. Son günlerde olumlu bir seyir izleyen piyasaların gelişmelere gösterdiği tepki çok sert olmadı.
Borsa, satışla açıldı. Endeks, kısa süre içinde 37 bin puanın altına
geriledi. Son dakika alımlarıyla kapanış 37 bin puanda gerçekleşti. İMKB
Ulusal-100 Endeksi 532 puanlık düşüşle birinci seansı 37 bin 31 puandan
tamamladı. Hisse senetleri yüzde 1,4 oranında değer yitirdi. Endeks, en
düşük 36 bin 724 puana gerilerken, en yüksek 37 bin 434 puanı gördü.
Birinci seansta işlem gören toplam 313 hisse senedinden 80'i değer
kazandı, 188'i değer kaybetti, 45 hissenin fiyatında ise değişiklik
olmadı. Birinci seansta 745 milyon 666 bin 970 YTL'lik işlem hacmi
oluştu. En çok işlem gören hisse senetleri, Yapı ve Kredi Bankası,
Akbank, Garanti Bankası, İş Bankası (C) ve Vakıfbank oldu.
Avrupa borsalarında da yüzde 1 ile 3 arasında olan sert düşüşler
kaydedildi. Özellikle havayolu
ve turizm şirketlerinin hisseleri bu gelişmelerden olumsuz etkilendi.
British Airways'in hisse senetleri en çok değer yitiren havayolu şirketi
oldu. Aralarında Ryanair, Lufthansa, AirFrance gibi Avrupa
havayollarının hisse senetleri de geriledi. Sterlin de dolar karşısında
değer yitirdi.
|
|||
|
İsrail'den tarihi fenere bomba
|
|||
İsrail,
mülteci konvoyuna füze fırlattı: 3 ölü, 8 yaralı
|
|||
ABD, İsrail'e
'misket roketi' vermeyi tasarlıyor
|
|||
|
İsrail'in en ağır kaybı: 15 ölü
İsrail ordusu, Hizbullah gerillalarıyla dün gün boyu çıkan çatışmalarda,
40 gerillanın da öldürüldüğünü bildirdi. İsrail dün böylece, Hizbullah gerillalarıyla 1 aydır süren çatışmalarda, 1 gün içindeki en büyük asker kaybını vermiş oldu. Televizyon, ölü ve yaralı askerlerin bazılarının ihtiyat, bazılarının ise ordunun sürekli askerleri olduğunu açıkladı. İSRAİL KARA HAREKATINA ARA VERDİ Üst düzey İsrailli bir yetkili, Başbakan Ehud Olmert'in, diplomatik çabalara şans tanımak için Güney Lübnan'a kara saldırılarına 2-3 gün ara verilmesine karar verdiğini duyurdu. İsmi açıklanmayan üst düzey bir hükümet yetkilisi, Güvenlik Kabinesi'nin dün Lübnan'a karar harekatının genişletilmesini onaylamasının ardından Başbakan Olmert'in, kara harekatını, diplomatik çabaların sonuç verip vermediğini görmek için 2-3 gün durdurmaya karar verdiğini kaydetti. İsrailli Bakanlardan Refi Eitan da İsrail radyosunun, bu tür bir erteleme olup olmadığı yönündeki sorusuna, diplomatik değerlendirmeler yapıldığını ve hala bölgeye uluslararası gücün gelmesi olasılığı bulunduğunu ifade ederek, Güney Lübnan'da olmakla değil, sınırlarımızda barış olmasıyla ilgileniyoruz yanıtını verdi. İSRAİL ASKERLERİ MARCAYUN KASABASINI ELE GEÇİRDİ İsrailli üst düzey yetkililerin, diplomasiye şans tanımak için güvenlik kabinesinin dün onayladığı Lübnan'a kara harekatının genişletilmesi planının bir süreliğine askıya alındığı açıklamasından kısa süre önce İsrail askerleri, Lübnan'ın yaklaşık 9 kilometre içerisindeki Marcayun kasabasını ele geçirdi. İsrail'in Marcayun'u ele geçirmesi ve yakınlarındaki köylerde ilerlemesinin, kara saldırılarını genişletmese bile, sınır bölgelerinde konumunu güçlendirme operasyonlarını sürdürdüğünün işareti olduğuna dikkat çekiliyor. İsrail'in sınırdan Lübnan'ın güneyinin 6 kilometre kadar içinde yaklaşık 10 bin askerinin bulunduğu kaydediliyor. İsrail'in sınırdan yaklaşık 9 kilometre içerdeki Hristiyan kasabası Marcayun'un kuzey girişinde konuşlanmasıyla kara harekatını birkaç kilometre de olsa öncekinden daha derinleştirdiğine işaret ediliyor. MİNİBÜSE FÜZE SALDIRISI: 1 ÖLÜ, 12 YARALI Bir pilotsuz İsrail uçağının, Bekaa Vadisi'nde seyir halindeki bir minibüse füze saldırısı düzenlediği, saldırıda ilk belirlemelere göre 1 kişinin öldüğü bildirildi. Görgü tanıkları, bölgenin başkenti Zahle'nin 5 kilometre kadar doğusundaki Rayak kasabasında düzenlenen saldırıda 12 kişinin de yaralandığını belirtti. Bir İsrail uçağının bir başka saldırıda ise Hizbullah'ın karargahı olarak bilinen Baalbek kentini Suriye'nin Humus kentine bağlayan yolu hedef aldığı kaydedildi. İSRAİL UÇAKLARI KUZEY LÜBNAN'DA İLK KEZ BİLDİRİ DAĞITTI Bu arada İsrail savaş uçaklarının kuzey Lübnan'da, Filistin mülteci kampının da bulunduğu bölgede ilk kez bildiriler dağıttığı bildirildi. Bildirilerde, Hizbullah'a füze nakliyatında kullanıldığı iddia edilen kamyonların saat 20.00'den sonra yollara çıkması halinde hedef kabul edileceği belirtildi. |
|||