|
İşçilerin günü 1
mayıs
Yusuf Küpeli
1889
yılında Pariste toplanan İkinci Enternasyonalin kongresinde alınan kararla 1
mayıs işçilerin uluslararası dayanışma ve gösteri günü olarak kabuledildi ve
aynızamanda 8 saatlik işgünü talep edildi. Olayın kökü, Amerikan işçi hareketi
AFLin 8 saatlik işgünü için 1884 yılında Şikagoda başlatmış olduğu greve
uzanmaktadır. Grev ve gösteri, bazı işçilerin ve polislerin ölümleriyle
sonbuldu. Olay, Haymarket katliamı adıyla anıldı. Amerikan işçi hareketinin
temsilcilerinin verdikleri öneri ile İkinci Enternasyonalin sözkonusu kararı
alındı. Avustralya işçileri 1 mayıs gününü 1856 yılından beri kutlamaktadırlar.
Başta 8- Saatlik
İşgünü olmak üzere yukarıda sıralanmış hedefler için mücadele etme
kararı alan II. Enternasyonal'ın sözkonusu kongresi, bu savaşım kararını da şu
şekilde formüle etmiştir: Kesin saptanmış bir zamanda, önceden
belirlenmiş tek bir günde, tüm ülkelerde, tüm kentlerde çalışanlar
görkemli uluslararası gösteriler yaparak Paris Konferansınca
belirlenmiş olan iş gününün kısaltılması talebinin ve diğer tüm
taleplerin uluslararası planda gerçekleşmesini/ yaşama geçmesinin
sağlayacaklardır.
II. Enternasyonalin
1889 Paris Konferansına ve önceki 1886 Konferansına katılmış olan
Amerikan İşçi Federasyonu, yukarıda ifade edilmiş talepler için
yığınsal birleşik mücadele gününü, 1 Mayıs 1890a almıştır. Bu kitlesel
haklı ve cesur mücadelenin ürünü genel standart 8- Saat İşgünü
günümüze dek gelen bir gerçek olarak yaşama geçerken, aynı gün
proletaryanın uluslararası eylem günü olarak kabuledilmiştir. Ve
yine bu ortak eylem günü 1 Mayıs, günümüze dek aralıksız dünyanın tüm
ülkelerinde gösterilerle anılmıştır ve anılmaktadır...
Engels 8- Saat İşgünü
için 1 Mayıs 1890da yapılmış olan yığınsal yiğitçe gösterileri şu
cümlelerle anlatmaktadır:
Avrupa ve Amerikan proletaryası
mücadele gücünü yeniden kazanmaktadır. Tek hedefi uğruna, tek ordu
olarak, tek bayrak altında tüm güçlerini seferber etmiştir. Herkes için
geçerli standart 8- Saat İşgünü 1889da Cenevrede yapılan kongrede
kabuledilip açıkça karara bağlanmış ve ilanedilmiştir. Yaşanan gerçek
tüm ülkelerin çalışanlarının birleşmiş olduklarıdır ve günün bu dehşetli
görünümü tüm ülkelerin kapitalistlerinin ve büyük toprak sahiplerinin
gözlerini yuvalarından fırlatacaktır. Marks yanımda olup bunları kendi
gözleriyle görebilseydi keşke.
(www.socialistalternative.org/justice21/17.html)
Türkiye
Cumhuriyetinin başlangıç yıllarında, daha 1924de 1 mayıs kutlamaları
yasaklanmıştır. Ertesi yıl tüm sendikalar yasaklandığı için, 1 mayıs kutlamaları çok
uzun bir dönem olanaksız oldu ve hatta unutturuldu. İnsanların çoğunluğu bu günü
bahar bayramı olarak bildiler. Sendikal hareket devletin denetiminde 1946
yılında tekrar başladıysa da, grev yasağı ve 1 mayıslar üzerindeki yasak sürdü.
Relatif demokratik bir ortamın yaşandığı, işçi ve öğrenci hareketlerinin
yükseldiği, işçilerin grev hakkına kavuştukları ve ilk kez legal bir sosyalist
parti olarak Türkiye İşçi Partisinin 15 saylavla Meclise girdiği yıllarda bile
1 mayıs işçilerin dayanışma günü olarak kutlanamadı.
Dünyanın
diğer ülkelerinde olduğu gibi Türkiyede de1 mayıs günün kutlanabilmesi, ancak
1970li yılların ikinci yarısında gerçekleşebildi. DİSKin 1977 yılında Taksim
Meydanınında düzenlediği ve 500 bin kişinin katılmış olduğu coşkulu bir mayıs
gösterisine makineli tüfeklerle ateş açıldı ve 37 kişi yaşamını yitirdi.
Saldırıyı, faşist MHP ile işbirliği yapan Kontra Gerilla adlı tamamen yasadışı
NATO örgütlenmesinin gerçekleştirdiği söylendi ve yazıldı isede, yakalanan
olmadı. Türkiyede bu örgütün elemanlarını yakalayacak ve örgütü deşifre edecek
demokratik bir güç odağı henüz varolmadığı için, kurbanlara anma törenleri
yapmanın ötesinde bir gelişme olmadı.
Herşeye
karşın emekçiler gelecek güzel günlere duydukları umudu yitirmediler ve aynı
umutla 1 mayıs 2005 günüde alanları dolduracaklardır.
yusufk@telia.com
http://www.sinbad.nu/
İlk
Uluslararası 1 Mayıs
http://www.1mayis.net/M1bellek/bellekDetail.asp?id=124
Haymarket'i izleyen baskı dalgasının ardından, Amerikan İşçi Federasyonu'nun
çalışma saatlerini azaltmak için bir günlük grev politikasına dönünceye kadar
yeniden toparlanması iki yıl sürdü. St. Louis'deki AFL kongresinde (Aralık
l888), sekiz saatlik işgününe yönelik ulusal ajitasyon canlandırıldı. Kongre 1
Mayıs 1890'ı örgütlü emeğin sekiz saati dayatma günü olarak belirledi. Sonuç
bildirgesi, yönetim kuruluna, konuya ilişkin etkin bir eğitsel ve örgütsel
kampanya düzenleme görevi verdi. Sekiz saat için kitlesel gösterilere yönelik
dört gün belirlendi: 1889 ve 1890da Washingtonun doğum günü; Bağımsızlık Günü,
4 Temmuz 1889; ve İşçi Günü, 2 Eylül 1889. Hareket 1 Mayıs 1890'da kitlesel bir
grevle doruğa ulaşacaktı. [l]
AFL'nin başlattığı kampanya militan ve saldırgandı. 1889'da Washingtonın doğum
gününde, tüm ülkedeki 240 kitlesel mitingte işçiler Federasyonun St. Louis
Kongresi'nin eylemini onaylayan önergeleri benimsediler. Bağımsızlık Günü'nde
311 şehir ve kasabada gösteriler gerçekleşti; İşçi Günü'nde (2 Eylül) sekiz saat
konusuna ilişkin ajitasyon yapmak üzere toplanan eşzamanlı mitingin sayısı
420'den fazlaydı. Kasım 1889'da AFL elli binden fazla broşür, yarım milyondan
faz1a bildiri dağıtmış, ülkedeki önemli liderlere bin iki yüz kişisel mektup
göndermişti. [2]
Bu sırada, At1antik'in öbür yakasında, İngi1tere, Fransa, Almanya ve diğer
Avrupa ü1ke1erindeki işçi örgüt1eri Amerikalı işçi1erin kararlılığını alkışladı
ve hareketi geliştirmek için adımlar attı. AFL çok sayıda dağıttığı 1889 tarihli
broşürde Uluslararası bir örgüt1enme olmamasına karşın, bu yönde açık bir
uluslararası hareket var. Diyordu. [3]
1889 yazında Fransa 1789 Büyük Devrimi'nin yüzüncü yılını Paris'te görkemli bir
Dünya Fuarı ve birçok parlak festivallerle kutladı. Fuara bağlı olarak çok
sayıda uluslararası kongre de vardı -imalatçılar , tüccarlar , çiftçiler,
doktorlar , öğretmenler ve sosyalistlerin-. Aslında Fransız sosyalistleri
arasında Marksistlerle Olasıcıların ayrımı yüzünden Temmuz 1889da Pariste iki
enternasyonal sosyalist kongre vardı. Olasıcılar yalnızca acil taleplerde hemen
olası olabilecek ya da pratik olanlar için savaşım vermeyi öngörüyor ve
Marksistlerin hem acil talepler hem de nihai sosyalizm amacı için savaşım
verilmesine yönelik vurgusunu küçümsüyordu. [4]
Tüm
Dünyada Sekiz Saati İsteyen İşçiler
Sekiz kadının da dahil olduğu 400 kadar delege Marksist Uluslararası Sosyalist
Kongreye katıldı.* Delegeler 14 Temmuzdan 20 Temmuza kadar toplantı yaptı ve
diğer şeylerin yanı sıra İkinci Enternasyonali kurdu. Bu Enternasyonal, 1864te
Londrada kurulan ve 1876da Philadelphiada dağılan Birinci Enternasyonalin
devamıydı. Kongre dünyaya bir meşale de yaktı: ilk Uluslararası 1 Mayıs. [5]
1 Mayıs 1890da sekiz saat hakkını kazanmaya yönelik bir kampanya üzerinde
yoğunlaştığından, Amerika İşçi Federasyonu Parise delege göndermedi. Bununla
birlikte Gompers, Uluslararası Sosyalist Kongreye bir konuşma yolladı ve
konuşmasını Uluslararası Denizci ve Ateşçiler Derneği genel sekreteri Hugh
McGregorun okumasını sağladı. Parise varan McGregor iki sosyalist kongrenin
varlığını öğrendi ve Gompersın yazısını ikisinde de okudu. [6]
Ne yazık ki Gompersın özgün mektubu bulunamadı; AFL başkanında da mektubun
kopyası yoktu. Ama öyle görünüyor ki, Gompers Paristeki delegelere AFLnin
sekiz saat hareketini başlattığını ve 1 Mayıs 1890da gerçekleştireceğini
bildirmiş ve dünya çapında sekiz saat hareketine ilişkin olarak bazı
önerilerde bulunmuştur. Daha sonra AFL de Gompers da, mektubun başka ülkelerde
AFLnin kampanyasına moral destek vermek üzere kitlesel miting ya da gösteriler
önerdiğini de iddia etti. Gompers, 1 Mayısı Uluslararası İşçi Günü olarak''
kutlanmasını ve bunun Uluslarası Sosyalist Kongre'de tarihsel bir eylemi
esinlediğini de iddia etti. [7]
Gompers, Fransız delege Raymond Lavigne'nin önerdiği ve 20 Temmuz 1889'da
Marksist Kongre'de benimsenen karara gönderme yapıyordu. Karar şöyleydi: [8]
Belirli bir günde büyük bir uluslararası eylem düzenlenecek, bu gösteride tüm
ülke ve şehirlerdeki işçiler aynı anda devlet yetkililerine seslenerek sekiz
saat hakkını ve Uluslararası Paris Kongresi'nin diğer kararlarını uygulamalarını
talep edeceklerdir.
Böyle bir eylemin Amerika İşçi Federasyonu'nun St. Louis'deki Aralık 1888
kongresinde 1 Mayıs 1890 olarak belirlemesinin ışığında, 1 Mayıs uluslararası
gösteri günü olarak benimsenmiştir.
Çeşitli uluslardan işçiler ülkelerindeki koşullara uygun olarak eylem
örgütleyeceklerdir.
Uluslarararası işçi günü olarak 1 Mayıs'ın Amerika'dan çıktığı geleneksel olarak
kabul gören bir görüştür. [9] Bununla birlikte, Sidney Fine, Lavigne'in bu
önergeyi Paris Kongresi'ne ister ABD'den biri önermiş, ister önermemiş olsun,
zaten okuyacağını öne sürer. [10]
Lavigne'ye, kendi isteğiyle, Fransa Sendikalar ve İşçi Dernekleri Federasyonu
tarafından Paris Kongresi'ne sekiz saat hakkı için bir önerge sunma görevi
verilmişti. Lavigne'ın özgün önergesinde, sonunda kabul edilen önerinin yalnızca
ilk paragrafı vardı -yani ''belir1i bir günde... büyük bir uluslararası eylem''
çağrısı. Ama önergesini sunmadan önce Lavigne Marksist Kongre'deki önde gelen
isimlerden öğüt almaya çalıştı (bunların arasında Almanya'dan August Bebel ve
Wilhelm Liebknecht de vardı). Bebel ve Liebknecht, eylemi örgütlemeyi kendi
ülkelerindeki koşullara uyguiı olarak işçilere bırakan üçüncü paragrafı eklemeyi
önerdi. l Mayıs 1890'dan uluslararası eylem günü olarak söz eden ve o günü
ABD'de sekiz saat eylemi için belirlemiş olan AFL'nin Aralık 1888 kongresine
değinen ikinci paragraf daha sonra eklendi. [11]
Fine, önergenin yazarının, Hugh McGregor'un getirdiği Gompers'ın mektubuyla AFL
gününden kesinlikle haberdar edildiğini kabul ediyor. Ama, AFL'nin içinde
olduğu hareketin niteliğine ilişkin kesinlikle bir yanlış anlama vardır. AFL, 1
Mayıs önergesinin Marksist kongrede benimsendiği dönemde 1 Mayıs 1890'da
herhangi bir eyleme karar vermemişti ve hiçbir zaman... önergede düşünülen amaca
yönelik bir eylem planlamadı diye öne sürüyor. [12] Ama, daha önce de
gördüğümüz gibi, Aralık 1888deki St. Louis kongresinde AFL bütün örgütlü emek
güçlerinin 1 Mayıs 1890da sekiz saatin başlatılmasına yoğunlaşması gerektiğine
karar vermişti. Kongredeki tartışmalarda, sekiz saat hakkını kazanmak için
kullanılacak yöntemlerin özgül niteliğine karar verilmemişse de, 1 Mayıs 1890da
bir eylemin yapılacağını açıkça göstermektedir. Uluslararası bir eylemin
düşünülmediği doğrudur, ama bunu da beklememek gerekir. [13]
Paris Kongresinde kabul edilen önergeyle ilgili herkesin, 1886da Amerika İşçi
Federasyonunun öncüllerinin desteklediği 1 Mayıs eylem ve grevleriyle ve
Haymarket trajedisiyle bağlantılı olayları bildiğine hiç kuşku yok. AFLnin St.
Louis kongresindeki karar da ABD, Federasyon ve 1 Mayıstaki sekiz saat
gösterileri arasındaki bağlantıyı daha da güçlendirdi. Burada, 1890da Londrada
Frederick Engelsin 70. doğumgünü nedeniyle yapılan bir toplantıda Wilhelm
Liebknecht, August Bebel, Eleanor Marx Aveling (Karl Marxın kızı), Tom Mann,
William Thorne ve diğer sosyalist ve işçi liderlerinin Amerika İşçi
Federasyonunu sekiz saate yönelik uluslararası mücadeleyi geliştirmedeki
çabalarından ötürü övdüğünü de belirtmek gerekir. [14] 1 Mayısın uluslararası
işçi günü olarak kutlanmasının Amerika İşçi Federasyonu ve ABDdeki sekiz saat
hareketinden büyük oranda etkilendiği sonucuna varabiliriz -Paris Kongresinde
benimsenen kararın ABDden değil de bir Fransız delege tarafından önerilmesine
karşın.
AFL
Yolu Açıyor: 1 Mayıs 1890
1889daki işçi hareketinin durumunu inceleyen Gompers, sendikaların buna, ister
hazır olsunlar ister olmasınlar 1 Mayıs 1890da greve gitmelerinin yanlış
olacağı sonucuna vardı. Şubat 1889da en iyi stratejinin aynı anda birkaç
sendikanın greve gitmesi olduğuna karar verdi. Başarılı bir mücadele verebilecek
bir ya da iki sendika öncülük edecek ve işçi hareketinin geri kalan kısmının
yardımıyla (Emek Şövalyelerinin de dahil olacağı umut ediliyordu) kendi iş
alanlarında sekiz saat hakkını kazanacaklardı. Bundan sonra her 1 Mayıs başka
bir sendika (ya da birkaç sendika) aynı modeli izleyerek, işverenler genel
olarak sekiz saati kabul edene dek mücadele edecekti. [15]
AFL Yürütme Kurulu Kasım 1889da Şövalyelerin Atlantadaki Genel Kurulu'na açık
bir mektup göndererek, onları sekiz saat için ortak mücadeleye katılmaya
çağırdı. Ama Powderly'ın yönetimindeki Şövalyeler, 1 Mayıs 1890 eylemini yabancı
ve köktenci bir eylem olarak adlandırdı. AFL'nin genel grev düşüncesini bir yana
bırakmasına karşın, Powderly, Federasyon'un stratejisini 1886'ın inatçı
yinelenmesi olarak suçladı. [l6]
Çeşitli üye sendikalarda oya sunduktan sonra, AFL Yürütme Kurulu Mart 1890'da
sekiz saat bayrağını taşıması için marangozları seçti; onları Birleşik Maden
İşçileri izleyecekti. Marangoz ve Doğramacılar Kardeşliği iyi bir seçimdi;
sendika sekiz saat mücadelesi için büyük bir grev fonu oluşturmuştu ve işçi
hareketinin geri kalan kısmıyla birlikte bu mücadeleyi vermeye tümüyle hazırdı.
Marangoz ve Doğramacılar Sendikası'nın büyük grev fonu AFL'ye bağlı diğer
sendikalardan ge1en ek fonlarla da desteklendi. Birçok sendika marangozlara
nakit yardımda bulunma ve 1 Mayıs gösterilerine katılma kararı aldı. [17]
2 Mayıs 1890'da tüm ülkedeki gazetelerin baş sayfalarındaki başlık şöyleydi:
''İŞÇİ TATİLİ. BİRÇOK BÜYÜK GÖSTERİ.'' Louisville (Kentucky)'de Gompers
''Louisville'de görülmüş en büyük örgütlü işçi gösterisi''nde yerel işçi
liderleriyle birlikte bir arabayla gösteriye katıldı. ''Bu şehirde çalışan bütün
işkollarını temsil eden yaklaşık; 14 bin kişi gösterideydi,'' Gompers yaptığı
konuşmada, Paris Kongresi'nin 1 Mayıs'ı uluslararası işçi günü olarak benimseyen
kararından söz etti: ''Onları Amerika İşçi Federasyonu'na katı1maya ve tek bir
şey için, sekiz saat hareketi için birleşmeye çağırdım, onlar da kabul
ettiler.'' [18]
AFL birçok şehirde Sosyalist İşçi Partisi ile ortak eylem yaptı. Chicago'da 30
bin işçi ortak eyleme katıldı. Yürüyüşte yüz sendika temsil ediliyordu ve
başlarında greve çıkan 6 bin marangoz ve doğramacı vardı. Marangozların taşıdığı
dövizlerden birinde ''SAVAŞLA DEĞİL EMEKLE YAŞIYORUZ'' yazıyordu. Bir diğeri ise
''ÜCRET KÖLELİĞİNE SON'' şeklindeydi. [19]
New York'ta yetmiş sendikanın üye1eri ''PATRONLARA HAYIR ÜCRET KÖLELİĞİ
KALKMALI, İŞÇİ HAREKETİNDEKİ BİR SONRAKİ ADIM SEKİZ SAAT HAKKIDIR. SON AMAÇ
SOSYALİST ÜLKELER TOPLULUĞUDUR'' gibi sloganlar ve bayraklarla sokaklara
döküldü. Mitingte, ''işgününü sekiz saate indirmek acil gerekliliktir, bu amaca
ulaşmak için bütün işçi mücadelelerine sempati ve desteğimizi sunuyoruz''
talepleriyle ''bütün ülkelerin proleterleriyle sesimizi birleştirme'' kararı
benimsendi. Karar hem AFL'yi, hem de İkinci Enternasyonal'in Paris Kongresi'ni
''tam zafer elde edilene kadar durdurulmayacak olan yeni ve son bir sekiz saat
hareketi''ni başlattığı için övdü. Birçok ülkede aynı anda yapılan yürüyüşlerden
gururla söz etti ve sekiz saat için mücadele eden herkese, ''proleter
hareketinin nihai amacını, ücret köleliğinin yıkılmasını göz ardı etmemeleri
gerektiğini hatırlattı. [20]
1890'ın kazanımları şaşırtıcıydı. Kırkaltı bin Marangoz bağlantılı inşaat
işkollarındaki binlerce emekçiyle birlikte sekiz saat hakkını kazandı; 30 bin
marangoz da dokuz saati elde etti. Sendikaya birçok yeni üye yazıldı. 14 Mart
ile 14 Temmuz 1890 arasında 142 şube kuruldu ve yıl içinde yeni üyeler alarak
1889'daki 3078 üye sayısını çok aştı. Eylemin etkisini hisseden tek sendika o
değildi. Gompers 9 Mayıs 1890'da bir Fransız sosyalistine, ''Ülkenin tüm
sendikaları üye sayısını büyük oranda arttırdı diyordu.
1 Mayıs 1890 ve sonrasındaki grevlerde yüzbinlerce işçi ücret artışı ve daha
kısa işgünü elde etti. Bradstreets'e göre, o zamana kadar ABD tarihindeki başka
bütün günlerden çok daha fazla grev 1 Mayıs 1890'da başlatıldı. [21]
Emeğin Kurtuluş Günü -Tüm Dünyada
2
Mayıs 1890'da New York World, ilk sayfasını tümüyle ''Emeğin Kurtuluş Günü''ne
ayırdı: Başlıklarından birinde ''uygar dünyanın tüm ticaret merkezlerinde
işçilerin gösterisi, bir diğerinde ''işçiler her yerde normal bir işgünü
taleplerine katıldı'' yazıyordu.
''Her yer'' abartmalı bir ifadeydi, ama 1 Mayıs 1890 yaygın olarak kutlandı.
London Times, 2 Mayıs'ta ''işçilerin aynı anda yapılan eylemleri gerçekten de
birçok Avrupa ülkesinin sınai merkezlerinde gerçekleşti'' diye yazdı. ''Eylemler
Londra, Paris, Madrid, Barselona, Valencia, Seville, Lizbon, Kopenhag, Brüksel,
Budapeşte, Berlin, Prag, Turin, Cenevre, Lugarno, Varşova, Viyana, Marseille,
Reims, Amsterdam, Stockholm, Helsinki ve diğer şehirlerde yapıldı. Avrupa
dışında Küba, Peru ve Şili'de de eylemler oldu.'' Uzakdoğuda hiç eylem olmadı,
ama Japonya'da gazeteci ve hükümet danışmanı Yuzabaro Sakai, tanık olduğu ilk 1
Mayıs Paris gösterisini gazetesinde anlattı. Kokumin No Tomo dergisinde Temmuz
ayında yazılar çıktığı zaman (0 dönemde Japonya'da henüz sendikalar yoktu),
dünyanın çeşitli ülkelerindeki işçilerin kutladığı belirli bir günün var
olduğunu Japon işçi sınıfı da öğrenmiş oldu. [22]
Bu ülkelerin bir kısmındaki ilk 1 Mayıs'a bir göz atalım.
Almanya'da 1 Mayıs 1890'da iş bırakmaya yönelik coşku, bir çok sendikanın Paris
Kongresi'nin çağrısına uymasıyla daha da büyüdü. 25 Ocak 1890'da Başbakan
Bismarck'ın sosyalistlerin bütün gösteri ve diğer etkinliklerini yasaklayan
yasasının kaldırılmasından sonra bu coşku dev boyutlara ulaştı. Berlin'de oniki
önde gelen sosyal demokratın imzaladığı bir broşürde, 1 Mayıs'ta Neler Olacak?''
diye soruluyordu. Yanıt, güçlü sendikalarla tüm sanayi şehirlerinde iş bırakımı
yapılmasıydı. Ama August Bebel, Frederick Engels'e yazdığı bir mektupta bu
öneriye karşı çıkarak, ''1 Mayıs'taki gösteride kitleleri sınırlamak için her
tür nedene sahibiz, bu nedenle çatışma olmamalı'' diyordu. 13 Ocak'ta Sosyal
Demokrat Parlamento Partisi, Bebel'in tavrını benimsedi; bunun nedeni yalnızca
çatışmadan kaçınmak değil, aynı zamanda Paris Kongresi'nin sekiz saat eyleminin
alması gereken biçim olarak özellikle iş bırakımından söz etmemiş olmasıydı.
Kongre kullanılacak en iyi yöntemi saptamayı tek tek ülkelere bırakıyordu. [23]
Engels, Bebel ile aynı düşüncedeydi. Yetkililere işçilere karşı şiddet kullanma
ve yeni baskı önlemleri getirme bahanesi verecek her tür eylemden kaçınmak
gerekliydi. Engels, 19 Nisan 1890'da, ABD'deki Friedrich A. Sorge'a, ''Biz
Almanya'dakiler için olaylar o kadar harika bir biçimde gelişti ki,
şımarabiliriz'' ve Alman halkı ''hiçbir hata yapmamak için belirli bir
engelleyiciye gereksinim duyuyor'' diye yazdı. [24]
Almanya'daki işverenler 1 Mayıs'ta her tür grevi önlemek için örgütlenmeye
başladı. Hamburg-Altona işverenler Birliği Nisan'ın üçüncü haftasında kuruldu ve
tüm üyelerinin imzaladığı bir basın bi1dirisinde, ''1 Mayıs'ta sosyal demokrat
eylemin sonucu olarak işi bırakan ya da geçici olarak durduran işçilerin
sözleşmesini 2 Mayıs'ta feshetmek'' amacıyla kurulduğunu açıkladı. [25] Djğer
şehirlerdeki işveren örgütleri de benzer tehditlerde bulundu. Leipzig
Sanayicileri Birliği, 1 Mayıs'ta ey1em yapmaya kalkan işçilerin en az sekiz
hafta işten uzaklaştırılacağı ve daha düşük bir ücretle yeniden işe alınacağı
uyarısı yaptı. [26]
13 Nisan 1890'da Avusturya elçisi Berlin'den, Şansölye'nin kendisine 1 Mayıs'ta
iş bırakan tüm Kraliyet ve Devlet çalışanlarına ya ihbarsız işten atma ya da
para cezası şeklinde sert misillemelerde bulunulacağını'' söylediğini bildirdi.
Ayrıca bütün miting ve gösterilerin yasaklanmasına da karar verilmişti. [27]
Hükümet yetkilileri ve işverenlerin tehditlerine karşın, 1 Mayıs 1890
Almanya'daki hemen bütün sanayi bölgelerinde ve birçok kasabada kutlandı.
Parlamento Partisi'nin işverenler yetkililerle çatışmaktan kaçınma uyarısını
gözeten birçok işçi sekiz saatıtalebi sÜfecinde iş bırakmadı. Ama yüz bin kadar
işçi Belin, Bremen, Dresden, Frankfurt, Hamburg, Leipzig, Münih ve birkaç başka
şehirde greve gitti. Hamburg'da 20-30 bin işçi greve çıktı. [28]
Alman işçilerinin büyük bir çoğunluğu, eşleri ve çocuklarıyla açık hava
festivalleri ve kısa yolculuklarla 1 Mayıs'ı kutladı. Birkaç şehirde polis şehir
içi bölgelerde yürüyüş ve mitingleri yasakladığı için, işçiler bayramlarını
banliyölerde kutlamak zorunda kaldılar. [29]
Greve giden işçiler misillemeleri hemen hissetti. Hamburg'da 20 bin işçi işten
atıldı ve bütün sendika üyeleri, işverenlerden sendikalarını terk etmezlerse
işten atılacaklarını bildiren bir kağıt aldılar. Çok sayıda sendika buna
üyelerini greve çağırarak yanıt verdi; çok geçmeden binlerce işçi yaz sonuna
kadar sürecek bir mücadelenin içine girdi. İşçiler sendika üyelerini sendika
karşıtı sözleşmeyi imzalamaya zorlama çabalarını boşa çıkardı, ama yapılan
harcamalar Hamburg'daki sendikaları zayıflattı. Ne var ki işçileri savunmak için
merkezi bir sendika hareketi gereksiniminin kavranması sonucunda, Kasım 1890'da
Almanya Genel Sendikalar Komisyonu kuruldu. [30]
1890'da sekiz saat hakkını elde etme çabası başarılı değildi ve işverenlerin 1
Mayıs grevlerine karşı süregelen saldırısı Almanya'da 1 Mayıs'ta iş bırakmadan
kaçınma eğilimini güçlendirdi. [31] Bununla birlikte, Ottilie Baeder, Berlin
yakınlarındaki Grunau'da yapılan kutlamayı anlatıyor:
Bizimle birlikte kutlama yapan herkes, insanlığı yoksulluk ve baskıdan kurtarmak
için her zamankinden daha fazla çaba harcayacağına ve yaşamını büyük kutsal
davamızın hizmetine adayacağına söz verdi.
Tüm imparatorlukta, gerçekte tüm dünyada ilk dünya tatilinin bir kurtarma etkisi
oldu, savaşkan bir ruh ve kararlılık aşıladı.
Viyana -''Proletarya Yönetti''
Avusturya'daki işverenler, devlet yetkilileri ve ticari basın, sosyalistlerin
planladıkları 1 Mayıs'ta iş bırakmalarına karşı çıkmakta birleşti. İşçilere, iş
bırakmanın ticaret-ve-sanayi kurallarının bir ihlali olacağını ve işveren
tarafından tazminatsız işten çıkarma ve tutuklamayla sonuçlanabileceğini
bildirdiler .[33]
1 Mayıs öngününde Viyana'da büyük bir korku kol geziyordu. Neu Freie Presse 1
Mayıs hakkında şunları yazdı: ''Ordu hazır bekletiliyor, evler kapatıldı, bir
kuşatma durumunda erzaklar depolandı, işler durmuş halde, kadın ve çocuklar
sokağa çıkmaya cesaret edemiyor ve tüm halk üzerinde büyük bir gerginlik var.
[34] 1 Mayıs'ın ''büyük bir terör ve yağmalama getireceği'' öngörüsü çok sayıda
ailenin ''O korkunç günden önce Viyana'dan kaçmaya'' karar vermesine neden oldu.
[35]
1 Mayıs 1890'da Viyana ''sessiz sokakları, kapalı dükkanlarıyla ölü bir şehri''
andırıyordu. Orta sınıftan olanlar ortadan yok olmuştu. Tam tersine Prater
piyade, süvari ve topçu askerleriyle doluydu. Tüm güvenlik güçleri harekete
geçirilmişti. [36] Gergin fabrika sahiplerinin ateşcilerine işten atıldıklarını
söylediği ve yerel ateşçi şirketlerine başvurduğu bildiriliyordu. ''Bu durumda,
fabrikalarına saldırıldığı takdirde, asilere kaynar suyla saldırmak mümkün
olacaktı.'' [37]
Ama Avusturya işçileri yıldırılmayı kabul etmedi. 1889 Paris Kongresi'nin
delegelerinden sosyalist Victor Adler, ''Hiçbir güç 1 Mayıs'ta çalışmamamızı
engelleyemez'' diye yazdı. ''Ne polis, ne de asker bizi çalışmaya
zorlayabilir.'' Yazısını şu sözlerle bitirdi: ''Çözümümüz aynı eskisi gibi:
Yıldırılmaya, provokasyona izin vermeyeceğiz. [38]
İşçiler bu öğüdü tuttu. Sosyalist ArbeiterZeitung, ''Belki de hiç bir yerde'!
diye coşkuyla yazıyordu 1 Mayıs bu kadar görkemli ve disiplinli kutlanmamıştır.
Burada, özellikle de Viyana'da, tam bir iş bırakımı yapıldı. Çeşitli kaynaklara
göre, tek bir fabrikanın bulunduğu en uzak, en önemsiz küçük yerlerde bile
kutlama oldu. Mitinglerin sayısı... yüzleri buluyor, eğlence ve yürüyüşler de...
Hiçbir yerde sorun çıkmadı. [39] Altmış mitinginden sonra yüz binden fazla
Viyanalı işçinin katıldığı görkemli bir yürüyüş yapıldı. Katılanlardan biri
daha sonra, O gün Viyana'yı proletarya yönetti diye yazıyordu. [40]
1 Mayıs Yürüyüşü -Macaristan
O dönemde Avusturya İmparatorluğu'nun bir parçası olan Macaristan'da 1 Mayıs
gösterileri tüm ülkede yapıldı. Sosyal Demokrat Parti'nin yayın organı Nepsava,
gösterilerin yalnızca Budapeşte'de değil, Sopron, Pecs, Gyor, Oroskaza, Pzsony
(Bratislava), Transalvanya ve diğer şehirlerde yapıldığını yazdı.
Budapeşte'deki gösteride tarım işçilerinden bir delegasyon şehirli işçilere
katıldı. Gerçekten de, Macaristan'da ilk uluslararası 1 Mayıs'ın önemli bir
özelliği de, tarım işçilerinin katılımıydı. Macaristan'da 80 binden fazla işçi
ve köylü 1 Mayıs'ı kutladı. [41]
Londra Times'ın Budapeşte muhabiri, Saat 1'de diye yazdı, işçiler parka doğru
yürüdü, gruplar kendilerine ayrılan yere geçti. Kısa bir süre içinde 50 bin işçi
miting için ayrılan açıklıkta toplandı. Büyük bir platformun önünde Sekiz saat
çalışma, sekiz saat dinlenme, sekiz saat uyku yazılı çok sayıda bayrak vardı.
Yüz kadar kadın işçi ulusal giysilerle alana vardı ve işçi sınıfının haklarını
talep etmek için toplanan 50 bin erkek tarafından selamlandı. Marseillaise'in
Macar uyarlaması söylendi ve Parlamento'yu sekiz saat yasasını çık:armaya
çağıran bir karar kabul edildi. [42]
Bu arada Budapeşte'de saat indirimi :ve ücret artışı isteğiyle grevler patlak
verdi. Basın, grevlerin 12-13 saatlik işgününden 8-10 saate inmesiyle ve
işçilerin %20-25 ücret artışı almasıyla sonuçlandığını yazdı. [43]
Polonyalı İşçiler Baskıyı Yeniyor
1889 Paris Kongresi'ne dört Polonyalı delege katıldı ve 1 Mayıs 1890ın
uluslararası sekiz saat eylem günü olarak seçilmesini coşkuyla desteklemelerine
karşın, işçi hareketinin Polonya'daki özel koşulları nedeniyle 1 Mayıs
ajitasyonunun diğer ülkelerdekinden daha az etkili olabileceği uyarısında
bulundu. [44]
Özel koşullar Polonya topraklarının üç güç tarafından işgal edilmesinden
kaynaklanıyordu: Rusya, Avusturya-Macaristan ve Prusya.
Bütün siyasal etkinliklerin yeraltına girmek zorunda kalmasına karşın, işçi
hareketi Polonya krallığının Rus egemenliğindeki bölgesinde gelişmişti. 1882'de
örgütlenen Polonya Sosyal Demokrat Partisi faaliyet sürdürebiliyor ve birçok
tutuklamaya karşın yavaş da olsa büyüyordu. [45]
1 Mart 1890'da, sosyalist eğilimli Polonya gazetesi Robotnik, Lwow'da
yayınlanmaya başladı.* (* Lwow'a eskiden A vusturya-Macaristan'da Lemberg
denilirdi, şimdi Sovyet Ukrayna'sında Lvov deniliyor.) İlk sayısının ilk
makalesi 1 Mayıs'a ayrılmıştı. Her sayıda tüm sayfayı kaplayan büyük harflerle
şu slogan vardı: "YOLDAŞLAR! 1 MAYIS'I UNUTMAYIN! İŞÇİ BAYRAMINI UNUTMAYIN!"
Robetnik toplatıldı, ama baskıya karşın, 1 Mayıs sayısı 1 Mayıs yürüyüşünün
ayrıntılı bir programını veriyor, "ilk kez işçi sınıfına bir gün ayrıldı"
yorumları yapılıyordu. [46]
Matbaacılar dışında bütün zanaatkarlar, kalifiye olmayan işçiler ve emekçiler 1
Mayıs 1890'da Lwow'da iş bıraktı. City Hall'ü doldurarak eylem yaptılar,
yaklaşık 3 bin işçi avlu, koridor ve yan evlerin ön bahçelerini doldurdular.
[47]
Hemen tüm gösterilerde işçiler sekiz saat talebini vurguladı ve bazı yerlerde
başka talepler de dile getirildi. Lwow'da göstericiler sekiz saat talebinin
"olgunlaşmamış" olduğunu söyleyerek, öğle saatinde bir buçuk saatlik molayla on
saat hakkını talep ettiler. On dört yaşın altında çocukların çalıştırılmasının
yasaklanması gerektiğini de dile getirdiler, ayrıca on sekiz yaşın altındaki
gençler günde altı saatten fazla çalıştırılmamalı ve parça başı çalışma tümüyle
ortadan kaldırılmalıydı. Siyasal talepler de geliştirildi; evrensel, dolaysız ve
gizli kardeşlikler, düzenli ordunun kaldırılması ve uluslararası anlaşmalara
bağlı olarak silahsızlanmaya gidilmesi istendi. [48]
Bunun ardından işçilerin koşullarında bazı iyileşmeler gerçekleşti. Fabrikalarda
işgünü on saate indi; ücretler artırıldı ve sendika komiteleri işçi koşullarını
görüşmek üzere işverenlerle bir araya geldi. Bazı durumlarda bu gelişmelerin
geçici olduğu ortaya çıktı; çok sayıda işveren panik durumundan sıyrılınca
verdikleri tavizi geri aldılar. Ama 1 Mayıs'tan hemen sonra bir İşçi Partisi
kuruldu. Parti 1 Mayıs'a şu şekilde yaklaştı: [49]
1 Mayıs 1890'ın önemi büyüktü, çünkü İŞÇİ sınıfının siyasal bağımsızlık
duygusunu ne kadar geliştirmiş olduğunu kanıtladı... Ancak 1 Mayıs sayesinde
gözlerimizi açabildik ve yeni dayanışmamızı bozmayı amaçlayan düşmanlarımızın
çabalarının yararsız olduğu ortaya çıktı.
Varşova'daki yasadışı siyasal örgütler ve sendikalarla birlikte Polonyalı
İşçiler Birliği, 1 Mayıs'ta eylem düzenlemenin yararsız olduğunu düşündü. Ama
Paris Kongresi'nden,sonra Polonya'ya gönderilen üç temsilciden biri olan
Stanislaw Padlewski'nin oraya gelişiyle birlikte durum değişti. 1 Mayıs
kutlamaları için gizli hazırlıklar başladı. 1 Mayıs hazırlıkları için Walka
Class (Sınıf Mücadelesi) çıkarılmaya başlandı. Gazetenin ilk sayısı, işçilerin 1
Mayıs'ta uğruna grev yapmaları gereken özgül talepleri sıraladı: "koruyucu emek
hakları; işçiler için yasal koruma; sendikal özgürlük; emekçilerin toplantı
özgürlüğü." [50]
Sekiz saat talebinin olmayışı Varşova'daki daha köktenci unsurlar arasında
hoşnutsuzluk yarattı; 28 Nisan'da iki yeraltı basımevinde basılarak dağıtılan
bir broşürde, tüm dünyada 1 Mayıs'taki kilit talebin sekiz saat olduğu ve bunun
Polonyalı işçilerin de ana talebi olması gerektiği belirtiliyordu, 1 Mayıs'taki
dayanışma işçilerin sekiz saat hakkını kazanmalarına yardım edecek ve bu sayede
çalışmak isteyenlere fabrikalarda yeni iş olanakları sağlanacaktı. Ayrıca sekiz
saat hakkıyla işçilerin daha fazla boş zamanı olacak, böylece kendisini
sermayeye karşı savaşıma adayabilecekti. [51]
1 Mayıs 1890'da sekiz-onbin işçi Varşova'da greve gitti. Stanislaw Padlewski bu
tepkiyi büyük bir zafer olarak kutladı ve birçok büyük fabrikanın kapanmak
zorunda kaldığını belirtti. Ama Varşova'da 1 Mayıs'ın ağır bir bedeli de vardı.
Bir çok grevci tutuklandı, çok sayıda işçi sekiz ayla üç yı1 arasında değişen
cezalara çarptırıldı1ar. Tutuklananların bir kısmı, cezalarını çektikten sonra
sınırdışı edildi. [52]
Grevler Varşova işçileri için iş saatleri ya da ücretler açısından hemen değişim
sağlamadı, ama sınıf bilinçleri ve örgütlenme kararlılıkları arttı. [53] Her
durumda, 1889'daki Paris kongresinde Polonyalı delegelerin dile getirdikleri, 1
Mayıs 1890'da Polonya topraklarında etkili eylemler düzenleme gücüne ilişkin
kuşkularının yanlış olduğu kanıtladı. Aşılması gereken engeller göz önüne
alındığında, Polonya'da ilk 1 Mayıs önemli bir başarı sağladı.
Hyde
Park ve Avustralya'dan Destek
İngiltere'de bazı işçiler 1 Mayıs'ta yürüyüş yaptı, ama büyük çoğunluk 4 Mayıs
Pazar günü sokaklara döküldü. Yalnızca Londra'da 350 ile 500 bin arasında işçi
eylem yaptı; Times bu eylemin ''modern dönemin en büyük gösterisi'' olduğunu
yazdı. [54] İngiliz işçilerinin büyük eylemini düzenleyen arasında Marx'ın kızı
Eleanor Marx Aveling özel bir önem taşıyordu. Eleanor Marx, İngiltere'de sekiz
saat hareketini başlatan Yasal Sekiz Saat ve Uluslararası İşçi Liga'sında
etkindi. Liga ''aynı amaç ve hedeflere sahip tüm örgütleri güçlendirmek için''
[55] ABD'deki gelişmelerle yakın bağlantı içindeydi.
Londra'daki Hyde Park'ta yapılan dev miting ''bütün işçiler için uluslararası
bir sekiz saatlik işgününü (işçilerin tam kurtuluşuna giden en acil adım)
belirleme'' yolunda bir karar aldı ve ''bütün ülkelerin hükümetlerini yasalarla
sekiz saatlik işgünü hakkını vermeye'' Çağırdı. [56]
Mitingteki en önemli konuşmacı olan sendika lideri John Burns, ''İşçiler neden
sekiz saati talep ediyor?'' diye soruyordu. Çünkü işçiler sekiz saati
''İngiltere'deki emekçilerin ağır koşullarının neden olduğu aşırı çalışma,
yoksulluk ve aşağılanmanın bir hafifleticisi ve çalışanların aşırı çalışma
saatlerini azaltarak işi olmayan binlerce kişiye iş verme olanağı olarak''
görüyordu. ''Binlerce kişi işsizken, Londra'da istememelerine karşın aşırı
çalışarak erkenden yaşlanan yüzbinlerce işçi vardı". [57]
Burns konuşmasında, Melbourne Ticaret Konseyi'nden bir telgraf aldığını söyledi.
Telgrafta, ''sekiz saat sistemi Avustralya'da büyük oranda uygulanıyor, Avrupalı
işçilerin de sekiz saat kampanyasında başarılı olmalarını diliyoruz'' yazıyordu.
[58]
1856'da Sydney ve Melbourne (Avustralya)'de duvarcılar sekiz saat hakkını elde
etmişlerdi. Bundan sonra hareket başarılı olmayı sürdürdü; 1889'da Melbourne'lü
işçilerin olasılıkla yarısı sekiz saat çalışıyordu. [59] Dolayısıyla, Paris
Kongresi 1 Mayıs 1890'da sekiz saat hakkı için eylem çağrısı yaptığı sırada,
Avustralya'nın en etkili sendikaları başarılarını kutlamak için zaten büyük
gösteriler yapıyordu. [60] Sekiz saate ilişkin olarak kendi gösteri ve eylem
gelenekleri vardı Nisan'da Melbourlie'de, Ekim'de Sydney'de [61] ve eylem yapmak
için bunları bir yana bırakmaya henüz hazır değillerdi [62]
Uluslararası 1 Mayıs, Melbourne'de fiili katılım olmasa bile biraz ilgi
uyandırdı.* (* Ama Avustralya'nın diğer kısımlarında Melbourne ve Sydney'deki
kadar büyük kazanımlar yoktu, hatta bu şehirlerde bile sekiz saat hakkını büyük
oranda, Avustralya işçilerinin küçük bir azınlığını temsil eden zanaat
sendikaları üyeleri elde etmişti. Bununla birlikte, dünya standartlarına göre
Avustralya'da sekiz saat hareketi hayli başarılıydı. (Leon Fox, ''Early
Australian MayDays", LabourHistory, Mayıs 1962, ss.36-38. .) 30 Nisan'da Sendika
Konseyi'nin Sekiz Saat Yıldönümü Komitesi, İngiltere ve kıtadaki işçi
örgütlerine sekiz saat hareketine verdikleri destek nedeniyle bir kutlama mesajı
göndermeye karar verdi. Ertesi sabah, 1 Mayıs'ta, "Avrupa ve Amerika'da maksimum
sekiz saat çalışma yasası için mücadele edenlerle" dayanışmayı ifade etmek için
Melbourne Trades Hall'de bir toplantı yapıldı. Toplantı, büyük olasılıkla Sosyal
Demokrat Kulüp tarafından düzenlendi; Bu örgüt, 1886'daki kuruluşundan beri, 1
Mayıs'ta "ABD'deki sendikacılarla dayanışma işareti olarak" yıllık mitingler
düzenliyordu. [63]
Havana'da 1 Mayıs Manifestosu
1887'de Küba'daki işçi hareketinde anarko-sendikalist lider Enrique y San
Martin, "işçi sınıfının ekonomik ve toplumsal çıkarları"na adanan günlük gazete
El Productor'u kurdu. El Produçtor Kübalı işçiler arasında sosyalist ideolojinin
gelişmesine katkıda bulundu. Bazı sayfalarını ABD'deki Haymarket trajedisine
adadı ve sekiz sanığın savunulması için yardım topladı. [64]
El Productor, 1885'te Havana'da Enriquei Crecci ve Maximo Fernandez tarafından
kurulan Circulo te Trabajadores (İşçi Kulübü)'in resmi yayın organıydı. 20 Nisan
1890'da Circulode Trabajadores, Kübalı işçileri sekiz saat hakkı için 1 Mayıs
uluslararası eylemini desteklemeye çağıran bir "1 Mayıs Manifestosu" yayınladı.
Havana'daki işçiler barışçıl bir biçimde toplanarak 1 Mayıs'ı kutlamak üzere
kitlesel bir mitinge çağrıldı Mitingte "birleşik bir işçi sınıfının zorunluluk
ve isteklerini vurgulayacak bir grup konuşmacı yer alacaktı. [65]
Polisin tehditlerine karşın, işçiler çağrıya yanıt verdi ve Havana sokaklarından
miting alanına yürüdü. New York Times'ın Havana muhabiri yürüyüşü şöyle anlattı:
Bu şehrin çeşitli sendikaları, en önde bandolarla ana caddelerde yürüyüş yaptı,
Yürüyüş yolu izleyicilerle doluydu; işçiler coşkuyla selamlandı... Yürüyüşçüler
Skating Rink'e yürüdüler, orada büyük ve coşkulu bir miting yapıldı. Tüm gün
boyunca düzen tam olarak sağlandı.
1 Mayıs mitinginde on beş kişi konuştu ve işçilerin yaşadığı kötü koşulları
anlattılar. Yasal sekiz saat hakkını talep ettiler, siyahlarla beyazlar için
eşit haklar çağrısı yaptılar ve tüm işçileri birleşmeye ve dayanışmaya
zorladılar. Var olan toplumsal düzeni yıkarak ''evrensel bir anavatan'' kurma
çağrıları da vardı. [67]
1 Mayıs kutlamalarının barışçıl olmasına karşın, devlet güçleri saldırdı.
Circulo de Trabajadores'in yöneticileri 1 Mayıs Manifestosu'nu
yayınladıklarından dolayı tutuklandı ve 23 Mayıs 1879'da ceza yasasını ihlal
etmekten yargılandı. Dr. Gonzalez Llorente'nin savunduğu sanıklar beraat etti.
Havana'nın ana caddelerinde yapılan büyük bir gösteriyle, serbest bırakılan
Circulo liderleri selamlandı.. [68]
''Tek
Ordu, Tek Bayrak...''
İIk uluslararası 1 Mayıs'ı özetleyen sosyalist Arbeiter-Zeitung şöyle yazıyordu:
[69]
İşçiler l Mayıs'ı kutlamalarını yasaklayacak hiçbir şeye izin vermedi -ne tüm
ülkelerin tüm burjuva basınının öfke patlamalarına, ne hükümet bildirilerine, ne
işten atma tehditlerine, ne büyük askeri yığınaklara kulak astı. Her yerde 1
Mayıs'ı kutladı; dünyada şimdiye dek böyle uluslararası bir kutlama görülmedi;
tüm uygar dünya, milyonlarca proleterin toplumun gelişimi için gerekli gördüğü
talepleri dile getirmek üzere toplandığı tek bir büyük Mayıs alanındaydı.
Engels, Komünist Manifesto'nun dördüncü Almanca baskısına 1 Mayıs 1890 hakkında
yazdığı önsözde, bu kadar çok ülkede eylem yapan yüzbinlerce işçiden duyduğu
coşkuyu dile getiriyordu: [70]
Bu satırları yazarken, Avrupa ve Amerika proletaryası güçlerini birleştiriyor.;
ilk kez Tek bir bayrak altında, Tek bir amaç için, Tek bir Ordu gibi harekete
geçiyor: yasal sekiz saatlik işgünü... Tanık olduğumuz görüntü tüm toprakların
kapitalistleriyle toprak sahiplerinin bugün tüm topraklardaki proleterlerin
gerçekten birleştiğini kavramalarını sağlayacaktır. Keşke Marx da yanımda olup
bunu gözleriyle görebilseydi! * (Karl Marx 14 Mart 1883de öldü)
|

|
|
Türkiye'de 1 Mayıslar
(DİSK den tarih: 04.08.2002 )
1 Mayıslar
Fehmi IŞIKLAR
not: Bu yazı "Olaylar ve Tanıklarıyla DİSK Tarihi-2" (DİSK YAYINLARI NO
22, 1997) kitabından alınmıştır
DİSK`in 30. yıl kutlamalarında sizleri, Türkiye işçi sınıfını ve dünya
işçilerini selamlıyorum.
Böyle bir günde sizlere seslenmenin mutluluğunu yaşıyorum.
DİSK yönetiminin belirlemesine göre bu panelde 1 Mayıslar ile 20 Mart
Faşizme İhtar Eylemi`ni değerlendirmeye çalışacağım. 20 dakika gibi kısa
bir sürede bu iki önemli olayı bütün yönleri ile değerlendirmek
olanaksız. Yine de kısaca özetlemek ve bu eylemlerden dolayı Askeri
Mahkemelerde yapılan suçlamalardan bazı aktarmalar yapmak istiyorum.
8 saatlik işgünü mücadelesi
Bilindiği gibi 1 Mayıs, işçi sınıfının bütün dünyada `8 saatlik işgünü`
için verdiği savaşımı simgeler. ABD`de başta Chicago olmak üzere birçok
kentte işçiler günde 8 saat çalışma hakkını elde etmek için 1 Mayıs 1886
günü genel grev yapılmasını kararlaştırdılar. Eyleme katılanların
üzerine ateş açılması sonucu 6 işçi öldü. Daha sonra bu olayı protesto
etmek üzere düzenlenen toplantıya bir ajan provakatör tarafından bomba
atıldı. Fabrikalardan çıkan işçilere saldırıldı ve çıkan olaylar sonucu
birkaç polis ile 4 işçi daha öldü. Bu olayların sorumlusu olarak
yakalanan 8 işçi liderinden 4`ü idama mahkum edilerek asıldı. Asılan
işçi liderlerinden Parsons`ın mahkemede `asılacaksam cani olduğum için
değil, sosyalist olduğum için asılacağım` diye seslenişi günümüzde de
hemen tüm 1 Mayıs kutlamalarında yankılanmaktadır.
Tarihi gerçek bu iken DİSK İddianamesinin 121. ve 122. sayfalarında 1
Mayıs`ın ortaya çıkış biçimi şöyle dile getirilmiştir:
`1 Mayıs 1886 tarihinde 8 saatlik iş günü için ABD`nin birçok şehrinde
büyük miting ve gösteriler yapılmış, birkaç gün devam eden gösteriler
sırasında 3 Mayıs günü Chicago`da gösteri yapan işçiler polise karşı
koymuşlar ve çıkan çatışma sonunda bir işçi ölmüştür. Bunu takiben 4
Mayıs günü meydana gelen yeni olaylar ve polis karakollarına yapılan
saldırılar üzerine, 8 sendikacı ile bazı işçi liderleri tutuklanmış, 21
Haziran`da yapılan duruşmalar sonunda 4 işçi idam cezasına, diğerleri
ise çeşitli hapis cezalarına çarptırılmışlardır.`
Gerçekleri çarpıtan bu anlayış ile 1886 yılında işçilere saldıran,
suçlayan ve cezalandıran anlayış arasında hiçbir fark yoktur. DİSK
davasını yaşayanlar, izleyenler ve sonradan inceleyenler bu çarpık
görüşü çok yakından tanımaktadırlar. Bu anlayışa göre öldürenler değil,
ölenler sorumlu ve suçludur.
1889 yılında toplanan Uluslararası İşçi Derneği, 1 Mayıs olaylarını
tartışmış ve ölenlerin anısını yaşatmak amacı ile her yıl 1 Mayısın
Birlik, Dayanışma ve Mücadele Günü olmasını kararlaştırmıştır.
ILO; 1 Mayıs sendikal hakların önemli bir yönüdür
Bu gerçek, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından da kabul
edilmiş, üye devletlerin hükümetleri ile işçi örgütlerinin sürtüşmesini
önlemek amacı ile `açık hava toplantıları, özellikle 1 Mayıs günü
vesilesiyle düzenlenecek toplantılar, sendikal hakların önemli bir
yönüdür` kararını alarak emeğin bayramı olan 1 Mayıs`a uluslararası bir
resmiyet kazandırmıştır.
Bütün bunlara karşın 1 Mayıs Türkiye`de uzun yıllar yasaklanmış, her yıl
1 Mayıs öncesi 1 Mayıs`ı savunanlar gözaltına alınmış ve
fişlenmişlerdir.
İlk kitlesel kutlama, 1976
Nihayet bugün 30. kuruluş yılını kutladığımız DİSK, belirli bir güce
kavuştuktan sonra, 1976 yılında 1 Mayıs`ı anlamına uygun ve kitlesel bir
biçimde kutlama kararı almıştır.
Disiplinli ve sabırlı bir hazırlık çalışmasından sonra 1976 1 Mayıs`ında
yüzbinlerce insan Taksim Alanı`nı doldurmuş ve istemlerini haykırarak
dile getirmiştir.
O günü bugün gibi anımsıyorum. Güzergahtan alana doğru yürürken, genç
yaşlı birçok insanın sevinçten gözyaşları döktüklerine canlı olarak
tanık oldum.
Toplantı olaysız geçmişti. Çünkü toplanan emekçilere herhangi bir
saldırı olmamıştı.
Bu kutlama, aydınlık, çağdaş demokratik bir Türkiye özlemi çekenler için
ne kadar umut kaynağı olmuşsa, baskı, sömürü ve karanlık bir Türkiye
özlemi çekenler için de o denli kaygı kaynağı olmuştur.
1977 provokasyonu
1 Mayıs 1977 kutlamaları için DİSK, artık daha da deneyimliydi. Bütün
hazırlıklar yoğun bir çalışmayla tamamlandı. Çok sayıda yabancı ülke
sendikacılarının da katıldığı 1 Mayıs`a, yurdun çeşitli yerlerinden
onbinlerce insan akmaya başladı. Sabahın erken saatlerinde istemlerini
hayırmak, dayanışmasını pekiştirmek amacıyla yürüyüş güzergahlarında
yerlerini alan yüzbinler, halay çekip türkü söyleyerek alanı doldurmaya
başladılar. 20.000 dolayında DİSK görevlisi ise 1 Mayıs mitinginin
güvenliğini sağlamak için çırpınıyordu.
O günün Genel Başkanı Kemal Türkler konuşmaya başladığında halen yürüyüş
devam ediyordu. Bu konuşmanın sonuna doğru önceden programlandığı
anlaşılan saldırının işareti, bir el tabanca sesi ile verildi. Bu ateşin
hemen arkasından yaylım ateşi başlatıldı, kitlenin üzerine uzun namlulu
silahlarla rastgele ateş açılıyordu. Daha sonra patlayan ses bombaları,
çığlık sesleri kitlede korkunç bir paniğe neden olmuştu ve nihayet
Taksim Alanı kan gölüne dönmüştü. Bu saldırıda 36 yurttaşımız yaşamını
yitirmiş birçok kişi de yaralanmıştı.
Kitleleri yıldırmak ve işçi sınıfını sindirmek için karanlık güçler,
karanlık emellerini gerçekleştirmişti. 1977 yılında İstanbul Taksim
Meydanı`nda Türkiye işçi sınıfının ödediği bedel, 1886 yılında ABD`de
Chicago`da ödenen bedelden kat be kat fazla olmuştu.
1 Mayıs katliamının üzerindeki esrar perdesi halen aralanmamıştır.
Katliamı düzenleyenlerle ilgili hiçbir şey yapılmamış, ama saldırıya
uğrayan DİSK, bu nedenle ağır bir şekilde suçlanmıştır.
1978; Yine dimdik, yine inançlı ve yine daha kararlıyız
1 Mayıs 1978 kutlamalarına bu tartışmalarla gelindi. Daha 1 Mayıs`a
20-25 gün kala, gerici ve tutucu basın, kitleleri yıldırmak, tansiyonu
yükseltmek ve gerginlik ortamı yaratmak amacı ile sürekli olumsuz
yayınlar yaptı. 1977 katliamına benzer bir olayın çıkabileceğini,
gösteriye katılan işçilerin çıkacak olaydan sonra önüne gelen yeri yakıp
yıkacağını, her tarafı yağma ve talan edeceğini açıkça belirten yazılar
yazıldı. Ve söylentiler yayıldı. Amaç işçi sınıfı mücadelesini önlemek
ve DİSK`in etkinliğini kırmaktı.
1977 1 Mayıs`ının kitleleri yıldırması gereken ürkütücü sonucuna ve
yapılan olumsuz propagandalara karşın onbinlerce emekçi yine, Taksim
Alanı`na akmaya başlamıştı.
O günün DİSK Genel Başkanı Abdullah Baştürk şöyle sesleniyordu:
`Yılmadık. Haklı olan biz işçiler ve emekçiler korkmadan ve yılmadan
yine buradayız. Yine dimdik, yine inançlı ve yine daha kararlıyız.
Bugün, 1 Mayıs 1978`de 36 şehidimizi saygıyla anıyoruz.`
`Bugün 1 Mayıs, bizim bayramımız. Sömürüye ve baskıya karşı,
emperyalizme, faşizme, şovenizme karşı mücadele azmimizin bilendiği
gündür.`
Burada önemli bir konunun altını çizmek istiyorum. Başından sonuna kadar
olaysız geçen ve çok sayıda yabancı konuğun katıldığı 1 Mayıs 1978
gösterilerinde, katılan kitlenin büyük bir çoğunluğu belirlenen
disipline uymuş, ancak özellikle DİSK`in dışındaki kimi gruplar bazı
disiplinsiz davranışlar içine girmişlerdi. Bu, o dönemde bir
gerçeklikti. Bu gerçeklik tüm demokratik kuruluşların yaşadığı, istese
de önleyemeyeceği bir gerçeklikti. Nitekim bu disiplinsizlikler sonradan
DİSK yöneticilerinin suçlanmasında dayanak olarak kullanılmıştır.
Gereksiz olarak ve kötü niyetle yapılmadığına inandığım bu
disiplinsizliklerin bütün hesabı DİSK yöneticilerine fatura edilmiştir.
İstanbulda 1 Mayısa yasak
1 Mayıs 1979 daha farklı bir ortamda ve daha farklı bir biçimde
yaşanmıştır. O dönemde İstanbul`da sıkıyönetim uygulanmaktaydı.
Kutlamalar için gerekli girişimler yapılmış, ancak temel hak ve
özgürlüklere yönelik şiddet eylemlerini önlemek amacıyla ilan edilen
sıkıyönetim gerekçe gösterilerek istenen izin verilmemişti. Bu nedenle
geçmiş yıllardakine benzer bir kutlama yapılamamıştır.
Ana muhalefet lideri iken, 3 Haziran 1977`de Taksim`de toplantı yapmak
isteyen ve dönemin Başbakan`ı Süleyman Demirel`in güvenlik nedeniyle
yapmış olduğu uyarıya karşı çıkarak `Bu koşullarda yurttaşlarıma bu
toplantıya gelin diyemem, ancak ben eşim Rahşan Ecevit ile 3 Haziran`da
Taksim Meydanı`nda olacağım` diyen Bülent Ecevit, Başbakanlık yaptığı
1979 yılında ise DİSK`in 1 Mayıs toplantısının Taksim`de yapılmasına
izin verilmemesini içine sindirebilmişti...
Daha da önemlisi DİSK`in kararına uymayarak 1 Mayıs`ı İzmir`de kutlamak
isteyenleri özendirip, destekleyebilmişti...
DİSK yönetimi 1 Mayısı cezaevinde kutladı
DİSK yönetimi, Taksim Alanı`ndan vazgeçmeyi, 1977 katliamını
gerçekleştirenlere karşı verilecek bir ödün ve bir nevi teslimiyet
olarak niteliyordu. Nitekim bu konuda kararlı davranan DİSK yönetimi,
gözaltına alınmış ve 1 Mayıs`ı Selimiye Kışlası`nda kutlamak durumunda
kalmıştır.
Sokağa çıkma yasağının konduğu 1 Mayıs 1979`da başta TİP yöneticileri
olmak üzere, direnmenin doğru olacağına inanan birçok insan sokağa
çıkmış, saldırıya uğramayı ve cezaevine girmeyi göze alabilmiştir. Bu
her zaman takdirle anılması gereken bir durumdur. İnanıyorum ki, kendini
solda tanımlayan kişi ve kuruluşlar bir bütün olarak bu kararlılığı ve
bilinci göstermiş olsalardı, 12 Eylül bu kadar kolay olmazdı.
Her işyeri 1 Mayıs alanı
1 Mayıs 1980 çok daha farklı bir ortamda ve özüne uygun bir biçimde
kutlanmıştır.
Olumsuz gelişmeleri ve yaygınlaşarak artan baskıları göz önünde
bulunduran DİSK Yürütme Kurulu, 1 Mayıs 1980`in temel hak ve özgürlükler
ile açlığa, yoksulluğa, sefalete, baskı ve zulme karşı verilen
mücadelede yeni bir köşe taşı olacak nitelikte kutlanmasına, tüm
Türkiye`nin 1 Mayıs alanı olarak yorumlanmasına, 1 Mayıs 1980`in
İstanbul, Ankara, İzmir, Trabzon, Bitlis ve Mersin`de bölgesel
organizasyonlarla DİSK`in önderliğinde kutlanmasına karar vermiştir. Bu
illerde izin işlemleri, 1 Mayıs gösterilerinin örgütlenmesi için yoğun
çaba harcanmıştır.
Ayrıca hemen belirtelim ki diğer 1 Mayıs`larda olduğu gibi, 1980 1
Mayıs`ı öncesinde de yoğun bir tartışma yaşanmış, DİSK ve 1 Mayıs hem
parlamentoyu oluşturan siyasi partiler ve hem de sermayenin kuruluşları
ve yayın organları tarafından boy hedefi seçilmiştir.
Anayasal bir hak olan ve tüm dünyada işçiler tarafından özgürce kutlanan
1 Mayıs`a karşı çıkarılan engellere tepki olarak işçiler 30 Nisan`da
birçok işyerini 1 Mayıs alanı haline getirerek üretimden gelen güçlerini
kullanmış ve baskılar boşa çıkarılmıştır.
DİSK yöneticilerinin büyük bir bölümü bu 1 Mayıs`ı da gözaltında
yaşamıştır. Ama, önceden hazırlanan Genel Başkanın 1 Mayıs mesajı bütün
işyerlerinde okunarak baskılar protesto edilmiştir.
Özetlemek gerekirse 1980 öncesi 1 Mayıs`ların önüne büyük engeller
çıkarılmış, 1 Mayıs`larda çeşitli olumsuzluklar yaşanmış ve baskılara
uğranmıştır.
12 Eylül iddianamelerinde 1 Mayıs
DİSK İddianamesinde yapılan suçlamalardan birisi şöyledir:
`1 Mayıs`ların 1886 yılında Amerika`da işçi sınıfının genel grev
uygulaması ile meydana gelen olaylar sebebiyle diğer ülke işçilerinin
dayanışma içine girmelerinin simgesi olarak kutlandığı belirtilmekte ise
de gerçekte, Marksist-Leninist bir düzenin ihtilalci metodlarla
gerçekleştirilebilmesi için işçi sınıfı, emekçi ve ortak katmanların
Ôgüç ve eylem birliğinin oluşturulması, Ôkitlesel bütünlük ve
dinamizminin muhafaza edilmesini sağlamaya matuf bir hareketliliği
ifade etmektedir.` (DİSK Davası İddianamesi Sayfa 692)
Hukuk dışı ve akıldışı bir anlayışla 1 Mayıs`lar yorumlanmış ve 1
Mayıs`lar nedeniyle haksızlığa uğrayan DİSK, 1980 askeri darbesini
yapanların, bir bakıma ihtilal yapanların oluşturduğu mahkemelerde
ihtilale teşebbüs etmekle suçlanmıştır.
Bugün, Taksim`de cami yapılmasını utangaç bir dille eleştirenlerin büyük
bir bölümü aslında bugüne gelişten sorumludurlar; 12 Eylül öncesi 1
Mayıs`lara, işçi sınıfının haklı eylemlerine, saygın bir işçi örgütü
olan DİSK`e karşı olanlar bugün bari gerçeği görmeli ona göre tavır
almalıdırlar.
Bugün faili meçhul cinayetlerle, köy bombalamalarına ve köy
boşaltmalara, yoğun zorunlu göçlere seyirci kalanlar yarın daha ağır
sorumluluk taşıyacaklarını unutmamalıdırlar.
Kısa bir sıralama ile anlatmaya çalıştığım ve her biri ayrı özelliğe
sahip olan 1 Mayıs`lar birçok yönleri ile özel olarak
değerlendirilmelidir. Her 1 Mayıs`ta, öncesi ve sonrası yapılan
tartışmalar, basına yansıyan açıklamalar, yapılan konuşmalar, meydana
gelen olaylar ve sıkıyönetim mahkemelerinde ileri sürülen suçlamalar
ayrı ayrı ele alınmalı ve geleceğe ışık tutacak sonuçlar çıkarılmalıdır.
Bunun gerekli ve yararlı olduğu, 1980 sonrası yaşanan olumsuzluklarla
daha da iyi anlaşılmaktadır.
http://www.1mayis.net/M1bellek/bellekDetail.asp?id=128 |
|
http://www.sinbad.nu/
|
Osmanlı'dan bugüne 1 Mayıs |
Hürriyet,
30.04.2003 |
|
http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid~7@nvid~261724,00.asp
İşçiler, 1 Mayıs'ı, Osmanlı İmparatorluğu'nda ilk kez, 1909
yılında Üsküp'te kutladılar. II. Meşrutiyet'in ilanından sonra Bulgar, Sırp
ve Türk işçilerin katılımıyla yapılan bu kutlamada yüz kadar işçi kızıl
bayraklarla yürüdü.
Selanik'te ise Bulgar sosyal demokratları bildiri dağıttılar ve
imparatorluğun bütün tebasına seçme ve seçilme hakkı tanınması, emeği
koruyacak yasaların çıkarılması ile grev mevzuatının değiştirilmesini
istediler.
İrvem Keskinoğlu'nun Türkiye Sendikacılık Ansiklopedisi'nde verdiği bilgiye
göre, 1910 yılında 1 Mayıs, Selanik ile birkaç Rumeli kentinde daha
kutlandı. 1911'de ise Üsküp, Selanik, İstanbul, Edirne ve bazı Trakya
kentlerinde kutlamalar yapıldı.
4 ETNİK GRUP, 4 DİLDEN KONUŞMA
Selanik'te 14'ten fazla sendikaya bağlı Yahudi, Bulgar, Yunanlı
ve Türk işçilerden oluşan 2 bin kişinin katıldığı belirtilen mitingde 4 ayrı
dilden konuşmalar yapıldı. Yük arabası sürücüleri, mavnacılar, liman ve
yükleme-boşaltma işçileri iş bıraktılar.
İSTANBUL'DA 1 MAYIS KUTLAMASI
''1 Mayıs'', 1912 yılında Selanik'in yanı sıra İstanbul'da da
kutlandı. İstanbul'da Dersaadet Tetebuatı İçtimaiye Cemiyeti (İstanbul
Toplumsal İncelemeler Derneği) ve ona bağlı işçi dernekleri, Pangaltı'daki
Belvü bahçesinde kutlama yaptılar.
Selanik'te ise 7 binden fazla işçi, iş bıraktı, konuşmalar
yapıldı. Bir parkta toplanmak isteyen göstericiler asker, jandarma ve polis
tarafından dağıtıldı. 1913 ve 1914 yıllarında 1 Mayıs gösterileri
yasaklandı; Birinci Dünya Savaşı yıllarında da 1 Mayıs gösterisi yapılamadı.
1920 yılında ise işgal altındaki İstanbul'da 1 Mayıs'ın
kutlanmaması kararlaştırıldı. Trabzon ve birkaç Karadeniz kentinde
düzenlenen gösteri ve yürüyüşlerde Lenin ve Enver Paşa övüldü, Yunan işgali
protesto edildi.
İŞÇİLER SADRAZAMI ZİYARET ETTİ
Prof. Dr. Mete Tunçay'ın ''Türkiye'de Sol Akımlar'' adlı eserinde
aktardığına göre, 1921 1 Mayısı'nda ise İstanbul'un hemen bütün işçileri,
özellikle Şirket-i Hayriye, Seyrüsefain, Haliç İdaresi ve Tramvay
kumpanyasında çalışanların hepsi tatil yaptılar.
''Milli Mücadele'ye karşı olumsuz tavır takındığı'' belirtilen Türkiye
Sosyalist Fırkası'nın (TSF) çağrısı üzerine İstanbul işçileri, TSF
merkezindeki bayramlaşmadan sonra, genel başkan Hüseyin Hilmi (İştirakçi
Hilmi) Bey ve üç delege, mavi işçi gömleği ve kırmızı kravatlı giysileriyle
Sadrazam Ahmet Tevfik Paşa'yı ziyaret ettiler. TSF, o gün ''Bilumum İstanbul
Amelesine'' başlıklı bir bildiri de yayınladı.
Keskinoğlu'nun aktardığına göre, Kağıthane'de yapılan kutlamada ise bir
bando eşliğinde marşlar çalındı, bazı yerlerde kırmızı bayraklar açıldı;
mavi gömlekli kırmızı kravatlı, kızıl rozet takmış işçiler, o gün
kendilerine içki içmeyi yasakladılar.
ANKARA'DA İLK 1 MAYIS
Ankara'da ise Sovyetler Birliği ile dostluk ilişkileri çerçevesinde; 1 Mayıs
1922'de ilk işçi bayramı kutlandı. Keskinoğlu'nun aktardığına göre, İmalatı
Harbiye, demiryolu işçileri ve mürettipler, eş ve çocuklarının da katıldığı
bir toplantı yaptılar.
İzmir Mebusu Yunus Nadi (Abalıoğlu), Menteşe Mebusu Tevfik Rüştü
(Aras) ve Rus elçiliğinden bazı memurların katıldığı bir tören yapıldı ve
akşam da Millet Bahçesi'nde eğlence düzenlendi.
1923 1 Mayısı, İstanbul, Ankara, İzmir ve Adapazarı'nda kutlandı. Artık
Ankara Hükümeti'nin yönetimine girmiş olan İstanbul'da, İstanbul Umum Amele
Cemiyeti gösteri düzenledi; Mustafa Kemal Paşa ve enternasyonallere
telgraflar çekildi.
1924'TE 1 MAYIS YASAKLANDI
Cumhuriyet'in ilanından sonra ise 1924 1 Mayısı hükümetçe
yasaklandı. 1925 yılında Doğu'da çıkan isyanlar üzerine çıkarılan Takriri
Sükun Kanunu da kutlama yapılmasına imkan tanımıyordu. Bu yıldan sonra
kutlamalar salon toplantıları şeklinde ya da gizlilik içinde yapılabildi.
27 Mayıs 1935 tarihli ''Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkındaki Kanun''
ile 1 Mayıs ''Bahar Bayramı'' olarak kabul edildi.
50 yıllık aradan sonra ilk açık 1 Mayıs kutlaması, 1975 yılında İstanbul
Tepebaşı'nda bir gazinoda düzenlendi.
(aa)
|
Birlik ve dayanışma günü
HATİCE TUNCER
http://www.1mayis.net/M1bellek/bellekDetail.asp?id=136
Emekçilerin uluslararası birlik,
mücadele, dayanışma günü 1 Mayıs, bugün Türkiye'de, IMF politikalarına ve
dünyadaki savaş çığırtkanlığına karşı barış ve dostluk günü olarak kutlanacak. 1
Mayıs'lara doğru yaratılan "gergin bekleyiş" havası, bu yıl biraz daha yumuşamış
görünse de olağanüstü hal uygulaması kapsamındaki illerde "İşçi Bayramı" yine
yasaklı bir gün. Yıllarca 1 Mayıs'ları "tehlikeli" günler olarak değerlendiren
sağ siyaset temsilcileri de bu yıl Ankara'da düzenlenecek kutlamaya
katılacaklarını bildirdiler.
İşçi, memur, mühendis, doktor, işsiz,
öğrenci, her meslekten her yaştan insanın "Yaşasın 1 Mayıs" diye yollara
döküldüğü, alanlara yürüdüğü 1 Mayıslar güzel başlar. Sabah erken saatlerde
pankartlar, dövizler hazırlanır, aynı coşkuyu yaşayanlarla buluşulur. Olağan
şüphelilerin bayram günü yaklaştıkça gözaltına alınmaları, yoğun güvenlik
önlemleri, adım başı didik didik aramalar bile keyifleri kaçırmaz.
Hoparlörlerden 1 Mayıs marşı çalınır, davul zurna eşliğinde halaylar çekilir,
sloganlar atılır. "Haydi arkadaşlar, 1 Mayıs alanına" anonsu en coşkulu andır,
yürüyüş başlar.
Kanlı 1 Mayıs 1977
DİSK, Türkiye'de 50 yıldan sonra ilk kez
1976'da Taksim Meydanı'nda düzenlediği ve yüz bini aşkın kişinin kutladığı 1
Mayıs'tan bir yıl sonra 1977 de böyle bayram havasıyla başlamıştı. Toplumda
yayılmaya çalışılan korku ve endişe havasına karşın 1 Mayıs 1977'de
İstanbul'daki mitinge yaklaşık 500 bin kişi katıldı. Mitingin sona ermesine
doğru, temmuz 1980'de faşişt saldırıda yaşamını yitiren DİSK Genel Başkanı Kemal
Türkler, konuşmasını yaparken 3 el silah sesi duyuldu. Ardından Sular İdaresi ve
PTT binası üzerinden ve bugün adı The Marmara Oteli olan İntercontinantal
Oteli'nden yoğun bir şekilde ateş açıldı. Panzerler su sıkarak ve ses bombası
atarak panik halindeki insanların üzerine sürüldü. Kaçışan insanlar girişi bir
kamyonetle kesilmiş olan Kazancı Yokuşu'nda sıkıştı. 37 kişinin yaşamını
yitirdiği, yüzlercesinin yaralandığı katliamın failleri bulunamadı.
Yasaklı yıllar
1 Mayıs 1978, tedirginliğe karşın yine
Taksim Meydanı'nda coşkuyla kutlandı. 1979'da 1 Mayıs kutlamaları Sıkıyönetim
Komutanlığı'nca yasaklanmasına karşın TİP Genel Başkanı Behice Boran,
arkadaşlarıyla birlikte Merter'de DİSK Genel Merkezi'ne kadar yürüyünce
gözaltına alındı. 1980'de İstanbul'da yasaklanınca 1 Mayıs Mersin'de kutlandı. 1
Mayıslar yıllarca salonlarda kutlanırken 1988'de SHP milletvekilleri birkaç yüz
metre ilerideki Taksim Anıtı'na "taksiyle" giderek çelenk koydular. Yürüyüş
yapmak isteyenlerse coplanarak dağıtıldı. 1989 yine yasaklıydı, ama Taksim
Meydanı'na çıkmaya çalışan bir gruba açılan ateş sonucu Mehmet Akif Dalcı adlı
marangoz çırağı yaşamını yitirdi.
1 Mayıs 1996'da 2 işçi öldü
1996'da silahlar daha miting başlamadan
sabah 09.00'da patladı ve iki işçi yaşamını yitirdi. Kürsü bazı gruplar
tarafından işgal edildi. Bazı sol grupların tek tip kıyafetle katıldığı mitingin
bittiği duyurulurken Kadıköy Meydanı bir anda karıştı. Bir kişi daha silahla
öldürüldü, mağazaların camları, bankamatikler kırıldı. 1 Mayıs 1996'da
"varoşlardan" gelen patlamaya hazır yoksullar olduğu keşfedilirken, Hasan
Albayrak, Yalçın Levent ve Dursun Adabaş 'ın öldürülmeleri değil de tahrip
edilen "laleler" günlerce tartışıldı.
Olaysız yıllar
1997 ve 1998 yıllarında Abide-i Hürriyet
Meydanı'nda yapılan kutlamalara katılmak üzere kortejin arkasında yürüyen bazı
sol gruplara polis cop, su ve gözyaşartıcı bombalara müdahale etti. 1999, 2000
ve 2001 yıllarında İstanbul'da 1 Mayıs mitingleri olaysız sona erdi.
|