|
Aşağıdaki metin, Çin tarihi ve kültürüyle ilgili olarak hazırlanmış ve henüz basılmamış olan 18 bölümlük bir kitabın 5nci bölümüdür.
5- Çin adının kökeni Chin İmparatorluğu, Chinin İlk Mutlak İmparatoru, merkezi bürokratik yapının şekillenişi ve diğer bazı eski imparatorluklar ve hükümdarlar üzerine kısa notlar
Not 16: I. Dariusun iktidarı gaspediş öyküsü üzerine kısa sözler
Not 17: Bazı eski merkezi imparatorluklar ve yıkılış nedenleri üzerine kısa sözler.
|
|
5- Çin adının kökeni Chin İmparatorluğu, Chinin İlk Mutlak İmparatoru, merkezi bürokratik yapının şekillenişi ve diğer bazı eski imparatorluklar ve hükümdarlar üzerine kısa notlar
Yusuf Küpeli
Çin, ilk kez Chin Sülalesi (İ. Ö. 221- 210/ 209/ 206) döneminde, kişisel adı Chao Cheng olan Shih huang-ti (İ. Ö. 259- 210/ 209) tarafından İ. Ö. 211- 206 yıllarında birleşik bir imparatorluk haline getirilmiştir. Kuzeyli göçebe kavimlere, özellikle Hun savaşçılarına karşı uzun Çin Seddinin inşaatı da aynı kişi tarafından başlatılmıştır. Çine günümüzdeki adını veren bu kısa ömürlü imparatorluk ve imparatorluğun kurucusu Shih huang-tinin ölümüyle ilgili tarihler değişik kaynaklarda biraz oynamaktadır. Kurduğu imparatorluk ölümünden birkaç yıl sonra çökmüş olmakla birlikte, birleşik Çin, merkezi bürokratik yapısıyla ilk kez Chao Cheng (Shih huang-ti) tarafından yaratılmıştır. Alabildiğine dramatik ve hareketli bir yaşama sahibolan Chao Cheng (Shih huang-ti), birçok süikastten kurtulmuştur. Diğer yandan aynı kişinin gerçek babasının kim olduğu da hep tartışmalı kalmıştır...
İ. Ö. 230 yıllarında Çinde yedi ayrı feodal kırallık veya prenslik sürekli birbirleri ile çatışarak varlıklarını sürdürmekteydiler. Kuzeybatı Çinde zengin tarım arazileri üzerinde bulunan Chin, bunların en güçlülerinden biriydi sadece... Çini birleştirecek olan Chao Cheng (Shih huang-ti), Chin hükümdarı Chuang Hsiangın oğlu olarak doğdu ama, eğer tarihi anlatımlar gerçekse, asıl babası kıralın mali danışmanı ve tüccar Lü Pu-weiden başkası değildi... Chao Chengin annesi, kıral Chuang Hsiang ile evlenmeden önce Lü Pu-weinin odalığı/ cariyesi idi ve ondan gebe kalmıştı. Chuang Hsiang bu gerçekten habersizdi ve kadına aşık olmuştu. İleride baş vezir/ vekil olacak olan tüccar Lü Pu-weide oğlunun hükümdar olmasını istediği için gerçeği gizleyecekti. Bu anlatımın kesinliği belli olmasa bile, sözkonusu söylence, Çini birleştirecek olan Chao Cheng (Shih huang-ti) ruhsal yapısını derinden etkileyecekti...
Chao Cheng ile ilgili kişisel bilgiler, ölümünün ardından Onun bıraktığı boşluğu dolduracak olan Han Sülalesi döneminden kalma oldukları için, babası ile ilgili anlatımlar bazı soru işaretleri içermektedir aslında. Chao Chengin tahtın gerçek varisi olmadığını göstermek isteyen Han hükümdarları, yukarıdaki küçültücü öyküyü üretmiş olabilirler. Aslında benzer anlatımlar diğer başka imparatorluklar ve birleşik Çin İmparatorluğunun kurulmasından tam 300 yıl önce, İ. Ö. 522de yediler darbesi ile Pers tahtına oturan I. Darius (Büyük Darius) dönemiyle bağlantılı olarakta vardır...(Not 16: I. Dariusun iktidarı gaspediş öyküsü üzerine kısa sözler.)
Chao Chengin hükümdar Chuang Hsiangın değil, Onun mali danışmanı bir tüccarın oğlu olduğunu iddia eden Han Hanedanının kurucuları, kendi egemenliklerini meşru bir zemine oturtmak istemiş olabilir... İradeleri dışında sınıflı toplumun karanlık entrikalar dünyasına iktidar ve servet tutkularının sayısız ipleriyle sımsıkı bağlanmış sözkonusu hükümdarların, ve başta Chao Cheng olmak üzere birçok öndegelen üst yöneticinin yaşamları özünde derin bireysel trajedilerle yüklüdür. Karanlık iktidar mücadeleleri içinde bunların tümü de acı cekmişler ve acı çektirmişlerdir... Çinin ilk mutlak ve bağımsız imparatoru olacak olan Chao Cheng (Shih huang-ti), henüz 13 yaşında iken, henüz relatif küçük bir kırallık olan Chin devletinin tahtına İ. Ö. 246 yılında oturacaktır.
Chao Cheng, tahta oturduktan iki yılsonra, İ. Ö. 238de, -gerçek babası olduğunu söylenen- tüccar Lü Pu-weiyi hükümetin başına getirdiğini resmen ilanedecektir. Kendisine muhalif cephenin içinde olan annesinin genç sevgilisini ve bu kişiden olma iki küçük yarı kardeşini ise öldürtecektir... Yine O, İ. Ö. 221 yılına dek kanlı yöntemler, süikastler ve iyi örgütlenmiş ispiyon şebekelerinin yardımlarıyla diğer rakip altı prensliği yokedecektir. Kendisini, Chih Shih huang-ti (Chinin veya Çinin İlk Mutlak İmparatoru) olarak ilanedecek ve hanedanının on bin yıl hükmedeceğini duyuracaktır... Çılgınlıkla gerçek arasında gidip geldiği hissedilen bu karakter, ölümsüzlüğün iksirini bulma düşleriyle büyü/ sihir (magic) ve simya (alchemy) konularına merak salarak ülkeyi dolaşacak, bu işlerin ustaları ile ilişki kuracaktır ve muhtemelen Japon adalarına dek gidecektir... Anlaşılmış olacağı gibi Çin adı, Chin Hanedanı veya Chin Devleti adından türetilmiştir.
Aslında sınırları zor ayrılan klinik ve olağan delilik, nesneleri ve süreçleri bütünsellikleri ve değişimleri/ hareketlilikleri içinde görememekten kaynaklanan birçeşit derin şizofreni, insanlığın binlerce yıllık kitlesel hastalığıdır sonuçta. Bu olgu sınırsız iktidar gücü ve bununla birlikte gelişen şüpheler, paranoya ile birleşince, çok daha trajik sonuçlara ulaşan çılgınlıkların kaynağı olabilmektedir kanımca... Güç elde edebilmek amacıyla kullanılan büyü/ sihir (magic) ise alabildiğine yaygındır ve grekçeden gelen magic sözcüğünün gerisinde, İ. Ö. 600lü yıllarda Veda dininden üretilmiş olan İran dini Zoroastrianismi tekelinde tutan -ve Büyük Darius ile ilgili olarakta anılmış olan- Mag rahipleri, onların sihir/ büyü ile ilgili işleri durmaktadır. Mag, bir İran (Aryan, Ari) aşiretinin adıdır.
Chinin İlk Mutlak İmparatoru adını alacak olan Chao Cheng, Tüm iyi yönetimler egemenlerin sayılarını arttırmaktan kaçınırlar., diyecektir. Ve yine O, Eğer derebeylikleri diritirsem, benden aşağıdaki akrabalarıma, dostlarıma, güvendiğim kişilere kıraliyet ödeneği bağlatırsam, onları ödüllendirir veya madalyalarla ünlendirirsem, emin olabilirsinizki kendi devletimin yokoluşu için çalışıyorum demektir., diyerek önemli gerçeklerin ifadesi olan felsefi sözlerini tamamlayacaktır... Aslında tüm bunlar ondan yüz yıl önce, Chin Devletinin bir bürokratı olan Shang Yang tarafından da düşünülmüş ve yazılmıştır...
Birleştirdiği Çini askeri valilerin demir yumrukları altında merkezi bir yönetime kavuşturan Chao Cheng, ülkeyi 36 yönetim bölgesine ayırmıştır. Bunların herbirinin başına güvenilir bir askeri vali/ komutan ve sivil yönetici tayin etmiştir. Bölgeler, kentler arasında yollar inşaetmiştir ve böylece hem askeri müdahale ve hemde haberleşme olanaklarını yükseltmiştir. Merkezi yönetime yönelebilecek tehditleri azaltmak için olmalı, ülkenin en tanınmış 120 bin toprak sahibi feodal ailesini başkent Hsien-yanga çağırttıktan sonra bunların tüm silahlarını toplatıp erittirerek satler veya bronz heykeller yaptırtmıştır. Böylece, devletin kolluk güçleri, ordusu dışında silahlı bir güç oluşmasını engellemiştir. Yine O, tek bir para sistemi ve ortak bir yazı dili oluşturmuştur...
Chao Chengden yaklaşık 2 100- 2 120 yıl sonra, 1935 sonbaharında Uzun Yürüryüşün bitiminde, Mao Tse Tungun ve Çin Kızılordusunun gelip kuzeyine yerleşmiş oldukları kuzeybatı Çindeki Shensi Bölgesi ve yine bunun daha batısında bulunan Moğolistan sınırındaki Kansu (Gansu) bölgesi, tarihi Chin devletinin ilk egemenlik alanlarıdırlar. Bu iki bölgenin sınırları içinde akan Wei Nehri (Wei He) vadisi -daha önce de belirtilmiş olduğu gibi- Çinde medeniyetin ilk gelişmiş olduğu alandır. Shensi Bölgesi, kuruluşu İ. Ö. 770e uzanan Chin devletinin ilk egemenlik alanı, anayurdudur. Kansu (Gansu) Vilayeti ise, İ. Ö. 221- 206da Chin İmparatorluğunun bir parçası olmuştur...
Sarı Nehirin kuzeyi ile Çinin batısı arasında bir geçiş koridoru olan ve aynızamanda eski İpek Yolunun geçtiği coğrafya da duran Kansu (Gansu), değişik halkların ve kültürlerin de karşılaşıp karıştıkları bir bölgedir aynızamanda. Burada Moğol, Türk, Tibet ve Çin halkları birarada yaşadıkları gibi, çok daha sonra İslam inancının da yayıldığı bir alan olacaktır Kansu... Bir üst paragrafta anılan Chin devletinin başkenti Hsien-yang ise, Shensi Bölgesinin modern başkenti olan büyük Sian (Hsian, Xian) kentinin yaklaşık 20 km kadar kuzeybatısına, Wei Nehrinin (Wei He) kuzey kıyısına kurulmuş çok büyük ve zengin bir kentti. İleride, modern Çin tarihinden, Japon istilasına karşı ulusal cephenin kuruluşundan sözederken, Sian Olayı ile tekrar aynı kenti anacağım...
Wei Nehrinin kuzey kıyısına, sözkonusu zengin verimli düzlüklerde kurulu tarihi Hsien-yang kenti, aynızamanda Chao Cheng gibi bir devlet teorisyeni ve düşünür yetiştirmiştir... Çini birleştirmeyi düşleyen yöneticiler, Chin İmparatorluğunun şekillenmesinden daha bir yüz yıl önce tarih sahnesine çıkmışlardır. Daha doğrusu, birleşik merkezi Çin İmparatorluğunun kuruluşundan bir yüzyıl önce bu eylemin teorisi yapılmıştır. Kendisini Chinin İlk Mutlak İmparatoru olarak adlandıracak ve ülkeyi merkezi bir yönetime kavuşturacak olan Chao Chengin düşünceleri, merkezi idari yapının teorisi ondan çok önce şekillendirilmiştir.
Merkezden atanan valilerle şekillenen merkezi yönetim tarzının teorisyeni, orjinal adı Kung-Sun Yang olan ve İ. Ö. 338 yılında ölen Shang Yang adlı düşünürdür. Shang Yang, o yıllarda relatif küçük olan Chin devletinin görevlisi olarak çalışmıştır aynızamanda. Chin Hanedanına ve bunun son temsilcisi Chao Chenge Çin İmparatorluğuna (İ. Ö. 221- 206) geçişin yolunu gösteren Shang Yangın inancına göre, bir devletin sürekliliği ancak ve sadece güç ile sağlanabilir. Bu güç ise, büyük bir ordunun ve dolu tahıl ambarlarının uyumlu gücünü ifade etmektedir... O, Shang Yang, tüm erkekler için zorunlu askerlik sistemi getirmiştir. Toprakların bölünmesi işini ve vergi sistemini yenileştirmiştir. Değişmez, herkes için geçerli, katı, titiz bir yönetim yasası üzerinden israrla durmuştur. Yine Onun ifadesine göre insanlar, ticaret gibi işlere değil, tarım ve askerlik gibi üretici meşguliyetlere sahip olmalıdırlar. Ve yine O, insanlar arasında karşılıklı/ çifttaraflı bir ispiyon sistemi oluşturmuştur. Yani, herkes birbirini ispiyonlayacak ve sonuçta büyük birader herşeyden haberdar olacaktır...
Gerçek yazarı üzerine şüpheler bulunmakla birlikte, aynı dönemde kaleme alınmış ve Shang Yanga ait olduğuna inanılan Shang Chün shu (Lord/ Efendi/ Üstad Shangın Kitabı) adlı bir de kitap vardır. Üstad Shangın Kitabı, tarihçiler tarafından yasacı Çin düşünce okulunun veya yasacı Çin felsefesinin üst derecede bir yapıtı kabuledilmektedir. Sözkonusu eser, faydacı/ pragmatik ve otoriter/ baskıcı sistem teorisinin baş örneği olarak kabuledilmektedir... Çin İmparatorluğunun teorik temellerini oluşturan Kung-Sun Yang, İ. Ö. 338de gözden düşmüş ve hafif bir arabaya konarak sürgüne yollanmıştır.
Chao Chengin önderliğinde ve Shang Yangın düşünceleri ile kurulup on bin yıl yaşayacağı ilanedilmiş olan ilk Çin İmparatorluğunun ömrü, bin yıl yaşayacağı ilanedilmiş olan Hitlerin faşist III. Devleti gibi kısa sürmüştür... Doğusu ve batısı ile tüm Avrupayı kana boğacak olan Hitlerin bin yıllık devleti sadece 12 yıl yaşayabilirken, Chao Chengin on bin yıllık imparatorluğu ise sadece 15 yıl varolabilmiştir. Çin İmparatorluğu İ. Ö. 206 yılında korkunç kanlı bir içsavaşla sonbulmuştur. Aynı içsavaşta yıkılıp harabolan başkent Hsien-yang ise kullanılamaz hale gelerek tüm önemini yitirmiştir... Fakat Chao Chengin atmış olduğu temeller üzerinde merkezi Çin imparatorlukları iki bin yılı aşkın süre varlıklarını sürdürmüşlerdir.
Büyük Darius (I. Darius) tarafından mükemmel biçimde reorganize edilmiş merkezi Pers İmparatorluğundan 300 yıl sonra, İ. Ö. 221- 206da Chao Cheng tarafından kurulmuş olan Çin İmparatorluğunun idari yapısı, Pers İmparotorluğunun örgütlenmesinden daha gelişmiş gözükmemektedir. Buna karşın, Chao Chengde, Dariusun Zoroastrian rahipleri veya dini devletin denetimi altına alması gibi, Conficius (İ. Ö. 551- 479) inancını yayanları denetimi altına almaya çalışmıştır. Yani her iki karakter ve imparatorluk arasında önemli paralellikler vardır... Conficius düşüncesinin taşıyıcısı konumunda olan kişiler Chao Cheng yönetimi tarafından şarlatanlığın yayıcıları olmakla suçlanacaklar ve bunların 460 tanesi muhalif oldukları gerekçesiyle idam edilecektir.
Conficius öğretisinin yayıcıları ile İmparator Chao Cheng arasındaki iktidar kavgası, Chao Chengin tarımla, tıp- ilaç bilgileriyle ve sihir/ büyücülükle ilgili kitaplar dışından kalan tüm eski kitapları, feodal dönemle ilgili yazıları İ. Ö. 213 yılında yaktırması ile doruk noktasına ulaşacaktır. Geçmişin felsefi izlerini, farklı düşüncelerini silmeye ve yeni devletin inanç sistemi altında birliği sağlamaya yönelik bu ünlü yaktırma eylemini devlet yöneticilerinden Li Ssu öğütlemişti... Daha önce de belitmiş olduğum gibi Chao Chengin büyüye ve simyaya olan merakı nedeniyle bu konu üzerine olan kitapları yaktırılmayacaktır. Ve yine Chin tarihi ile ilgili tüm kayıtlarla birlikte imparatorluk kitaplığında bulunan eserler de korunacaktır. Yine de bu sert tedbirlerin hiçbiri Chin İmparatorluğunun kanlı bir içsavaşın ateşi içinde yokolmaktan kurtaramayacaktır. (Not 17: Bazı eski merkezi imparatorluklar ve yıkılış nedenleri üzerine kısa sözler.)
Eski Chin Kırallığı görevlisi Shang Yang adlı devlet kuramcısının, devletin sürekliliği üzerine geliştirdiği güç teorisine karşın, ordu gücü ile dolu tahıl ambarlarının veya ekonomik gücün uyumu üzerine mükemmel düşüncelerine karşın, Çin İmparatorluğu yıkılmaktan kurtulamayacaktır. Ve yine bundan sonra da onlarca benzeri, birsürü güçlü imparatorluk yıkılacaktır. Nasıl Çin İmparatorluğu yıkılmaktan kurtulamamışsa, Not 17 de kısaca anılan tüm mükemmel örgütlenmiş diğer imparatorluklar da şu veya bu süre içinde yokolmaktan kurtulamayacaklardır... Devlet yapıları üzerine tüm kuramlar nekadar mükemmel olurlarsa olsunlar, kendi içlerinde büyük eksiklikleri barındırmışlardır hep. Bu eksikliklerin en önemlisi, devlet örgütlenmelerini oluşturan yapı taşlarının insanlar olduğunun unutulmasıdır. Sürekli değişebilen duyguları ve düşünceleri ile hareket eden insanlardan oluşmaktadır tüm devlet örgütlenmeleri ve bunların hükmettikleri halklar... Goethenin deyişiyle, Teorinin rengi gridir ama, yaşam ağacı yeşildir! Hele hele bu yaşam ağacı insanlardan oluşan toplumsal yapıları sembolize ediyorsa...
Shang Yangın devlet teorisinde ifade edilen büyük bir ordunun gücü ile dolu tahıl ambarlarının uyumu üzerine inşa edilen ilk birleşik merkezi Çin İmparatorluğunun (İ. Ö. 221- 206) on bin yıl yaşayacağı ilanedilmişti. Buna karşın Çin İmparatorluğu, korku kaynağı bir karakter olan imparator Chao Chengin ölümü sonucu açığa çıkan derin toplumsal çelişkilerle kısa sürede yıkılacaktır. Korku salan idealize edilmiş bir karakter olarak Chao Chengin ölümü, devlet bürokrasisinden ve halktan kişilerin korkularından sıyrılarak birikmiş olan kinlerini açığa vurmalarına ve üstleri örtülmüş toplumsal çelişkilerin harekete geçmesine yardımcı olmuştur anlaşılan. Halkın memnuniyetsizliğine ve başkaldırısına saray bürokrasisindeki çatlaklar eklenince, yıkım kaçınılmaz hale gelmiştir. Tüm bunlara devletin silahlı bürokrasisinin üst kesimlerinden karakterlerin halk ayaklanmasına katılımları eklenince, Chin Hanedanı kısa sürede devrilecektir. Bir kaos döneminin, kısa süren iktidar mücadelesinin ardından tahta Han Sülalesi oturacaktır...
Chao Cheng (Shih Huang-ti, Chinin İlk Mutlak İmparatoru), iktidar yılları boyunca sınırsız bir acımasızlık ve şiddetle sadece suçluları değil, onların ailelerini de cezalandırmıştır. Aynı kişi yepyeni öldürme/ idam yöntemleri üretmiştir... Ve birçok süikastten sağ kurtulmuş bu rahatsız kişilik, anlaşıldığı kadarıyla yarattığı dehşet havası ile efsaneleşerek korkuya dayalı bir birlik oluşturabilmiştir... Chao Chengin ölümünden üç sene kadar sonra, yarattığı kişisel korkunun psikolojik baskısı dağılmaya başlayınca, halkın ayaklanmasına kolluk güçlerinin de katılmaları ile Chin Hanedanının sonu gelmiştir. Buna karşın sistemin, imparatorluğun özü değişmeden kalacaktır... Aynı miras üzerinde yükselecek olan yenileri de benzer sonlardan kurtulamıyacaklardır...
Toplumsal dengelerin ve uyumun sadece baskılar ve dolan tahıl ambarları ile korunamayacağını gerçeğinin sayısız kanıtları arasında Çin İmparatorluğunun serüveni de yeralmaktadır. Ayrıca, tarihsel dönemlere göre değişen tipte baskıların dozu arttıkça, toplumsal zenginleşme sürecinin de terse dönebileceği üzerinede birçok örnek bulunmaktadır. Bir başka ifadeyle, ne ölçüde güçlü bir ordu ve ekonomi olursa olsun, sürekli üst sınıflardan yana bozulan toplumsal dengelerle birlikte baskılar arttıkça, ekonomik gelişme de zayıflamakta, tersine dönmekte ve sonuçta silahlı güç te zayıflamaktadır... (Not 18: Chin Hanedanının yıkılış öyküsünün benzerleri tarihte çok yaşanmıştır ve Med hükümdarı Astyagesin serüvenini üzerine kısa not)
Diğer feodal prenslikleri veya kırallıkları yokederek Çin İmparatorluğunu kuran Chao Cheng (Shih Huang-ti), Moğolistan ve Mançurya üzerinden gelen barbar saldırılarına veya başka bir ifadeyle kuzey steplerinden gelen göçebe toplulukların akınlarına karşı, İ. Ö. 214de, Büyük Duvarın (Çin Seddi) inşaatını başlatmıştır. İnşaatı daha sonra da devamedecek olan bu yeryüzünün inanılması zor en uzun duvarının bazı bölümleri, 1400- 1500lü yıllarda yeniden inşaedilecektir. Büyük Duvarın uzunluğu, doğu da Korenin kuzeybatısından, Sarı Denizin uzantısı Bo Haiden (Chihli Körfezi) batı da Orta Asyanın içlerine dek 6 400 kilometreyi bulmaktadır...
Chao Cheng, iktidarı süresinde 30 bin köylü ailesini kuzeyin işlenmemiş vahşi topraklarına yerleştirerek buraları tarıma açmıştır. Ayrıca 500 bin kadar kişiyi Çinin güneyine yollayarak bu bölgelerin kolonileştirilmesi eylemini başlatmıştır... Aslında, Doğu ve Batıda yaşamış dönemin birçok sınırsız iktidar sahibi hükümdarına özgü yarı kahin yapısı, gaipten haber alma ve kehanetlerde bulunma gibi özellikleri ve uyguladığı sınırsız çılgınca şiddetle Chih Shih huang-tinin veya türkçesi ile Çinin İlk Mutlak İmparatorunun derin bir paronoid şizofreninin pençesinde olduğu anlaşılmaktadır...
Çinin İlk Mutlak İmparatoru Chao Cheng, muhtemelen bir keşif gezisi sırasında, İ. Ö. 210 veya 209da ölecektir. Bu Çinin İlk Mutlak İmparatorunun muhteşem mezarı, aradan yaklaşık 2 100 yıl geçtikten sonra, 1974de Shensi Vilayetindeki modern Sian (Xian) kenti yakınında gün ışığına çıkartılacaktır... Büyüklüğü 50- 52 kilometre kare olan mezarda ölü hükümdarın öbür dünyada güvenliğini sağlaması için hazırlanmış bir ordu, yaşar görününmlü altı bin asker (terra-cota askerleri) ve at heykelleri bulunacaktır... Yazılanlara göre, heykellerin hiçbiri diğerinin kopyası değildir ve örneklerini muhtemelen gerçek yaşamdan almışlardır...
Çinin İlk Mutlak İmparatoru Chao Chengin ölümünün ardından başlayan ayaklanmayla birlikte, önce, orjinal adı Hsiang Chi (İ. Ö. 232- 202) olan Hsiang Yü duruma egemen olacaktır. Olağanüstü yetenekli parlak bir asker olan Hsiang Yü, Çin İmparatorluğu tarafından en son yutulabilen (İ. Ö. 223) küçük Chu kırallığının soylu, tanınmış bir ailesinden gelmekteydi. İktidarı ele geçirir geçirmez yaptığı ilk iş, eskiyi, imparatorluk öncesini diriltmek ve kendisi için de eski Chu bölgesini almak olacaktır... Şüphesiz yaptığı bu iş politik anlamda sonderece büyük bir dargörüşlülüktü. İktidarı bölen bu seçeneği ile egemenliğini zayıflatacasktır. Çünkü, merkezi imparatorluk döneminin öncesini dirilterek rakipler yaratmış, toplumsal etki alanını ve tabanını zayıflatmıştır... Onun iktidarı parçalayan sözkonusu politik seçeneği, generallerinden Kao- tsu (Liu Pang) ile yollarını ayıracak ve yeni bir içsavaşı körükleyecektir...
Çin İmparatorluğu sırasında birçeşit polis olan, hapishane bekçiliği, gardiyanlık gibi bir iş yapan ve tapınak adı Kao-tsu olan Liu Pang, daha önce anılan halk ayaklanmasıyla birlikte bekçiliğini yaptığı hapishanennin kapılarını açarak özgürlüklerine kavuşturduğu mahkumlardan kendisine bir ordu kuracaktır. Ve bu orduyla birlikte Hsiang Yüye karşı başlamış yeni ayaklanmaya katılacaktır... Bazı anlatımlara göre Liu Pangın yaptığı ilk iş başkent Hsien Yangı yağmalamak olmuştur... Çok iyi bir asker ama, kötü bir politikacı olan Hsiang Yüden kopan köylü kökenli eğitimsiz gardiyan Kao-tsu (Liu Pang), orta batı Çinin Szechwan bölgesine ve Çin medeniyeti ile Çin İmparatorluğunun doğmuş olduğu Shensi Bölgesinin güneyine kısa sürede egemen olacaktır...
Liu Pangın egemen olduğu Szechwan, 1930lu yılların ortasında IV. Kızıl Ordunun yerleşmiş olduğu bölgedir. Kuzeybatı Çinde bulunan Shensinin kuzeyi ise, Uzun Yürüyüşün ardından 1935de Mao Tse Tung önderliğindeki Kızıl Ordunun gelip yerleştiği alan olarak ileride sık sık karşımıza çıkacaktır. Verimli topraklara sahip Shensi, 1900lü yıllardan önce de birçok ayaklanmanın merkez üssü olmuştur...
Basit eğitimsiz bir köylü olmasına karşın çok zeki olan ve köylülerin dilinden iyi anlayan Kao-tsu (Liu Pang) büyük bir köylü gücünü etrafında birleştirmeyi başarmıştır. Sonuçta O, -iyi eğitilmiş bir aristokrat, şair ve asker olan- Hsiang Yüyü İ. Ö. 202 yılında altederek içsavaşı bitirecek ve Han Hanedanının (İ. Ö. 206- İ. S. 220) temellerini atacaktır. Hsiang Yü ise intehar ederek yaşamını noktalamıştır... Kısacası, cahil olmasına karşın halkın dilinden anlayan zeki ve akıllı bir cezaevi gardiyanı, Liu Pang, Çin tarihinin en etkili hanedanlarından olan Han Hanedanının temellerini atacaktır.
Han Hanedanı, 400 yıllık ömrü ile Çin monarşileri içinde ikinci büyük güç olarak anılırken, imparatorluk döneminin de en uzun ve stabil yönetimini kurabilmiştir. Bu dönemde idari mekanizma gelişirken, ülkenin sınırlarında da genişleme olmuştur. Ve yazılanlara göre, Çinliler halen genellikle kendilerini Han olarakta tanımlamaktadırlar...
Wei Nehrinin kuzeyinde, Shensi Bölgesinin en büyük modern kenti olan Sianın 20 km kadar kuzeybatısında kurulu olan ve içsavaş sırasında tahribolan Çin İmparatorluğunun başkenti Hsien Yangın yine pek uzağında olmayan tarihi Chang-an kenti, Erken (Önceki) Han Hanedanının ilk merkezi olmuştur. Wei Nehrinin verimli alivyonlu ovası üzerine kurulu bu ilk Han başkenti Chang-an modern Sianın hemen bitişiğindedir. Daha doğrusu, Chang-an, artık modern Sianın bir parçasıdır... Shensi Bölgesinin doğusundaki Honan (Henan) Bölgesi içinde bulunan Lo-yang, İ. S. 25- 220 yıllarında Geç Han Hanedanının ikinci başkenti olmuştur. Burası aynızamanda Çin budizminin merkezi olarakta tanınmaktadır. Aralik 2005 Not: Anlatımla ilgili zengin kaynak listesi kitapta yeralacağı için buraya yerleştirilmemiştir. Y. K. |
|
Not 16: I. Dariusun iktidarı gaspediş öyküsü üzerine kısa sözler.
Achaemenid veya Pers İmparatorluğunun kurucusu I. Cyrusun (Büyük Kiruş) iki oğlundan biri olan II. Cambyses, Herodotosun (İ. Ö. 484?- 430 veya 420) anlatımıyla gerçek bir çılgındır... Mısırda iken diğer kardeşi Smerdisin başkent Ecbetanada tahta oturduğunu öğrenir ve hemen geri dönmeye karar verir. Çünkü, anlatılan öyküye göre, sefere çıkmadan önce kardeşini öldürmüştür ve bu gerçeği kedisi dışında en yakın bir adamı daha bilmektedir sadece... Mısırı fethetmiş olan II. Cambysesin ordusundaki aristokratlardan biri olam I. Dariusa göre, Smerdis adıyla tahta oturmuş olan kişi, halk tarafindan öldürüldüğü bilinmeyen gerçek Smerdisin adını kullanarak iktidarını meşrulaştıran bir sahtekar, bir Mag rahibi olmalıdır... Şüphesiz bu öykü II. Cambysesin ölümünün ardından ortaya çıkmıştır veya Dariusun egemenliği döneminden kalmadır. Çünkü, II. Cambyses kardeşini öldürttüğünü kimseye anlatmamıştır ve bunu bilen kendisi dahil iki kişiden başka kimse de yoktur...
Kuzeydoğu İranda bulunan Part Bölgesinin valisi Hystaspesin oğlu olarak II. Cambysesin ordusunda bulunan soylu I. Darius, dönüş yolunda, İ. Ö. 522de, II. Cambysesin Suriyede kaza sonucu kendisini yaralayıp ölmesinin ardından darbe planlar... Öyküye göre, darbeden önce, Smerdisin gerçek Smerdis olmadığından emin olmak gerekmektedir. Bu konuda ilk şüpheler, kızı Phaidymeyi II. Cambysese vermiş olan Pers aristokratı Otanesin kafasında doğmuştur. I. Darius ile birlikte komplonun içinde olan Otanes, kızından yatakta Semerdisin kulaklarını yoklamasını ve eğer kesik iseler kendisine bildirmesini ister. Çünkü, gerçek aristokratların, II. Cambysesin kardeşi Kiruş oğlu gerçek Semerdisin kulakları kesik olamaz. Ancak kölelerin, köleleştirilmiş olan Med aşiretlerinden Magların kulakları kesik olabilir... Smerdisin koynuna giren Phaidymenin getirdiği haber pozitiftir, komplocuların bekledikleri haberdir. Smerdisin kulakları yoktur ve bu onun tahtın meşru varisi olmadığının, Smerdis adını kullanan sıradan entrikacı bir Mag rahibi olduğunun ve sonuçta iktidarın yeniden Perslerin elinden bir Med aşireti olan Magların eline geçtiğinin kanıtıdır...
Sonuçta, darbe için gerekli meşru mazeret bulunmuştur... Darbeci yediler, Ecbetanada tahtta oturan kişinin II. Cambysesin gerçek kardeşi Smerdis olmadığını; Cambysesin gerçek kardeşini öldürttüğünü; bu adı kullanarak tahtta oturan kişinin aslında bir Mag rahibi olduğunu iddia eder. Darbe için meşru mazeret hazırlanmıştır... Ve özet olarak Darius, peşine taktığı diğer altı soyluyla birlikte yediler darbesini gerçekleştirir. Sözkonusu öyküyle Maglara karşı kışkırtılmış olan Pers aşiretlerinden halk ta bir Mag kıyımına başlar. Elegeçirilen tüm Maglar öldürülürler... Aslında, ciddi bazı tarihçilere göre, şeytani zekaya sahip Darius, iktidarını meşrulaştırmak amacıyla öykünün tümünü uydurmuştur. Ve dönemine göre güçlü olan bir propoganda aygıtı ile yalanını adamlarına yaydırtmıştır. Aslında, yediler darbesi ile tahttan idirilerek öldürülen kişi II. Cambysesin gerçek kardeşi ve tahtın meşru varisidir. Ve yine O, Zoroastrianizm inancının tekelini elinde tutan ve dinin gücü ile iktidar olabilen Mag aşiretinin gücünü de aynı komplo öyküsü ile kıracak, sonuçta dini kendi denetimi altına alacaktır...
Gerçekdışı öyküsü ile I. Darius, tarihin babası Herodotosu (İ. Ö. 484?- 430 veya 420) bile yanıltmıştır... Kısacası, Hitlerin yalana dayalı usta propoganda mekanizmasının, veya günümüzde ABD propoganda aygıtının, günah keçileri bularak halkın tepkisini istenen hedeflere kanalize edebilme işlerinin kökleri çok eskilere uzanmaktadır...
Herodotosun anlatımıyla, başarılı darbenin ardından I. Darius tahta oturuşu da oldukça komiktir... Darbeyi gerçekleştiren yediler, kimin başa geçeceğini tartışmışlardır. Eğer doğruysa, içlerinden biri, daha önce adı anılan Otanes, demokrasiyi, Pers halkının kendi kendisini yönetmesini savunup yarışmadan çekilmiştir... Sonuçta diğerleri, sabah atlarına binip yola düzülmeye ve önce kimin atı kişnerse onu başa geçirmeye karar vermişlerdir. Ve yarışma sırasında ilk olarak I. Dariusun bindiği aygır kişnemiştir. Çünkü, I. Dariusun at uşağı/ seyisi Oibares, sahibinin bineceği aygırın en çok hangi kısrağı sevdiğini biliyordu. Ve aynı kısrağı yarışmacıların geçeceği yola geceyarısı gizlice bağladı... Güneş doğarken yarışmacılar yola düzüldüler ve kısrağın kokusunu alan I. Dariusun aygırı, hemen hepsinden önce kişneyip tahtı sahibine bağışladı...
Büyük Darius tahta seyisi ve atı sayesinde oturmuş olsa da, döneminin en mükemmel örgütlenmiş imparatorluğunu yaratmıştır. Yerine geçen oğul ve torunlarının tüm gerçek çılgınlıklarına karşın, I. Dariusun temellerini sağlam attığı yapı 200 yıl dayanmıştır.- Yusuf Küpeli |
|
Not 17: Bazı eski merkezi imparatorluklar ve yıkılış nedenleri üzerine kısa sözler.
İ. Ö. 612- 609 yıllarında güneyden gelen Kalde ile kuzeydoğudan gelen Med ortak saldırısı sonucu yıkılan Asuri İmparatorluğu, merkezi Çinden çok önce sonderece merkezi ve alabildiğine militarist bir devlet olarak şekillenmişti. Şimdiki Musul kentinin karşısında, Dicle Nehrinin doğu kıyısında olan başkenti Nineve, üç ay süren bir kuşatmanın ardından taş üstünde taş bırakılmamacasına korkunç bir intikamın kurbanı olarak yıkılacaktı... Usta at binicisi Semitik Asur savaşçıları Suriye çölleri üzerinden gelerek eski Babilin mirası üzerinde yeni bir medeniyet yükseltirlerken, kuzey de Ararat (Ağrı) dağına, İrana ve Batı Anadoluya dek tüm bölgeyi kolonileştirmişlerdi. Ararat (Ağrı) adı da aslında onlardan kalmadır. Yani ermenice değildir... Kuzeybatıdan gen Hint- Avrupai Medlerle birleşen güney Mezopotamyalı Kaldeliler, intikam peşindeki Babillilerden başkaları değillerdi. Yıkılan eski Babilin mirascıları olarak Asuri İmparatorluğunun külleri üzerinde II. Babil devletini kuracaklardı...
Aslında, acımasız militarist tüccar Asuri İmparatorluğunun o yıllarda kullandığı silahlar ortaçağ Avrupasının savaş teknolojisinden kesinlikle geri değillerdi. Dıştan gelen ortak Med- Kalde saldırısı ile yıkılmalarının nedeni, muhtemelen o yıllarda yaşamış oldukları çok kanlı bir iç çatışmaydı... Yoksa, yıkıldıkları yıllarlar aslında güçlerinin dorukta olduğu dönemdi... Chao Chengin ölümünün ardından Çin İmparatorluğunun ani yıkılışı, doğal olarak Asuri İmparatorluğunun en güçlü oldu dönemdeki yıkılışını kafamda çağrıştırdı...
Aslında, merkezi devlet, merkezden yollanan valiler ve sistemin harmonisi üzerine teoriler ve uygulamalar İ. Ö. 221- 206 yıllarında yaşamış olan Çin İmparatorluğu gerçeğinden çok daha eskidir... Mısır medeniyetinin kaynağı olan Nilin peryodik taşmaları ve bunun denetim altına alınması, denetimsizken felaket olabilecek bir olayın denetim altında üretimi arttıran bir faktöre dönüştürülmesi gereksinini, Mısırın politik yapısını Çinden çok önce merkeziyetçiliğe zorlamıştı... Fakat tüm bu merkezi imparatorluklar, kişilerin tanrılaştırılmaları ve demokratik denetimin bulunmayışı gibi temel nedenlerle, sonuçta, biryandan rüşvet, kişi kayırma, devlet malını talanla birlikte derin kanlı iç çatışmalara sürükleneceklerdir...
İlk bakışta mükemmel gibi gözüken yapıların temellerinde önemli bozukluklar olmuştur hep. Çünkü, tüm bu yapılar aynızamanda duygularıyla hareket eden ve süreç içinde düşünceleri ve davranışları değişebilen kişilerden, insanlardan şekillendirilmektedirler. Taşlarla yapılan piramitler binlerce yıl sapasağlam dursalarda, yapıtaşları insanlar olan kuruluşları uzun süre ayakta tutmanın yolu, doğru ekonomik ve demokratik dengeleri oluşturabilmekten, güçlü toplumsal denetim mekanizmaları ile sorumluluğu en geniş yığınlar içinde paylaştırmaktan geçmektedir. Tabii sorumluluğu dağıtırken yapılan en ufacık idealistce bir yanlış veya mevcut gerçekleri dikkate almayan bir yanlış, sadece ve sadece hızlı dağılmaya da hizmet edebilir. Sorumluluğun gerçek anlamda dağıtılabilmesi ise, kitlelerin entellektüel ve özellikle politik anlamda entellektüel bilinçlerinin yüksekliği ile doğru orantılıdır. Ve yine bu durum, ortak yarar bilincinin hertürlü kişisel, aşiretsel, inançsal ve etnik bilinçlerin üzerinde olması ile mümkündür. Ve şüphesiz bunların hepsinden önce mevcut reformların yapılacağı ülkede ekonomik anlamda demokrasinin yerleşmiş olması, farklı bireylerin, etnik ve dinsel gurupların, halkların ortak ekonomik yararları çerçevesinde birleşmiş olmaları ve bu yararın bilincine tam olarak varmış olmaları gerekir. Aksi taktirde, ekonomik ve demokratik anlamda ortak yarar bilinci, bu anlamda kitlelerin politik bilinçleri gelişmiş olmadığı sürece sorumluluğu dağıtarak birlik sağlama çabaları tam tersi sonuçlar doğurabilir... Baskı, devlet kasasının zenginliği ve mevcut inançlar ancak bir limite dek çimento görevini yerine getirebilmektedirler. Bunların yanında ve üstünde, kitlelerin ortak yarar bilinçlerinin gelişmiş olması, entellektüel düzeylerinin yükselmesi ve bu temeller üzerinden güçlü demokratik denetim mekanizmalarının kurulabilmiş olması gerekmektedir. İşte dağılan tüm imparatorlukların temel eksikliği bu sonuncu faktörün yokluğu olmuştur anlaşıldığı kadarıyla...
Achaemenid (Hakhamanishiya) Sülalesinin temsilcisi I. Cyrus (Büyük Kiruş) tarafında kurulan Achaemenid İmparatorluğu veya daha yaygın adıyla büyük Pers İmparatorluğu (İ. Ö. 559- 330) asıl merkezi örgütsel yapısına, Çin İmparatorluğundan tam 300 yıl önce, İ. Ö. 522 yılından sonra, Büyük Kiruşun ailesinden olmayan I. Dariusun (Büyük Darius, İ. Ö. 550- 486) yönetimi ile kavuşmuştur. Daha önce de bir- iki cümle ile özetlendiği gibi, I. Cyrusun (Büyük Kiruş) oğlu II. Cambysesin ordusunda Mısırın fethine katılmış olan akıllı ve zeki I. Darius, muhtemelen bu sefer sayesinde çok sey öğrenmiş ve özellikle Mısırın politik yapısı ve idari örgütlenmesi üzerine ciddi bilgiler edinmiştir.
Daha önce anılmış olan yediler darbesi ile tahta oturan I. Darius, ülkeyi yirmi Satraplığa (vilayete), idari bölgeye ayırmıştır. Bunların herbirinin başına merkezden birer vali (satrap) tayinetmiştir ama, sözkonusu yerel yöneticilerin kendi askeri güçlerini, ordularını kurmalarına izin vermemiştir. Yine aynı satraplıklara doğrudan merkeze, kendisine bağlı birer askeri komutan ile birlikte askeri birlikler yollamıştı. Böylece Büyük Darius, doğrudan kendisine bağlı askeri yöneticilerle yerel sivil yöneticileri dengelemiştir... Sonuçta O, farklı halkların yaşamakta oldukları bölgelerin yerel yönetimlerine, buraların valilerine bir iktidar vermiş olmakla birlikte, asıl büyük gücü merkezde, kendi denetimi altında tutmuştur. Satrapların (valilerin) iktidarları sadece sivil iktidar biçiminde şekillenmiştir... Günümüzde varolan merkezi yönetimlerin özleri de bundan pek farlı değildir aslında... Ayrıca O, mükemmel bir yol şebekesi oluşturmuş ve ilk kez yine mükemmel işleyen bir posta teşkilatı kurmuştur. Böylece çok halklı geniş Pers İmparatorluğunun her köşesinde yaşanan olaylardan çabucak haberdar olabilmiştir.
Büyük Dariusun yaptığı en önemli işerden biri de, Musanın dininden sonra ve Hıristiyanlıktan en az 600 yıl önce doğan düalist Zoroastrianizm inancını denetimi altına almak olmuştur. Dinin tekelini elinde tutan Mag aşiretine, Mag rahiplerine vurmuş olduğu ağır darbe, din üzerindeki denetim mekanizmasının oluşabilmesinde kilit rol oynamıştır anlaşılan. Daha önce ifade edildiği gibi, yediler darbesi sırasında Büyük Dariusun kışkırtması ile bir Mag katliamı gerçekleşmiştir... Sonuçta Büyük Darius, düalist dünya görüşüne sahip bu tek yaratıcılı İran dinini, Zoroastrianizmi devlet dini haline getirmiştir... İyiliği, yapıcılığı temsileden tek yaratıcı Ahura Mazda (Akıllı Yaratıcı/ Efendi) ile yıkıcı, akılsız Ahriman (Şeytan) arasında geçen mücadele ikilemi üzerine kurulu Zoroastrianizm, I. Darius ile devletin denetimi altına girmiştir. Kısacası Büyük Darius, İmparatorluğunun egemen dinini politik iradenin denetimi altına almıştır...
Batının Hıristiyan dünyasında böyle bir iş, Vatikan ile çatışan İngiltere kıralı VIII. Henry (1491- 1547) ile ancak 1520li yılların sonunda gerçekleştirilmeye başlanmıştır. Yine ülkenin gerçek birliğini sağlayarak modern İsveçin temellerini atmış olan Gustav Eriksson Vasa (yönetimi, 1523- 1560) İsveçte Kiliseyi devletin denetimi altına alacak, sonuçta kiliseyi devletin ideolojik aygıtı ve propoganda makinesi haline getirecektir... İslamiyet içinde Sünnî İslam, zaten devletle birlikte doğmuş olduğu için başlangıcından itibaren politik irade ve dini otorite aynı elde temerküz etmiştir. Böyle bir yapılanma içinde dini kurumlar zaman zaman üste çıksalarda, asıl olarak devletin ideolojik aygıtı, imparatorlukların birleştirici tutkalı rolünü oynamışlardır... Yalnız, bir muhalefet hareketi olarak şekillenen Şia ve özellikle İranın ulusal- tarihi kimliğini koruma bağlamında Zoroastrianizmin İslam kimliği ile diriltilmesi olan 12- İmam Şiası, devletten ayrı bir kurum olarak kiliseye benzer biçimde şekillenmiştir. Ve zaten aynı nedenle modern İranda Şia imamları kolayca politik bir örgütsel güce dönüşerek 1978de iktidarı alabilmişlerdir...
İşte Büyük Darius, mevcut Zoroastrian rahipler kastını, dini, İslamiyetin doğuşundan yaklaşık bin yüz yıl önce devletin denetimi altına almıştır. Ve yine O, Avrupada devlet dini olgusu şekillenmeden iki bin yıl önce dini tamamen kendi kontrolu altına almıştır. Tüm bunların yanında Büyük Darius, birbirlerini dengeleyerek başına bela olmamalarını engelleyebilmek için, diğer tüm dinlere de gözetimi altında geniş bir özgürlük tanımıştır. Hesabı, farklı inançlardan halkların birleşerek başkaldırmalarını engellemek olmuştur...
Yahudiler, kendilerine inanç özgürlüğü tanıyan ve İkinci Büyük Tapınaklarını yapmalarına izin veren Büyük Dariusu bekledikleri Mesih gibi algılamışlardır... II. Babilin İmparatoru II. Nebuchadrezzar (İ. Ö. 630- 561) tarafından İ. Ö. 587/ 586 yıllarında Kudüsün alınması ile Birinci Büyük Tapınakları yıkılan ve sürgüne yollanan Yahudi toplumu, dönüşlerine ve tapınaklarını kurmalarına izin veren Büyük Dariusu alabildiğine yüceltmişlerdir... Ayrıntıya girmemek için alıntılar yapmıyorum ama, Eski Ahiti açıp dikkatle okuyanlar, -aslında büyük bir asker ve Babilin ünlü Asma Bahçelerinin kurucusu olan- Nebuchadrezzara yönelik gerçekdışı aşağılamaları ve Med/ Pers yönetimine yönelik yüceltmeleri rahatlıkla okuyabilirler...
Büyük Dariusun attığı sağlam temeller nedeniyle, kendisinden sonra gelen ve Herodotosun (İ. Ö. 484?- 430 veya 420) anlatımı ile derin bir paronoid şizofreni hastası olduğu anlaşılan oğlu I. Xerxes veya I. Khshayarsha ve diğer yeteneksiz çılgın Darius torunlarına karşın Pers İmparatorluğu 200 yılı aşkın süre yaşamıştır... Pers İmparatorluğu, Roma İmparatorluğundan önce en mükemmel örgütlenmenin temsilcisi olmuştur... Büyük Dariusun mükemmel bir satranç oyuncusu ustalığıyla kurduğu sistem, sınırsız ve denetimsiz merkezi iktidarın yönetici karakterlerin çılgınlıklarıyla bütünleşmesi sonucu yıkılmıştır. Denetlenemeyen çılgın yöneticiler mevcut iç ve dış dengeleri alt- üst ederek imparatorluğun mezarını kazmışlardır. Makedonyalı İskenderin (İ. Ö. 356- 310/ 309) İ. Ö. 332- 330 yıllarda Pers İmparatorluğuna vurduğu darbe, zaten gelmekte olan sonu biraz daha hızlandırmıştır sadece...
Ne ölçüde mükemmel gözükse, imparatorluklar satranç masasındaki cansız ve ruhsuz taşlardan oluşmazlar. Tüm bu relatif mükemmel örgütlenmiş sistemlerdeki piyonlar, kaleler, filler, atlar, vezirler ve şahlar, duygularıyla ve derin şizofrenilerin tutsağı beyinleriyle hareket eden canlı varlıklardır. Ve benlar herzaman Darius gibi akıllı bir öndere sahip olamayacakları gibi, birbirleri ile bağlantılı iç ve dış toplumsal- ekonomik- politik süreçlerde sürekli değişirler...
Diğer ilginç bir tesadüf, Doğuda Çin İmparatorluğu tarih sahnesine çıkarken, birbirinin devamı olan aynı kara parçasının, Avrasyanın batı ucunda da Roma İmparatorluğunun şekillenmiş olmasıdır... Aslında bu iki imparatorlukta birbirlerinden habersiz olarak ama, derin benzerlikler içererek gelişmekteydiler... Tarihçilerin ifadelerine göre, Romanın doğup şekillenmesi dönemini kapsayan İ. Ö. 753- 509 süreciyle ilgili olarak çok az belge mevcuttur. Roma, İ. Ö. 509- 264de relatif küçük bir cumhuriyettir. Aynı sürecin başlangıcında, İ. Ö. 500lü yıllarda küçük Roma, Etrüks devletinin aleyhine genişlemeye başlayacaktır. Roma, İ. Ö. 200lü yılların ortasında Akdenize uzanan çizmeye egemen olacaktır. Karşı kıyıda, günümüzde adı Tunus olan topraklar üzerinde güçlü bir rakip olarak Fenike kolonisi Kartaca gelişmektedir...
Roma ile Kartaca arasında Akdeniz hakimiyeti üzerine savaş başlayacaktır. Romanın İ. Ö. 146da Kartacayı tarihten tamamen silmesi ile Roma İmparatorluğunun durdurulamaz genişlemesi hız kazanacaktır... Olageldiği üzere Roma büyürken içindeki toplumsal çelişkilerde keskinleşip büyümekteydiler. Sistem teknik olarak özgür vatandaşların demokrasisi gibi olsa da, gerçekte giderek şişen bir büyük toprak sahiplerinin, latifundistlerin diktatörlüğü haline gelmekteydi. Büyük toprak sahiplerinin küçük toprak sahibi özgür vatandaşlar aleyhine büyümeleri, bir yandan Roma ekonomisindeki tüm dengeleri bozarken, diğer yandan güçlü roma ordusunun yapısını da zayıflatacaktır...
Halktan yana bir tiran olan ve bu nedenle İ. Ö. 44de Senatoda yeralan sözkonusu latifundistler tarafından katledilen Julius Caesarın ardından 13 yıl sürecek kanlı bir içsavaşa sürüklenen Romada, sonuçta cumhuriyet rejimi de noktalanacaktır. Ve artık, İ. Ö. 509 yılından beri sürmekte olan cumhuriyet, İ. Ö. 31 yılında Augustus ile sonbulacaktı. Ardından, İ. S. 476 yılına dek sürecek bir İmparatorluk serüveni başlayacaktır...
Büyük toprak sahipleri, latifundistler, zenginliklerini arttırarak egemenliklerini sürdüreceklerdir. Sistemin sadece belli mülk sahibi sınıflarının yararına işliyor olması, Romanın tüm toplumsal- ekonomik dengelerini bozacaktır. Romaın özgür vatandaşlar olan küçük toprak sahiplerinden ve el emeğine dayalı manifaktür üretiminden oluşan sosyal tabanını zayıflatan, işsizler ordusunu arttırarak iç çelişkileri keskinleştiren bu süreç, dıştan gelen saldırılarla artan ölçülerde kesiştikce, Roma kendi elleriyle hazırladığı mezarına uzanmaktan kurtulamıyacaktır. Ve çürüyen gövden kopan latifundistler (büyük toprak sahipleri) Avrupanın parçalanmış feodalizmini oluşturacaklardır...
Tarım ve bağlı üretim dallarında artık ürünün çıkmasıyla birlikte işbölümünü, toplumsal mülkün özel mülkiyete dönüşmesini, devletin ve bunun kolluk güçlerinin doğmasını sağlayan sosyal süreçle, veya diğer adıyla yeşeren medeniyetle atbaşı ortaya çıkan sınıflı toplumlar, üst sınıfların devlet kuramcılarının önceden göremedikleri ve yaşandıkca değişkenliği içinde zenginleşen alabildiğine farklı sınıfsal çelişkilerle dolu olmuşlardır hep. Bir bölümü uzlaşmaz olan bu çelişkiler, Eski Ahitin (Tevrat) birinci kitabı Tekvinin Bab 4de anlatılan derin toplumsal içerikli sembolik öyküsüsünde de yansımaktadır... Cennetten kovulmuş olan (veya ilkel komünizmden sınıflı topluma, medeniyete geçmiş olan) Adem (Adam) ile Havvanın (Eva) tarımla uğraşan ikinci oğulları Kabilin (Cain), çobanlık yapan ağabeyi Habili (Abel) derin bir kıskançlık ve nefretle öldürmesi ve ardından cinayetini gizlemeye çalışması, gelişmekte olan toplumsal çelişkileri mükemmel biçimde sembolize etmektedir. Çobanlıktan tarıma geçmiş ve artı ürün elde etmeye başlamış olan toplumlar artık derin sosyal uzlaşmazlıklarla, ve bunun ürünü entrikalarla, gizli ilişkilerle, komplolarla doludur. Ve yine farklı toplumsal katagorileri temsileden çoban toplumlar ile tarım medeniyetleri de birbirleri ile kavgalıdırlar... Aslında sözkonusu dini öyküde birinci oğulun (Habil) çobanlıkla, ikinci oğulun (Kabil) çiftçilikle, tarımla uğraşması bile, toplumsal gelişme basamaklarını mükemmel biçimde sembolize etmektedir...
Diğer yandan, Çin tarihinde açıkça gözüktüğü gibi tarım medeniyetleri ile henüz çobanlık aşamasındaki göçebe ve yarı göçebe topluluklar arasında veya Asyanın Habilleri ile Kabilleri arasında sürekli savaşlar, çatışmalar yaşanmıştır. Ve Çin seddi bu çatışmaların yan ürünü olarak doğup yaşam bulmuştur... Birçok tarihçinin gerçeği yansıtan ifadeleri ile medeniyetler (tarım medeniyetleri), belli elverişli alanlarda doğduktan sonra su yüzeyindeki yağ lekeleri gibi yayılırlarken, sadece kendi içlerinde yaratmış oldukları sınıfsal çelişkilerin ürünü çatışmaların değil, aleyhine büyüdükleri dışlarındaki barbar toplumların, çoban toplumların, göçebe ve yarı göçebe toplumların saldırıları ile de boğuşmak zorunda kalmışlardır. Ve Büyük Çin Seddinin yapılış nedeni bu son anılan çelişkiden başkası olmamıştır...
Diğer yandan, değişik toplumsal yapıların ve bu yapılar içindeki belli başlı sınıfların en genel anlamıyla bireylerin düşünsel- ruhsal yapılarını şekillendirmesinin ötesinde bireyler, aynızamanda aileden, en yakın çevreden de farklı etkiler alarak yetişirler. Alabildiğine karmaşık sosyal ilişkilerin şekillendirdiği farklı bireyler, bazı benzer ruhsal yapılanmalarının yanında alabildiğine nüans ayrılıkları da gösterebilirler. Sonuçta bireyler, sınıflı toplumun sürekli beslediği bireysel yarış tutkularıyla, kariyer veya mülk edinme hırslarıyla, değişik dozlardaki kıskançlıklarıyla, kinleri ve sevgileriyle, eziklikleri ve üstünlük duygularıyla, bazı benzer ve değişik pisikolojik şekillenmeleriyle sınıf mücadeleleri içinde yeralırlar... Tüm bunlar ve daha sayılmayan kişisel nedenler, en kaba biçimiyle sınıf kavgası olarak yansıyan toplumsal boğuşmayı ihanetlerle, yalanlarla, başkalarının emeğini ve ününü çalmak gibi sahtekarlıklarla, alabildiğine renkli entrikalarla zenginleştirirler...
Birkısmı farklı ulusların mücadeleleri olarak yansıyan değişik toplumsal sınıflar arasındaki mücadeleler, karşılıklı etkileşimler içinde ve içlerinde barındırdıkları değişik karakterleriyle alabildiğine karmaşık bir yapıya bürünerek gelişirler. Aslında, bunların çok azı zaman zaman büyük edebi ürünlerin, trajedilerin, trajik komedilerin kaynağı olabilmişlerdir... Hatta, derin bir toplumsal haksızlığa karşı yürütülen bir söylemle başlayan örgütlenmeler bile, kendi içlerinde, karşı olduklarına benzer haksızlıkların ve kötülüklerin nüvelerini taşıyarak şekillenebilirler. Gizlilik arttıkça, sözkonusu örgütlenmelerin içinde geleceği etkileyecek biçimde tohumları varolan kötülüklerin zehri de gizlice yoğunlaşır. Sınıf kavgasında çoğu zaman kaçınılmaz olan gizlilik, kişilere körü körüne inanç ve patriyalkal bağlılıklarla birleştikçe, denetimsizlik artar. Gizliliğin ve patriyalkal/ ataerkil bağların kuluçkasında yaşam bulan kötülük tohumları, gelecekte kurulacak toplumsal yapılarda dallanıp budaklanarak yeşerirler...
Sonuçta, belli üst sınıfların -tarihsel gelişme aşamasına göre yapısı değişen- egemenlik aygıtı olarak devlet örgütlenmeleri, toplumun ekonomik zenginliğinin gücüne ve mevcut kolluk güclerinin, orduların bu zenginlikle uyumlu baskısına dayalı olarak birsüre toplumsal istikrarı koruyabilirler. Daha önce anılmış Çin devlet teorisyeninin ifade ettiği gibi, ekonomik güçle veya dolu tahıl ambarlarının gücüyle birleşmiş silahlı güce dayanılarak belli bir toplumsal denge, egemenlik oluşturabilirsede, bu dengelerin ve egemenliklerin tümü de geçici olurlar. Çünkü, ekonomik ve sosyal süreçlerin hareketlilikleri ile birlikte ruhsal yapıları ve düşünceleri değişebilen bireylerden oluşan toplumlar hep aynı kalamazlar...
Sosyal hareketlilikten sözedilirken, ifade edilmeye çalışılan, sadece farklı devlet yapılarının, inanç bağlarının, ve düşünce sistemlerinin (ideolojilerin) çerçeveleri içinde örgütlenmiş üst sınıfların yarar kavgaları değildir tekbaşına. Ya da göçebe- tarım toplulukları gibi farklı tarihi gelişmişlik katagorilerini temsileden toplumların kavgaları değildir sadece. Veya bir medeniyet içindeki farklı sosyal sınıfların çatışmaları da tek başına toplumsal hareketliliği ifade etmez... Mülk sahibi sınıflar sürekli diğerleri aleyhine büyüme eğilimi taşıdıkları için, bu sınıflara dayanan veya -başlangıçta böyle olmasa da- bu sınıflar tarafından elegeçirilen devlet yapılanmaları, giderek daha baskıcı yöntemlere sürüklenirler. Sınıfsal uçurumların ulusal ve uluslararası düzeyde derinleşiyor olmaları ve bu gelişmeye koşut olarak ulusal ve uluslararası arenada artan baskı ve şiddet toplumsal hareketliliği kanlı patlamalarla hızlandırır... Toplumsal hareketliliğin açıklanan bu son biçimi, çözümsüzlüğün ve yıkımın temel nedenini oluşturur...
Tarihsel dönemlere göre değişik toplumsal sınıflara dayalı devlet yapılanmaları, toplumun birliğini, dengesini, istikrarını sağlamak gibi gerekçelere uyguladıkları ağır baskıları arttırdıkça, mevcut toplumsal çelişkileri daha da derinleştirmekten ve artan baskılarla birlikte kanlı- acılı bir yolda kendi mezarlarını kazmaktan başka bir iş başaramazlar... Bunun en tipik ve yakın örneği, mali- sermaye diktatörlükleri olan faşist rejimlerin toplumsal barışı sağlama iddiası ile iktidarı gaspetmelerinin ardından, tüm sınıfsal çelişkilerin ulusal ve uluslararası arenalarda uzlaşmaz biçimler alarak daha da derinleşmiş olmalarıdır... Alman mali- sermayesi ve ortaklarının diktatörlüğü olan Hitler rejimi, sadece Almanyada değil, egemenlik kurmaya çalıştığı dünyada da çelişkileri derinleştirerek yaratılan uluslararası kanlı tarihi trajedi de baş sorumluluğu taşımıştır. Ve sonuçta, Üstün ırkın egemenliğinde barışı ve istikrarı getirecek bin yıllık devlet söylemine karşın Nazizm kısa sürede yıkılmaktan kurtulamamıştır. W. Bush rejiminin de benzer sonuçları yaratarak aynı izde yürümekte olduğu gün gibi ortadadır...
Günümüzde de, başta uluslarüstü enerji tekelleri olmak üzere sınırlı sayıda uluslarüstü tekelin veya mali- sermaye gurubunun yararları doğrultusunda dünyanın enerji kaynakları ve enerji yolları üzerinde, kısacası gezegenin tüm zenginlikleri üzerinde egemen olabilmek amacıyal kendi üretimi terörü bahane ederek ve istikrar ve demokrasi getirme yalanını söylem olarak öne çıkartarak dünya düzeyinde istila eylemi başlatan, baskılarını halka halka yayan ABD merkezli bir dünya imparatorluğu çabasının getirmekte olduğu da, Hitler Almanyasının getirmiş olduğundan farklı sonuçlara doğru gelişmemektedir. Günümüzde gelmekte olan, ulusal ve uluslararası arenalarda giderek derinleşen toplumsal çelişkilerden ve istikrarsızlıklardan başka birşey değildir. Demokrasi havarisi rolündeki postmodern (modern ötesi) faşistlerin getirmekte oldukları, artan baskılardan, şiddetten ve yıkımdan başka birşey olmamaktadır. Sömürülen ülkelere demokrasi getirme iddiası ile uygulanan şiddet ve yıkım politikaları, bu ülkelerden emperyalist anavatanlara doğru da hızla yayılmaktadır. Belirli uluslarüstü tekellerin yararları yönünde postmodern faşist bir diktatörlük peşinde koşanların yoksul halklar üzerinde uyguladıkları baskılara koşut olarak kendi zengin merkezlerinde de toplumsal istikrarsızlıklar artmaktadır. Bu sürecin emperyalist anavatanlarda kanlı iç çatışmalara dek evrimleşeceklerinden de daha şimdiden emin olabilirsiniz... Savaşlarla beslenen endüstrisi militarize olmuş ABDnin, tüm ekonomik büyümesine karşın kendi içinde de sınıfsal uçurumları derinleştirdiğini ve bütçe açıklarının görülmemiş boyutlara ulaştığını ve ırkçılığın artan bir iğme kazanarak yükseldiğini görebilmek için uzman olmaya gerek yoktur. Aslında çanlar, modası yakında geçecek enerji kaynaklarından başka birşeyleri olmayan yoksul ülkeler için değil, ABD emperyalizmi için çalmaktadır ama, bu imparatorluğun çöküşünün yaratacağı deprem, bundan öncekilerle kıyaslanamayacak ölçüde büyük olacağa benzemektedir... - Yusuf Küpeli |
|
Chin Hanedanının yıkılış öyküsünün benzerleri tarihin değişik dönemlerinde farklı toplumlarda da yaşanmıştır. Örneğin, yıkılan Asuri İmparatorluğunun (İ. Ö. 612) külleri üzerinde yükselen Med (Media) konfederasyonunun son hükümdarı Astyagesde (İ. Ö. 585- 550), tarihin babası Herodotosun anlatımıyla, sonderece acımasız çılgın bir karakterdir. Yine anlaşıldığı kadarıyla, ilginç rüyaları ve bunlarla ilgili yorumlarıyla Astyages, Çin İmparatoru Chao Chengi çağrıştırmaktadır. Sözkonusu karakterlerin herikisinin de paranoid şizofreni hastası oldukları hissedilmektedir...
Herodotosun çocuksu renkli anlatımın özetine göre Astyages, şüpheleri nedeniyle kızı Mandaneyi Kambyses adlı Pers aşiretlerinden biri ile evlendirecek ve sarayından uzaklaştıracaktır. Persler o dönemde Medlerin köleleri konumundadırlar. Ardında yine şüpheleri nedeniyle kızını sarayına aldırtacak ve ondan olan torununu öldürmesi için ordularının komutanı Harpagosa teslim edecektir...
Konfederatif Med devletinin sonu ile noktalanacak olan trajedi, Astyagesin garip rüyası ile başlamıştır... Rüyasında Astyages, kızı Mandaneyi işerken görecektir. Kız okadar çok işiyecektir ki, önce bulundukları sarayı, kenti ve tüm Asyayı sel basacaktır. Bu kabus üzerine sarayın rüya yorumcularının ürkütücü açıklamaları, hükümdar Astyagesi korkutacaktır. Ve kızını kendisine layık bir Med asılzadesi ile değil, köle konumunda olan Kambyses ile evlendirecektir. Daha güneye, Zagros sinsilesinin doğusuna yerleşmiş olan Pers aşiretleri, daha kuzeyde, Urmiye Gölü civarında yaşayan Med aşiretlerinin kölesi konumundadırlar o yıllarda... Sonuçta, hükümdar kızı Mandane, Pers aşiretlerinin arasında, saraydan uzakta, Kambysesin evinde yaşamaya başlayacaktır.
Sözkonusu evliliğin ardından Astyages garip bir rüya daha görecektir. Rüyasında, kızının döl yatağından bir asma fışkıracak ve asmanın kolları tüm Asyayı örtecektir... Yorumcular, kızının doğuracağı çocuğun Astyagesin sonunu getireceğini söyleyerek Onu bir kez daha iyice korkutacaklardır. Bunun üzerine Astyages, kızı Mandaneden doğacak çocuğu öldürmeye karar verecek ve kızını damadı Kambyses ile birlikte sarayına aldırtacaktır... Torunu Cyrus (Kiruş) doğar doğmaz, ordu komutanı Harpogosu çağırıp, öldürmesi için bebeği Ona teslim edecektir...
Harpogos, bebeği öldürmeyi kendine yediremeyecek ve çocuğu öldürmesi için Mithridates adlı at bakıcısına/ seyisine teslim edecektir. At uşağı Mithridates, öldürmesi için kendisine teslim edilen Cyrus (Kiruş) adlı bebeği, aynı gün ölü doğmuş olan oğlu ile değiştirecektir. Ve görevini yapmış gibi gözükerek çocuğu büyütecektir... At bakıcısının yanında bir köle olarak büyüyen çocuk, Astyagesin ve Med devletinin sonunu getirecek olan I. Cyrusdan (Büyük Cyrus/ Kiruş) başkası değildir... (Bölgede değişik halklar arasında çok yaygın olan Mithridates adı, uğruna boğa kurban edilen ve süt beyazı bir atın sırtında güneş ışıklarının üzerinde yeryüzüne indiğine inanılan güneş tanrısı Mithradan gelmektedir. Sözkonusu din, Roma İmparatorluğu sınırları içinde de yayılmıştır.)
Sonuçta, Cyrusun isyanını bastırmak için Astyages tarafından yollanmış olan ordunun komutanı Harpagosda isyancılara, Cyrusa katılacaktır... Çünkü Astyages, öldürülmesi için Harpagosa teslim ettiği çocuğun yaşamakta olduğunu keşfedince, Harpagosun aynı yaştaki oğlunu gizlice kaçırtıp kafasını keserek gövdesinin etinden yahni yaptırtacak ve bu yemeği akşam ziyafetinde Harpagosa yedirtecektir. Ve Astyages, bilmeden oğlunun etini yemiş olan Harpagosa yemeğin tadını soracaktır... Harpagos yemeği çok beğendiğini söyleyince, bir tepsi içinde çocuğun başını getirterek yediği şeyin oğlu olduğunu açıklayacaktır. Harpagos orada hiç renk vermeyecektir ama, Cyrusun önderliğinde başkaldırmış olan Pers aşiretlerinin saflarına katılarak intikamını alacaktır...
Pers İmparatorluğunun kurucusu Cyrusu (Kiruş) Astyagesin torunu gibi gösteren bu öykünün Ona bir soyluluk kazandırmak ve hükümdarlığını meşru bir temele oturtmak için sonradan üretilmiş olduğu da düşünülebilir. En azından bu satırları yazanın kafasında böyle bir soru işareti vardır... Ayrıca, aynı öykü ile Harpagosun ihanetine geçerli gerekçe yaratıldığı da ortadadır... Herodotosun inanarak anlattığı bu öykünün sonradan üretildiği düşünülse bile, Astyagesin yine de sonderece çılgın ve acımasız bir karakter olduğu hissedilmektedir... diğer yandan Astyagesin garip rüyasının benzerleri, tarihte diğer birçok hükümdar içinde anlatılmaktadır...
Achaemenid (Hakhamanishiya) Hanedanını veya Pers İmparatorluğunu kuran I. Cyrusun (Büyük Kiruş) Pers aşiretlerini kışkırtma öyküsü de ilginçtir... Önce onlara başta sona çalılar ve dikenlerle dolu bir araziyi temizletir Kiruş. Ertesi gün ise hepsini mükemmel bir ziyafete davet eder. Ve zengin şölenin sonunda Kiruş, onlara, Yapmış oldukları çalı- diken yolma işininmi, yoksa bugünkü ziyafetinmi daha güzel olduğunu?, sorar. Ve Kiruş, ziyafetin daha güzel olduğu yanıtını alır alamaz onlara, eğer kendisini dinlerlerse tüm günlerinin bu ziyafette olduğu gibi geçeceğini, yok eğer dinlemezlerse köle kalıp ömürleri boyunca çalı- diken yolmak gibi zor işler yapacaklarını haykırır...
Mezopotamyayı ve Anadoluyu fetheden I. Cyrusun (Büyük Kiruş) sonunu, Kafkaslara, İskit federasyonundan Massagetlerin üzerine yaptığı sefer getirecektir. Savaşçı barbar Massagetler Kiruşun orusunu perişan edeceklerdir. Ve kıraliçeleri Tomris, Kiruşun kafasını içi kan dolu bir tulumun içine sokarak, tüm gövdesini kana bulayarak onu öldürecektir. Kiruş, Tomrisin oğlunu öldürmüştür ve Oda Kiruşu kendi akıttığı kanda boğacaktır... Bu öyküyü nakleden tarihin babası Herodotos, sözkonusu olayla ilgili olarak birçok öykü anlatıldığını ama, gerçeğe en uygun olanının bu olduğunu söylemektedir...
Kiruşun yerini, babasının adını vermiş olduğu oğlu Kambyses alacaktır. Mısırı fetheden Kambyses, Herodotosun anlatımı ile gerçek bir çılgındır. Kambysesin Suriyede ölümünün ardından, -daha önce anlatılmış olduğu gibi- Yediler Darbesi yardımıyla Büyük Darius iktidarı gaspedecek ve Pers İmparatorluğunu mükemmel bir organizasyona sahip kılacaktır... - Yusuf Küpeli |