|
a- 15- 16 Haziran 1970e uzanan süreç üzerine çok kısa anımsatmalar, b- 15- 16 Haziran 1970 büyük işçi direnişi,
1- Bir devrimi veya çalışanlardan yana yığınsal devrimci eylemi anmak ve anmak üzerine notlar2- Proletaryanın ve ideolojisinin doğuşunu hazırlayan nedenler; bilimsel ve teknolojik devrim; değer, artıdeğer, kâr ve yeni sınıf savaşımı sürecinin başlangıcı üzerine kısa notlar 3- Tarih içinde proletaryanın yükselen sınıf savaşımı, güçlenen örgütlülüğü; Komünist Manifesto, I. Enternasyonal ve Paris Komünü üzerine notlar 4- Emperyalizm aşamasına evrimleşen kapitalizm koşullarında proletaryanın güçlenen örgütlülüğü; II. Enternasyonal, 8- saatlik işgünü, işçi sınıfının birlik ve dayanışma günü 1 Mayıs; I. Dünya Savaşı ve ihanet 5- Ekim Devrimi, III. Enternasyonal, Bolşevik Partisi, Spartaküs Birliği, Alman Komünist Partisi, Berlin Ayaklanması, kısa ömürlü Macar devrimi ve Bela Kun ve diğer gelişmeler üzerine çok kısa notlar 6- Türkiye proletaryasının tarih sahnesine çıkışı, Mütareke yıllarına dek örgütlenme ve mücadele deneyimleri, İştirakçi Hilmi, Mustafa Suphi, İttehat ve Terakki ve diğerleri üzerine kısa notlar 7- İttehat ve Terakki Partisinin iç ve dış politikaları, Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı üzerine kısa notlar 8- ABD başkanı Woodrow Wilsonun Türkiye üzerine planları, galip emperyalist güçler tarafından tümüyle yokedilmek istenen Türkiye ve Mütareke yılları İstanbulndaki işçi eylemlerinden bazı örnekler 9- Kurtuluş savaşı yılları içinde Türkiye proletaryasının ve diğer çalışanların örgütlenme ve ulusal mücadeleye katkı çabaları, Sovyetlerin Türkiye halkı ve kurtuluş mücadelesi önderleri üzerindeki etkileri üzerine notlar
1889 yılında Pariste toplanan İkinci Enternasyonalin kongresinde alınan kararla 1 mayıs işçilerin uluslararası dayanışma ve gösteri günü olarak kabuledildi ve aynızamanda 8 saatlik işgünü talep edildi. Olayın kökü, Amerikan işçi hareketi AFLin 8 saatlik işgünü için 1884 yılında Şikagoda başlatmış olduğu greve uzanmaktadır.
büyük köle ayaklanmasının önderi Spartaküs üzerine notlar Spartakus, Rodoplarda özgür bir Trak olarak doğmuş, Roma ordularına esir düşmüş, gladyatör olarak satılmış ve İsadan Önce 73de 70- 80 kadar diğer gladyötör arkadaşı ile kaçmayı başararak Romayı temellerinden sarsacak... Spartaküsü 70- 80 bin kadarı silahlı olan ve diğerleri ile birlikte sayıları yüz bini aşan kölenin başında
Seçebilmek ya da seçmek zorunda kalmak İnsan bilinci toplumsal yaşamdaki diğer süreçler gibi sürekli dengesiz gelişmiştir. Değişik üst sınıfların yararları yönünde yanlış bilgilendirme veya gerçek bilgiyi yığınlara ulaştırmama politikaları ahmaklıkları besleyerek bilinçler arasındaki dengesizliği arttırmıştır. İletişim teknolojisi ve olanakları çağımızda alabildiğine gelişmiştir ama, medya üzerindeki tekelci sermaye denetimi, dezinformasyonun, yalanın etkilerini... Biryandan uzayın derinlikleri ve sırları keşfedilirken, öbür yandan yükselen mali- sermaye egemenliğinin bir sonucu olarak yayılan ve derinleşen yoksullaşma ile birlikte düşük eğitimli insanların ve analfabetlerin sayıları artmakta, yetersiz beslenme yoksulların beyinsel faliyetlerini zayıflatmaktadır. ayrıca bak: Türkiye- politika- ekonomi- tarih
1- Büyük Fransız devriminden I. Enternasyonale 2- Paris Komününden II. Enternasyonale 3- II. Enternasyonal, 8 saatlik işgünü ve 1 Mayıs 4- Çalışanların yararlarına ihanet eden bazı sosyal demokrat parti yönetimleri ve II. Enternasyonalin çöküşü 5- Ekim devrimi, III. Enternasyonalin doğuşu, Spartaküs ayaklanması ve Macar devrimi 6- Komintern, Kominform, hatalar, yenilgi, bitmeyen kavga ve umutlar 7- Yeniden şekillenen II. Enternasyonal, Viyana Enternasyonali veya İki- Buçukuncu Enternasyonal, Sosyalist Enternasyonal, CHP ve umutlar üzerine çok kısa notlar
İktisatçılar çok daha iyi bilirler, bir ülkede gelir uçurumları arttıkça, ve bu süreç içinde geniş yığınlar yoksullaştıkça, üretimden kopmuş dar rantiyer bir sınıf giderek daha da zenginleşir. Buna koşut olarak lüks tüketim mallarının pazarına "nur" yağar, bunlar, örneğin Ferrari ve Meserati gibi markalar yok satarlar. Peki ya, yaşamı sürdürebilmek için gerekli olan ve sürekli fiatları yükselen, ekmek, patates, pirinç, bulgur, fasulye, nohut, mercimek kaç satar? İsveç gibi ulusal gelir ortalaması Türkiye'ye göre çok yüksek olan bir ülkedeki et fiatlarına göre en az üç misli fiatla et satılan Türkiye'de acaba et nekadar satar? Neyse, bu son anılanı yaşamı sürdürmek için gerekli tüketim malları listesine koymadım bile. Çünkü, neredeyse satmadığı ortada. Ne de olsa, "vatan kurtarıyoruz" derken, en az on milyon küçük ve büyük baş hayvanı çoktan yokettiler, ve tarımı öldürdüler... Halkın asıl gerçeklerini, pirincin, patatesin, fasulyenin, nohutun, mercimeğin nekadar sattığını da, sözkonusu satışlarda bir duraklama, veya düşüş olup olmadığını da araştırıp sergileyen sendika, dernek, iktisatcı var mı acaba? Bu tip gerçekleri yansıtan sayıları basında görmek pek mümkün olmasa da, neler yaşandığını dolaylı yollarla anlamak hiç te zor değil... - Yusuf Küpeli haberleri görmek için tıkla + Yoksulluk artık geçici değil kalıcı 08 KASIM 2010 PAZARTESİ http://www.aksam.com.tr/2010/11/08/haber/guncel/17570/yoksulluk_artik_gecici_degil_kalici.html
ODTÜ öğretim üyesi Prof. Oğuz Işık uzun yıllardır yoksulluk üzerine
yaptığı çalışmalarla tanınıyor. Işık, yeni süreç için şu değerlendirmeyi
yaptı: Geçmişte nöbetleşe yoksulluk vardı. Şimdi ise devredilmiyor. Onun
yerini müebbet yoksulluk aldı... (...) Dolayısıyla aynı gemideyiz hissi
artık yok oluyor. Kendilerini bu ülkenin bir parçası değilmiş hissetmeye
başlıyorlar...
metnin tamamı Yukarıdaki son iki cümle, (...) aynı gemideyiz hissi artık yok oluyor. Kendilerini bu ülkenin bir parçası değilmiş hissetmeye başlıyorlar..., tesbiti, çok önemli ve doğru bir gerçeğin ifadesidir. Bu durum, toplumda artık bir sınırın aşıldığı, sürekli kaybedenlerin durumlarının bilincine varmaya başladıkları gerçeğidir. Gerçekten de, vatandaş olabilmek için, yaşanılan ülkede birşeylere, korunabilecek birşeylere, insan gibi yaşama olanaklarına, kendini geliştirme olanaklarına, kendini açıkça ifade edebilme olanaklarına sahibolmak gerekir. Anlaşılan, önemli bir çoğunluk sözkonusu durumunu, birşeylere sahibolma konumunu giderek kalıcı biçimde yitirmekte ve yitirilenin bilincine varmaktadır... Sayıları artan bu insanların, bazı devlet büyüklerinin ifadeleri ile sözde vatandaşların, gerçekte bir vatanları yoktur ama, kazanılacak bir vatanları vardır. Fakat malesef, bu insanlara önderlik edebilecek politik bir güç merkezi henüz yoktur...
Yoksullaşma ile ilgili araştırmayı yapmış olan değerli profösürün bazı analizleri biraz gerçeğe uygun gelmedi... Örneğin, toplumsal patlamaların öncelikle küçük yerleşim birimlerinde olacağı analizi, bu satırları yazan tarafından eksik ve hatalı görülmektedir. Küçük yerlerde kişilerin maddi ve manevi kontrolları daha kolaydır ama, İstanbul gibi devasa ve etnik zenginliğe sahip kentlerde bu iş okadar kolay değildir. İstanbulun yanına, Ankara, İzmir, Adana gibi kentleri de ekleyebilirsiniz...
Haksızlıklardan ve yoksulluktan bunalmış bu insanları devrimci bir hedefe yöneltebilecek güç olmadığı sürece, sosyal patlamalar birsüre sonra kriminalite ile karışıp kaosa neden olurlar, ve sonuçta kanlı biçimde ezilirler. Kısacası, sonderece trajik toplumsal olaylar yaşanabilir...
Türkiye toplumuna, kitlelerden kopuk bireysel terörün batağında halkın, çalışanların ekonomik ve demokratik mücadelelerine zarar vermiş sahte kahramanları kendisine bayrak yapan sol etiketli karanlık tipler değil, toplumdaki başkaldırı ırmaklarını tek bir nehirde birleştirerek devrimci bir hedefe yönlendirebilecek örgütlenmeler gereklidir... Yusuf Küpeli
Ayrıca bak: Yusuf Küpeli, Sözde vatandaş
Yusuf Küpeli, Her türden sömürünün, baskının, iki-yüzlülüğün ve yalanın dünyasında uluslararası kadın günü üzerine kısa notlar
1) Yıldızların değil, boynuzların altında ve sıkmabaşın kısgacında 2) Uluslararası Kadınlar Gününün 100ncü yılında, sözkonusu günün tarihi, ve kadınların mücadeleleri üzerine kısa notlar 3) Bazı kaynaklar:
Yusuf Küpeli, İlerlemekte olan postmodern faşizmin hedef tahtasında öncelikle kadınlar durmaktadır
Yusuf Küpeli, Uluslararası Kadınlar Günü 8 Martı Selamlarken
Yusuf Küpeli, Mayıs olaylarını 40. yılında anlamaya çalışmak
(...) Fransa ile bağlantılı olarak olayları anlayabilmek için, herşeyden önce, Fransanın Türkiyeden çok farklı olan tarihi geçmişi, kültürü, devrim ve demokrasi gelenekleri, sömürgelerden gelen halklarla birlikte şekillenmiş olan karmaşık toplumsal yapısı, yaşanmış iki büyük dünya savaşınının ve eski güçlü emperyalist bir ülke olmanın toplumun değişik sınıfları üzerinde bıraktığı etkiler, ve özellikle olayların yaşandığı yılların toplumsal-ekonomik yapısı, ve dünya düzeni hakkında asgari birtakım bilgilere sahibolmak gerekir kanısındayım...
Türkiye toplumunun gerçeğini yansıtan aynı tarihli iki haber: "Açlık sınırı 128 TL arttı" (07 Kasım 2010 Pazar, Haber X), ve "İstanbul Auto Show'da Ferrari ve Maserati'ler 5'er 5'er kapışıldı" (07/11/2010 Radikal) Y Küpeli'nin notunu ve haberleri görmek için tıkla + Yoksulluk artık geçici değil kalıcı 08 KASIM 2010 PAZARTESİ http://www.aksam.com.tr/2010/11/08/haber/guncel/17570/yoksulluk_artik_gecici_degil_kalici.html
ODTÜ öğretim üyesi Prof. Oğuz Işık uzun yıllardır yoksulluk üzerine
yaptığı çalışmalarla tanınıyor. Işık, yeni süreç için şu değerlendirmeyi
yaptı: Geçmişte nöbetleşe yoksulluk vardı. Şimdi ise devredilmiyor. Onun
yerini müebbet yoksulluk aldı... (...) Dolayısıyla aynı gemideyiz hissi
artık yok oluyor. Kendilerini bu ülkenin bir parçası değilmiş hissetmeye
başlıyorlar...
Ayrıca bak: Yusuf Küpeli, Sözde vatandaş
e- posta ile gelen haberTersane cehenneminde direniş:"Artık yeter!"(27.02.08) - Limter-İş Sendikası'nın işçi ölümleri sonrasında yaptığı fiili grev çağrısı bugün sabah saatlerinde başlatıldı. Onlarca işçi saat 06.30 sularında polis terörüyle karşı karşıya kaldı. Limter-İş yöneticileri, TÜMTİS üyeleri ve bazı kurum temcilerinin yer aldığı 80'e yakın kişi Tuzla Gemi önünde yolu trafiğe kapattıkları gerekçesiyle polisin azgınca saldırısına maruz aldılar... Sabah saatlerinde polis terörü!not: Eyleme katılan işçilerden biri, "sabah saat 08'den akşam saat 21'e dek 13 saat çalıştırıldıklarını, hatta bazı zamanlarda 24 saat işyerinde kaldıklarını, sadece 10 dakika yemek molası aldıklarını ve uykusuzluk nedeniyle düşüp öldükleri zaman da 'cehaletle' suçlandıklarını", anlatmıştır.
ANADOLU SEVDALILARINA ADAM DESTEĞİ Askeri Darbelerin Asker Muhalifleri (ADAM) Platformu temsilcileri, Anadoluyu vermeyeceğiz yürüyüşçülerine destek ziyaretinde bulundular.
ANKARA (ADAM Ajans) Askeri Darbelerin Asker Muhalifleri (ADAM) Platformu temsilcileri, Gölbaşı ilçesi girişinde polis tarafından kuşatma altına alınan Anadoluyu Vermeyeceğiz yürüyüşçülerini ziyaret edip yemek verdiler.
ADAM Platformu Dönem Sözcüsü Resen Emekli Üsteğmen Rahmi Yıldırım, ziyarette yaptığı konuşmada, Anadoluyu Vermeyeceğiz sloganıyla yollara düşen eylemcilerin anayasal bir hakkı kullandıklarını ifade ederek, Ankaraya girişlerinin engellenmesinin kanunsuzluk olduğunu vurguladı. Yıldırım, yürüyüşçülerin insanlık dışı koşullarda barınmak zorunda bırakıldıklarını belirterek, suyu kirlenmemiş, havası zehirlenmemiş, toprağı bozulmamış, nimetleri hakça paylaşılan yaşanabilir bir Türkiye mücadelesi veren eylemcilerle dayanışmanın yurttaşlık ve insanlık görevi olduğunu söyledi. Rahmi Yıldırım, Anadolu ve Türkiye sevdalılarını Ankarada ağırlamaktan onur duyacak dostlarının bulunduğunu bildirdi.
Yürüyüşçüler adına konuşan Kaan İşmen de, HES'lere, suyun ticarileştirilmesine, nükleer santrallere karşı Anadolu'nun muhtelif kentlerinden yürüyerek yola çıktıklarını, ancak Gölbaşı ilçesi girişinde engellendiklerini anlattı. Kaan İşmen, Anadoluyu doğası, suyu ve kültürüyle yaşatmak isteyen herkesi eyleme destek vermeye çağırdı.
daha eski metinler için tıkla: kol ve kafa emekçileri 1 |
|
Türkiye işçi sınıfı, 2011 yılı 1 Mayısına, sendikalı işçi sayısında belirgin bir azalma ile girmekte. Sözkonusu gelişme, 24 Ocak kararlarının ve Washington bağlantılı 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ülke ekonomisine ve politikasına dayatmış olduğu büyük sermaye yanlısı ve işçi-emekci düşmanı yeni hukuki yapılanmadan ve baskılardan ayrı düşünülemez... (...) 2009 yılında Türkiye toplumunun yüzde 18.8i, yani 12 milyon 751 bin kişi yoksulluk sınırının altında yaşamaktaydı. Bu, kişi başına günde 2.15 dolar civarında bir harcama anlamına gelmektedir... (...) Sendikaların daha güçlenmeleri, sendikalı işçi sayısının artması, işçilerin ekonomik ve demokratik hakları için mücadele etmeleri olumlu gelişmelerdir ama, sorunun çözümü, halkın özlediği ekonomik ve politik özgürlükler, ileri demokratik haklar, ancak politik arenada, politik mücadele ile elde edilebilirler. metnin tamamı için tıkla Bağlantılı metinler:
|
|
1) Kadın haklarının durumu üzerine bazı notlar Sıkmabaşa özgürlük oyunuyla ataerkil baskıcı kültürün sürekli pompalandığı, toplumsal gelişmeyi durdurmak için ve oy kaygılarıyla en çağdışı tarikatların önlerinin açıldığı, gelir dağılımındaki adaletsizliklerin derinleşerek sürdüğü, bir başka ifadeyle taşların bağlanıp, kudurmuş yaratıkların özgür bırakıldığı koşullarda, kadınlar için özgürlük ve eşitlik söylemleri lafta kalmaya mahkumdur. Ayrıca, saldırgan emperyalist savaşların ve toplumsal ekonomik sömürünün kol gezdiği bir dünyada, kadınlar için özgürlük ve eşitlik söylemleri lafta kalmaya mahkumdur. Böyle bir ülkede ve böyle bir dünyada, kadınlara yönelik suçlar ve vahşice cinayetler artarak sürer. Türkiyede yaşananlar da, sözkonusu gerçeğin elle tutulur örneklerinden başka birşey değildir...
(...) Değişimin, toplumun giderek artan hızlarla anti-laik geri bir düzene sürüklenişinin dönüm noktası, 12 Eylül 1980 Washington darbesi olacaktı... Cehennemin kapıları açılıyor, evleri işgaleden hamam böcekleri gibi tüm kadın düşmanları, özgürlük düşmanları toplumsal yaşamın içine özgürce yayılıyorlardı... (...) Yeşil kuşaka uygun renge boyanan Türkiye... 3) İleri demokrasi yalanı, ve kadına yönelik cinayetler Daha ileri bir demokrasiye geçebilmek için herşeyden önce zihinlerde, dünyaya bakış açılarında devrimi gerçekleştirecek toplumsal-ekonomik değişikliklerin, dönüşümlerin olması gerekir. Devlet kurumları ile kişiler, ve kişilerle kişiler arasındaki ilişkilerin şiddetsiz ahenkli biçimde yürüyor olması gerekir. Erkeklerin çoğunluğunun karılarını-kızlarını öldürme hakkına sahip olduklarına inandıkları, onları namusları saydıkları, kadınların çoğunun koca dayağını normal karşıladığı, küçükten büyüğe tüm ilişkilerde şiddetin değişik biçimlerinin egemen olduğu bir toplumda, böyle bir kültürün egemen olduğu ve sürekli beslendiği bir sosyal yapıda, değil ileri demokrasi, demokrasinin desi bile olmaz, olamaz... ayrica bak: İnsan Hakları + Kol ve kafa emekçileri bağlantılı metinler Yusuf Küpeli, Her türden sömürünün, baskının, iki-yüzlülüğün ve yalanın dünyasında uluslararası kadın günü üzerine kısa notlar Yusuf Küpeli, İlerlemekte olan postmodern faşizmin hedef tahtasında öncelikle kadınlar durmaktadır Yusuf Küpeli, Uluslararası Kadınlar Günü 8 Martı Selamlarken Yusuf Küpeli, Birilerinin "özgürlükler" adına savunmakta oldukları sıkmabaş modasının ve kara çarşafın tarihi kökleri ve toplumsal anlamı |
|
(...) İktidar yanlısı propoganda, yasal hak arayan barışcı yürüyüşçüleri suçlu göstermeye çalışmaktaydı. Bu aynızamanda, halka, diğer çalışanlara, Akıllı olun, ayağınızı denk alın, başkanlık sistemi ile tek önder, Führer olmaya hazırlanan başbakanımız, sizler için en iyisini düşünür!, demeye gelmekteydi... (...) Ne olduğu duyulmasın, anlatılmasın diye polislerin saldırıya geçirildiği bu torba yasa neyin nesidir?.. (...) Türkiyeyi yönetenler derin bir ikiyüzlülükle Mısır yönetimine ve halkına naylon vaazlar vereceklerine, Mısırın izinden gitmemeyi denemelidirler. Torba yasalar, halka atılmaya çalışılan yeni yeni kazıklar, başkanlık sistemi hesapları, iyilik getirmeyecektir... (metnin tamamı ıçın tıkla) |
|
Son beş ay içinde üçüncü maden kazası bu. Görsel ve yazılı basından olayın ayrıntılarına ulaşmak mümkün. Fakat şüphesiz ölümü bekleyenlerin acılarına ulaşmak olanaksız. Yerin 500 küsur metre altındaki ocakta-canlı veya ölü- tuksak kalmış genç bir adamın eşi, büyük bir öfke ve derin bir umutsuzlukla haykırıyor... Köle gibi çalıştırıyorsunuz. Bizlerin yaşamı sizler için bir anlam ifade etmiyor. Sadece sömürüyorsunuz... Bir başka genç kız, gözlerine vuran yüreğindeki acı ile, bu işler hep biz yoksulların başına geliyor., diyerek... |
|
Yusuf Küpeli, İşçi düşmanlarından demokrat, işçi düşmanlığı ile demokratik açılım olmaz, olamaz
1) Demokrasi, işçiler, çalışanlar, ya da sözde vatandaşlar için değil
2) Laiklik düşmanları ile, kadını aşağılayan ataerkil kültürle, ve yargı benim kafasıyla, demokrasi ve demokratik açılım değil, ancak birçeşit faşizm olur 3) Türkiyede yaşanmış olanlara ve yaşananlara ışık tutması amacıyla faşizm üzerine kısa notlar 4) Tekel işçilerine yönelik saldırı, mevcut sınırlı demokrasiye yönelik bir saldırıdır
Yusuf Küpeli, önce başbakan ve partisi ile ilgili bazı sorular ve ardından videolar |
|
1889 yılında Pariste toplanan İkinci Enternasyonalin kongresinde alınan kararla 1 mayıs işçilerin uluslararası dayanışma ve gösteri günü olarak kabuledildi ve aynızamanda 8 saatlik işgünü talep edildi. Olayın kökü, Amerikan işçi hareketi AFLin 8 saatlik işgünü için 1884 yılında Şikagoda başlatmış olduğu greve uzanmaktadır. Devrimin 50nci yılında 1 Mayıs kutlaması, ve Kuba ile dayanışma toplantısı
Bir Mayıs, 1890 yılından beri tüm çalışanların uluslararası bayramı olarak kutlanmaktadır. İkinci Enternasyonalin insiyatifi ile, 4 Mayıs 1886 günü Şikagoda gerçekleşmiş olan Haymarket-katliamı anısına böyle bir kutlama kararı alınmıştır... 2- Türkiyede 1 Mayıs ve işçi sınıfının bilinç sorunu üzerine kısa notlar (...) Yani Lenin, işçi sınıfının toplumdaki diğer tüm ezilen sınıfların, yığınların sorunları ile ilgilenerek, onların yönetimle olan mücadelelerine katılarak politik bilince sahip olabileceklerini ve öncü rollerini oynayabilecekleri en anlaşılır biçimde ifade etmektedir...
Sonunda demokratik devrim gerçekleşti, polisler 1 Mayıs 2008i Taksim meydanında kutladı
Elemterefiş kem gözlere şiş Türkiye başbakanının, 1 Mayısın işçi bayramı olduğunu telaffuz etmesinin ardından, polisler, Taksim meydanını 1.80 metre yüksekliğinde çelik barikatlarla çevirip, gaz bombaları ve tazzikli-boyalı sularla kutlamalarını eğlenceli biçimde gerçekleştirdiler. AKP iktidarı ile birlikte demokratik devrimin gerçekleşmekte olduğunu herkesten önce görmüş olan aşırı birikimli birtakım ünlü sosyalist düşünürler, bu kutlu devrim gününde yaktıkları kınalarla kızıla boyandılar. Ve zaten günün önemine ve anlamına uygun olarak, polisin fışkırttığı sular da kırmızı boyalı idi... (metnin devamı ve bağlantılı metinler için tıkla)
|
|
1) Demokrasi, işçiler, çalışanlar, ya da sözde vatandaşlar için değil AKP hükümetinin içişleri bakanı Beşir Atalayın demokratik açılım ile ilgili pırıltılı sözleri 17 Aralık 2009 tarihli günlük gazetelerin internet sayfalarına düşerken, aynı bakana bağlı polisler, Ankarada ve İstanbulda işçilere kahramanca saldırıyor, o soğukta, yasal haklarını barışçı yasal yöntemlerle arayan insanların üzerlerine yeşil pis kokulu kanalizasyon suyu fışkırtıyor, gözlerine biber gazı sıkıyorlardı...
2) Laiklik düşmanları ile, kadını aşağılayan ataerkil kültürle, ve yargı benim kafasıyla, demokrasi ve demokratik açılım değil, ancak birçeşit faşizm olur Onlarca örnek verilebilir ama, lafı fazla uzatıp dolandırmaya gerek yok... Tayyip Erdoğan, İstanbul belediye başkanı olduğu günlerde, kameralar karşısında konuşuyor... (...) Hem Müslüman, hem laik olunmaz. Bunlar birarada olamazlar. Biraraya getirilirlerse, adeta ters mıknatıslanma yaparlar (Ters mıknatıslanma ne demekse?, ulemaya sormak lazım herhalde(!)- Y.K.) Allah kesin hakimiyet sahibidir. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir, diyorlar. Yalan, inanmayın... (Aşağılayıcı alaylı bir üslupla devamediyor) Bunların anayasacılarına, gelin bu ifadenin, Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir sözünün yanına bir parantez açalım, parantezin içine, beş yılda bir notunu düşelim dedim...
3) Türkiyede yaşanmış olanlara ve yaşananlara ışık tutması amacıyla faşizm üzerine kısa notlar (...) Faşizm herşeyden önce bir mali-sermaye (banka sermayesi, endüstri sermayesi, ve ticari sermaye bütünlüğü, bunların birleşik hali) diktatörlüğüdür ve ilk kez tarihte en açık biçimiyle...
4) Tekel işçilerine yönelik saldırı, mevcut sınırlı demokrasiye yönelik bir saldırıdır (...) Tekelin içki bölümünü yok pahasına satınalmış olan ortaklık, aradan iki yıl geçtikten sonra, elindeki işletmenin hisselerinin yüzde 92sini, Amerikan Teksas Pasifik şirketine toplam 900 milyon dolara satacaktı. Yani, Başbakan ile, AKPnin önde gelenleri ile gizli karanlık ilişkiler içinde olduğu anlaşılan MEY adlı ortaklık, parmağını oynatmadan, yatırmış olduğu paranı üç mislini kasasına dolduracaktı... MEYe 292 milyon dolara satılan bu devlet işletmesinin sadece depolarındaki içkilerin ederi 126 milyon dolardı. Sahibolduğu ham maddenin değeri 70 milyon dolardı. Ve Tekelin devlet bankalarında 200 milyon doları durmaktaydı... Yetim hakkını yiyenler kimlerdi? (metnin devamı için tıkla)
|
|
K. Karan'ın haber derlemesi: Kamu emekçileri GREVe çıktı, hayat durdu!
KAMU EMEKÇİLERİ GENEL GREVE GİDİYOR! KESK, KAMU-SEN ve BİRLEŞİK KAMU-İŞ'in önderliğinde 25 Kasım'da bir günlük iş bırakma eylemi yapılacak. Konfederasyon temsilcileri, 25 Kasım Çarşamba günü kamu çalışanlarının ülke genelinde hayatı durduracağını belirttiler.
Yusuf Küpeli, Yalanın, talanın, ikiyüzlülüğün sarmalında Türkiye, -iktidarı ve muhalefeti ile kişiyi karamsarlığa sürükleyen- yorucu bir ülke. Aslında, herhangi bir dönem de olmadığı kadar dünyamız da yalanın, talanın, insan eliyle bir yokoluşa doğru sürüklenişin, ikiyüzlülüğün, şiddetin derin bataklığı içinde nefessiz kalıyor. Türkiye, bu evrensel bataklığın en derinlerinde biryerlerde çırpınıyor ve konumuna uygun karanlık ruhlu "yöneticileri" tarafından daha da diplere doğru çekiliyor... Yalanın en büyüğü, hem dünya da ve hem de özellikle Türkiye'de "demokrasi" üzerine söyleniyor... (...) Kısacası, Türkiye'de herhangi bir sorun, çözülmek amacıyla değil, sadece zenginliğe ve politik iktidara yürüyen yolda bir araç olarak kullanılmak, ve ayrıca diğer asıl can alıcı sorunları unutturmak, kitleleri istenilen yönde manupule etmek amacıyla ele alınıp tartıştırılıyor, tartışılıyor... - 19 Kasım 2009 metnin devamı için tıkla Güngör Uras Olayların içinden guras@milliyet.com.tr Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir 19 Kasım Perşembe 2009 http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&Date=20.11.2009&ArticleID=1163579&AuthorID=54&b=Komsusu%20ac%20iken%20tok%20yatan%20bizden%20degildir&a=Güngör%20Uras&ver=02 Sayın R. T. Erdoğan Romada yapılan Gıda Güvenliği Zirvesinde, fakirler ile zenginler arasındaki uçurumun büyüdüğünü söyledi. Zenginlerin fakirlere yardım etmeleri gerektiğini hatırlattı. Sözlerini hadis-i şerif ile bağladı:Komşusu aç iken, tok yatan (gerçek) mümin değildir.... metnin devamı için tıkla
|
|
Yeni yıla girilirken, mutlu yıllar, iyi yıllar, başarılı yıllar dilemek adettendir. Fakat bu yaşanılan koşullarda, sözkonusu dilekler ne anlam taşırlar? Türkiyede ve dünya da kaç kişi yeni yıla mutlu ve umutlu girebilecektir? Sanırım en doğrusu, tüm ezilen, horlanan ve onyıllardır sürekli aldatılan insanlara, bu kötülükleri aşacak bilinç, birliktelikler ve enerji dilemektir.- Y. Küpeli TÜRKİYE'DEN İŞÇİ HABERLERİ: Kriz bahanesi ile işten atılmalara karşı direnişler, işgaller ve diğer haberler Kot işçileri ve ölüm fabrikalar olaylar Asgari ücret 527 YTL Metal işçisinden grev provası Kıyıma karşı fabrika işgali Tekstilde çalışan kadınlar işten çıkartılıyor ve diğer haberler |
|
Çalışanların yüzde 55'i kayıtdışı. Yani, vergisiz, sigortasız, hertürlü güvenlikten yoksun. İstanbul'un en yoğun nüfuslu semtlerinden birinde bulunan böyle kaçak bir işyerinde patlama oluyor, 23 sahipsiz genç köle işçi yaşama veda ediyor... (...) Şili'de faşizm nasıl ITT tekeli ve Washington dayanaklı olmuşsa, Türkiye ve benzeri ülkelerde varolan faşizm de, uluslarüstü tekeller ve Washington dayanaklı olabilir ancak. Bu gerçek unutulmayacak olursa, Tayyip Erdoğan'ın... (...) Sözkonusu dini dogmalarla yönetilen toplumlarda kadınların, ve dolayısıyla beyinleri sıkmabaşlar içinde iğdiş edilmiş aynı kadınların ellerinde büyütülen erkeklerin, ve sonuçta sözkonus toplumun tümünün trajedisi, çözümsüzlüğü, gözler önündedir. Türkiye toplumu da, uluslar üstü mali-sermaye ve Washington dayanaklı faşist bir rejime sıkmabaş aracılığıyla adım adım itilmektedir. (...) Tek kelimeyle laik sistemin özü, dini dogmaları devlet idaresinden, başta medeni kanun olmak üzere hukuk sisteminden, yargı sisteminden, eğitim sisteminden, ve sosyal yaşamın her alanından uzaklaştırmaktır. Tüm bu alanları katı tartışılamaz kalıplar içine, cendereler içine sokacak dini dogmalar, toplumsal ilerlemenin önündeki en büyük egel oldukları gibi, toplumsal trajedilerin de asıl kaynağıdırlar. Bu tip dini doğmalar sadece kadınların baskı altına alınmalarına değil, mutlak iktidarlara dayanak oluşturarak tüm toplumun boyunduruk altına alınmasına da hizmet ederler. (...) Mali-sermaye güçleri desteklemedikçe ve istemedikçe bir ülkeye faşist rejim gelemez. Ayrıca, her diktatörlük faşizm değildir, ve mali-sermaye güçleri ile çelişen faşist bir rejim de olamaz. Faşizm, en güçlü mali sermaye çevrelerinin öncelikle işçi sınıfı, diğer tüm çalışanlar, ve sermayenin henüz tekelleşememiş kanatları üzerinde kurduğu değişik ağırlıklardaki diktatörlüğün adıdır. (metnin devamı ve bağlantılı metinler için tıkla ve ayrıca bak: Irkçılık, Faşizm
|