Eski CIA direktörü, yalanları ve
"IV. Dünya Savaşı"
Yusuf
Küpeli
Clinton döneminin CIA direktörü
James Woolsey, bir gurup üniversite öğrencisine "Dördüncü Dünya Savaşı
içinde olduğumuzu ve bunun daha yıllarca sürebileceğini" söylemiş.
Woolsey'den daha yeni öğrendiğimize göre, soğuk savaş yılları (1946- 1989),
"Üçüncü Dünya Savaşı" yıllarıymış ve Woolsey yeni
başlayan bu savaşın aynı ölçüde uzamasını umut etmiyor ve istemiyormuş.
Savaş sonrası Irak'ın yeniden şekillendirilmesinde anahtar kişi rolü
oynayacağı rapor edilen Woolsey'e göre yeni savaşın güncel üç düşmanı
varmış: İran'ın dini önderleri, Irak'ın "faşistleri", Suriye ve aşırı
İslamcı El Kaide örgütü ("faşistleri" sözcüğünü ben değil, haberi veren
12/04- 2003 tarihli CNN tırnak içine almış ve onlarda bu deyişin yalan
olduğunu biliyorlar.). Yeni bir Ortadoğu yaratacaklarmış, Ortadoğu'ya
demokrasi getireceklermiş vs.. Yalanlar, yalanlar
(Ex-CIA
director: U.S. faces 'World War IV')
Soğuk Savaş yılları boyunca Truman ve Reagan dahil tam
sekiz Başkan değiştiren ABD'de sözkonusu -çoğu aşırı sağcı- Başkanlar'ın
hiçbiri bir III. Dünya Savaşı içinde olduğumuzu ilan etmemişlerdi ve belkide
neyi yaşamakta olduklarını Woolsey gibi "anlayamamışlardı". Tüm aynı yıllar
boyunca insanlar, talihsiz bir kaza sonucu patlayabilecek ve belkide
gezegenimizin toptan yokoluşuyla sonuçlanacak III. Dünya savaşının
korkusuyla yaşamışlardı. Radarlarda gözüken kuş sürülerini nükleer bomba
yükleriyle saldırıya geçmiş Sovyet uçakları sanan ve füzeleri ateşleyecekken
son anda durdurulan Pentagon generallerinin işleri sonradan öğrenilmişti.
Tüm Avrupayı bir anda yokedecek güçte Hidrojen bombaları ile Avrupa
semalarında dolaşırken Akdeniz'e, İspanya kıyılarına düşen Amerikan
bombardıman uçaklarının öyküleri de yine sonradan açığa çıkmıştı. Şimdi de
yaşanmış olanın bir "III. Dünya Savaşı" olduğunu Woolsey'den öğreniyoruz ve
olayı "ucuz atlatmış" olduğumuz için seviniyoruz(!)
Soğuk Savaş (Woolsey'in "III. Dünya Savaşı") bittikten, Sovyetler Birliği ve
NATO'dan çok sonra kurulmuş olan Varşova Paktı dağıldıktan sonra insanlar,
NATO'ya da gerek kalmadığını düşünmeye başlamışlar ve barışçı bir dünya
umuduna kapılmışlardı. Ve hiçbir güç, hiçbir devlet ABD'ye savaş açmayı
aklından geçirmiyordu ve halen de ABD'ye savaş açmış herhangi bir güç
yoktur...
Soğuk Savaş'ın -yaklaşık- son on yılı içinde Woolsey'in "demokrasi
şampiyonu" takımı, İran'a karşı kışkırtmış oldukları Irak'ın "faşistleri"ne
en modern silahları verecekler ve satalit fotoğrafları, subayları ile
onların savaşlarını destekleyeceklerdi. Bu arada İran'ın dini önderlerine de
gizlice silah satmaktan kaçınmadıkları, 1984- 86 İran- Kontras skandalı ile
açığa çıkacaktı. Bir diğer büyük "başarıları"da, artık Zibigniew
Brzezinski'nin övünerek anlattığı gibi, daha Sovyetler Afganistan'a girmeden
çok önce, bu ülkedeki feodal güçlerin, savaş lortlarının önderliğindeki
kökten İslamcı terör guruplarına mali ve ayrıca hertürlü maddi yardıma
başlatmış olmalarıydı.
Usame bin Laden ellerinde yetişmişti, belkide Woolsey'in doğrudan bağı olan
kişilerden biriydi. El Kaide örgütünü de kendileri oluşturmuşlar ve dünyanın
her köşesinden Afganistan'a çektikleri köktendinci onbinlerce militanı CIA
subayları eğitmişlerdi. Öncesi için 3 milyar Dolar ve yine sadece Taleban
için de ayrıca bir 3 milyar Dolar harcadıkları kesinlikle biliniyordu.
Ve
şimdi "Dördüncü Dünya Savaşı"nı tüm bunlara karşı başlatmışlardı ve şüphesiz
hedefleri daha genişleyecekti.
Kimse Amerikaya savaş ilan etmemiş olsada, ortada düşman bir güç
bulunmasada, dünyanın tüm enerji kaynaklarına elkoymayı hesaplayan Anglo-
Amerikan petrol tekelleri, "Yedi Kızkardeşler Kulübü", Rockefeller gurubu,
kanla beslenen militarize olmuş ABD ekonomisi, askeri- endüstri kompleksler,
ABD dışpolitikasını geriden yönlendiren CFR, elbette bir "düşman"
yaratırlardı ve yarattılar da. Ve şimdi, Balkanlar'a saldırı yıllarında CIA
direktörü olan Woolsey'in ağzından "Dördüncü Dünya Savaşı"nın yaşanmakta
olduğunu da ilan ettiler. Yalnız buradaki soru işareti, Kışkırttıkları 1991
Körfez ve 1999 Yugoslavya saldırıları sırasında aynı adı neden
kullanmadıklarıdır. Aynı şekilde Afganistan saldırısını da "Dördüncü Dünya
Savaşı"na dahil etmemişlerdir. Anlaşılan tüm bunlar, "Dördüncü Dünya
Savaşına" ısınma ve aynızamanda tepkileri ölçme savaşları idiler. O yıllarda
henüz tüm dünyaya saldıracaklarını, istedikleri heryeri alacaklarını,
Hitler'in "bin yıllık imparatorluk" düşünü kendi yönetimlerinde
dirilteceklerini açıkca ilanedemezlerdi.
Irak saldırısı ile Birleşmiş
Milletler'in İşlevsizliği'nin tam olarak ortaya çıkması, Avrupa Birliği'nin
çelişkilerle dolu olduğunun anlaşılması, "Arap dünyası" denen olayın
devletlerinin halklarına karşı ihanet ve dağınıklık içinde olması,
Pentagon'un şimdilik kendisini durdurabilecek bir güç olmadığını açıkça
görmesi veya böyle sanması, "Dördüncü Dünya Savaşı" içinde olduklarını
ilanetmelerine neden olmuştur. Irak'ın "teslim alındığının" anlaşılmasının
hemen ardından Los Angeles'teki Kalifornia Üniversitesi öğrencileri
karşısında ilk kez "Dördüncü Dünya Savaşı" ifadesinin kullanılması,
başlangıçta insanlara garip gözüksede, özünde Pentagon saldırganlığının,
Amerikan faşizminin yepyeni çok tehlikeli bir aşamaya girdiğinin
göstergesinden başka birşey değildir. Amerikan yönetimi Woolsey'in ağzından
"Dördüncü Dünya Savaşı"nı ilanederken, başta kara Avrupası, Rusya ve Çin
olmak üzere tüm ülkelere açıkça meydan okumakta, tehditler yağdırmakta,
karşıdurmaya cesaret edecek her güce savaş ilanetmektedir. Bu sözü başka
türlü algılamanın olanağı yoktur ve gelmekte olan şüphesiz "demokrasi"
değildir. Bu sayfada daha öncede defalarca tekrarlanmış olduğu gibi, ABD
yönetiminin ağzındaki "demokrasi" ve "özgürlük" sözcükleri, postmodern
faşizmin yaldızlı kamuflajlarından başka birşey değillerdir. Tek merkezli
militarist bir dünya imparatorluğu ile demokrasi ve özgürlüklerin yanyana
olamayacaklarını herkes çok kolay anlayabilir.
Afganistan'da Taleban'ı "demokrasi" uğrunamı yarattıkları ve yine
"demokrasi" uğrunamı devirdikleri, yanıtı bilinebilir acıklı bir sorudur.
Diğer işleride çelişkili ve karışıktır ama, anlaşılmaz değildir. Vaktiyle
Petrol şirketlerinin temsilcileri olan feodal aşiret reisi Karzai'yi
"demokratik" Afganistan'ın başına oturtuktan sonra, baştan aşağı yıkılmış
ülkeye, atmış oldukalrı yüzlerce Tomahawk füzelerinden tek birinin masrafı
kadar bile yatırım yapmamışlardır. Harabeye dönmüş 3.5 milyonluk tarihi
Kabul'de tek bir ambulans vardır ve "özgür" Afganistan'da sistem yine aynen
Taleban yıllarında olduğu gibi işlesede, rejimin adı "demokrasi" olmuştur.
Savaş uçakları, başta tarihi Bağdat olmak üzere Irak kentlerine 20 gün
içinde 30 bin kez saldırmışlar, binlerce ton bomba atmışlardır. Aynı
kentlere 750 güdümlü füze fırlatılmıştır. Çoğu kadınlar ve çocuklardan
oluşan 1400'ü aşkın sivil öldürülmüş, binlercesi yaralanmıştır. Çocuklar,
genç insanlar ellerini- kollarını- ayaklarını yitirmişlerdir. Ölen Iraklı
askerlerin sayıları henüz belli değildir ve basındaki haberlere göre ABD'nin
savaş masrafları 55 milyar Dolar'ı aşmıştır- W. Bush, dünyadaki tüm askeri
bütçelerin toplamından daha şişkin olan ABD askeri bütçesi için Senato'dan
ek olarak bir 79 milyar Dolar daha kopartmıştır.
Peki Irak'ın maddi kayıpları nedir, yananların, yıkılanların değerleri
nekadardır? Bunu hesaplayan yoktur ve herhalde hesaplanmasıda pek okadar
kolay değildir. Şimdilik hesaplanan, 55 milyar Dolarlık savaş masrafının çok
düşük olduğu ve elkonulacak Irak petrollerinden sözkonusu masrafın en az bin
misli kazanç sağlanacağıdır. Zaten son on yıl içinde 400 bin kez
bombalanmış, halkı geçmişe göre yüzde 70 oranında fakirleştirilmiş, aynı
süre içinde 5 yaşın altında 500 bini aşkın çocuğunu yitirmişl Irak halkına
da "kazanç" olarak "demokrasi" ve "özgürlük" gelecektir.
Irak'a "demokrasi" ve "özgürlük" getirecek olanların TV kameraları
karşısında örgütledikleri ilk iş, yağma olmuştur. Cezaevlerindeki tüm
kriminal unsurları da salarak, resmi dairelerin, tapu sicillerinin, bir
devlet olarak Irak'ı belgeleyen herşeyin ve Merkez bankasının
yağmalanmasını, Dinarlar'ın sokaklara saçılmasını sağlamışlardır.
Bu görüntülerleri öne çıkartırlarken
-elbette- kendi suçlarını ve saldırganlıkları örtbas etmeye, gündemden
düşürmeye ve aslında bu talana hiçte katılmamış olan Irak halkını
aşağılamaya çalışmışlardır.
Şüphesiz tüm bu ince faşist propoganda taktiklerine karşın, düşünebilen
herkes, koskoca Amerikan ordusunun yağmayı neden seyrettiğini kendi
kendisine sormuştur ve yanıtını da vermiştir. Yol kavşaklarında insanları
inceden inceye aramasını bilenlerin, ellerini arkadan bağlayıp ikibüklüm
yaptıkları tutsaklarının kafalarına torbalar geçirenlerin, üç gün süren
yağmayı sırıtarak seyretmelerinin tek bir açıklaması vardır: Yağma, bizzat
işgal güçleri tarafından bilinçli olarak örgütlenip kışkırtılmıştır.
Yağma görüntüleri ile Iraktaki
yasadışı işgalci varlıklarını "meşrulaştıracaklarını" ve aynı olayın
rüzgarını arkalarına alarak vaktiyle Vietnam'da yapmış oldukaları gibi
kriminal unsurlardan kendilerine bağlı yeni bir bürokrasi ve "kolluk" gücü
oluşturacaklarını hesaplamaktadırlar.
Asıl korkunç ve maddi zararının hesaplanması olanaksız olay ise, dünyanın en
zengin müzelerinden olan Bağdat arkeoloji müzesinin askerlerin gözleri
önünde yağmalanıp tahrip edilmiş olmasıdır.
Müze
sorumlularından biri, kameralar karşısında tutamadığı gözyaşlarıyla ve
tarifsiz acısıyla, "Yedi bin yıllık tarih gitti! Böyle birşeye nasıl izin
verilebildi?", demenin ötesinde birşey söyleyememiştir.
Böyle birşeye nasıl izin verildiği aslıda sonderece açıktır. Saldırgan
işgalci güçlerin, faşistlerin, yerleşmek, egemenlik altına almak istedikleri
ülkelerin tarihlerini ve kültürlerini yoketmekle işe başladıkları
bilinmektedir.
Irak halkının, Ortadoğu halklarının
köleleştirilmelerinin yolu, günümüzdeki Batı medeniyetinin de asıl kaynağı
olan alabildiğine zengin Mezopotamya medeniyetinin, kültürünün tüm izlerini
silmekten geçmektedir. Sadece Bağdat müzesinin görülmemiş bir vahşet örneği
ile soyulmuş olması bile, katil Sharon hayranı faşist Franks yönetimindeki
işgal ordularının "demokrasi" ve "özgürlük" yalanlarına karşın Irak'a ne
getirmekte olduklarını açıkça göstermiştir. Naziler bile işgal ettikleri
hiçbir ülkede böyle bir yağma ve talana izin vermemişlerdir. Kültür
hazinelerinin birkısmını sadece kendileri çalmışlardır ama, tahrip
etmemişlerdir ve bunlar sonradan yine bulunabilmişlerdir. Bağdat müzesinin
başına gelenler ise, şimdiye dek tarihte eşi emsali görülmemiş bir vahşet
örneğidir ve bunun sorumlusu Amerikan yönetimi ileride mutlaka hesap
verecektir.
Eski
CIA direktörü Woolsey'e ilanetirilen "Dördüncü Dünya Savaşı", özellikle
Ortadoğu halklarına hesapsız zararlar verecek, Asya kıtasında çok büyük
trajedilerin yaşanmasına yolaçacaktır ama, tüm askeri gücüne karşın Amerikan
emperyalizminin kendi anayurdunda da kanlı bir kaosa sürüklenerek
yıkılmasını engelleyemeyecektir. Amerikalı faşistlerin karşılarına aldıkları
güçler, vaktiyle yokettikleri saf ve yiğit kızılderili aşiretleri
değillerdir. Ortadoğu ve Asya halkları binlerce yılın kan ve ateşi içinde
yoğrulup olgunlaşmış, çelikleşmiş halklardır ve acılara dayanıklıdırlar.
Woolsey'e "Dördüncü Dünya Savaşı"nı ilanettirten Pentagon mafyası yanlış
hesap yapmıştır ve bu onların sonlarının başlangıcı olarak tarihe
geçecektir.
13.04.2003
yusuf@comhem.se |