|
Yusuf Küpeli, Yangın yayılırken Türkiyenin yakın çevresinde, özellikle güneyinde ve güneydoğusunda -tüm Ortadoğuyu, hatta dünyayı sarabilecek- tehlikeli gelişmeler yaşanmaktadır ama, yazılı ve görsel basın bunların çok çok azından, o da sokak gösterileri ile sınırlı olanlarından sözetmektedir sadece... (...) ABD ve İngiltere, ve bunların kuyruğundaki NATO, biryandan Kuzey Afrikayı ve Ortadoğuyu ateşe verirken, bu ateşi sürekli körükleyerek harlandırırken, Basra Körfezinin, Arab Yarımadasının ve Kuzey Afrikanın en gerici dini yönetimlerini, katıksız monarşileri çevresinde birleştirip silahlandırmakta, İrana yönelik çok daha büyük bir savaşa hazırlanmaktadır. İranın ezilmesi, dolayısıyla Suriye ve Lübnanın gerçek anlamıyla Anglo-Amerikan emperyalizminin denetimi altına girmesi, Türkiye Cumhuriyetinin de göreceli bağımsız dışpolitika arayışlarını, manevra olanaklarını neredeyse sıfırlayacaktır. Bölgesinde yaşanmakta olan zengin politik hareketliliğe karşın Türkiye Cumhuriyetini yönetenler, görebildiğim kadarıyla, meleklerin cinsiyetleri ile uğraşmaktadırlar... (...) Rick Rozoffdan çevirdiğim Anglo-Amerikan askeri ekseni: Arab Dünyasında ve Basra Körfezinde Kontrolu Sağlama Amacıyla Batı, Geçmişin Kutsal İttifakına Dönüyor başlıklı metinde, Anglo-Amerikan emperyalizminin ve izleyicilerinin Basra Körfezi (Pers Körfezi), Arab Yarımadası, ve Kuzey Afrika coğrafyalarında sürdürdükleri savaşa yönelik karanlık işler, ittifaklar ayrıntılı olarak anlatılmaktadır. Bu çeviriyi okumanızın görüş açınızı genişleteceğine inanıyorum...
|
|
Yazar: Rick Rozoff Türkçesi: Yusuf Küpeli Global Research, 26 Mayıs 2011 http://campaign.r20.constantcontact.com:80/render?llr=o8b4necab&v=001ok9oKmGhv2V4iM4Bc9xseyV6N1qiXDdiVTg0YDqSKA6PKOoZsulPjm0h9TlB8FaUmB-w5ZyWF4YeWzLBWi92SOwY67-fmEBDDPAN8xJ2ens%3D Stop NATO Dönemin Anglo-Amerikan emperyalizminin bayraktarları, Başkan Obama ve Başbakan David Cameron, Afganistana ve Libyaya yönelik olarak Washingtonun ve Londranın önderliğindeki NATO kumandasında sürdürülen dünyanın iki saldırı savaşını tartışmak üzere 25 Mayıs günü Londrada buluştular...
By Rick Rozoff
bağlantılı metin: Yusuf Küpeli, Libya, İnsan hakları ve demokrasi bahane |
|
Türkiyenin yakın çevresinde, özellikle güneyinde ve güneydoğusunda -tüm Ortadoğuyu, hatta dünyayı sarabilecek- tehlikeli gelişmeler yaşanmaktadır ama, yazılı ve görsel basın bunların çok çok azından, o da sokak gösterileri ile sınırlı olanlarından sözetmektedir sadece...
Türkiye halkı, seçim meydanlarında kendi asıl sorunları dışında herşeyle, özellikle -okunup üflenmiş elemtere fiş kem gözlere şiş- Başbakanın ağzından, öbür dünya ile, sehabelerle, sultanlarla, ezanla, mezarla ve nazarla meşgul edilirken, Türkiyenin de üyesi olduğu NATO, iki ayı çok aşkın süredir Libyayı bombalayıp yerlebir etmeyi sürdürmektedir. Müslüman halkların önderi rolüne soyunmuş olan sözde haksızlıklara karşı başbakanın hükümeti, Libyaya yönelik askeri müdahaleye karşı çıkar görüntüsünden, terörist damgalı El Kaide örgütlenmesinin de içinde olduğu muhalefeti, Ulusal Geçiş Meclisi denen Anglo-Amerikan işbirlikçisi grubu açıkça destekler, NATOnun Libyaya yönelik saldırısına yardımcı olur konuma gelmiştir... Diğer yandan, bu satırları yazanın çok önceden belirtmiş olduğu gibi, aynı Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin Suriye ve Lübnan ile geliştirdiği ilişkiler, bu ülkeleri İrandan kopartmaya, emperyalist Batının gerçek satalitleri haline getirmeye yöneliktir. İran ile olan ilişkiler de, yine İranı aynı Batıya yamama çabasının ürünüdür... Ve bu gerçekler artık İslam dünyasındaki aydınlar tarafından da telaffuz edilmektedir... Ve İsrail ile olan ilişkiler -sessiz sedasız- tıkırında ilerlemektedir...
Kuzey Afrikada ve Ortadoğuda olanlar bunlarla mı sınırlıdır? Elbette değildir... ABD ve İngiltere, ve bunların kuyruğundaki NATO, biryandan Kuzey Afrikayı ve Ortadoğuyu ateşe verirken, bu ateşi sürekli körükleyerek harlandırırken, Basra Körfezinin, Arab Yarımadasının ve Kuzey Afrikanın en gerici dini yönetimlerini, katıksız monarşileri çevresinde birleştirip silahlandırmakta, İrana yönelik çok daha büyük bir savaşa hazırlanmaktadır. İranın ezilmesi, dolayısıyla Suriye ve Lübnanın gerçek anlamıyla Anglo-Amerikan emperyalizminin denetimi altına girmesi, Türkiye Cumhuriyetinin de göreceli bağımsız dışpolitika arayışlarını, manevra olanaklarını neredeyse sıfırlayacaktır. Bölgesinde yaşanmakta olan zengin politik hareketliliğe karşın Türkiye Cumhuriyetini yönetenler, görebildiğim kadarıyla, meleklerin cinsiyetleri ile uğraşmaktadırlar... Laf değil, her konuda yandaş veya karşı kesin tavır almak gerekmektedir ama, üretilen sade laftır ve ondan sonra da Anglo-Amerikan emperyalizminin kuyruğuna takılmaktır...
Şüphesiz olay, sadece Kuzey Afrika ve Ortadoğu ile de ilgili değildir. Derine girmeden kısaca ifade edecek olursam, yaşanan ekonomik krizle başademeyen emperyalist sistemin yıldızı ABD, hem bu krizin ve hem de militarist yapısının zorlaması ile, ve mevcut rakipsiz askeri gücünü kullanarak, dünya egemenliği yolunda en önemli mevzileri bir an önce elegeçirmeye çalışmaktadır... Hitler jeopolitiğinden ödünç aldığı ahmakça planlarla -Rusyayı en kolay vurabilecek konumdaki- Doğu Avrupa ve Balkan ülkelerinde yayılırken, yine aynı jeopolitiğin dünya egemenliği öğretisi çerçevesinde Kuzey Afrikada tam bir egemenlik kurma, Arab Yarımadası ile birlikte Basra Körfezini ve İranı kontrol ederek Orta Asya ve Kafkaslar üzerindeki egemenliğini sağlamlaştırma hesapları yapmaktadır... Kısacası, yaşanmakta olan ekonomik krizin de etkileri ile Anglo-Amerikan emperyalizmi, tüm dünyayı sarabilecek çok tehlikeli bir ateşi Ortadoğu üzerinden yakma peşindedir...
Rick Rozoffdan çevirdiğim Anglo-Amerikan askeri ekseni: Arab Dünyasında ve Basra Körfezinde Kontrolu Sağlama Amacıyla Batı, Geçmişin Kutsal İttifakına Dönüyor başlıklı metinde, Anglo-Amerikan emperyalizminin ve izleyicilerinin Basra Körfezi (Pers Körfezi), Arab Yarımadası, ve Kuzey Afrika coğrafyalarında sürdürdükleri savaşa yönelik karanlık işler, ittifaklar, ayrıntılı olarak anlatılmaktadır. Bu çeviriyi okumanızın görüş açınızı genişleteceğine inanıyorum... Diğer yandan, çevirinin bazı yerlerine parantez içinde ve mavi yazı ile bazı kısa açıklamalar koydum. Belki bunlara gerek yoktu ama, yine de böyle yaptım, ve bu açıklamaların anlatımın akışını bozmadıkları kanısındayım.
Metnin ingilizce orjinalini de sinbad.nuye yerleştiriyorum. İyi ingilizce bilenler, çeviri hatası yapıp yapmadığımı kolayca anlayabilirler. Umarım yoktur ama, eğer hata varsa, lütfen beni uyarsınlar. Uzun karmaşık cümleler içeren bu metni çevirmek benim için oldukça zordu...
Dostca selamlarımla
Yusuf Küpeli
08 Haziran 2011
|
|
Yazar: Rick Rozoff Türkçesi: Yusuf Küpeli
Global Research, 26 Mayıs 2011 Stop NATO
Dönemin Anglo-Amerikan emperyalizminin bayraktarları, Başkan Obama ve Başbakan David Cameron, Afganistana ve Libyaya yönelik olarak Washingtonun ve Londranın önderliğindeki NATO kumandasında sürdürülen dünyanın iki saldırı savaşını tartışmak üzere 25 Mayıs günü Londrada buluştular.
İki hükümdar, başbakanların sık uğrak yeri Downing Street 10 Numaranın bahçesinde bir mangal partisine katılma rahatlığı içinde Amerikan ve İngiliz güçlerinin Libyayı erken taş devrine döndürünceye dek bombalanmayı sürdürmesine karar verdiler.
Çıkışı olmayan gelip geçici çağın gösterişli karmaşık mizahı içinde Cameron basına konuştu: O oldu... size söyleyebilirim ki, belki de tarihte ilk kez, mangalın gerisinde durduk, ve Amerikan cumhurbaşkanına bir parça ızgara et verdim.
Haberciler, Cameronun ve Obamanın savaş planlarından fırlayan Cehennem ateşi füzeler ve bombalar altında acıdan kıvranarak ızdırap içinde cancekişen sivil Pakistanlılar, Afganlar, ve Libyalılar gibi hafifce güldüler.
Başarmaya muktedir düşünceli bir havayla İngiltere başbakanı sözlerini sürdürdü: Barack ve ben 1980li ve 90lı yılları yaşadık. Bizler, Soğuk Savaşın bitişini ve komünizme karşı kazanılan zaferi gördük. Bizler, Saddam Hüseyinin Kuveyti işgalini ve bu ülkeyi kurtarmak amacıyla dünyanın birleşmesini gördük. Tüm bunların arasında, biz cumhurbaşkanının ve başbakanın birlikte özgürlük için dimdik durduklarını gördük.
Üstünlük ve dizginsiz militarizm görüntüsü vererek omuz omuza durdular.
İngiliz, Fransız, İtalyan, Danimarka, Hollanda, Norveç, Katar, ve Birleşik Arab Emirlikleri savaş uçakları, 31 Mart günü NATO savaşın kontrolunu devraldığından beri Libyaya karşı 8 bin sorti uçuş ve 3 bini aşkın çatışma görevi gerçekleştirdiler. Bundan önce, ABD ve Britanya, aynı ulusa en az 160 güdümlü füze fırlattılar. Cameron ve Obama mangal partisi eğlencesini başlatmadan saatler önce NATO savaş uçakları, iki ayı aşkın süredir devameden saldırının en canavarca olanını başlattılar. Uçaklar, Libyanın başkenti Tripoliyi bir saat boyunca bombalayıp 19 insanı öldürdüler, ve 130 tanesini yaraladılar.
Global (dünya düzeyindeki) Anglo-Amerikan gücünün üstünlüğünün üçüncü izdüşümü, Avrupa Birliğinin Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Temsilcisi Catherine Ashton, önceki NATO genel sekreteri Javier Solananın görevini devralan Yukarıhollandanın Baronesi Ashton, geçen hafta Washingtonda Dışişleri Bakanı (Secretary of State) Hillary Clinton ile buluştu, ve birlikte Suriyeye karşı çok daha ağır yaptırımlar planladılar. Dünyanın askeri süper gücünün postalının tabanının dışpolitikasının temsilcisi olarak en mükemmel diplomatik pazarlığı gerçekleştirebilmek için Clinton, baskıyı arttırmak, ve Esad rejimini çok daha fazla izole edebilmek amacıyla atılacak adımları tartıştıklarını ifade edecekti.
Bir hafta önce, Avrupa Birliği ve altı üye devletten, Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arab Emirlikleri, Kuveyt, Bahrein, ve Omandan oluşan Körfez İşbirliği Meclisi (Gulf Cooperation Council, GCC), babadan oğula geçen bir monarşi, emirlikler, ve dini kurallarla yönetilenler (teokrasiler), herşeye karşın dünya petrol rezervlerinin yüzde 45ine sahip olan Batının sözkonusu en yakın bağlaşıkları, Batının Arab ülkeleri içindeki ve Basra Körfezindeki temsilcileri, üzerinde anlaştıkları bildirilerinde, Libya lideri Muammer Gaddafinin iktidarını, NATO ve Körfez İşbirliği Meclisi tarafından finanse edilip silahlandırılan ve Yemen Cumhurbaşkanı Abdullah Salih tarafından desteklenen çok daha fazla eğilip-bükülebilir ve güvenilir olan işbirlikçi Ulusal Değişim Meclisine terketmesini istediler.
Avrupa Birliği ve Körfez İşbirliği Meclisi, aynızamanda, yukarıda ifade edilen pırıltısız kaba alayları ile, İranın, Körfez İşbirliği Meclisi üyesi devletlerin ve bölgedeki diğer ülkelerin içişlerine karışmayı durdurup, yapıcı bir rol oynamasını istediler. Mart ayının 14ünde, Suudi Arabistandan, Birleşik Arab Emirliklerinden, ve diğer Körfez İşbirliği Meclisi üyesi ülkelerden 1.500 kişilik bir askeri birlik, Bahreine girdi. Bundan iki gün sonra ABD Savunma Bakanı Robert Gates, dini azınlığı temsilediyor olmasına karşın mevcut dini yönetimin (autocracy) başı Al Khalifa hanedanını öven sözlerle krallığı terketti (çevirenin notu: Sözkonusu krallık, Bahrein, Basra Körfezinde küçük bir ada ülkesi olup nüfusunun sadece yüzde 24 kadarını oluşturan Sünni azınlıktan Al Khalifa hanedanı tarafından dini kurallarla yönetilmektedir. Bu ülkede nüfusun yaklaşık yüzde 58i Şia inancına bağlıdır ve bu halk grubu -azınlığı oluşturanların temsilcisi- Sünni dini yönetim tarafından ayrımcılığa uğratılmaktadır- Yusuf Küpeli).
Ardından gelen hafta Kuveyt, bir parçası olduğu Körfez İşbirliği Meclisinin Yarımada Savunma Gücü olarak krallığın egemenlik alanı içindeki suları korumak amacıyla müdahale edip, donanmasını savaşa hazır biçimde Bahreine doğru harekete geçirdi. (çevirenin notu: Anlaşılan tüm bu kışkırtmalar İrana karşıdır. Nüfusunun yüzde 30unu Şia inancına bağlı olanların ve yarısından fazlasını yabancıların oluşturduğu -Al Sabah ailesinin çiftliği konumundaki- Kuveyt monarşisinin, bu Britanya patentli yapay devletin donanması, Bahreini İrana karşı savunmak amacıyla harekete geçmiştir. Çünkü, Körfezde ki bu Anglo-Amerikan organlarının düşman olarak algıladıkları İrandan başka bölgesel bir güç yoktur.- Yusuf Küpeli)
Nisan sonunda Suriyeye yönelik sondan bir önceki hesaplaşmanın yaptırımları ilanedilirken, İranı da olaya dahil eden Başkan Obama, Suriye halkının istemlerine karşın Iranın Suriye rejimini desteklemeye yönelik eylemleri büyük tepki çekiyor iddiasını dillerdirdi. Diğer yandan, Bahrein halkının istemleri bir başka sorundur. (çevirenin notu: Anlaşılmış olacağı gibi Washington, Bahrein halkının istemlerine gözyummakta, Sünni azınlığı temsileden çağdışı dini yönetimin halka yönelik terör politikasını desteklemekte, ve -yukarıda ifade edilmiş olduğu gibi- Bahrein halkının taleplerinin ezilebilmesi için, Suudi Arabistanın ve diğer işbirlikçi Körfez ülkelerinin askeri güçlerinin Bahreine girmelerine yeşil ışık yakmaktadır.- Yusuf Küpeli).
Yemenin üyesi olmadığı Körfez İşbirliği Meclisi, Nisandan beri, ABD ve NATO müttefikleri tarafından desteklenen rejim değişikliği çabalarını desteklemeyi düşünme konusunda insiyatifi ele alması için Yemen hükümetini baskı altına almaktadır. Geçenlerde basını bilgilendiren Almanya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Andreas Peschke Şunları söyleyecekti: Koşullarla ilgili olarak zamanın geçmesini beklemeden Körfez İşbirliği Meclisinin önerileri üzerinde ciddiyetle düşünerek bunları uygulamasını Cumhurbaşkanı Salehe tavsiye ettik. Aynı Bakan sözlerine şunları da ekleyecekti: Avrupa Birliği, Cumhurbaşkanı Salehin güçlü biçimde iktidarı inatla elinde tutamaması amacıyla rejim üzerindeki baskıyı arttıran yeni tedbirler almalıdır. [1] (çevirenin notu: Anlaşılmış olacağı gibi, ABD ve AB patronları, aynen Bahreinde olduğu gibi Yemende de, -Libyada ve Suriyede yapmakta olduklarının tersine- muhalefeti değil, otuz yıldır hileli seçimler ve baskı yöntemleri ile iktidarı elinde tutan Cumhurbaşkanı Salehi, daha doğrusu Salehin temsilettiği Batı kuklası rejimi desteklemekte, mevcut rejimin korunabilmesi için Ona öneriler götürmektedirler. Gerekirse kendisini feda ederek rjimi kurtaracak tedbirler almasını Salehden istemektedirler... Bu gerçekler, Libya, Suriye, ve diğer başka birtakım ülkeler için demokratik değişim çığlıkları atan Batının patronlarının iki-yüzlülüklerini, asıl istemlerinin demokratik değişim değil, tüm Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeleri üzerinde çelikten bir denetim, kontrol mekanizması kurmak olduğunu göstermektedir. Zaten, Anglo-Amerikan emperyalizminin bölgedeki eli-ayağı olan Suudi Arabistan monarşisinin, ve Körfez İşbirliği Meclisi üyesi monarşilerin, dini yönetimlerin, demokrasi ile uzaktan-yakından alakaları yoktur... Geçen gün sarayına yapılan saldırı sırasında yaralanmış olan Yemen Cumhurbaşkanı Salehin tedavi için Suudi Arabistana gitmiş olması, ve rejimi sürdürebilmek için ABDnin Salehe uygun biçimde çekilme talebini sürdürmesi, Saleh yönetiminin safını açıkça belli etmektedir.- Yusuf Küpeli)
Başbakan Cameron ile toplantı yapmış olduğu gün, Cumhurbaşkanı Obama, altını çizerek uyarı çanlarını çaldı: Sözvermiş olduğu gibi gücü (iktidarı) derhal devretmesi için Cumhurbaşkanı Salehi açıkça uyardık.
Sürpriz sertlikle ABD tarafından rejim değişikliği için hedef tahtası haline getirilmiş olan dört millete, Belarusa (Beyaz Rusya), İrana, Libyaya, ve Suriyeye karşı Avrupa Birliği Dışişleri bakanları, 23 Mayıs günü yapmış oldukları toplantıda, daha sert yaptırımlar uygulanması konusunda uzlaşmaya vardılar.
Ne ABD ve ne de Avrupa Birliği içindeki NATO müttefikleri, yaptırımları açıklarlarken, Körfez İşbirliği Meclisi üyesi krallıklar ve emirlikler hakkında tek bir nefeslik söz ettiler.
Katar ve bu ülkenin Körfez İşbirliği Meclisi içindeki ortakları, Arab Birliğinin tavrının gerisindeki öndegelen itici güç idiler. Bunlar, 12 Mart günü Birleşmiş Milletlerin Libyaya yönelik yaptırımlar başlatması için, üyelerin hemen hemen dörtte birini biraraya getirdiler. Bundan bir hafta sonra ABD, Britanya (İngiltere), Fransa, ve diğer NATO müttefikleri, Libyayı bombalamaya başladılar.
Katıksız bir monarşi olan nüfusu 1.7 milyonun altındaki küçücük Katar, Libyadaki başkaldırı rejimini tanıyan ilk ülke oldu. Aynızamanda Katar, Fransız yapımı Mirage savaş jetleri ve ABD kökenli C-17 Globemasters uçakları ile NATOnun Libyaya yönelik savaşına katılan ilk Pers Körfezi (Basra Körfezi) ülkesi oldu. Yine Katar, Fransız yapımı MILAN füze bataryalarını sağladığı kadar, Ulusal Geçiş Meclisi (Libya muhaliflerinin meclisi- Y.K.) için borazan olan Ahrar TV satalit tevizyon kanalını da kurdu. Diğer yandan Katar, isyancıların kontrolu altındaki Libyadan yapılan petrol ihracatına da gözlemci olarak yardım etmektedir. (çevirenin notu: Fransız yapımı MILAN füzeleri, piyade tarafından kullanılan anti-tank silahlardandır... Arapça bir sözcük olan Ahrar ise, köle olmayanlar, esir olmayanlar anlamına gelmektedir. Traji-komik olan, bu adın Anglo- Amerikan köleleri tarafından kullanılıyor olmasıdır... Bir de, yine benzer biçimde, Osmanlı İmparatorluğunun son yıllarında, adem-i merkeziyetçi ve İngiliz yanlısı Prens Sabahattinin düşünceleri doğrultusunda 1908 yılında kurulmuş olan bir Ahrar Fırkası vardır. İtihat ve Terakki karşıtı ve özel teşebbüscü bu parti, seçimlerde dikkate değer bir oy alamamış olsa da, Ermeni çeteleri ile, özellikle Taşnaksütyun partisi ile, ve ingilizlerle yapmış olduğu işbirliği ile dikkati çekmiştir. Aynı parti, Ahrar Fırkası, gerici 31 Mart ayaklanmasının içinde de yeralmıştır... Ahrar Fırkası hakkında geniş bilgiyi, Prof. Tarık Zafer Tunayanın Türkiyede Siyasal Partiler, cilt:1, ikinci meşrutiyet dönemi adlı yapıtında bulabilirsiniz.- Yusuf Küpeli)
Libyaya yönelik savaşın başlatılmasından dokuz gün sonra, 28 Mart günü, bir Azerbeycan kaynağında aşağıdaki rapor yayınlandı:
Libyanın göklerinde süzülen kanatlar yeni bir tarih başlatmakta, Pers Körfezi (Basra Körfezi) devletleri ile başlatılmış olan sömürgeci fetihin başlangıcı, NATO operasyonu, günde 300- 500 milyon ABD Dolarına malolmaktadır. Aynızamanda NATO, askerin kaderini belirlemekte, sömürgeci fetihleri için profesyonel paralı askerler sağlamaktadır.
Albay Gaddafinin yer birliklerinin NATO hava gücü tarafından durdurulması, muhalefete Libyadan petrol ihracatını başlatma olanağı sağlamıştır. Sonuçta, muhalefetin geçiş hükümetinin ekonomi ve petrol temsilcisi Ali Tarkhuni, Katarın gözlemciliği altında muhalefetin petrol ihracatı üzerine bir anlaşma gerçekleştirmiş olduğunu ifade etmiştir. [2]
Başkan Obama, 14 Nisan günü, Katar emiri Şeyh Hamad bin Halife Al- Thaniyi Beyaz Sarayda ağırladı ve misafirinin başta Libya olmak üzere Ortadoğuda demokrasiyi yükseltmek amacıyla yürütmekte olduğu önderliği övdü ve sözlerine şunları ekledi:
Katar, Libyaya yönelik kampanyayı sadece diplomatik olarak desteklemedi, aynızamanda askeri destek verdi. Bizler, diğer uluslararası koalisyon üyeleri ile omuz omuza Katarlıların gerçekleştirmiş oldukları seçkin görevi, çok büyük bir beğeni ile değerlendirmekteyiz. Emir, Tunusta, ve Mısırda yeralan demokratikleşme sürecini ve Libyada süren demokratikleşme girişimi çabasını desteklemekte olan ABDnin bu tavrına teşekkür ederek Obamaya yanıt verdi. (çevirenin notu: Umarım yukarıdaki iki kısa paragrafta yansıyan kara mizah dikkatinizden kaçmamıştır... Ortadoğuda demokrasi için önderlik etmesi nedeniyle Obamadan övgüler ve teşekkür alan kişi, bir şeyhtir, bir emirdir. Aynı kişi, İngilterenin himayesinde 1971 yılında kurulmuş yapay bir devletin, tamamen anti-demokratik bir monarşinin başıdır. Bu petrol zengini emirin ülkesindeki nüfusun ancak yüzde 20 kadarı yerli halktan oluşmaktadır... Karşılık olarak sözkonusu şeyhin, Libyayı iki ayı aşkın süredir bombalayan Obamaya demokrasiye hizmetleri için teşekkür etmesi, suçlu dayanışmasından, ya da bir kölenin efendisine yaltaklanmasından başka birşey değildir... Sonuçta, Anglo-Amerikan emperyalizminin Ortadoğuya ve Kuzey Afrikaya getirdiği demokrasi, sözkonusu yalanlardan ibarettir. Demokrasinin böylesi, Norveç Nobel Komitesinin Obamaya vermiş olduğu barış ödülü kadar gerçektir...- Yusuf Küpeli)
NATOnun Afganistandaki uluslararası Güvenlik Yardım Gücüne resmi Birlik Sağlayan Milletlerin 49 tanesinden biri de Birleşik Arab Emirlikleri (The United Arab Emirates, UEA) olmaktadır, ve geçen hafta duyurulduğuna göre UEA, Brukselde bulunan NATO merkezine elçi yollayan ilk Arab milleti olmuştur (Diğer yandan Bahrein bu katagori içinde olmamasına karşın, savaş alanı içinde NATOya askeri personel vermektedir.). Aynızamanda Birleşik Arab Emirlikleri (UEA), bugün (2011. 05. 19) itibariyle 68nci gününü doldurmuş olan Libyaya yönelik saldırının savaş planlarını sağlayan tek Arab ülkesidir.
NATOnun İstanbul Birliği İnsiyatifi askeri ortaklığı üyesi olan Birleşik Arab Emirlikleri (UEA), Körfez İşbirliği Meclisi üyesi yol arkadaşı devletlerden Katar, Kuveyt, ve Bahrein ile 2004 yılında askeri işbirliği oluşturdu. NATO, henüz İstanbul Birliği İnsiyatifine tam üye olmamalarına karşın, Suudi Arabistan ve Oman dahil altı Körfez İşbirliği Meclisi üyesi milletlere konferanslar örgütlemekte, lider konumunda askeri kumandanlar yollamakta, ve onları savaş gemileri ile desteklemektedir. NATO anlaşmasının Pers Körfezinde (Basra Körfezi) sürekli genişleyen rolü, İran ile karşı karşıya gelinmesi üzerine planları kapsamaktadır.
İki yıl önce, milletinin Ortadoğuda ilk askeri üssünü açmak üzere Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Birleşik Arab Emirliklerine, Abu Dhabi emirliğine gitti, ve orada evsahibine şunları söyledi: Emin olunuz ki, eğer güvenliğiniz tehdit altında olsa bile Fransa sizin safınızda olacaktır.
Nisan ayının ortasında, Obamanın Katardan Hamad bin Halife al-Thani ile görüşmesini başlattığı gün, Libyaya yönelik yaptırımların yoğunlaştırılmasını planlamak amacıyla NATO dışişleri bakanları Berlinde toplantı halindeydiler. Bu toplantıda Hilary Clinton, blok üyelerine, altını çizerek, aynı hedefi paylaşıyoruz, bu da Libyada Gaddafi rejiminin sonunu görmektir, diyecekti. Savaşın süreceğine sözveren bildiriyi NATO dışişleri bakanlarından başka, Ürdün, Katar, Morocco (Fas), İsveç, Ukrayna, ve Birleşik Arab Emirlikleri, NATO ile işbirliği programının tüm üyeleri: Akdeniz Diyaloğu, Barış İçin Ortaklık, ve İstanbul Birliği İnsiyatifi imzalamıştır.
On gün önce Morocco (Fas) Dışişleri Bakanı Taieb Fassi Fihri, milletinin asıl olarak Körfez İşbirliği Meclisine (Gulf Cooperation Council, GCC) dahil olmak istediğini belirtmiş, ve Körfez İşbirliği Meclisi, beraberinde Ürdünün de bulunduğu bu karşılıklı ortaklık talebini dikkatle gözününde tuttuğunu doğrulamıştır. Her ikisi de monarşi olan bu ülkeler Pers Körfezine (Basra Körfezi) yakın değillerdir. (çevirenin notu: Siz buna, nüfusu 300 milyonu biraz aşmasına karşın yedi milyarlık dünyadaki tüm askeri harcamaların yarısını tek başına yapan ultra militarist ABD ile birlikte Ortadoğu ve Kuzey Afrika monarşilerinin, en gerici dini yönetimlerin, kısacası tüm demokrasi düşmanlarının demokrasi için mücadeleleri de diyebilirsiniz. Militarizm ile, bombalar ile nasıl bir demokrasinin gelmiş olduğunu, Afganistanın, Irakın, Libyanın yerle bir olmuş kentlerinde, yıkıntılar arasında arayabilirsiniz... Sıfır problem adlı peri masalı ile bölgeye giren Türkiyenin yönetimi ise, Arab ve diğer Müslüman dünyasında artık açıkça NATOnun Truva Atı olarak değerlendirilmeye başlanmıştır...- Yusuf Küpeli).
Napoleon Bonapartenin Waterlooda kesin yenilgisisnin ardından 1815de toplanan Viyana Kongresinde, Rusya, Avusturya, ve Prusya monarşileri, Avrupa kıtasının kralları, çarları, ve imparatorları, yeniden gözüken cumhuriyetçiliğin yerine dinin kahramanlık cilasını koyarak Avrupa kıtasını kontrolları altında birleştirebilmek amacıyla Kutsal İttifak (Holy Alliance) olarak bilinen birliği şekillendirmişlerdi. Yine de dışlarındaki güçleri kontrol edemeyeceklerdi.
Avrupa-Atlantik değerlerinin şampiyonluğunun NATO evliliğinde toplanmış olduğunu kendileri ilanedenler, şimdi değerlerine en yakışır bütünleyicileri buldular: Krallıklar, ve Bahrein emirliği, Ürdün, Kuveyt, Morocco (Fas), Oman, Katar, Suudi Arabistan, ve Birleşik Arab Emirlikleri. Gerçek bir varoluş yakınlığı, Libyayı bombalayan milletlerin çoğunluğu, her iki taraftan da monarşiler: Belçika, Britanya, Danimarka, Hollanda, Norveç, İspanya, Katar, ve Birleşik Arab Emirlikleri. NATO işbirlikçisi İsveç sekiz Gripen savaş uçağını savaş için ayırdı, ve Kanada bir defalık hareket etti.
Financial Timesın geçen Eylülde rapor ettiğine göre Washington, Körfez İşbirliği Meclisi üyesi devletlere 123 milyar ABD Doları değerinde silah satmayı planlamaktadır. Bunun 67.8 milyar Dolar değerinde olanı Suudi Arabistana, 35.6 milyar Dolar değerindeki Birleşik Arab Emirliklerine, 12.3 milyar edeni Omana, ve 7.1 milyarlık olanı ise Kuveyte satılacaktır. Buna ek olarak Körfez devletleri, ABDnin dünya çapındaki füze savunma sistemi ile birliktelik sağlamaktadırlar. (çevirenin notu: Gördüğünüz gibi soygun, talan ve yıkım sistemi mükemmel işlemektedir... Anglo-Amerikan şirketleri ile birlikte çıkartılan petrolün gelirinin Arab krallarına, şeyhlerine, emirlerine kalan bölümü, halka, bölge halklarına ulaşmamakta, silaha yatırılarak yeniden ABD tekellerine, askeri-endüstri komplekslere dönmektedir. Buradan gelen silahlar da, sisteme uyum sağlamayan, boynuna tasma taktırtmak istemeyen, ulusal değerlerini korumaya çalışan Müslüman milletlerin kafalarına, kentlerine ölçüsüz yıkım aygıtları olarak yağmaktadır. Ve bu sistem, sadece müslüman halkları değil, tüm dünya halklarını yoksulluğa, açlığa, evsizliğe, tıbbi yardımdan yoksunluğa, hastalıklara, susuzluğa, cehalete mehkum ederken, insan soyunun bir parçası olduğu doğanın da geriye döndürülemez biçimde yıkımına yolaçmaktadır...- Yusuf Küpeli)
Beyaz Saray tarafından sonradan onaylanmış olan Suudi Arabistana satılacak 60 milyar Dolar değerindeki silah, ABD tarihindeki en büyük dış dönük silah anlaşmasıdır.
ABD, Britanya (İngiltere), Fransa, İtalya, ve bunların NATO müttefikleri, Ortadoğuyu ve Pers Körfezinin (Basra Körfezi) kontrol etmeye yönelik planlarını açık etmişlerdir: Arab dünyasının kraliyet aileleri ile geniş bir askeri ittifak.
Notlar
[1] Agence France-Presse, May 25, 2011
[2] NATO conquered from Gaddafi control over Libyan oil for Qatar Azerbaijan Business Center, March 28, 2011 http://abc.az/eng/news/main/52557.html
|