1. Satılanların dini imanı/ inancı olmaz, Yusuf Küpeli
2. Bekir COŞKUN, Dilenci tası...
3. Stockholm'de İsrail ve ABD protesto edildi, Murat Kuseyri
|
Satılanların dini imanı/ inancı olmaz
Yusuf Küpeli
Biraz önce (27 Mayıs akşamı) Tayyip Erdoğanı devlet televizyonunun tüm kanallarında birden tatlı tatlı aynı yalanları söylerken görünce, dayanamayıp zaten elimde olan aşağıdaki metni bir- iki yeni katkı ile yayınlamaya karar verdim.
Türkiye sevdasından, önemli misyonundan savaş karşıtlığı na dek daldan dala atlayan konuşma metninin başkalarınca hazırlamış olduğu ve Tayyip Erdoğan tarafından kameraya yakalanmayan gizli ekrandan okuduğu hemen anlaşılıyordu Başbakan bir baba olarak cocuk ölümlerini kınıyordu ama, katillerin adını ve cinayetin yerini anmıyordu. Zorla hiçbirşeyin olamayacağından sözediyordu ama, saldırgan zorbanın kim olduğunu söylemiyordu.
Aynı başbakan daha dün ABDnin Irak saldırısına TSK'yı da katmak ve işgalin ardından Iraka asker yollamak için elinden gelen tüm çabayı fazlasıyla göstermişti ama, başaramamıştı Şimdi ise sesini tatlılaştırarak kendisine barış güvercini süsü vermeye çalışıyordu. Buna karşın saldırganların adını büyük bir dikkatle ağzına almaktan kaçınıyordu. Saldırganlara karşı barıştan yana somut tavır takınmıyordu Tüm sözleri, kendisini G 8 toplantısına davet etmiş olan Batılı dostlarının takdirlerini kazanacak biçimdeydi (Siz bu dostları sözünü, kuklalarının cevherini keşfetmiş patronların beğenisi olarak algılayın).
Başta Sabra ve Shatila olmak üzere en önemli katliamların ve son olarak Refah katliamının baş aktörü Ariel Sharonun koruyucusu ve Irakın yıkıcısı W. Bush, G 8 toplantısına davet etmiş olduğu Tayyip Erdoğana, gerekli talimatları vermeden önce, herhalde, Tayyipciğim, doğrusu sen çalım atmakta beni de Göbelside geçtin; senden öğreneceğimiz çok şey var., diyerek sıvazlayacaktı.
Gerçektende Ortadoğuda W. Bushun ve Ariel Sharonun politikalarını yaşama geçirirken müslüman rolü oynayabilmek ve Müslüman halkı uyutabilmek her babayiğidin harcı değildir Ve zaten Tayyip adının sözlük anlamı, yumuşatan, yatıştıran demektir. Daha çocukluğundan itibaren önce birileri Tayyipi yumuşatmışlar, yalana alıştırmışlardır ve Oda şimdi yine başkaları adına halkı aldatıp yumuşatma görevini üstlenmiştir
Tayyip Erdoğanın G 8 toplantısı sırasında W. Bushdan göreceği yukarıdaki iltifata yanıtı, Biz çekirdekten yetiştik; baban senide çocukken bacaklarından tavana assaydı; nasıl daha rahat yalan söylenebileceğini iyice öğrenirdin., biçiminde olacaktır herhalde.
Faşizmin tipik özelliklerinden biri, ortaya çıktığı ülkenin halkının inançlarını, yerleşik kültürünü, ülke tarihini, ülkenin değerli tüm insanlarını özlerinden kopartarak yamamama yalanlarla kullanmasıdır.
Uluslarüstü tekellerin faşist politikalarını yaşama geçiren W. Bushun bir kuklası olarak Tayyip Erdoğan, minareden süngüsü, kubbeden kalkanı, başörtüsü, türbanı, çarşafı ile Türkiyenin politika sahnesinde sözkonusu faşist yalanları en mükemmel biçimde kullanan kişilerin başında gelmektedir... Yeri gelince bunların hiçbiri ile yakından uzaktan bağı olmayan Atatürke bile sarılmaktadır. Atatürk portresinin önünde nutuklar atmakta, hatta gerçek Atatürkçünün kendisi olduğunu söyleyebilmektedir.
Diğer yandan -herkesin gördüğü gibi- Tayyip Erdoğan, Haçlı Seferi ilanetmiş olan, Müslüman halkların petrollerini gasbeden, aynı halklara ölümlerin en korkunçlarını yağdıran W. Bushun safında Iraka asker yollayabilmek, Irak halkına yönelik saldırıya katılabilmek için elinden geleni yapmıştır ve halen yapmaktadır. Şüphesiz Tayyip Erdoğanın davranışlarının İslamiyet ile uzaktan yakından bağı yoktur. Ve yine aynı tavrın anti- emperyalist bir mücadelenin önderi ve bu konuda ezilen tüm uluslarrın ilham kaynağı olan Atatürkün anlayışı ile de yakınlığı yoktur.
Bir yandan eşini- kızını sımsıkı sarıp sarmalayarak ve türban işini kışkırtarak Müslümanlığını kanıtlamaya ve halkı bu yöntemlerle aldatarak iktidar olmaya çalışan Tayyip Erdoğan, diğer yandan halkının yarısı Müslüman Habeşistanın (Etopya) üzerine zehirli gaz bombaları yağdırmış olan faşist Musolini için O iyi yürekli bir insandı., diyebilen ve basının önünde açıkça Bizim kültürümüz İslam kültüründen daha üstündür., diyerek islamiyeti aşağılayan ve yine Avrupada W. Bushun baş yardakcısı olarak Iraka asker yollayan faşist Berlisconiyi oğlunun düğününe tanık ve en önemli misafir olarak davet edebilmektedir. Tayyip Erdoğanın ve yakın çevresinin İslamiyeti sadece oy avcılığı için kullandıklarına, buna karşın asıl olarak Müslüman halkları katledenlerle, Haçlı Seferi yürütenlerle aynı safta dizçöktüklerine, kıblelerinin Washington olduğuna dair örnekler uzayıp gitmektedir.
Yukarıdaki paragrafta açıklanmış olan gerçeğin en somut son kanıtlarından biri, TBMMnin 25 Mayıs 2004 günü yapılan Irak ve Filistin sorunları ile ilgili oturumunda sergilenmiştir Aynı oturumda kendi dışişleri bakanları Abdullah Gülü dinleme zahmetine bile katlanmayan AKPli saylavların oyları ile Irak ve Filistin konularında genel görüşme açılması önerisi reddedilmiştir. Başka bir ifadeyle Meclisin Müslüman üyeleri, Irakta en korkunç işkencelerle, katliamlarla, yıkımlarla karşılaşan Müslümanlar ve yine aynışekilde Filistinde evleri başlarına yıkılan, katledilen Müslümanlar, vahşice öldürülen masum çocuklar için resmi bir kınama metni hazırlamaktan bile kaçınmışlardır.
Adaleten yana Hıristiyanlar, Kızılhaç Örgütü, İnsan Hakları Örgütleri, Vatikan ve diğer birçok Batılı örgüt Irakta ve Filistinde olanları resmen eleştirirlerken, Müslümanlığı kullanarak Meclise girebilmiş olanlar tek bir eleştiri sözcüğünün altına adlarını koymaktan çekinmişlerdir. Ve zaten Müslüman Tayyip Erdoğan bu nedenle W. Bush tarafından -hiç alakası olmayan- G 8 toplantısına davet edilerek politik anlamda güçlendirilmeye çalışılmaktadır. Adamları güç kazanmalıdırki, Ortadoğuda işleri daha iyi yürüsün, Ortadoğu halklarını çok daha rahat köleleştirebilsinler.
Tesadüfen TV ekranında tanık olduğum Meclisteki olaylar aynen şu şekilde gelişmiştir Elimde program olmadığı için bilmeyerek açtığım 3ncü kanal, Dışişleri Bakanı Abdullah Gülün Meclisteki konuşmasını naklen vermekteydi ve konuşma birden ilgimi çekti. Yalnız biraz sonraki görüntüler beni şaşırtmaya başladı... Çünkü yıllardır Türk televizyonlarına bakmamış ve özellikle Meclis ile ilgili görüntülere hiç tanık olmamıştım. Tüm haberleri başlangıçta basından alıyordum, daha sonra da internet aracılığı ile almaya başlamıştım.
Salon neredeyse boştu ve oturanların yarısından çoğu sonderece laubali bir tavırla aralarında konuşuyorlar, gırgır geçiyorlar, koltuktan koltuğa geziyorlardı. Dışişleri Bakanı'nın konuşmasını dinlemedikleri gibi dinlemeye çalışanları da engelliyorlardı. Bunlar, gıravatlı, çok şık giyinmiş, çoğu beyaz saçlı tiplerdi. Sohbet edenler arasında saçları sapsarı boyanmış aşırı süslü bir- iki kadında dikkati çekiyordu. Gördüğüm sahneler inanılmaz gibi geliyordu ama, gerçektiler.
Dışişleri Bakanı hiç sinirlenmeden konuşmasını sürdürüyordu- anlaşılan böyle görünümlere yabancı değildi... Oturumu yöneten başkan birsüre sonra bezgin alışık bir ifadeyle ve buna uygun sestonuyla salondakileri susmaları için uyardı. Uğultu geldiğini söyledi. Biraz kestiler ama, beş- on dakika sonra yine aynı ihtar yapıldı. Ortalıkta dolanmalar, salona girip- çıkmalar, diğer oturan bir vekilin omuzuna kolunu atarak laubali kişisel sohbetler vs. Bir isveçli baksa, o eli omuza atanları kesinlikle homoseksüel sanabilirdi
Konuşma olurken ortalıkta dolanan laubali tiplerin çoğunluğu anlaşılan AKP'li idi ve kendi dışişleri bakanlarını dinlemedikleri gibi, diğer dinleyicileride engelliyorlardı... İngiliz meclisinde de kavga, laf atma, olaylar oluyordu ama, bu ilgiyi gösteriyor. Bunlarsa tüm konuşmalara, herşeye tamamen ilgisizdiler.
İsveç meclisindeki oturumlarda çıt çıktığına ve öyle birilerinin ortalarda dolandıklarına hiç tanık olmamıştım. Herkes -beğensin veya beğenmesi- tüm kuralları büyük bir saygı ile yerine getirir. Getirmediği anda da mevcut pozisyonunu kolayca yitirebilir. Bu sadece Parlementoda değil, tüm kurumların toplantılarında böyle olur. Karşımdaki Yüce Meclisin toplantısında ise gözüktüğü kadarıyla kural mural yoktu ve beni şaşırtan da bu olmuştu...
TBMM denen yerde, "yüce meclis" diye poh pohlanan o çatının altında, binlerce insanın oyunu alarak gelip yağlı- ballı bol maaşlı yaşam sürdürenler en önemli hayati dışpolitika konularıyla ilgilenmiyorlar, hiçbirşeyi dinlemiyorlardı. Kısacası, sorumsuzluklarının sınırı yoktu ve kürsülerde- kahvelerde nutuk atarlarke hepsi "Müslüman"dı. Dinleme zahmetine katılmadıkları oturumun konusu ise, Irak'ta ve Filistin'de katledilen ve katledilmekte olan Müslüman halklardı. Aslında konu Türkiye'nin en yakıcı sorunlarından biriydi.
Aynı manzaralar Onur Öymen, Balıkesir saylavı cerrah hekim Turhan Çömez ve Şükrü Elekdağ konuşurkende sürdü. Salondakilere tekrar tekrar benzer uyarılar yapıldı... Turhan Çömez bir hekim olarak -gezip gördüğü- Iraktaki ilaçsız hastahanelerden, durumun inanılmaz derecedeki korkunç insani boyutlarından sözderken, Müslüman vekiller dalgalarını geçiyorlar, aralarından kaynatıp tatlı tatlı sohbet ediyorlardı
Sözkonusu dört konuşmanın ardından konu ile ilgili olarak genel görüşme açılması önerisi oya sunuldu... Oylama başlarken ve sürerken yaşananlar beni bir kez daha şaşırttı O bomboş salon birden kalabalıklaşmıştı. Oylama olacağını haber alarak dışarıdan biryerlerden gelenler Meclis salonunun girişlerinde kümelenmişlerdi. Yerlerine oturma zahmetine bile katlanmıyorlardı... Oturum sürerken koridorlarda veya kantinde dalga geçtikleri anlaşılan bu "vekiller", hemen yeniden kolayca tüymeye hazır bir pozisyonda salonun giriş kapılarının yanında ayakta bekliyorlardı.
Oylama önce elle yapıldı. Bu işi ilkokul öğrencileri yapsalar, çok daha ciddi davranırlardı herhalde. Oturumu yöneten vekil, oturanlara ve ayakta kümelenenlere, ellerini doğru dürüst tekrar kaldırmaları için ihtar etti. Sonunda sayımı yapanlar aralarında anlaşamadılar. Bu koskoca gıravatlılar kimin ne oy verdiğini doğru dürüst sayamıyorlardı. Ve zaten böyle gayriciddi bir oylama, yerine oturmadan ayakta oy vermek vs. anlaşılır işler değildi...
Sayımda anlaşma olmayınca elektronik oylamaya geçildi... İşin -komik değil- acıklı yanı, başkan, nasıl oy vereceklerini ayrıntıları ile anlattı. Kimbilir bu Meclisin kaçıncı oturumu idi ve yine kimbilir meclis başkanı artık ezberlemiş olduğu bu sözleri kaçıncı kez tekrarlıyordu? Başkan, düğmelere basarak oy verme işini beceremezlerse teknik elemanlardan yardım istemelerini vekillere öğütledi. Ve sonunda o koskoca gıravatlıların birçoğu bu basit işi beceremediler ve birileri gelip onlara yardım ettiler.
Bunlar nezamandan beri o mecliste idiler? İlk kezmi oy veriyorlardı? Neden Meclis'e gelmişlerdi? Aslında neye ilgileri vardı? Anlaşılması zor.
Hiç dinlememiş, ilgilenmemiş oldukları bir konu ile ilgili oy kullanan bu "vekillerin" önceden talimat almış olduklarını anlayabilmek hiçte zor değildi. Belliydi, genel görüşme açılmasını engelleyen oyları kullanmaları için Tayyip Erdoğandan talimat almışlardı. Peki Tayyip Erdoğana talimatı veren kimdi? Bu sorunun yanıtı, Tayyipin Batılı dostlarına bakıldığı zaman kendiliğinden ortaya çıkmaktaydı.
Sonuçta, Ortadoğu halklarına yönelik saldırıyla, Irak ve Filistinde sürüp gitmekte olan katliamlarla ilgili olarak genel görüşme açılması önerisi "Müslüman" çoğunluğun oyları ile reddedildi. Bunların çoğunluğu elektronik oylama yapılırken bile yerlerine yarım oturmuşlardı. Görüldüğü kadarıyla ne kendilerine, ne de başkalarına saygıları ve güvenleri vardı.
Aynı kişiler "demokrasi"den sözediyorlar, demokrasi adına başörtüsü- çarşaf işlerini önplana çıkartıp kışkırtıyorlardı ama, Irakta ve Filistinde masum sivil Müslümanların katledilmelerine izin veriyorlardı. Anlaşılan, Refahda beyaz bir güvercin gibi avlanarak öldürülen o üç yaşındaki kız çocuğu için bile taşlaşmış yüreklerinde yer yoktu. Çocukken Hans Christian Anderssenin Kibritçi Kız masalını okuyup duygulanmadıkları belliydi ama, İslamiyetin kutsal kitabında yeralan haksızlıklara yönelik surelerden tek birtanesini dahi de okumamışlarmıydı? Kimlerdi bunlar ve gerçekten neye inanıyorlardı?
Geçenlerde İslamiyet üzerine Müslümanlara ders vermeye kalkan o Oval Ofis in Clinton'u ile Ortadoğuda katılmış olduğu bir toplantıda Paranın dini imanı olmaz! diyerek İslam ülkeleri arasındaki dayanışma önerilerini elinin tersiyle iten Tayyip Erdoğan, yukarıdaki sorunun yanıtını bu özdeyişiyle en güzel biçimde vermişti Tayyip ve benzerlerinin inandıkları tek şey para ve iktidardı şüphesiz. Tayyipi ve benzerlerini satınalacak paranın dini imanı olmazdı ama, o paralar Tayyip gibilerin ceplerini doldururken İslamiyet işporta tezgahına çıkartılıp pazarlanabilirdi.
İş halkı aldatmaya gelince minareler süngü, kubbeler kalkan olur; allı- morlu başörtüleri çarşaflar politik işporta tezgahlarını doldurur; allı verelim morlu verelim, sarılı verelim; dar geldiyse bol verelim, açık geldiyse koyu verelim ! derken işler rahatca bitirilebilirdi. O dilenci kılıklı 12 Eylül yardakçısı Fethullahın İslami şirketleri "helal" markaları ile dini pazarlayarak para basarlarken, kasalarını doldurdukları dinsiz imnansız paralarla Tayyip gibi yetenekli iş bitirici- oy yankesicisi gençleri tesbit edip satınalabilirlerdi.
Tayyipi ve benzerlerini satınalacak "paranın dini imanı olmadığı" için, Müslüman halkların petrollerini gaspetmek ve Batının ve Japonyanın enerji musluklarını eline alarak dünyanın tek hakimi olabilmek için Haçlı Seferi başlatmış olan W. Bushun emrine rahatça girilirdi. Parayı veren düdüğü değil, Tayyipi öttürürdü. Ve Tayyip, 27 Mayıs 2004 günü televizyon ekranlarında yüzüne taktığı dilenci maskesiyle kendisininde baba olduğunu söyleyerek şansız çocuklarını dahi politik işporta tezgahında piyasaya sürerken, ortağı W. Bush ve Ariel Sharon üç yaşındaki kız çocuklarını rahatça avlamayı sürdürürlerdi.
Yusuf Küpeli 27 Mayıs 2004
|
|
Basından alınıp aşağıdaki metinlerin altına iliştirilen liste, TSK'nın İsrailden alacağı silahlarla ve bu ırkçı devlete ödeyeceği dolarla ilgilidir. Liste açıklanmadan bir gün önce "Başbakan" Tayyip Erdoğan, TV kameraları karşısında Ariel Sharon'u sözde eleştirmiştir. İşlenen ve işlenmekte olan cinayetlerin sorumluluklarını sadece Sharon'un omuzlarına yükleyen bu eleştiri, bana hiçte yabancı gelmedi. Çünkü, ırkçı İsrail devletini ustaca temize çıkartmaya, tüm inanılması zor kötülükleri bir "günah keçisi"nin sırtına yükleyerek sistemi kurtarmaya çalışan sicilli siyonistlerden benzer uydurma eleştirileri çok duymuştum... İsrail'in benzer cinayetleri hiçte yeni değildir ve zaten sistem Menaham Begin, Netanyahu, Sharon vs. gibi karakterli ön plana çıkartmaktadır ve bu saldırgan ırkçı teröristler İsrail'de yaşayan Musevi toplumun çoğunluğu tarafından desteklenmektedirler. Ve zaten Takiye Tayyip'te uydurma eleştirilerinin hemen ardından -sözlerinin sahteliğini kanıtlamak istercesine- İsrail'e boykotun sözkonusu olmadığını, bu devletle tüm ticari ilişkilerin eskisi gibi aksamadan süreceğini belirtmiştir. Takiye kukla Tayyip'in ağzından dökülenlerin tamamen kendisine ait olduğu ve yine mecliste dışpolitika tartışmalarını dinlemeden oy kullanan AKP saylavlarının iradelerini yansıttığı düşünlemez. Irkçı- faşist israil devletini Ortadoğu'da ileri karakolu olarak besleyip kullanan ABD emperyalizmi, Pentagon ve bu gücün Türkiye uzantıları Takiye Tayyip'i böyle konuşturtmaktadırlar. Takiye Tayyip'e bakarken, 12 Eylül ve 28 Şubat darbelerini gerçekleştirmiş olan Pentagoncu güçleri görememek ahmaklık olur. Sözde layikliği savunan bazı bol yıldızlılar 12 Eylül darbesi ile -kadın düşmanı- dilenci kılıklı Fethullah Gülen'i ve 28 Şubat darbesi ile de Gülen'in uşağı Takiye Tayyip'i yeşile boyayıp politika sahnesine sürmüşlerdir. Basında kendilerini "demokrat" olarak tanımlayan bazı Pentagoncu tecavüzcü "cumhuriyetçi"lerin yalanlarının tam tesine, 12 Eylül ve 28 Şubat darbeleri tüm güçleriyle halen yaşamlarını sürdürmektedirler. Karagöz perdesinde konuşturulan sadece değişik Hacivat figürleri ve başbakan rolündeki bir demagog işportacı olduğu için, gerçeği hemen kolayca kavramak biraz zor olmaktadır. İsrail'den alınacak olan malların ve ödenecek dövizlerin listesi, körlerin gözünü dahi açacak ilaç niteliğindedir. Ve Şüphesiz Tayyip ile bazı bol yıldızlılar arasındaki "kavga"da yığınları oyalamaya yönelik bir "kayıkçı döğüşü"nden veya birçeşit takiyeden başka birşey değildir. Lütfen sözkonusu listeye bakınız ve Müslüman türkiye halkının ödemiş olduğu vergilerin döviz olarak Filistin halkını katledenlere, çocuk katillerine nasıl ödendiğini görünüz. "İslamcı" ve "türbancı" AKP aracılığıyla faşist Sharon hükümetine ödenen dövizler roket ve mermi olarak filistin halkının başına yağacaktır. Ve Refah'tan ve herhangi bir başka göçmen kampından kolu bacağı kopmuş kanlar içindeki Filistinli çocukların görüntüleri, beyaz kefenleri içindeki dizi dizi çocuk fotoğrafları görsel ve yazılı basına yansırken, Takiye Tayyip, ustası düzmece Fethullah'tan öğrendiği tarzla yüzüne dilenci maskesi takıp, TV kameraları karşısında, "bende babayım" diyerek talihsiz çocuklarını politik işporta tezgahında pazarlayacaktır. İsrail'e satılan silahların listelerine bir gözatın ve daha önce de diğer yazıları lütfen okuyun. Saygılarımla Yusuf Küpeli yusuf@comhem.se www.sinbad.nu/ 01 Haziran 2004 |
|
İsrail'i sevindiren liste
Başbakan Erdoğan'ın önüne İsrail'den 800 milyon dolarlık silah alım listesi
geldi. TSK talep listesinde akıllı füzeler, gece görüş sistemleri, uçak ve
tank modernizasyonu yer alıyor · HAROP sistemleri: İsrail'in HARPY sisteminden sonra geliştirdiği en yeni mini insansız uçaklar. Üzerlerinde taşıdıkları elektro optik kamerayla hedefi tespit edip operatör tarafından verilen talimatla hedefe intihar saldırısı düzenleyebiliyor. İsrail Havacılık Sanayi (IAI) şirketinden 50 adet alımı gündemde. · ANAMS akıllı füzeleri: F - 4 ve F - 16 uçaklarından, 250 kilometre ve daha fazla yükseklikten bile hedefi isabetle vurabilen hassas güdümlü füzeler (stand - off weapon). Savaş uçaklarından düşmanın nokta hedeflerinin vurulmasını sağlayan 50 adet füze yine IAI'dan alınacak. · LITENING gece uçuş sistemleri: F - 16 ve F - 4'lerin alçak irtifada gece harekâtı yapmasına imkân veren "Litening" sistemlerinden üretici İsrail firması Rafael'den 20 adet alınacak. · F - 4 modernizasyonu: Envanterdeki F - 4 uçaklarından 48'inin IAI ile işbirliği içinde modernizasyonu.
·
Elektronik harp kamerası: 18 adet RF - 4 uçağına elektronik harp kamerası
takılması (İsrail-ASELSAN işbirliğiyle yapılacak), |