|
-
COCA COLA FİRMASININ
REKLAM RESMİ
(Saadet Geliyor,
10-08-2006)
+
Hindistan
okullarında Coca Cola yasağı
+
kârı
yoksul halkların kafasına bomba olarak yağan, çocuk katıllerini besleyen
ve formülü belirsiz olan sağlığa zararlı Coca Cola'yı içme
+
saldırganlık ve ikiyüzlülükle ilgili diğer yazılar,
yorumlar, yazarlar,
BM, ABD, İsrail ve tepkiler
-
Sevgili Okuyucular, Lübnanda ve
Filistinde hergün yüzlerce sivil, saldırgan ABD- İsrail ittifakı
tarafından öldürülmektedir.
-
Coca Cola ve Pepsi 1 milyarlık pazarda çöküyor
-
İnsan olan bu vahşeti nasıl görmezden gelir?
-
İsmet Berkan,
Savaşa sessiz kalmak
-
İsrail
saldırıyı çok önceden planladı
-
İsrail
için savaşmak Türkiye'ye yakışmaz
-
İncirlik'ten çıkan süpheli 15 TIR heyecan yarattı!
-
CHP:
ABD
Türkiye üzerinden İsrail'e silah gönderdi mi
-
ABD ve Fransa'nın tasarısı hile kokuyor
-
Murat Aksoy,
İsrail’e susan BM’nin,
İran karşısında inandırıcılığı olabilir mi?
|
|
VE COCA COLA FİRMASININ
REKLAM RESMİ
COCA COLA'NIN DEĞİŞİK YAHUDİ BÖLGELERİNDEKİ REKLAMI:....
Üstteki yazının tercümesi: (Were moving to a new location !!! = Artik
yeni yerimize tasiniyoruz !!!)
Alttaki yazının tercümesi:"COCA COLA İÇ, ISRAEL'E DESTEK OL !!!!!"""

Yusuf
Küpeli,
Bu bir sınıf savaşıdır: Gazze’de soykırım,
dünya elitinin suskunluğu, 18 Ocak 2009 gününe dek verilmiş olan
insani kayıplar üzerine Birleşmiş Milletler’in açıklaması
İsrail saldırısının yaratmış olduğu kayıplarının
boyutlarının Nazi Almanyası’nın verdirmiş olduğu kayıpların
boyutlarına ulaşmamış olması, bunun bir soykırım olmadığını
göstermez. Gazze’nin yoksul Filistin halkını -aynen Nazi
Almanyası’nın vaktiyle Yahudilere
yapmış
olduğu gibi- ”Varşova Gettosu” benzeri dar bir alana hapseder, bu
halkın dış dünya ile tüm bağlarını kopartır, aynı halkın gıdadan
ilaca dek tüm temel gereksinimlerini elde etmesini yıllarca engeller,
mal girişlerini denetim altında tutar, ve buna ek olarak belirli
zaman aralıkları ile aynı halkın üzerine havadan, denizden ve
karadan ateş yağdırırsanız, bu, basbayağı planlı bir soykırım olur…
Sözkonusu sistematik soykırımın en korkuncu ise,
bilindiği gibi, İsrail’i maddi-manevi
yardımları ile yaşatan ABD’nin, diğer Batı’nın
ve tüm dünyanın gözleri önünde,
2008 yılı sonunda ve 2009 yılı başında yaşandı. Yaşanmış olan ve
henüz bitmeyen bu soykırım, zenginlerin dünyasında sessizlikle
karşılandı. Çünkü, Gazze’nin yoksul filistin halkı, -mevcut politik
tercihlerinin ötesinde- dünyanın ezilen yoksul halklarının, altta
kalmış sosyal sınıfların, emekçi halkların bir parçası iken, bu
halkı baskı altında tutanlar, ezip yoketmeye çalışanlar, dünyanın
zengin sömürücü elitini, üst sınıflarını, emperyalist güçlerini
temsil etmektedirler.
(...) İsrail’in 22 gün boyunca havadan, karadan ve
denizden uyguladığı olağanüstü şiddet sonucu, Gazze halkının 100 bin
tanesi yerinden, yurdundan olmuştur. Aynı halktan, 416 tanesi çocuk
ve 106 tanesi kadın olmak üzere 1.314 kişi yaşamını yitirmiştir.
Yine aynı halktan 1855 tanesi çocuk ve 795 tanesi kadın olmak üzere
5.320 kişi yaralanmıştır...
(metnin
tamamı için tıkla) ayrıca
bak:
Filistin Memleketimdir
Biliyormuydunuz ?
Firma
karının % 50 sini İsrail Ordusuna aktarıldığını...
Dünyada en çok coca cola sevenlerin müslümanlar olduğunu
Belçika da Sağlık Bakanı Luc Van Den Bossche'nin Coca-cola 'nın
şişe veya kutulardaki tüm ürünlerinin piyasadan çekilmesini
emrettiğini...
Ve Bakanlığın, Coca-Cola ürünlerini içen kişilerde ciddi zehirlenmeler
görüldüğünü belirterek, Coca-Cola' nın
içinde kandaki alyuvarların erimesine neden ve kansızlığa yol açan
'hemolyse' maddesinin bulunduğunu açıkladığını...

Lübnanda ve Filistinde
hergün yüzlerce sivil, saldırgan ABD- İsrail ittifakı tarafından
öldürülmektedir. Filistin ve Lübnan halkı sistematik bir etnik
temizlik ve soykırıma uğratılmaktadır. Katledilen sivillerin çoğu
yaşlı kadınlar ve çocuklardır. Vicdanı olan herkes bu katliamlar
karşısında suçluluk duygusuna kapılmaktadır!

İçtiğimiz her Cola Cola,
ciğerlerimizi kirleten her Marlboro sigarası, ve hatta gittiğimiz
Hollywood filmlerinin ezici çoğunluğu bizi aynı cinayetlere ortak
etmektedir. Saldırgan ABD ve İsrail silahlı güçleri sözkonusu
satışlarla besleniyorlar, ateş güçlerini arttırıyorlar.
Coca Cola içmeye son
verirsek, Marlboro sigarası almazsak ne kaybederiz? Aksine daha
sağlıklı oluruz ve suç ortaklığından bir ölçüde arınırız. Sadece bu
tepki bile Amerikan emperyalizminin ve ırkçı İsrail'in
saldırganlığının bir ölçüde frenlenebilmesine yardımcı olacaktır.
Başta Ortadoğu halkları
olmak üzere dünyanın yoksul halklarını kana boğan ABD
emperyalizminini, ırkçı siyonist ve ABD tetikçisi İsrail devletinin
simgelerini tüketirken gözümüzün önüne ölü çocuklar gelmeli! Haydi
hemen şimdi başlayın lütfen!
not: Lübnan'da sürmekte olan
ağır İsrail bombardımanının eseri ölü çocuklardan solda olanı
yaklaşık 10 günlük ve sağdaki ise yaklaşık 10 aylık. Fotoğraflar 9
Ağustos 2006 tarihli Hürriyet Gazetesi'nden alındı.
|
ayrıca bak:
Biz Çocuk
Katillerinin Ürünlerini Tüketmiyoruz! Ya Siz?
ABD- İngiliz- İsrail
Mallarını BOYKOT
Yusuf
Küpeli,
Bu bir sınıf savaşıdır: Gazze’de soykırım,
dünya elitinin suskunluğu, 18 Ocak 2009 gününe dek verilmiş olan
insani kayıplar üzerine Birleşmiş Milletler’in açıklaması
(…)
Birleşmiş Milletler’in verilerine göre,
İsrail’in 22 gün boyunca havadan, karadan ve
denizden uyguladığı olağanüstü şiddet sonucu,
Gazze halkının 100 bin tanesi yerinden,
yurdundan olmuştur. Aynı halktan, 416 tanesi
çocuk ve 106 tanesi kadın olmak üzere 1.314 kişi
yaşamını yitirmiştir. Yine aynı halktan 1855
tanesi çocuk ve 795 tanesi kadın olmak üzere
5.320 kişi yaralanmıştır. Sayıları verilen
yaralıların birkısmı ağırdır, ve hastahanelerin
bombalanıp yıkılmış, iletişimin olanaksız hale
getirilmiş, ilaç ve diğer malzeme yardımlarının
engellenmiş olduğu bu koşullarda, muhtemelen,
sözkonusu yaralıların önemli bir kısmı da
yaşamlarını yitirmişlerdir ama, bu konuda bir
veri bulunmamaktadır… Sonuçta, BM verilerine
göre, 22 gün içinde Gazze halkının 6.600 ölü ve
yaralı kaybı olmuştur. Ölen ve yaralanan
çocukların yarısı 14 yaşın altındadır… İsrail
tarafından kullanılmış olan tamamen insanlık
dışı ve yasaklı fosfor bombaları, anti-personel
kara mayınları özelliklerine sahip misket
bombaları, ve
daha nitelikleri tam anlaşılamamış diğer tamamen
insanlık dışı bazı bombalar
hakkındaki bilgileri,
Sinbad’da olan diğer bazı yazılardan elde
edebilirsiniz…
Yusuf
Küpeli
10 Şubat 2009
(metnin
tamamı için tıkla)
Edin
|
|
|
|

Coca Cola ve
Pepsi 1 milyarlık pazarda çöküyor
9
AĞUSTOS 2006 ÇARŞAMBA
http://www.yenisafak.com.tr/d02.html
Coca
Cola ve Pepsi, yaklaşık 1 milyar nüfuslu Hindistan içecek pazarında
çökme tehlikesi yaşıyor. İki şirketin ürünlerinin, normalden 25 kat
fazla tarım ilacı içerdiğinin ortaya çıkması üzerine ürünlere yasak
üstüne yasak geldi
Hindistan'da içecek pazarının %
90'ına sahip Coca Cola yaklaşık 1 milyar nüfuslu ülkede çökme tehlikesi
ile karşı karşıya. Geçtiğimiz hafta dünya içecek devleri Coca Cola ve
Pepsi'den öldürücü tarım ilaçları çıkmasının ardından sorun Hindistan
Parlamento'suna taşındı. Yeni Delhi Çevre Örgütü'nün yaptığı laboratuar
analiz sonuçlarında, bu iki şirketin ürettiği içeceklerde normalin 25
kat üstünde tarım ilacı bulunduğu bildirildi. Bu rapor üzerine konuyu
Parlamento'ya taşıyan muhalefet partilerinin baskısıyla, iki şirketin
ürünlerinin meclis kantininde satılması yasaklandı. İçeceklerin
parlamento'da yasaklanmasının ardından ülkenin birçok eyaleti de Coca
Cola ile Pepsi'nin devlet kurumları, okul ve hastanelerde satılmasını
yasakladı. Coca Cola ile Pepsi şirketi Hindistan'daki gazlı içecek
pazarının yüzde 90'ına sahip.
4 HAFTA SÜRE
Raporun açıklanmasından sonra
ülkenin birçok eyaletinde Coca Cola ile Pepsi içecekleri halk tarafından
protesto edildi. Parlamentodan sonra ilk yasak Mumbay'dan geldi. Şehirde
onlarca okul içeceklerin kampüslerınde satılmasını yasakladı. Hindistan
Anayasa Mahkemesi de, bu içecekleri üreten şirketlere bulunan tarım
ilacının kesin miktarını açıklaması için 4 hafta süre verdi.
ARDARDA YASAKLAR
Ayrıca Madya Pradeş, Gujarat,
Punjab, Hayrana ve Rajastan eyaletlerinde Coca Cola ile Pepsi devlet
kurumlarında ve okullarda satılması yerel hükümetler tarafından
yasaklandı. Ülke genelinde ses getiren bu yasaklar üzerine Hindistan
hükümeti Sağlık Bakanlığı Coca Cola ile Pepsi'yi analiz etmek üzere özel
bir kurum oluşturdu.
'AYRAN İÇİN'
Hindistan'ın 12 eyaletinden
toplanan Coca Cola ile Pepsi örneklerinin analiz sonuçlarında,
içeceklerde bulunan tarım ilacı miktarının izin verilen 25 kat fazla
çıkması üzerine, ana muhalefet partisi BJP'den Vijay Kumar Malhotra, "Bu
şirketler milyonlarca kişinin hayatıyla oynuyor. Bunu görmezden gelmeye
devam edemeyiz. Pepsi ve Coca-Cola'nın yasaklanmasının zamanı geldi"
demiş, Koalisyon hükümetinin ortağı RJD'den Devendra Singh Yadav da "Bu
içecekler zehirli maddeler ihtiva etmelerinin yanı sıra milli mirasımıza
da zarar veriyor. Bunları yasak lamalıyız" diyerek, ayran ve süt gibi
sağlık için faydalı içeceklere yönelinmesini istemişti.
·
YENİ DELHİ
İnsan sağlığına zararlı maddeler
Hindistan'ta Yeni Delhi Çevre
Örgütü'nün yaptığı laboratuar analiz sonuçlarına göre, Coca Cola ve
Pepsi ürünlerinin, insan sağlığına zararlı olan fosforik asit yanında,
zararlı diğer kimyasal maddeleri fazlasıyla içeriyor. Ayrıca iki ürünün
de normalin 25 kat üzerinde pestisid (tarım ilacı) içerdiği ortaya
çıktı. Hindistan Bilim ve Çevre Merkezi'nin raporunda da, içecekler uzun
zaman kullanıldığında, kansere, doğuştan gelen özürlere ve sinir
sisteminde tahribata yol açıyor. |
| 
İnsan olan bu
vahşeti nasıl görmezden gelir?
10
Austos 2006 http://www.radikal.com.tr/index.php?tarih=10/08/2006
Lübnan'da
ölen 990 sivilin yüzde 30'u 12 yaşın altında, ülkeyi kan ve gözyaşına
boğan İsrail ise işgali yayma kararı aldı...
İsrail'in cehenneme çevirdiği Lübnan'dan gelen bilgi ve görüntüler,
derin acı ve isyan duygusuna yol açıyor. Beyrut'un Şiyye semtinde
pazartesi günü yerle bir edilen beş katlı binanın enkazından çıkarılan
ceset sayısı 41'e yükselirken, 10 günlük bir çocuğun cansız bedeni,
savaşın bütün çirkinliğini herkesin yüzüne vuruyordu.
FOTOĞRAF: AA
120 yeni akın
İsrail güvenlik kabinesi, kara harekâtını genişletmeyi onayladı ve
Lübnan'a sayısız tank sevk edildi. Hedef, 30 kilometre derinliğinde bir
alanı Hizbullah'tan temizlemek. Savaş uçakları 120 akınla Lübnan'a yine
ateş yağdırdı, en az 16 sivil öldü.
Toplam kayıp 1087
Lübnan'daki can kaybı 1087'ye yükselirken, ölenlerin 990'ının sivil ve
bunun yüzde 30'unun da 12 yaşın altındaki çocuklar olduğu belirtildi.
İsrail kabinesinden Yişay: "Güney Lübnan'da yaşayanları uzaklaştırıp,
tüm köyleri yerle bir etmeliyiz."
Ayrıntılı haberler için tıklayın
Savaşa sessiz kalmak
İsmet Berkan
10/08/2006
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=195333
İsrail mi haklı Hizbullah mı? Savaşı kim başlattı? Savaşın amacı ve
hedefi ne? İsrail'in kendini savunma hakkı olmalı mı olmamalı mı?
Daha çoğaltabilirim bu soruları ama anlamı yok. Çünkü, bugün birinci
sayfamızdan yayımladığımız o dehşet verici fotoğrafa bakınca bütün bu
büyük laflar ve sorular gayet anlamsızlaşıyor.
Hangi kutsal amaç veya hedef, henüz on günlük olan bir bebeğin
hayatından daha önemli olabilir ki?
Hangi kutsal amaç veya hedef, bize henüz on günlük bir bebeği öldürme
hakkı verebilir ki?
Sadece on günlük olması da önemli değil, 90 yaşında bir ihtiyar ölse ne
fark eder? Ölümü haklı gösterecek nasıl bir gerekçe olabilir ki zaten?
***
Dün Radikal'in yazıişleri masasında bugünkü birinci sayfamıza koyduğumuz
fotoğrafı çok tartıştık.
Koymalı mıydık, koymamalı mıydık?
Savaşın başından beri kanlı fotoğraflar, insanları irkiltecek resimler
basmamaya dikkat ettik.
Ama dün gelen o resim şahsen beni koparttı. Savaşın vahşetini ve
acımasızlığını göstermemiz gerektiğini düşündüm.
Bu savaş sadece yıkılmış binalardan, vurulmuş köprülerden ibaret değil.
Gerçek insanlar ölüyor bu savaşta.
Masadaki arkadaşlarımızın yarısı, fotoğrafa bakamadı bile. Ben de
bakmakta güçlük çektim itiraf edeyim.
Ama yine de, belki eşitlik halinde benim oyum iki sayıldığı için
fotoğrafı koyduk.
Belki siz de şu an tepki gösteriyor, sabah sabah böyle bir görüntüyü
evinizde, işyerinizde veya gazeteyi her nerede okuyorsanız orada böyle
bir görüntüyle karşılaşmak istemiyor olabilirsiniz. Bir ölü bebek,
kimsenin severek bakacağı bir görüntü değil, kabul ediyorum.
Ama savaşın dehşetine ve vahşetine kayıtsız kalmak da imkânsız.
Maalesef Türk basını savaşa birinci sayfasından yeterince ilgi
göstermiyor. Televizyonlar da öyle.
Ama biz Radikal'de bu dehşeti ve vahşeti ısrarla ve inatla yansıtmayı
sürdürüyoruz.
Savaşı görmezden gelmek, savaşta olup bitene kayıtsız kalmak, en az
savaşın kendisi kadar insanlık ayıbı bence.
İnsanım diyen savaşa gözlerini kapatamaz.
(gönderen:
Osman Ünver Öncel)
|
|
İsrail saldırıyı çok
önceden planladı
Lübnan'daki savaşı başlatan ilk kurşunu Hizbullah sıktı. Fakat,
Lübnan'dan 2000'de çekilmesinden bu yana sınırda yaşanan olayların
hiçbiri, İsrail'in böylesine sert tepki vermesine yol açmamıştı. İsrail,
bu harekâtı uzun süredir planlıyordu ve ABD'nin de bundan haberi vardı
10/08/2006
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=195375
George Monbiot
(Arşivi)
İsrail'in Lübnan saldırısı hakkında ne düşünürsek düşünelim, görünen o
ki hepimiz bir olguda anlaşıyoruz: Ne kadar orantısız olursa olsun,
İsrail Hizbullah'ın kışkırtılmadan, durup dururken düzenlediği bir
saldırıya karşılık verdi. Son yazımda, 'İlk kurşunu Hizbullah'ın
sıktığından' bahsetmiştim. Durumu böyle gören İsrail hükümetinin
destekçileri, benim gibi barış yanlılarına 'Siz olsaydınız ne
yapardınız' diye soruyor. Bu önemli bir soru ama şimdi fark ediyorum ki
dayanak noktası kusurlu.
İsrail'in Mayıs 2000'de Güney Lübnan'dan çekilmesinden bu yana, iki ülke
arasındaki 'mavi hat' birçok kez ihlal edildi. Lübnan'daki Geçici BM
Gücü (UNIFIL) İsrail uçaklarının 2001-2003 arasında hattı 'neredeyse
günaşırı', 2006'ya dek de 'sürekli' geçtiğini rapor ediyor. Bu
ihlallerin, 'Bilhassa da kalabalık yerleşim birimleri üzerindeki ses
sınırını aşan alçak uçuşların sivilleri endişelendirdiği' vurgulanıyor.
Bazı durumlarda Hizbullah'ın uçaksavarlarla bu uçakları vurmaya
çalıştığı da belirtiliyor.
Sınır 2000'den beri hep gergindi
Ekim 2000'de İsrail Savunma Güçleri (IDF) sınırdaki silahsız Filistinli
göstericilere ateş açtı; üç kişi öldü, 20 kişi yaralandı. Bunun
karşılığında Hizbullah hattı geçerek üç İsrail askerini kaçırdı.
Hizbullah birçok defa IDF mevzilerine roket ve havan topu attı; IDF'nin
cevabı ağır topçu ateşi ve bazen de hava saldırısı oldu. Benzer olaylar
2003'te üç İsrail askeriyle üç Lübnanlının ölmesine yol açtı; 2005'te
bir İsrail askeri ve iki Hizbullah savaşçısı öldü; Şubat 2006'da iki
Lübnanlı ve üç İsrail askeri öldü. 2004, 2005 ve 2006'da Lübnan'dan
İsrail'e defalarca roket saldırısı düzenlendi, bir bölümünü Hizbullah
gerçekleştirdi. Fakat BM kayıtlarına göre, 'Bu olayların hiçbiri
çatışmanın tırmanmasıyla
sonuçlanmadı.'
Bu yıl 26 Mayıs'ta Lübnan'ın Sidon kentinde iki İslami Cihad yetkilisi
arabalarına konulan bombayla öldürüldü. Bu saldırı Lübnan ve İsrail'de
Mossad'ın işi olarak kabul edildi. Haziranda Mahmud Rafeh adlı bir adam
cinayetleri kendisinin işlediğini ve 1994'ten bu yana Mossad için
çalıştığını itiraf etti. Saldırının yapıldığı gün Güney Lübnan'daki
militanlar karşılık verdi ve İsrail'e sekiz roket attı. Bir asker hafif
yaralandı. Sınırda büyük bir çatışma yaşandı, bir Hizbullah mensubu
öldürüldü, birkaçı yaralandı; bir İsrail askeri de yaralandı. Fakat
UNIFIL'e göre, sınır bölgesi gerginliğe rağmen 12 Temmuz'a dek 'genel
olarak sakindi'.
İnternette Hizbullah'ın iki İsrail askerini Lübnan'da mı yoksa İsrail'de
mi kaçırdığına dair hararetli bir tartışma yaşandı; şimdi bu askerlerin
İsrail'de kaçırıldığı ortada. BM'nin söylediği bu ve Hizbullah bile bu
askerlerin Lübnan köyü Ayta el Şaab'ın dışına sızarken bulundukları
iddiasını unutmuş görünüyor. Hizbullah'ın 12 Temmuz'da ilk roketlerini
ne zaman ateşlediğine dair de tartışma yaşanıyor; fakat UNIFIL
roketlerin İsrail saldırısıyla aynı zamanda ateşlendiğini açıkça
belirtiyor.
İki askerin neden kaçırıldığına dair de hiçbir tartışma yok; Hizbullah,
İsrail'in Lübnan işgali sırasında ele geçirdiği ve Cenevre
Sözleşmeleri'ni ihlal ederek o zamandan beri serbest bırakmadığı
15 savaş esirini kurtarmaya çalışıyordu. Şurası açık: İsrail elindeki
esirleri verseydi, daha fazla kan dökmeden kendi adamlarını alabilir ve
müstakbel kaçırmaların olasılığını azaltabilirdi. Fakat İsrail hükümeti
pazarlığı reddetti. Bunun yerine nelerin yaşandığını hepimiz biliyoruz.
Bugüne dek 1000 Lübnanlı ve 33 İsrailli sivil öldü ve bir milyon
Lübnanlı mülteci konumuna düştü.
İsrail planı geçen yıl sunmuştu
Yani 12 Temmuz'da ilk kurşunu Hizbullah attı. Fakat bu saldırı eylemi,
son altı yılda her iki tarafın küçük çaplı sızmaları ve çatışmalarından
sadece biriydi. Peki İsrail neden öncekilerden bu kadar farklı yanıt
verdi? Cevap, bunun o günkü eyleme verilmiş bir yanıt olmadığıdır. Bu
aylardır planlanan bir saldırıydı.
San Francisco Chronicle gazetesi, 'Bir yıldan fazla bir süre önce üst
düzey bir İsrailli yetkilinin, kapalı kapılar ardında Amerikalı ve diğer
diplomatlara, gazetecilere ve düşünce kuruluşlarına, tam da mevcut
operasyonu ayrıntılarıyla yansıtan bir plan hakkında kapsamlı bir sunum
yaptığını' bildiriyor. Yetkiliye göre saldırı üç hafta sürecekti. Hava
bombardımanıyla başlayacak ve karadan işgalle devam edecekti. Bar İlan
Üniversitesi'nde siyaset bilimi profesörü Gerald Steinberg şunları
söylüyordu: "1948'den beri İsrail'in giriştiği bütün savaşlar arasında
bu en hazırlıklı olduğu savaş... 2004'te askeri harekâtın yaklaşık üç
hafta süreceği söyleniyordu ve geçen birkaç yıl içinde sınır boyunca
tatbikatı da yapılmıştı."
'Üst düzey' bir İsrailli yetkili, Hizbullah saldırısının örgütü yok
etmek için 'eşsiz bir fırsat' sağladığından söz ediyordu. New Statesman
dergisinin editörü John Kampfner de, ABD yönetiminin İsrail'in niyetinin
Lübnan'a askeri harekat düzenlemek olduğunu bildiğini söylüyor. Bush
yönetimi bunu Blair hükümetine de bildirmiş.
Hizbullah da kendini koruyabilir
Yani İsrail'in saldırısı önceden planlanmıştı: Sadece uygun bahane
bekleniyordu. Gereksiz bir bekleyişti bu. Hizbullah'ın sınır yakınında
silah yığınağı yaptığı doğru, roket saldırıları da bunu kanıtlıyordu.
Fakat İsrail de yığınak yaptı. İsrail nasıl Hizbullah'ın saldırılarını
engellemek istediğini söyleyebiliyorsa, pekâlâ Hizbullah da İsrail
saldırılarını engellemeye çalıştığını söyleyebilir. Lübnan ordusunun
bunu yapacak güçte olmadığı belli. Evet, Hizbullah Lübnan hükümeti
tarafından sınırdan çekilmeli ve silahsızlandırılmalıydı. Evet, 12
Temmuz'daki operasyonun ve roket saldırısının haklı bir tarafı yoktu,
aptalca ve kışkırtıcıydı; aynı sınır boyunca altı yıldır yaşanan her şey
gibi. Fakat Hizbullah'ın İsrail'i işgal harekâtı başlatabileceği veya
İsrail'in varlığına tehdit oluşturduğu saçma. İşgal sona erdiğinden bu
yana tüm Hizbullah saldırıları küçük çaplıydı ve neredeyse hepsi tepki
mahiyetindeydi.
Bu yüzden de ne yapmamız gerektiği sorusuna cevap bulmak zor değil.
Birincisi, düşman kazanmayı bırakmak, Filistin ve Suriye'deki işgal
topraklarından çekilmek. İkincisi, mavi hattı özellikle de sınır
üzerindeki daimi uçuşlarla ihlal ederek Lübnan'daki silahlı grupları
kışkırtmayı bırakmak. Üçüncüsü, İsrail'in yasadışı biçimde elinde
tuttuğu esirleri bırakmak. Dördüncüsü, sınırı savunmaya devam etmek, bir
yandan Lübnan hükümetine Hizbullah'ı silahsızlandırması için baskıyı
sürdürmek. Açıkça görüldüğü gibi, işgalin sona ermesi halinde bu çok
daha kolay olacak. Buradan İsrail hükümetinin destekçilerine bir soru
sormak isterim: Böyle bir programın, halihazırdaki maceradan daha fazla
ölüm ve yıkım getireceğini savunmaya cüret edecek kimse var mı aranızda?
(8 Ağustos 2006)
(not:
15 Temmuz 2006 tarihinde
Sinbad'da yayınlanan ve halen ön sayfada duran
Yusuf Küpeli,
Tetikçi
İsrail’in sınır tanımayan terörü ve nedenleri üzerine
başlıklı yazıda kaçırılan
askerlerin sadece bahane olduğu, saldırının önceden planlandığı
nedenleri ile anlatılmıştır.) |
|
İsrail için savaşmak
Türkiye'ye yakışmaz
İsrail'i kınayan AKP, Lübnan'a yollanacak uluslararası güce katılma
kararını dikkatli almalı. 'İslam'ın onuru'na karşı savaşmak Türkiye'ye
yakışmaz
09/08/2006
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=195238
MUHAMMED NUREDDİN
(Arşivi)
Hamas'ın bir İsrail askerini esir alması ve İsrail'in Gazze
operasyonunun başlamasıyla birlikte, Türkiye İsrail'in sivillere yönelik
uygulamalarını sertçe kınamıştı. Bunu, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın
liderliğinde yoğun bir diplomatik hareketlilik izledi. Fakat, bu çaba
başarısızlıkla sonuçlandı.
Hizbullah'ın iki İsrailli askeri esir almasıyla, İsrail Lübnan'a da
saldırdı. Ankara buna seyirci kalmadı ve Türk yetkililer, saldırıların
durdurulması ve barışçıl çözümler bulma çağrısı yaptı. Fakat Lübnan'a
yönelik Türk hareketlenmesi, Gazze'dekiyle aynı oranda olmadı.
Bunun bazı haklı gerekçeleri var. Gazze'deki ilk çabanın başarısızlığı,
Türkiye'nin cesaretini kırdı. Bir diğer sebep de, Türkiye'nin, İsrail'in
Lübnan'da yaptığının benzerini Irak'ta PKK'ya karşı yapmak istediğine
yönelik haberlerdi.
Türk halkının İsrail'in Lübnan saldırılarına tepkisi ise mükemmeldi. Bir
çok köşe yazarı, Lübnan'a ve Hizbullah direnişine destek verdi.
Hizbullah düşer, ardından Suriye ve İran vurulursa, sıra Büyük Ortadoğu
çerçevesinde Türkiye'ye gelecekti.
Fakat Lübnan'da yaşananlara verilen resmi tepki, halk ve medyanınkine
kıyasla mütevazı kaldı. Bunda, başta Güney Lübnan'a uluslararası bir güç
gönderilmesi olmak üzere, Ankara'nın İsrail'in pohpohladığı bazı tezlere
yönelik tutumu etkiliydi. Ankara daha tartışmadan böyle bir güce
katılımı destekledi. Erdoğan Türkiye'nin katılımı için iki şart koydu:
BM kararı çıkması ve ateşkes ilanı. Aslında bu iki şart Türkiye'nin
kararını netleştirmesi için yeterli değil. Zira, güç oluşturulması fikri
İsrail'den geldi. İsrail, Hizbullah'ın gücünü kırmakta aciz kalınca bu
görevi başkalarının omzuna yıkmak istedi.
Türkiye katılım kararı alırken bu gücün hedefini iyi okumalı. Uzun
vadede de olsa, amacın Hizbullah'ı silahsızlandırmak olması, 'İslam'ın
onuru' olarak temsil edilen Hizbullah'la çatışmalara girmek anlamına
gelir. Böyle bir çatışmaya girmek, Türkiye'ye yakışmaz. Erdoğan'a, asker
gönderme kararı almadan Hizbullah'ın ve Lübnan halkının tutumunu dikkate
almasını öneririz.
Türkiye'nin kaderi İsrail'in sınır bekçiliğini yapmak veya askerlerini
Lübnan tepelerinde Arapları ve İslam'ı savunanlara karşı zor duruma
sokmak değil.
(Birleşik Arap Emirlikleri gazetesi Haliç, 6 Ağustos 2006)
İncirlik'ten
çıkan süpheli 15 TIR heyecan yarattı!
9
AĞUSTOS 2006 ÇARŞAMBA
http://www.yenisafak.com.tr/p01.html
İsrail'in
Hizbullah lideri Nasrallah'ı vurmak için ABD'den aldığı sığınak delen
GBU-28 füzelerinin Türkiye üzerinden İsrail'e gönderildiği iddiası
Ankara'yı karıştırdı. İncirlik'ten çıkan silah yüklü 15 TIR, heyecana
neden oldu
Türkiye dün, 'İsrail
Hizbullah lideri Hasan Nasrallah'ı saklandığı tünellerde vurmak için
ABD'den aldığı sığınak delen GBU-28 füzeleri İncirlik'ten gidiyor'
iddiasıyla çalkalandı. İsrail kaynaklı 'Türkiye İsrail'e askeri mühimmat
taşıyan uçakların kalkmasına izin vermedi' ve The Times'in '100 GBU-28
füze Türkiye üzerinden İsraile gitti' haberinin ardından dün İncirlik
Üssü'nden olağanüstü güvenlik önlemleri altında 15 TIR'ın 'USAF (ABD
Hava Kuvvetleri) ve Explosive (patlayıcı)' yazan konteynırlarla
ayrılması, 'ABD, füzeleri İsrail'e İncirlik'ten gönderiyor' heyecanı
yarattı. Bir anda Ankara'da tansiyon yükselirken, Anadolu Ajansı,
'İncirlik Hava Üssü'ndeki ABD'li yetkililere' dayanarak, üsten çıkarılan
malzemenin envanter dışına çıkarılan mühimmat olduğu haberini geçti.
NASRALLAH İÇİN GBU-28
İsrail'in Hizbullah lideri
Hasan Nasrallah'ı öldürmek için ABD'den istediği sığınak delen GBU-28
füzelerinin teslim tarihinin öne alındığını açıklaması ve İsrael
National News (INN) haber ajansının 'Türkiye'nin İncirlik Üssü'nden
İsrail'e mühimmat sevkiyatına izin vermediği, askeri mühimmat yüklü
uçakların havalanmasını engellediği' haberi, ABD'nin füzeleri Türkiye
üzerinden İsrail'e sevk ettiği iddiasını gündeme getirdi.
Türk halkında bu şüpheler
oluşurken, İngiliz The Times gazetesinin ilk parti 100 tane GBU-28'in
Türkiye üzerinden İsrail'e gönderildiği iddiasının ardından dün
İncirlik'ten ayrılan 'gizemli' TIR'lar, bu şüpheleri yoğunlaştırdı.
Üzerinde 'patlayıcı taşıyor' işareti bulunan 15 TIR'la yola çıkan
malzemelerin Taşucu NATO Limanı'nda bir Amerikan nakliye gemisiyle
Kıbrıs Rum kesimine götürüleceği belirtildi. Dün sabah 05.00 sıralarında
İncirlik'e gelen TIR'lar askeri malzeme yüklenmiş olarak 3 saat sonra
üsten ayrıldı.
ABD ASKERİ EŞLİK ETTİ
ABD Hava Kuvvetleri'nin
sembolü USAF bulunan 15 TIR, trafik polisi eskortluğunda Mersin'e
hareket etti. Özel Harekat Şubesi'nde görevli polislerin ve ABD
askerlerinin koruması altındaki TIR'ların taşıdığı konteynırların NATO
Limanı'nda ABD'ye ait bir nakliye gemisine yükleneceği bildirildi.
Yüklemenin bir hafta sonra yapılması bekleniyor. TIR'lar yüklerini
boşaltıp limandan ayrılırken, jandarma ekiplerinin geniş güvenlik önlemi
aldığı limana Türk bayraklı TCG Serdar adlı bir firkateyn yanaştı. Liman
sahasında ve çevresinde NATO askerlerinin ve jandarma ekiplerinin
güvenlik önlemi aldığı görüldü. SAS komandoları da tertibat aldı.
Balıkçı tekneleri ile turistlere de yasak getirildi. Bu arada sevkiyatın
155 konteynırlık olduğu belirtildi.
·
ANKARA-MERSİN
GBU-28'in özellikleri
Lazer güdümlü 2.2 tonluk çok
güçlü konvansiyonel silahla donatılmış GBU-28, betonun 6 metre ya da
kayalık zeminin 30 metre altındaki bir hedefi vurma gücüne sahip. F-15
tipi savaş uçakları da bu bombaları taşıyabilecek şekilde uyarlanmış
durumda. GBU-28 tipi bombalar, 1999'da Kosova'da kullanılmıştı.
Envanterdışı mühimmat
açıklaması
İncirlik Hava Üssü'nden yola
çıkan ve Taşucu'ndaki NATO Limanı'na getirilen malzemelerin envanter
değerlendirmeleri sonucu kullanılmayacak özellikteki mühimmat olduğu
bildirildi. İncirlik Hava Üssü'ndeki ABD'li yetkililerinden alınan
bilgiye göre, TIR'lardaki malzemelerin, rutin envanter değerlendirmesi
sonucu kullanılmayacak özellikteki mühimmat olduğu belirtildi.
Envanterlerin 2 yılda bir yenilendiğini belirten yetkililer, bu kapsamda
kullanılmayacak özelliklere sahip mühimmatın Taşucu Limanı'ndan gemiyle
ABD'ye gönderileceği ifade ettiler.
·
ADANA (AA)
CHP: ABD
Türkiye üzerinden İsrail'e silah gönderdi mi
09 Ağustos 2006, Çarşamba
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/4894070.asp?m=1&gid=69&srid=3044&oid=3
ANKARA (A.A)
CHP Adana Milletvekili Tacidar Seyhan, ABD'nin, Türkiye üzerinden
İsrail'e silah ve mühimmat sevk ettiği iddialarını TBMM gündemine
getirdi.
Seyhan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yanıtlaması istemiyle TBMM
Başkanlığına sunduğu soru önergesinde, İsrail'in Lübnan'ı kan gölüne
çevirdiği bugünlerde, ABD'nin silah ve mühimmatları İncirlik Üssünden
Taşucu'na, oradan da İsrail'e sevk ettiği; hükümetin de buna göz yumduğu
yönündeki bilgilerin kamuoyuna yansıdığını iddia etti.
CHP'li Seyhan, önergesinde şu soruları sordu:
“Bu bilgiler ışığında; üzerinde “USAF” (ABD Hava Kuvvetleri) ve
”Explosive” (patlayıcı) uyarısı bulunan konteynırların, 15 TIR
tarafından jandarma ve özel harekat polisi eşliğinde İncirlik'ten
Taşucu'na sevk edildiği doğru mudur? Bu sevkıyat konusunda Türk
makamlarına bildirilen bir silah ve patlayıcı listesi var mıdır? Bu
silahların niteliği nelerdir? Bölgeden İsrail'e gönderilen silahlar
konusunda Türk yetkililerin mutabakatı alınmış mıdır, Türk Hükümetinin
bir engelleme ya da uyarma girişimi olmuş mudur? Kamuoyuna yansımayan
ancak, İsrail'in bölgedeki harekatına destek olmayı amaçlayan bir
görüşme tarafınızdan yapılmış mıdır, ABD'ye verilmiş bir söz var mıdır?”
|
|
ABD ve Fransa'nın
tasarısı hile kokuyor
Fransa ve ABD'nin Lübnan'da barışı sağlamaya yönelik karar tasarısı
İsrail'e hizmet ediyor. Tasarı, Lübnan'ı hiçbir şekilde korumuyor
10/08/2006
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=195373
MUSIB NAİMİ
Washington ve Paris'in üzerinde anlaşıp BM Güvenlik Konseyi'ne sunduğu
Lübnan konusundaki karar tasarısı, Siyonist oluşumun Lübnan altyapısını
yerle bir ederek ve sivilleri öldürerek işlediği suçları dikkate almadı.
Bu durum, taslağın İsrail'i desteklemek, vahşi uygulamalarını
meşrulaştırmak ve saldırgana savaşla elde edemediklerini vermek için
hazırlandığına işaret ediyor.
Sınırdan Litani Nehri'ne kadar tampon bölge oluşturulması ve 1559 sayılı
kararın uygulanmasından söz edilmesiyle Şeba Çiftlikleri ve Lübnanlı
tutuklulara değinilmemesi Siyonist istekler. Lübnan'a verilen zarar ve
İsrail'in gelecekte Lübnan'a yöneltebileceği tehlikeler taslakta yer
almadı. Sanki Lübnan Siyonist devlete saldırmış, hava sahasını
ihlal etmiş, Lübnan güçleri Siyonist yerleşim birimlerini karadan işgal
etmiş gibi...
Hile kokan bu adımlar, Lübnan'ı kendini savunma hakkından dahi mahrum
bırakmayı hedefliyor. İşgalci oluşumun kendi yayılmacı hedeflerini
kapsamadıkça uluslararası kararlara itibar etmediği kesin. Zira,
İsrail'in Filistin topraklarından çekilmesi ve Filistinli mültecilerin
dönüş hakkıyla ilgili 382, 383 ve 193 sayılı BM kararları var ve bu
kararlar 50 yıldan uzun süredir kâğıt üzerinde mürekkep olarak kaldı.
Amerikan komplosu ve Siyonist umursamazlığıyla geçersiz kalmış 132'den
fazla Ortadoğu barış planı bulunduğunu da hatırlamakta fayda var.
1979'daki ateşkese dönüş Siyonist gerçeğini değiştirmedi. Tüm Siyonist
saldırılar ve işgaller bu karardan sonra geldi. Düşman, Beyrut'u bu
anlaşmaya rağmen işgal etti. Lübnan'ın özelliği, teslimiyeti reddedip
düşmanı kovarak tutumlarının doğruluğunu ispatlayan evlatlarının
iradesinde saklı. İsrail yine kaybeden olacak.
(İran gazetesi Vifak, 7 Ağustos 2006) |
|
Murat Aksoy,
İsrail’e susan BM’nin, İran karşısında inandırıcılığı olabilir mi?
9 Ağustos 2006
http://www.siyar.org/index.asp?yid=15&sid=148
Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi aldığı kararla İran’a nükleer
faaliyetlerini durdurması için 1 aylık süre verdi. Eğer karara olumsuz
cevap verirse, tekrar toplanacak BM Güvenlik Konseyi, İran’a uygulanacak
ekonomik yaptırımlar konusunu karara bağlayacakmış.
İsrail’in insanlık dışı terörü karşısında sessiz –ve korkak- kalan
BM’nin İran’a karşı almış olduğu bu cesur kararın bir ciddiyeti olabilir
mi? Ulus-devlet sistematiği içinde bu kararın bir anlamı olabilir ancak,
bu kararın insan vicdanında hiçbir anlamı olmadığı açık.
BM’nin bu kararı sadece BM’nin mevcut yapısını değil aynı zamanda karar
süreçlerini de yeniden tartışmaya açması gerektiğini gösteriyor.
Çifte standart sadece Batıya mı ait?
İsrail bundan üç hafta önce kaçırılan bir askerine karşılık, Hizbullah’a
yönelik başlattığı saldırı üçüncü haftasına girerken, ortaya çıkan
manzara tam bir insanlık dramı. Ve günler ilerledikçe İsrail
saldırıların, bir asker kurtarma değil, bir “yeniden inşa girişimi”
olduğu ortaya çıktı. ABD Dışişleri Bakanı Rice’ın Roma toplantısı öncesi
ifade ettiği, “eğer bu Yeni Ortadoğu’nun doğuşu” ise, bu bir “ölü
doğumdur”. Bundan üç yıl önce oraya çıkan ve “Büyük (Genişleyen)
Ortadoğu Projesi” (BOP) olarak hayata geçen projenin, bu ayağı ne yazık
ki, projenin otoriter zihniyet içinden şekillendiğini ortaya çıkarmıştır
ve başarılı olma şansı ne yazık ki yoktur.
Gelinen noktada, İsrail’in ABD desteğinde giriştiği bu yeniden inşa
BOP’un boyutlarını aşmış ve bir uluslar arası ve tüm dünya insanlarının
gündemine oturmuştur. Bunun nedeni ise yaşananların bir tür “katliam”
oluşu ve sivil, masum, kadın, çocuk yani “insanların” öldürülmesidir. Bu
yaşananlara ulus-devletler seyirci kalabilir ama insanlık değil. Nitekim
dünyanın her yerinden yükselen İsrail –ve ABD- karşıtı eylemler, belki
şimdi değil ama kısa vadede sonuçlarını alacaktır. Çünkü yükselen
insanın çığlığıdır.
Oysa saldırıların hemen başında ateşkes çağrısı yapma şansı bulunan BM,
Roma’da yapılan barış görüşmesinde bir karar çıkaramamıştır. Çaresiz
kalmıştır. Çaresizliği sadece uluslar arası bir kurum olarak değil, aynı
zamanda demokratik olmayan karar süreçlerinin iflasıdır. Bu yüzden
yaşanan insanlık terörü karşısında sessiz kalan BM, AB ve diğer
uluslararası kurumlar suçludurlar. Aynı şekilde dünyanın farklı
yerlerinden yeterince güçlü ses çıkmaması sadece Batı’nın değil, sesiz
kalanların da ikiyüzlülüğü ve çifte standartlı davranmasındandır.
Bu hali ile “insan ve insanlık”, uluslararası ilişkilerin kurallarına ve
anlamsız diplomatik oyunlara kurban edilmiştir.
BM inandırıcı ve ikna edici olabilir mi?
Bütün bu süreç içinde en önemli rolü üstlenmesi gereken BM ise kendinden
beklenmeyen kararları peş peşe al(ama)dı. İsrail terörü karşısında sesiz
kaldı. Ama nedense İran’ı nükleer faaliyetleri durdurması konusunda
sessiz kalmadı ve 1696 sayılı kararla İran’a bir ay süre verdi. Böyle
bir BM’nin ve ulus-devletler sistematiğinin, bu ülkelerin vatandaşları
tarafından kabul edilebilirliği mümkün müdür? Asla olamaz. İsrail terörü
karşısında sessiz kalan BM, iş İran’ın nükleer faaliyetlerine gelince
karar almakta gecikmiyor. Normal şartlarda insanlık için tehdit
oluşturabilecek her türlü nükleer faaliyete, kim geliştirirse
geliştirsin karşı olanlar için; BM’nin bu kararının bir anlamı olmaz.
Ama aynı BM İsrail’i kınasa ve barış için daha aktif davransa, o zaman
İran konusunda aldığı kararın bir anlamı olabilirdi. Nitekim İran, bu
karara uymadığı hemen açıklamıştır.
Başka bir dünya ancak ahlak ve vicdanla mümkün
Yaklaşık beş-altı yıldan bu yana dünyada süren alternatif siyasal
arayışlar, bulundukları ülkelerde, birbirlerinden farklı içsel
dinamiklerle “başka bir dünya mümkün” diye meydanlara çıkıyorlar.
Gerçekten başka bir dünya mümkün. Ancak önemli olan bu dünyanın
temelinin ahlak ve vicdan olması şartı ile.
|